Cevat Öneş: Kürdlerin duruşu alkışlanmalıdır



BasHaber - Darbe girişimi sırasında Kürdlerin demokrasi ekseninde durmalarının alkışlanacak bir durum olduğunu kaydeden MİT Eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, Kürdlerin Türkiye demokrasisinin en önemli motoru olduğunu ifade etti.

BasHaber - Darbe girişimi sırasında Kürdlerin demokrasi ekseninde durmalarının alkışlanacak bir durum olduğunu kaydeden MİT Eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, Kürdlerin Türkiye demokrasisinin en önemli motoru olduğunu ifade etti.BasHaber - 

Darbecilerin, Cumhurbaşkanı’nı ölü ya da diri ele geçirerek üst komutayı hedeflediğini söyleyen Eski MİT Müsteşarı Cevat Öneş, “Silahlı kuvvetlerin büyük çoğunluğunun özellikle komuta kademesinin karşı duruşu bu noktada çok önemli idi. Genelkurmay Başkanı’nın direnmesi, bildiriyi imzalamaması oldukça önemliydi. Tabi buna paralel olarak Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın, hükümetimizin duruşu ve Türkiye toplumunun meydanlara demokrasiyi koruma amacıyla inişi karşısında” bu kalkışmanın başarısız kaldığını belirtti.

Darbecilerin, Cumhurbaşkanı’nı ölü ya da diri ele geçirerek üst komutayı hedeflediğini söyleyen Eski MİT Müsteşarı Cevat Öneş, “Silahlı kuvvetlerin büyük çoğunluğunun özellikle komuta kademesinin karşı duruşu bu noktada çok önemli idi. Genelkurmay Başkanı’nın direnmesi, bildiriyi imzalamaması oldukça önemliydi. Tabi buna paralel olarak Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın, hükümetimizin duruşu ve Türkiye toplumunun meydanlara demokrasiyi koruma amacıyla inişi karşısında” bu kalkışmanın başarısız kaldığını belirtti.

Bu başarısız kalkışmayı rehavet ile karşılamamak gerektiğine dikkat çeken Öneş, “Yargı sistemi, emniyet ve silahlı kuvvetler içerisinde bürokrasinin diğer kademelerinde ki darbeci yapılanmanın hassas bir şekilde, hukukun emirlerine uyarak temizlenmesi zaman alacaktır. O nedenle Türkiye bugün bu darbelerden kurtulmak istiyorsa Kürd meselesi, Alevi meselesi gibi temel sorunları ile diğer ekonomik, sosyo - politik, psikolojik sorunlarını temelden çözebilmek için gerçekten nitelikli bir demokratikleşme sürecine girmesi gerekir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ve AK Parti yönetiminin ancak bu istikamette hareket ettiği takdirde Türkiye’nin bir demokrasi sıçraması yapmasında öncülük yapacağını düşünüyorum” diyerek, aksi durumda yaşanan sorunların ağırlaşarak devam edeceğini savundu.

Bu başarısız kalkışmayı rehavet ile karşılamamak gerektiğine dikkat çeken Öneş, “Yargı sistemi, emniyet ve silahlı kuvvetler içerisinde bürokrasinin diğer kademelerinde ki darbeci yapılanmanın hassas bir şekilde, hukukun emirlerine uyarak temizlenmesi zaman alacaktır. O nedenle Türkiye bugün bu darbelerden kurtulmak istiyorsa Kürd meselesi, Alevi meselesi gibi temel sorunları ile diğer ekonomik, sosyo - politik, psikolojik sorunlarını temelden çözebilmek için gerçekten nitelikli bir demokratikleşme sürecine girmesi gerekir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ve AK Parti yönetiminin ancak bu istikamette hareket ettiği takdirde Türkiye’nin bir demokrasi sıçraması yapmasında öncülük yapacağını düşünüyorum” diyerek, aksi durumda yaşanan sorunların ağırlaşarak devam edeceğini savundu.

BasHaber’in sorularını yanıtlayan Eski MİT Müsteşarı Cevat Öneş, “Özellikle Cumhurbaşkanı’na ve hükümete düşen görev, geçmişin hatalarından arınarak, temel meseleleri özellikle demokrasi ve insan hakları konusunu iç politika malzemesi yapmadan ve siyasal İslam’ı kullanmanın bu ülkeye getirdiği zararları görerek; demokratik laiklik zihniyet ve pratiği içerisinde yeni bir süreci başlatmalarıdır” dedi.

BasHaber’in sorularını yanıtlayan Eski MİT Müsteşarı Cevat Öneş, “Özellikle Cumhurbaşkanı’na ve hükümete düşen görev, geçmişin hatalarından arınarak, temel meseleleri özellikle demokrasi ve insan hakları konusunu iç politika malzemesi yapmadan ve siyasal İslam’ı kullanmanın bu ülkeye getirdiği zararları görerek; demokratik laiklik zihniyet ve pratiği içerisinde yeni bir süreci başlatmalarıdır” dedi.

Türkiye sokakları garip olaylara sahne oldu, darbeci askerlere karşı halk sokaklara çıktı ve onları rehin aldı neredeyse. Burası Türkiye olabilir mi?

Türkiye sokakları garip olaylara sahne oldu, darbeci askerlere karşı halk sokaklara çıktı ve onları rehin aldı neredeyse. Burası Türkiye olabilir mi?

15 Temmuz akşamı yaşanan olaylar gerçekten Türkiye'ye yakışmayan bir manzaraydı. Türkiye toplumu bu manzarayı hak etmedi. Biz de tüm gelişmeleri çağımızın iletişim imkanları içerisinde televizyon ve diğer iletişim araçlarından canlı takip ettik. Özellikle TBMM'nin bombalanması, insanların tank paletleri altında ezilmesi, MİT Müsteşarlığı’nın ve emniyetin bombalanması, silahlı kişilerce basılması günümüzde düşünülmeyecek bir olaydı.

15 Temmuz akşamı yaşanan olaylar gerçekten Türkiye'ye yakışmayan bir manzaraydı. Türkiye toplumu bu manzarayı hak etmedi. Biz de tüm gelişmeleri çağımızın iletişim imkanları içerisinde televizyon ve diğer iletişim araçlarından canlı takip ettik. Özellikle TBMM'nin bombalanması, insanların tank paletleri altında ezilmesi, MİT Müsteşarlığı’nın ve emniyetin bombalanması, silahlı kişilerce basılması günümüzde düşünülmeyecek bir olaydı.

Linç edilen, soyulan, dövülen hatta kesilen kanlar içinde “kutsal ocak ordunun” askerlerinin görüntüleri her yeri sardı. Eskiden asker homurdanır, hükümet devrilirdi. Türkiye’de bir sarı devrim mi yaşanan şey?

Linç edilen, soyulan, dövülen hatta kesilen kanlar içinde “kutsal ocak ordunun” askerlerinin görüntüleri her yeri sardı. Eskiden asker homurdanır, hükümet devrilirdi. Türkiye’de bir sarı devrim mi yaşanan şey?

Hayır ben öyle düşünmüyorum. Yapılan eylem TSK içerisindeki bir çete ve isyan hareketidir. TBMM'nin bombalanması ve halka yönelik gaddarca ve insanlık dışı eylemlerin bu harekatın amacını bize gösterdi. Bu özgürlüklere karşı ve demokratik sisteme karşı bir harekattı. Bu darbe girişiminin toplumsal zemini, halk desteği yoktu ve nitekim başarısız oldu.

Hayır ben öyle düşünmüyorum. Yapılan eylem TSK içerisindeki bir çete ve isyan hareketidir. TBMM'nin bombalanması ve halka yönelik gaddarca ve insanlık dışı eylemlerin bu harekatın amacını bize gösterdi. Bu özgürlüklere karşı ve demokratik sisteme karşı bir harekattı. Bu darbe girişiminin toplumsal zemini, halk desteği yoktu ve nitekim başarısız oldu.

Darbecilerin bildirilerinde Kemalizm'e, Atatürk’e güçlü vurgular vardı. Ancak CHP ve MHP çok erken karşı tavır gösterdi sizce bu nasıl oldu?

Darbecilerin bildirilerinde Kemalizm'e, Atatürk’e güçlü vurgular vardı. Ancak CHP ve MHP çok erken karşı tavır gösterdi sizce bu nasıl oldu?

Bu darbeciler ve cuntacılar, harekatta başarı sağlayabilirse ittifakı genişletmek ve aynı niyette olmasalar bile belirli kesimlerden destek alabilmek adına taktiksel ve maskeli bir bildiri tarzıdır. Bu ifade tarına rağmen arkasından giden hiçbir siyasi parti olmadı CHP, MHP, HDP ve sivil toplum kuruluşları destek vermedi. Bu, demokrasimiz açısından sevinebileceğimiz bir olaydır.

Bu darbeciler ve cuntacılar, harekatta başarı sağlayabilirse ittifakı genişletmek ve aynı niyette olmasalar bile belirli kesimlerden destek alabilmek adına taktiksel ve maskeli bir bildiri tarzıdır. Bu ifade tarına rağmen arkasından giden hiçbir siyasi parti olmadı CHP, MHP, HDP ve sivil toplum kuruluşları destek vermedi. Bu, demokrasimiz açısından sevinebileceğimiz bir olaydır.

Halkın darbe tepkisi, Türkiye’nin darbeler geçmişi ile ilişkilendirilebilir mi?

Halkın darbe tepkisi, Türkiye’nin darbeler geçmişi ile ilişkilendirilebilir mi?

Şüphesiz, Türkiye demokrasisinin eksik olduğunu söylememiz ve kabul etmek lazım. Çünkü yalnızca eksik demokrasilerde darbeler ve darbe girişimleri yaşanabilir. Demek ki Türkiye'nin demokratik yapısında ve kurumsal yapılarında önemli eksiklikler var. Bu konu üzerinde tartışmalar yapmamız lazım, Türkiye'nin darbeler tarihinden sizinde ifade ettiğiniz gibi alınmış dersler var. Toplum bu dersler sayesinde demokrasiye sahip çıkma iradesini ortaya koydu ve kazandı. Fakat darbe karşıtı gösterilerin içerisinde bazı manzaralar çok çirkindi. Bazı eylemler askerlere yönelik darp edici davranışta veya radikal İslamcı modele yönelik sloganlar ve davranışlar var, bunlar az miktarda olsa bile tespit edilmesi ve kontrol altına alınması gereken durumlardı.

Şüphesiz, Türkiye demokrasisinin eksik olduğunu söylememiz ve kabul etmek lazım. Çünkü yalnızca eksik demokrasilerde darbeler ve darbe girişimleri yaşanabilir. Demek ki Türkiye'nin demokratik yapısında ve kurumsal yapılarında önemli eksiklikler var. Bu konu üzerinde tartışmalar yapmamız lazım, Türkiye'nin darbeler tarihinden sizinde ifade ettiğiniz gibi alınmış dersler var. Toplum bu dersler sayesinde demokrasiye sahip çıkma iradesini ortaya koydu ve kazandı. Fakat darbe karşıtı gösterilerin içerisinde bazı manzaralar çok çirkindi. Bazı eylemler askerlere yönelik darp edici davranışta veya radikal İslamcı modele yönelik sloganlar ve davranışlar var, bunlar az miktarda olsa bile tespit edilmesi ve kontrol altına alınması gereken durumlardı.

Arkasında Amerika olmadan darbe planlamanın mümkün olamayacağı tezi doğrulandı mı? Obama ve Kerry'nin meşru iktidarı gözeten açıklamaları düşünülünce ABD bu işin neresinde yer aldı?

Arkasında Amerika olmadan darbe planlamanın mümkün olamayacağı tezi doğrulandı mı? Obama ve Kerry'nin meşru iktidarı gözeten açıklamaları düşünülünce ABD bu işin neresinde yer aldı?

Bu konu Türkiye'de dün de tartışıldı bugün de. ABD süper güç ve süper gücün çıkarları çok farklıdır. Ortadoğu'daki sıcak savaşı ve Türkiye'nin jeo-politik konumunu da dikkate aldığımızda ABD ile bağ kurulmaması mümkün değil. ABD'nin her darbeden haberi olduğu ve gelişmelere göre tavır takındığını biliyoruz ama somut veriler olmadan doğrudan desteklemiştir demek doğru değil. Demokratik ve demokrasisini geliştirmek isteyen ülkeler, süper güçlerin hangi istikamete doğru yol alacağı bilgisine sahip olmalı ve ona göre tedbir almalıdır. Bir diğer konu da devlet, kendi iç dinamiklerini tanımalı bunların ihtiyaçlarını karşılamalı ve kamplaşmaları ortadan kaldırmalıdır. Siyasetçilerin yapması gereken, sorumlulukları sırtından atmak değil, sorunlara çözüm aramak ve demokrasiye nitelik kazandırmaktır. Kurumsal yapılar oluşturmak, hukukun üstünlüğünü ve eşit vatandaşlık kavramının nitelikleri çerçevesinde topluma gitmelidir. İktidar ve muhalefet askeri oranda demokrasi konularında birleşmelidir.

Bu konu Türkiye'de dün de tartışıldı bugün de. ABD süper güç ve süper gücün çıkarları çok farklıdır. Ortadoğu'daki sıcak savaşı ve Türkiye'nin jeo-politik konumunu da dikkate aldığımızda ABD ile bağ kurulmaması mümkün değil. ABD'nin her darbeden haberi olduğu ve gelişmelere göre tavır takındığını biliyoruz ama somut veriler olmadan doğrudan desteklemiştir demek doğru değil. Demokratik ve demokrasisini geliştirmek isteyen ülkeler, süper güçlerin hangi istikamete doğru yol alacağı bilgisine sahip olmalı ve ona göre tedbir almalıdır. Bir diğer konu da devlet, kendi iç dinamiklerini tanımalı bunların ihtiyaçlarını karşılamalı ve kamplaşmaları ortadan kaldırmalıdır. Siyasetçilerin yapması gereken, sorumlulukları sırtından atmak değil, sorunlara çözüm aramak ve demokrasiye nitelik kazandırmaktır. Kurumsal yapılar oluşturmak, hukukun üstünlüğünü ve eşit vatandaşlık kavramının nitelikleri çerçevesinde topluma gitmelidir. İktidar ve muhalefet askeri oranda demokrasi konularında birleşmelidir.

Teknik olarak darbecilerin halkın bir kısmının sineceği, diğer kısmının da arkalarında dizileceğini hesapladıkları anlaşılıyor. Çünkü küçük bir güçle sadece komuta kademesini etkisiz hale getirip, hükümet ve güvenlik organlarına yönelmek dışında ciddi bir eylemlerinin olmaması bunu gösteriyor. Zamanı mı doğru okuyamadılar, neydi planları?  

Teknik olarak darbecilerin halkın bir kısmının sineceği, diğer kısmının da arkalarında dizileceğini hesapladıkları anlaşılıyor. Çünkü küçük bir güçle sadece komuta kademesini etkisiz hale getirip, hükümet ve güvenlik organlarına yönelmek dışında ciddi bir eylemlerinin olmaması bunu gösteriyor. Zamanı mı doğru okuyamadılar, neydi planları?  

Yani gerçekten bu kalkışmanı zamanı, nitelikleri itibariyle anlamaya çalışıyoruz. Dediğim gibi doğru mantık içerisinde kavranması mümkün olmayan gelişmelerle karşılaştık. Aceleci davrandıkları malum. Özellikle Fetullah Gülen cemaati bağlantılı bir ağırlıklı cuntanın karşımıza çıkması sanıyorum ki bu cemaat mensupları ve örgütle bağlantı, devlet bürokrasisi içindeki silahlı kuvvetleri, yargı, emniyet teşkilatı içinde, diğer bürokratik kademelerde bir ayıklama sürecine girmiş olması sebebiyle son bir çırpınış, son bir sıçrama yapma belki de Ak Parti karşıtı, Erdoğan karşıtı bir zihniyet içerisinde hareket edenlerden destek alabilirim düşüncesiyle hareket edilmiştir. Tabii ki bu Türkiye’yi yanlış okumadır. Türkiye toplumunun eksik demokrasisi var. Ancak Türkiye dinamikleri demokratik gelişim istikametinde gelişmektedir. Bu cuntacıların Türkiye insanını, toplumunu hiç tanımadıklarını göstermektedir.

Yani gerçekten bu kalkışmanı zamanı, nitelikleri itibariyle anlamaya çalışıyoruz. Dediğim gibi doğru mantık içerisinde kavranması mümkün olmayan gelişmelerle karşılaştık. Aceleci davrandıkları malum. Özellikle Fetullah Gülen cemaati bağlantılı bir ağırlıklı cuntanın karşımıza çıkması sanıyorum ki bu cemaat mensupları ve örgütle bağlantı, devlet bürokrasisi içindeki silahlı kuvvetleri, yargı, emniyet teşkilatı içinde, diğer bürokratik kademelerde bir ayıklama sürecine girmiş olması sebebiyle son bir çırpınış, son bir sıçrama yapma belki de Ak Parti karşıtı, Erdoğan karşıtı bir zihniyet içerisinde hareket edenlerden destek alabilirim düşüncesiyle hareket edilmiştir. Tabii ki bu Türkiye’yi yanlış okumadır. Türkiye toplumunun eksik demokrasisi var. Ancak Türkiye dinamikleri demokratik gelişim istikametinde gelişmektedir. Bu cuntacıların Türkiye insanını, toplumunu hiç tanımadıklarını göstermektedir.

Erdoğan ve hükümetin erken sinip, kaçabilecekleri, teslim olabilecekleri mi düşünüldü? Erdoğan’ın darbeye karşı cesur durduğu, Başbakan’ın kararlı durduğu, AKP milletvekillerinin adeta demokrasi kahramanlığı yaptığı bir manzara yaşandı. Bu duruş sadece nefsi müdafaa veya cesaretle izah edilebilinir mi? Darbecilere karşı direnen AKP, bundan sonraki süreçte demokrasinin kurumsallaşması konusunda da daha ilkeli davranır mı?

Erdoğan ve hükümetin erken sinip, kaçabilecekleri, teslim olabilecekleri mi düşünüldü? Erdoğan’ın darbeye karşı cesur durduğu, Başbakan’ın kararlı durduğu, AKP milletvekillerinin adeta demokrasi kahramanlığı yaptığı bir manzara yaşandı. Bu duruş sadece nefsi müdafaa veya cesaretle izah edilebilinir mi? Darbecilere karşı direnen AKP, bundan sonraki süreçte demokrasinin kurumsallaşması konusunda da daha ilkeli davranır mı?

Şunu ifade etmek isterim. Darbecilerin öyle çok dar, basit çerçeveli bir yapılanma içerisinde olmadığını gördüm. Silahlı kuvvetler bünyesinde orgeneral, korgeneral, tuğgeneral seviyesinde önemli bir kadronun İzmir’den Diyarbakır’a, İncirlik Üssü’ne kadar uzandığını ve önemli birliklerde, önemli kurumların yönetimlerinde bulunduklarını gördük. Bu ciddi bir durumdur. Sanıyorum ki, Cumhurbaşkanı’nı ele geçirerek veya öldürerek üst komutayı ele geçirerek, esir alarak silahlı kuvvetlerin tamamı üzerinde hakimiyet kurabileceklerini düşündüler. Tabi ki silahlı kuvvetlerin büyük çoğunluğunun özellikle komuta kademesinin karşı duruşu çok önemli idi. Genelkurmay Başkanı’nın direnmesi, bildiriyi imzalamaması çok önemliydi. Tabi buna paralel olarak Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın, hükümetimizin duruşu ve Türkiye toplumunun meydanlara demokrasiyi koruma amacıyla inişi karşısında başarısız kaldılar. Ancak, bu başarısız kalmaları durumunu rehavet içerisinde karşılamamamız gerekiyor. Çünkü yargı sistemi, emniyet ve silahlı kuvvetler içerisinde bürokrasinin diğer kademelerinde ki bu yapılanmanın hassas bir şekilde, hukukun emirlerine uyarak temizlenmesi zaman alacaktır ve önemini korumaya devam edecektir.

Şunu ifade etmek isterim. Darbecilerin öyle çok dar, basit çerçeveli bir yapılanma içerisinde olmadığını gördüm. Silahlı kuvvetler bünyesinde orgeneral, korgeneral, tuğgeneral seviyesinde önemli bir kadronun İzmir’den Diyarbakır’a, İncirlik Üssü’ne kadar uzandığını ve önemli birliklerde, önemli kurumların yönetimlerinde bulunduklarını gördük. Bu ciddi bir durumdur. Sanıyorum ki, Cumhurbaşkanı’nı ele geçirerek veya öldürerek üst komutayı ele geçirerek, esir alarak silahlı kuvvetlerin tamamı üzerinde hakimiyet kurabileceklerini düşündüler. Tabi ki silahlı kuvvetlerin büyük çoğunluğunun özellikle komuta kademesinin karşı duruşu çok önemli idi. Genelkurmay Başkanı’nın direnmesi, bildiriyi imzalamaması çok önemliydi. Tabi buna paralel olarak Cumhurbaşkanımızın, Başbakanımızın, hükümetimizin duruşu ve Türkiye toplumunun meydanlara demokrasiyi koruma amacıyla inişi karşısında başarısız kaldılar. Ancak, bu başarısız kalmaları durumunu rehavet içerisinde karşılamamamız gerekiyor. Çünkü yargı sistemi, emniyet ve silahlı kuvvetler içerisinde bürokrasinin diğer kademelerinde ki bu yapılanmanın hassas bir şekilde, hukukun emirlerine uyarak temizlenmesi zaman alacaktır ve önemini korumaya devam edecektir.

Kimi yorumcular Erdoğan’ın mutlak iktidarına giden bir sonuçtan söz ediyor. Erdoğan bundan böyle mutlak iktidarını mı hedefleyecek, yoksa bu girişimi bir uyarı olarak algılayıp, daha dengeli bir siyaset mi izleyecek?

Kimi yorumcular Erdoğan’ın mutlak iktidarına giden bir sonuçtan söz ediyor. Erdoğan bundan böyle mutlak iktidarını mı hedefleyecek, yoksa bu girişimi bir uyarı olarak algılayıp, daha dengeli bir siyaset mi izleyecek?

Bugün Türkiye’nin en önemli tartışma konusu bu. Türkiye siyasi platformunda, sivil toplum vasatlarında, demokratik ülkeler vasatlarında tartışılan, izlenen bir konu. Türkiye eksik bir demokrasiye sahip ve bu eksik demokrasi sebebiyle, demokrasinin kurumsallaşamaması sebebiyle Türkiye’de siyaset iç politika merkezli, sandık merkezli ve parti çıkarları, grup çıkarları veya kişi çıkarları istikametinde özellikle son yıllarda gelişme göstermesi sebebiyle böylesine bir darbe olayı gündeme gelebilmiş, girişim yapılabilmiştir. O nedenle Türkiye bugün bu darbelerden kurtulmak istiyorsa Kürd Sorunu, Alevi Sorunu gibi temel sorunlarını, diğer ekonomik sorunlarını, sosyo-politik sorunlarını, psikolojik sorunlarını temelden çözebilmek için gerçekten nitelikli bir demokratikleşme sürecine girmesi gerekir. Bu sürecin de sadece iktidarla olamayacağını görmemiz gerekir ve iktidarın son 3-4 senedir içerisine girdiği mutlak iktidar olma arayışından uzaklaşması gerekir ve muhalefetle birlikte, Türkiye’nin demokratik güçleriyle birlikte asgari müştereklerde demokratik ittifaklar kurarak, Türkiye siyasetini şekillendirmesi gerekir. Ve tüm bu gelişmeler bize gösteriyor ki yeni bir toplumsal konsensüse girilmesi gerekir. Bu toplumsal konsensüs de ancak çok farklı kimlikleri, çok farklı siyasetlerin demokrasi ekseninde birleşmesiyle mümkün olabilir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ve Ak Parti yönetiminin ancak bu istikamette hareket ettiği takdirde Türkiye’nin bir demokrasi sıçraması yapmasında öncülük yapacağını düşünüyorum. Aksi takdirde bu karşılaştığımız sorunlar ağırlaşarak devam edecektir.

Bugün Türkiye’nin en önemli tartışma konusu bu. Türkiye siyasi platformunda, sivil toplum vasatlarında, demokratik ülkeler vasatlarında tartışılan, izlenen bir konu. Türkiye eksik bir demokrasiye sahip ve bu eksik demokrasi sebebiyle, demokrasinin kurumsallaşamaması sebebiyle Türkiye’de siyaset iç politika merkezli, sandık merkezli ve parti çıkarları, grup çıkarları veya kişi çıkarları istikametinde özellikle son yıllarda gelişme göstermesi sebebiyle böylesine bir darbe olayı gündeme gelebilmiş, girişim yapılabilmiştir. O nedenle Türkiye bugün bu darbelerden kurtulmak istiyorsa Kürd Sorunu, Alevi Sorunu gibi temel sorunlarını, diğer ekonomik sorunlarını, sosyo-politik sorunlarını, psikolojik sorunlarını temelden çözebilmek için gerçekten nitelikli bir demokratikleşme sürecine girmesi gerekir. Bu sürecin de sadece iktidarla olamayacağını görmemiz gerekir ve iktidarın son 3-4 senedir içerisine girdiği mutlak iktidar olma arayışından uzaklaşması gerekir ve muhalefetle birlikte, Türkiye’nin demokratik güçleriyle birlikte asgari müştereklerde demokratik ittifaklar kurarak, Türkiye siyasetini şekillendirmesi gerekir. Ve tüm bu gelişmeler bize gösteriyor ki yeni bir toplumsal konsensüse girilmesi gerekir. Bu toplumsal konsensüs de ancak çok farklı kimlikleri, çok farklı siyasetlerin demokrasi ekseninde birleşmesiyle mümkün olabilir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ve Ak Parti yönetiminin ancak bu istikamette hareket ettiği takdirde Türkiye’nin bir demokrasi sıçraması yapmasında öncülük yapacağını düşünüyorum. Aksi takdirde bu karşılaştığımız sorunlar ağırlaşarak devam edecektir.

Türkiye siyasetinin sekilendirilmesi gerekir. Türkiye’deki tüm bu gelişmeler bize gösteriyor ki yeni bir toplumsal konsensüse girilmesi gerekir ve toplumsal konsensüste ancak çok farklı kimliklerin, çok farklı siyasetlerin demokrasi ekseninde birleşmesiyle mümkün olabilir. İşte ben Cumhurbaşkanı’nın ve Ak Parti yönetiminin Hükümeti’nin ancak bu istikamette hareket etmesi halinde, Türkiye’nin bir demokrasi sıçraması yapılmasında öncülük yapabileceğini düşünüyorum.

Türkiye siyasetinin sekilendirilmesi gerekir. Türkiye’deki tüm bu gelişmeler bize gösteriyor ki yeni bir toplumsal konsensüse girilmesi gerekir ve toplumsal konsensüste ancak çok farklı kimliklerin, çok farklı siyasetlerin demokrasi ekseninde birleşmesiyle mümkün olabilir. İşte ben Cumhurbaşkanı’nın ve Ak Parti yönetiminin Hükümeti’nin ancak bu istikamette hareket etmesi halinde, Türkiye’nin bir demokrasi sıçraması yapılmasında öncülük yapabileceğini düşünüyorum.

Darbenin arkasında Cemaatin olduğu yönünde bir propaganda ve izlenim var, Cemaatin orduda darbe yapabilecek kadar yayıldığı veya bir kısım Kemalist askerle işbirliği yaptığı iddiası reel mi?

Darbenin arkasında Cemaatin olduğu yönünde bir propaganda ve izlenim var, Cemaatin orduda darbe yapabilecek kadar yayıldığı veya bir kısım Kemalist askerle işbirliği yaptığı iddiası reel mi?

Maalesef üzülerek görüyoruz Cemaat bir inanç, eğitim boyutu çerçevesinde geçmişte kazandığı sempatiyi gelişmeler içerisinde tamamen kaybetmiştir. Çünkü Cemaat olması gereken inanç boyutlu, yardımlaşma boyutlu bir süreçten devlet içinde kadrolaşma ve iktidar mücadelesi içine gelme, taraftarlarından müteşekkir bir iktidar oluşturma yarışı içerisine girmiş bulunduğunu görüyoruz. Emniyet teşkilatı içerisinde gördüğümüz Cemaat yapılanmasının çok yaygın yargı sisteminde olduğu gibi, Silahlı Kuvvetler bünyesinde de gerçekleştiğini görmüş olduk. Bu darbe de, darbe arayışında Cemaat ağırlıklı bir mekanizmanın bir karar merkezinin oluştuğunu ben şahsen görebiliyorum.  İfade edilen bazı bağlantılar sanırım bir örgütlü bağlantıdan ziyade bireysel bağlantı olur o da Ak Parti karşıtlığını nefret düzeyine sıçratmış, cinnet getirme düzeyine sıçratmış bazı bireysel cunta taraftarı arayıcılar olarak görebilirim. Örgütsel bir bağlantı yok. Tabi ki burada vurgu yapmamız lazım, CHP, MHP ve HDP’nin demokrasi safında çok zaman geçirmeden duruşları darbenin önlenmesin de önemli öncelikli etmenlerindendir.

Maalesef üzülerek görüyoruz Cemaat bir inanç, eğitim boyutu çerçevesinde geçmişte kazandığı sempatiyi gelişmeler içerisinde tamamen kaybetmiştir. Çünkü Cemaat olması gereken inanç boyutlu, yardımlaşma boyutlu bir süreçten devlet içinde kadrolaşma ve iktidar mücadelesi içine gelme, taraftarlarından müteşekkir bir iktidar oluşturma yarışı içerisine girmiş bulunduğunu görüyoruz. Emniyet teşkilatı içerisinde gördüğümüz Cemaat yapılanmasının çok yaygın yargı sisteminde olduğu gibi, Silahlı Kuvvetler bünyesinde de gerçekleştiğini görmüş olduk. Bu darbe de, darbe arayışında Cemaat ağırlıklı bir mekanizmanın bir karar merkezinin oluştuğunu ben şahsen görebiliyorum.  İfade edilen bazı bağlantılar sanırım bir örgütlü bağlantıdan ziyade bireysel bağlantı olur o da Ak Parti karşıtlığını nefret düzeyine sıçratmış, cinnet getirme düzeyine sıçratmış bazı bireysel cunta taraftarı arayıcılar olarak görebilirim. Örgütsel bir bağlantı yok. Tabi ki burada vurgu yapmamız lazım, CHP, MHP ve HDP’nin demokrasi safında çok zaman geçirmeden duruşları darbenin önlenmesin de önemli öncelikli etmenlerindendir.

ABD bu kez Gülen’i iade eder mi?

ABD bu kez Gülen’i iade eder mi?

Bu hem siyasi bir mesele hem de uluslararası hukukun gerekleri içerisinde hareket edilmesi ile bağlantılı bir mesele. Uluslararası hukuk içerisinde siyasi suçlular genellikle ilgili ülkelerin taleplerini karşılamada, içişlerine karışmamak için siyasi suçluları iade etmezler. Yalnız yine uluslararası hukukun kriterlerine göre, anlıyoruz ki ülkelerin başkanlarına, yöneticilerine yönelik suikast yapanlar, cebir ve şiddet kullanarak böylesine şiddet kalkışması içerisinde olanlar, siyasi suçlar kategorisine girmeden iadeleri mümkün olmaktadır. Ancak bu tabi ki bu iki ülke arasındaki siyasi işbirliğinin niteliği ile de bağlantılı bir olaydır. Çünkü bir dosya talebi gündeme gelir, bugün ABD resmi dosya talebinin gündeme getirilmesini ifade etmiştir. Biz de öğreniyoruz ki daha Gülen henüz resmen ABD’den talep edilmemiştir. Sayın Cumhurbaşkanı da açıkladı önümüzdeki günlerde Adalet Bakanlığı’nın resmen talep edeceğini. Ama diğer husus iki ülke arasındaki siyasi işbirliğinin niteliği, bu iade konusunda çabuklaştırma veya dosya talep etmeden verme gibi bir durumu da ortaya çıkarabilir. Bu konuda yorum yapmak doğru değil gelişmeleri beklememiz gerekiyor.

Bu hem siyasi bir mesele hem de uluslararası hukukun gerekleri içerisinde hareket edilmesi ile bağlantılı bir mesele. Uluslararası hukuk içerisinde siyasi suçlular genellikle ilgili ülkelerin taleplerini karşılamada, içişlerine karışmamak için siyasi suçluları iade etmezler. Yalnız yine uluslararası hukukun kriterlerine göre, anlıyoruz ki ülkelerin başkanlarına, yöneticilerine yönelik suikast yapanlar, cebir ve şiddet kullanarak böylesine şiddet kalkışması içerisinde olanlar, siyasi suçlar kategorisine girmeden iadeleri mümkün olmaktadır. Ancak bu tabi ki bu iki ülke arasındaki siyasi işbirliğinin niteliği ile de bağlantılı bir olaydır. Çünkü bir dosya talebi gündeme gelir, bugün ABD resmi dosya talebinin gündeme getirilmesini ifade etmiştir. Biz de öğreniyoruz ki daha Gülen henüz resmen ABD’den talep edilmemiştir. Sayın Cumhurbaşkanı da açıkladı önümüzdeki günlerde Adalet Bakanlığı’nın resmen talep edeceğini. Ama diğer husus iki ülke arasındaki siyasi işbirliğinin niteliği, bu iade konusunda çabuklaştırma veya dosya talep etmeden verme gibi bir durumu da ortaya çıkarabilir. Bu konuda yorum yapmak doğru değil gelişmeleri beklememiz gerekiyor.

 Kürdlerin tavrını nasıl değerlendirdiniz?

 Kürdlerin tavrını nasıl değerlendirdiniz?

Kürdler konusu çok önemli. Türkiye, Kürdü ile Türkü ile farklı kimliklerin zenginlik bahçesi. Bu farklı kimlikler ayrılmaz bir parça, siyaseten tartışmalar olmasına rağmen, bölünme iddialarına, ayrılık iddialarına rağmen Türkiye kültürüyle tarihsel birliğiyle, yaşam tarzıyla, aile birlikteliğinin oluşmasıyla, ekonomik hayatımızdaki işbirliği şartlarıyla, tarihten gelen bir birliktelik içerisinde, öncelikle Kürdler bakımından ifade ediyorum, bir sosyal yapı oluşturmuştur. Kültürel yapı oluşturmuştur. İnanç yapısı çok güçlü bir bağdır. O bakımdan Kürdler son yıllarda özellikle PKK’nin şiddet hareketinin ortaya çıktığı 1980’li yıllardan itibaren günümüze kadar bu çatışmadan çok büyük yara almasına rağmen, Kürd, Türk birlikteliği çok dağılmamış ve bu birliktelik şuuru parçalanmamıştır. Önemlidir. Bu silahlı mücadelenin çok ağır sonuçlarına rağmen Türkiye Kürdleri içerisinde demokratikleşme adımları arayışları, talepleri sürekli gelişme kaydetmiştir. Bugün Türkiye demokrasisi Kürdler olmadan gelişme kaydedemez. Kürdlerle sorunlarımız çözülmeden demokratikleşme ekseninde insan hakları ekseninde, evrensel değerler ekseninde çözülmeden, Türkiye demokrasisine gelişme kaydettirmek mümkün değildir. O bakımdan Kürdler demokrasimizin en önemli motorudur. Bu son gelişmeler karşısında demokrasi ekseninde durmaları da alkışlanacak bir durumdur.

Kürdler konusu çok önemli. Türkiye, Kürdü ile Türkü ile farklı kimliklerin zenginlik bahçesi. Bu farklı kimlikler ayrılmaz bir parça, siyaseten tartışmalar olmasına rağmen, bölünme iddialarına, ayrılık iddialarına rağmen Türkiye kültürüyle tarihsel birliğiyle, yaşam tarzıyla, aile birlikteliğinin oluşmasıyla, ekonomik hayatımızdaki işbirliği şartlarıyla, tarihten gelen bir birliktelik içerisinde, öncelikle Kürdler bakımından ifade ediyorum, bir sosyal yapı oluşturmuştur. Kültürel yapı oluşturmuştur. İnanç yapısı çok güçlü bir bağdır. O bakımdan Kürdler son yıllarda özellikle PKK’nin şiddet hareketinin ortaya çıktığı 1980’li yıllardan itibaren günümüze kadar bu çatışmadan çok büyük yara almasına rağmen, Kürd, Türk birlikteliği çok dağılmamış ve bu birliktelik şuuru parçalanmamıştır. Önemlidir. Bu silahlı mücadelenin çok ağır sonuçlarına rağmen Türkiye Kürdleri içerisinde demokratikleşme adımları arayışları, talepleri sürekli gelişme kaydetmiştir. Bugün Türkiye demokrasisi Kürdler olmadan gelişme kaydedemez. Kürdlerle sorunlarımız çözülmeden demokratikleşme ekseninde insan hakları ekseninde, evrensel değerler ekseninde çözülmeden, Türkiye demokrasisine gelişme kaydettirmek mümkün değildir. O bakımdan Kürdler demokrasimizin en önemli motorudur. Bu son gelişmeler karşısında demokrasi ekseninde durmaları da alkışlanacak bir durumdur.

Diğer önemli bir eleştiri istihbarat birimlerine yönelik yapılmakta. Sizce de istihbarat zaafı söz konusu olabilir mi? Bu noktaya gelmeden de bastırılabilinir miydi?

Diğer önemli bir eleştiri istihbarat birimlerine yönelik yapılmakta. Sizce de istihbarat zaafı söz konusu olabilir mi? Bu noktaya gelmeden de bastırılabilinir miydi?

Meseleyi sadece MİT ekseninde de düşünmemek lazım. Evet MİT önemli bir kuruluştur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin milli bir kuruluşudur ve MİT’e olan güven, devletin geleceği bakımından önemlidir. Ama şunu ifade ettim, çok önemli eksiklikleri var. Türkiye’de yönetimin AKP’nin iktidarı döneminde olsun önceki döneminde olsun politika üretimleri, siyaset üretimleri önemli yanlışlıklar olagelmiştir ve Türkiye’deki gelişmelerin esasını tayin eden siyasetin etkinliği, siyasetin politika üretimi ve siyasetin gelişmeler karşısında öngörebilmesi önceden tedbir alabilmesi meselesidir. Bu durumda önemli politikaların üretilmesi durumunda MİT gibi, emniyet gibi, Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay gibi, güvenlik, istihbarat, savunma gibi sektörler doğru kararlar alabilir, doğru grafikler oluşturabilir. Bizim maalesef özellikle belirli bir konuda mesela Kürd Sorunu’nun çözümünde PKK’nin silahsızlandırılması meselesinde, meseleye güvenlik eksenli bakış ile çözülemeyen bu meselenin sorumlusu MİT değildir, sorumlu MİT’i yöneten siyasi iktidarlar ve yöneticileridir. Meseleye böyle bakabilirim.

Meseleyi sadece MİT ekseninde de düşünmemek lazım. Evet MİT önemli bir kuruluştur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin milli bir kuruluşudur ve MİT’e olan güven, devletin geleceği bakımından önemlidir. Ama şunu ifade ettim, çok önemli eksiklikleri var. Türkiye’de yönetimin AKP’nin iktidarı döneminde olsun önceki döneminde olsun politika üretimleri, siyaset üretimleri önemli yanlışlıklar olagelmiştir ve Türkiye’deki gelişmelerin esasını tayin eden siyasetin etkinliği, siyasetin politika üretimi ve siyasetin gelişmeler karşısında öngörebilmesi önceden tedbir alabilmesi meselesidir. Bu durumda önemli politikaların üretilmesi durumunda MİT gibi, emniyet gibi, Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay gibi, güvenlik, istihbarat, savunma gibi sektörler doğru kararlar alabilir, doğru grafikler oluşturabilir. Bizim maalesef özellikle belirli bir konuda mesela Kürd Sorunu’nun çözümünde PKK’nin silahsızlandırılması meselesinde, meseleye güvenlik eksenli bakış ile çözülemeyen bu meselenin sorumlusu MİT değildir, sorumlu MİT’i yöneten siyasi iktidarlar ve yöneticileridir. Meseleye böyle bakabilirim.

Türkiye büyük bir badire atlattı diyenler var, hayır bitmedi devam edecek diyenler var. Siz nasıl bakıyorsunuz? Bundan sonra ne olur?

Türkiye büyük bir badire atlattı diyenler var, hayır bitmedi devam edecek diyenler var. Siz nasıl bakıyorsunuz? Bundan sonra ne olur?

Türkiye gerçekten bir bıçak sırtından dönmüştür 15 Temmuz gecesi. Çünkü yapılan harekatı küçümsememek gerekir. Sadece silahlı kuvvetler de değil, devletin en önemli kurumundaki yapısı ile bir ahtapot, bir karabasan gibi bu ülkenin üstüne çömüştür. Önemlidir. Ancak bunun ile mücadele etkin bir şekilde yapılmalıdır. Balyoz, Ergenekon türevli davalarda gördüğümüz şekli ile değil, gerçekten hukuk ilkeleri çerçevesinde yapılması ve Türkiye demokrasisine zarar vermeden, Türkiye demokrasisini geliştirerek yapılması ve bu mücadelenin süreklilik kazandırılması gerekir. Tekrar vurgulanması gerekir. Muhalefeti ile iktidarı ile ittifak ve işbirliği içinde ve sivil toplumu ile birlikte hareket edilerek, toplumsal idareyi ortaya çıkararak, geçmişte yakın dönemde gördüğümüz o iç politikanın, söyleminin icraat tarzının, çıkar hesaplı yapılışını, ortadan kaldırarak yapılmalıdır.

Türkiye gerçekten bir bıçak sırtından dönmüştür 15 Temmuz gecesi. Çünkü yapılan harekatı küçümsememek gerekir. Sadece silahlı kuvvetler de değil, devletin en önemli kurumundaki yapısı ile bir ahtapot, bir karabasan gibi bu ülkenin üstüne çömüştür. Önemlidir. Ancak bunun ile mücadele etkin bir şekilde yapılmalıdır. Balyoz, Ergenekon türevli davalarda gördüğümüz şekli ile değil, gerçekten hukuk ilkeleri çerçevesinde yapılması ve Türkiye demokrasisine zarar vermeden, Türkiye demokrasisini geliştirerek yapılması ve bu mücadelenin süreklilik kazandırılması gerekir. Tekrar vurgulanması gerekir. Muhalefeti ile iktidarı ile ittifak ve işbirliği içinde ve sivil toplumu ile birlikte hareket edilerek, toplumsal idareyi ortaya çıkararak, geçmişte yakın dönemde gördüğümüz o iç politikanın, söyleminin icraat tarzının, çıkar hesaplı yapılışını, ortadan kaldırarak yapılmalıdır.

Türkiye basını, hükümet kanadı, kanaat liderleri hatta AKP karşıtlarının bir kısmı ciddi bir karşı koyuş sergiledi darbecilere karşı. Bu yeni bir tolerans dalgası yaratabilir mi Türkiye’de?

Türkiye basını, hükümet kanadı, kanaat liderleri hatta AKP karşıtlarının bir kısmı ciddi bir karşı koyuş sergiledi darbecilere karşı. Bu yeni bir tolerans dalgası yaratabilir mi Türkiye’de?

Yaratması lazım. Darbe girişimi karşısında TBMM içerisinde AKP, CHP, MHP, HDP birliği ortak hareket tarzı ve duruşu çok önemliydi, onu özellikle vurgulamam gerekir. Medyanın tümü hatta hükümet çevrelerinin sürekli eleştirdiği medyanın çok güçlü bir şekilde darbe girişiminin karşısında yer alması ve toplumun yer alışı Türkiye demokrasisinin birlikte korunabileceği, Türkiye gelişiminin birlikte hareket ederek gerçekleştirebileceği doğrultusunu bize gösterdi. Şimdi siyasetçiye düşen görev, özellikle Cumhurbaşkanı’na ve hükümete düşen görev, geçmişin hatalarından arınarak, temel meseleleri özellikle demokrasi ve insan hakları konusunu iç politika malzemesi yapmadan ve siyasal İslam’ı kullanmanın bu ülkeye getirdiği zararları görerek demokratik laiklik zihniyet ve pratiği içerisinde yeni bir süreci başlatmalarıdır. Bu önemli ve temel bir sorundur.

Yaratması lazım. Darbe girişimi karşısında TBMM içerisinde AKP, CHP, MHP, HDP birliği ortak hareket tarzı ve duruşu çok önemliydi, onu özellikle vurgulamam gerekir. Medyanın tümü hatta hükümet çevrelerinin sürekli eleştirdiği medyanın çok güçlü bir şekilde darbe girişiminin karşısında yer alması ve toplumun yer alışı Türkiye demokrasisinin birlikte korunabileceği, Türkiye gelişiminin birlikte hareket ederek gerçekleştirebileceği doğrultusunu bize gösterdi. Şimdi siyasetçiye düşen görev, özellikle Cumhurbaşkanı’na ve hükümete düşen görev, geçmişin hatalarından arınarak, temel meseleleri özellikle demokrasi ve insan hakları konusunu iç politika malzemesi yapmadan ve siyasal İslam’ı kullanmanın bu ülkeye getirdiği zararları görerek demokratik laiklik zihniyet ve pratiği içerisinde yeni bir süreci başlatmalarıdır. Bu önemli ve temel bir sorundur.

(M.E)

(M.E)- See more at: http://bas-haber.com/tr/news/17396/cevat-ones-kurdlerin-durusu-alkislanmalidir#sthash.5SFnh2xc.dpuf