Eski MİT'çi Cevat Öneş: 15 Temmuz'un siyasi ayağını ortaya çıkarmada gerçeklerle yüzleşmekten korkuyorlar

 

 

Çözüm sürecinin bitişiyle en az 8000 kişinin öldüğü bir şiddet sarmalına yine döndük. 30 yılı aşkın devam eden bu hal artık kanıksandı. 
Öcalan, süreç bittikten sonra hiç konuşmadı, konuşturulmadı. Süreç boyunca tek başına inisiyatif sahibi olmadıkça çözümün olmayacağını her iki tarafa da söyleyen Öcalan, kontrolün elinden kaçtığını gördükten sonra sanırım  sürecin kısa sürede başlaması için ısrarcı olmadı. 30 yılı aşkın sürede, Özal'dan itibaren hemen her liderle devam eden gizli görüşmelerin son süreç bozulduktan sonra devamının gelmediğini tahmin ediyorum. Şu anda maal
Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, 15 Temmuz'da düzenlenen darbe girişiminin planlayıcısı olduğu ilerisi sürülenFethullah Gülen'in liderliğini yaptığını "Gülen cemaatinin 2002’den 2010’a kadarki dönemde iktidar partisiyle ve çevresiyle içli dışlı olduğu" belirterek "Burada tabii ki siyaseten riskler görüyorlar demek ki" dedi. Öneş, "Siyaset ayağı üzerinde büyük korkular var. Sorumluluğu alma, gerçeklerle yüzleşme; bütün mesele bu" diye konuştu. 

Çözüm sürecinin bitişiyle en az 8000 kişinin öldüğü bir şiddet sarmalına yine döndük. 30 yılı aşkın devam eden bu hal artık kanıksandı. 
Öcalan, süreç bittikten sonra hiç konuşmadı, konuşturulmadı. Süreç boyunca tek başına inisiyatif sahibi olmadıkça çözümün olmayacağını her iki tarafa da söyleyen Öcalan, kontrolün elinden kaçtığını gördükten sonra sanırım  sürecin kısa sürede başlaması için ısrarcı olmadı. 30 yılı aşkın sürede, Özal'dan itibaren hemen her liderle devam eden gizli görüşmelerin son süreç bozulduktan sonra devamının gelmediğini tahmin ediyorum. Şu anda maal
Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, 15 Temmuz'da düzenlenen darbe girişiminin planlayıcısı olduğu ilerisi sürülenFethullah Gülen'in liderliğini yaptığını "Gülen cemaatinin 2002’den 2010’a kadarki dönemde iktidar partisiyle ve çevresiyle içli dışlı olduğu" belirterek "Burada tabii ki siyaseten riskler görüyorlar demek ki" dedi. Öneş, "Siyaset ayağı üzerinde büyük korkular var. Sorumluluğu alma, gerçeklerle yüzleşme; bütün mesele bu" diye konuştu. 

Öcalan, süreç bittikten sonra hiç konuşmadı, konuşturulmadı. Süreç boyunca tek başına inisiyatif sahibi olmadıkça çözümün olmayacağını her iki tarafa da söyleyen Öcalan, kontrolün elinden kaçtığını gördükten sonra sanırım  sürecin kısa sürede başlaması için ısrarcı olmadı. 30 yılı aşkın sürede, Özal'dan itibaren hemen her liderle devam eden gizli görüşmelerin son süreç bozulduktan sonra devamının gelmediğini tahmin ediyorum. Şu anda maal
Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, 15 Temmuz'da düzenlenen darbe girişiminin planlayıcısı olduğu ilerisi sürülenFethullah Gülen'in liderliğini yaptığını "Gülen cemaatinin 2002’den 2010’a kadarki dönemde iktidar partisiyle ve çevresiyle içli dışlı olduğu" belirterek "Burada tabii ki siyaseten riskler görüyorlar demek ki" dedi. Öneş, "Siyaset ayağı üzerinde büyük korkular var. Sorumluluğu alma, gerçeklerle yüzleşme; bütün mesele bu" diye konuştu. 

Cevat ÖneşFethullah Gülen

Tunca Bengin'in Milliyet'in bugünkü (15 Eylül 2016) nüshasında yayımlanan 'Darbe girişiminin siyasi ayağı eksik' başlıklı yazısı şöyle:

Tunca Bengin'in Milliyet'in bugünkü (15 Eylül 2016) nüshasında yayımlanan 'Darbe girişiminin siyasi ayağı eksik' başlıklı yazısı şöyle: (15 Eylül 2016)

15 Temmuz’un üstünden iki ay geçti. Bu süre içinde KHK’lar ile başlayan FETÖ’cü temizliğinde 10 bini polis, 5 bini asker olmak üzere 70 bin civarında kamu çalışanı ihraç edildi. Yüzlerce kurum kapatıldı, FETÖ’nün finansörlüğü gerekçesiyle çok sayıda işadamının mal varlığına da el konuldu. Bunlar şimdilik kayda geçenler çünkü temizlik tam gaz devam ediyor, hatta devletin tepesinden “Açığa alma yarışına girmeyin” diye uyarı da geldi. Yani temizlik operasyonunda hızlı yol alma gibi bir durum söz konusu. Peki, aynısı 15 Temmuz gecesi yaşananların netliğe kavuşması noktasında geçerli mi? Ya da darbe girişimi tam olarak aydınlığa kavuştu mu? Bayramda konuştuğum MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’in bu soruya yanıtı şuydu:

15 Temmuz’un üstünden iki ay geçti. Bu süre içinde KHK’lar ile başlayan FETÖ’cü temizliğinde 10 bini polis, 5 bini asker olmak üzere 70 bin civarında kamu çalışanı ihraç edildi. Yüzlerce kurum kapatıldı, FETÖ’nün finansörlüğü gerekçesiyle çok sayıda işadamının mal varlığına da el konuldu. Bunlar şimdilik kayda geçenler çünkü temizlik tam gaz devam ediyor, hatta devletin tepesinden “Açığa alma yarışına girmeyin” diye uyarı da geldi. Yani temizlik operasyonunda hızlı yol alma gibi bir durum söz konusu. Peki, aynısı 15 Temmuz gecesi yaşananların netliğe kavuşması noktasında geçerli mi? Ya da darbe girişimi tam olarak aydınlığa kavuştu mu? Bayramda konuştuğum MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’in bu soruya yanıtı şuydu:

“Hayır, hayır, nerede... Bir defa bir darbe yapılıyorsa ki eşiğine gelinmiş. Yani kıl payı kurtarılmış denilen bir tabir vardır ya, böylesine bir ortamda yakalananlar öyle eften püften insanlar değiller, askeri kanatta rütbeli insanlar ama bunun siyasi ayağı boşlukta. Askeri kanadında dahi tereddütler var. O bakımdan henüz açıklığa kavuşmuş bir mesele değil.”

“Hayır, hayır, nerede... Bir defa bir darbe yapılıyorsa ki eşiğine gelinmiş. Yani kıl payı kurtarılmış denilen bir tabir vardır ya, böylesine bir ortamda yakalananlar öyle eften püften insanlar değiller, askeri kanatta rütbeli insanlar ama bunun siyasi ayağı boşlukta. Askeri kanadında dahi tereddütler var. O bakımdan henüz açıklığa kavuşmuş bir mesele değil.”

Öneş’in ‘neden’ sorusuna verdiği karşılık da şöyleydi:

Öneş’in ‘neden’ sorusuna verdiği karşılık da şöyleydi:

“Siyaset ayağı üzerinde büyük korkular var. Sorumluluğu alma, gerçeklerle yüzleşme; bütün mesele bu. Bunun tabii ki geçmişlere giden boyutu var ama 2002’den başlayan 2010’a gelen dönem bu hareketin çok iktidar partisiyle çevresiyle içli dışlı olduğu bir zaman. Burada tabii ki siyaseten riskler görüyorlar demek ki.Amerika’dır, üst akıldır bunların hepsi var ama böylesine saldırılara hazır hale gelmiş, çürümüş bir devlet yapısı da var. Önce devlet yapısının, kurumsal yapının güçlü olması, böylesine tehditler karşısında savunma gücünün üst seviyede olması gerekir. Burada çok ciddi bir yönetim boşluğu var. Zaten onun için de hep, üst akıl diye, bu sorumluluğu kaçırma olayı karşımıza çıkıyor.”

“Siyaset ayağı üzerinde büyük korkular var. Sorumluluğu alma, gerçeklerle yüzleşme; bütün mesele bu. Bunun tabii ki geçmişlere giden boyutu var ama 2002’den başlayan 2010’a gelen dönem bu hareketin çok iktidar partisiyle çevresiyle içli dışlı olduğu bir zaman. Burada tabii ki siyaseten riskler görüyorlar demek ki.Amerika’dır, üst akıldır bunların hepsi var ama böylesine saldırılara hazır hale gelmiş, çürümüş bir devlet yapısı da var. Önce devlet yapısının, kurumsal yapının güçlü olması, böylesine tehditler karşısında savunma gücünün üst seviyede olması gerekir. Burada çok ciddi bir yönetim boşluğu var. Zaten onun için de hep, üst akıl diye, bu sorumluluğu kaçırma olayı karşımıza çıkıyor.”

Rakka, Cerablus değil

Rakka, Cerablus değilRakka, Cerablus değil

FETÖ’ye müdahalede geç kalındığını, aynı gecikmenin Türkiye’nin sınır güvenliğini sağlayan Cerablus harekâtı için de geçerli olduğunu belirten Öneş’in, Türkiye’nin Rakka’ya dönük olası bir müdahalesine ilişkin öngörüleri ise şu yöndeydi:

FETÖ’ye müdahalede geç kalındığını, aynı gecikmenin Türkiye’nin sınır güvenliğini sağlayan Cerablus harekâtı için de geçerli olduğunu belirten Öneş’in, Türkiye’nin Rakka’ya dönük olası bir müdahalesine ilişkin öngörüleri ise şu yöndeydi:

“Rakka çok problemli, hassas bir konu. Biz hallederiz değil de desteklerlerse halledilebilecek bir konu yoksa biz kendi başımıza Rakka’ya indiğimiz takdirde büyük risklerle karşı karşıya kalırız. Çünkü derinlikli bir alan, oraya TSK’nın inmesi bir kolordu gerektiren olay. Ayrıca, IŞİD’in çok tahkim ettiği, hazırlıklı olduğu bir alan ve sivillerin bulunduğu bir yerleşim yeri, yani bir Cerablus değil. Orada ancak ABD, Rusya anlaştığı ve koalisyon güçlerinin desteği olduğu, Suriye rejimiyle de anlaşıldığı takdirde birlikte hareket edilecek, planlanacak bir olay, yoksa onun dışında söylenenler hep siyasi, hamasi şeyler. Tabii ki bir de PYD meselesi var. Anlaşılıyor ki ABD, PYD güçlerine desteğini vermeye devam ediyor çünkü onları Rakka’da kullanmak istiyor, hatta Musul harekâtında da kullanmak istiyor gibi bir görüntü var. O nedenle, Türkiye’nin ABD ile PYD konusundaki pazarlığından nasıl bir sonuç çıkar, bunlar hep soru işaretleri...”

“Rakka çok problemli, hassas bir konu. Biz hallederiz değil de desteklerlerse halledilebilecek bir konu yoksa biz kendi başımıza Rakka’ya indiğimiz takdirde büyük risklerle karşı karşıya kalırız. Çünkü derinlikli bir alan, oraya TSK’nın inmesi bir kolordu gerektiren olay. Ayrıca, IŞİD’in çok tahkim ettiği, hazırlıklı olduğu bir alan ve sivillerin bulunduğu bir yerleşim yeri, yani bir Cerablus değil. Orada ancak ABD, Rusya anlaştığı ve koalisyon güçlerinin desteği olduğu, Suriye rejimiyle de anlaşıldığı takdirde birlikte hareket edilecek, planlanacak bir olay, yoksa onun dışında söylenenler hep siyasi, hamasi şeyler. Tabii ki bir de PYD meselesi var. Anlaşılıyor ki ABD, PYD güçlerine desteğini vermeye devam ediyor çünkü onları Rakka’da kullanmak istiyor, hatta Musul harekâtında da kullanmak istiyor gibi bir görüntü var. O nedenle, Türkiye’nin ABD ile PYD konusundaki pazarlığından nasıl bir sonuç çıkar, bunlar hep soru işaretleri...”

Ceza dediğin caydırıcı olur

Ceza dediğin caydırıcı olur

Kurban Bayramı’nda bu yılda bildik manzara yinelendi. Sokaklar, parklar, boş araziler kurban kesenlerle doldu. Caddelerdeki elektrik direkleri hayvanları asıp yüzmek için kullanıldı. Kesilen hayvanların yanında ateş yakıp et yiyenler bile vardı. Yani vatandaş yasağı ve uyarıları takmadı. Neden diye sorulduğunda da kesim alanlarının kalabalık ve pahalı olması gibi gerekçeler öne sürdüler. Buna karşı belediyeler de izinsiz kesim yapanlara Kabahatler Kanunu kapsamında 105 lira para cezası kesti. Aslında buna her Kurban Bayramı’nda sahnelenen bir oyun da denilebilir. Çünkü bu işin 100 liralık bir cezayla önlenemeyeceği, her yıl kesilen binlerce (adet olarak) ceza nedeniyle ortada. Açıkçası, vatandaş kendisi için “eziyet” olarak gördüğü kesim yerine gitmek yerine, cezayı ödeyip hayvana “eziyet” etmeyi yeğ tutuyor. O nedenle demem şu ki; eğer belediyeler bu görüntüleri ortadan kaldırmaya gerçekten niyetli ve kararlılarsa yapacakları tek şey var: İzinsiz kesim cezalarını bin iki bin liraya çıkarmak, denetimleri sulandırmamak...  

Kurban Bayramı’nda bu yılda bildik manzara yinelendi. Sokaklar, parklar, boş araziler kurban kesenlerle doldu. Caddelerdeki elektrik direkleri hayvanları asıp yüzmek için kullanıldı. Kesilen hayvanların yanında ateş yakıp et yiyenler bile vardı. Yani vatandaş yasağı ve uyarıları takmadı. Neden diye sorulduğunda da kesim alanlarının kalabalık ve pahalı olması gibi gerekçeler öne sürdüler. Buna karşı belediyeler de izinsiz kesim yapanlara Kabahatler Kanunu kapsamında 105 lira para cezası kesti. Aslında buna her Kurban Bayramı’nda sahnelenen bir oyun da denilebilir. Çünkü bu işin 100 liralık bir cezayla önlenemeyeceği, her yıl kesilen binlerce (adet olarak) ceza nedeniyle ortada. Açıkçası, vatandaş kendisi için “eziyet” olarak gördüğü kesim yerine gitmek yerine, cezayı ödeyip hayvana “eziyet” etmeyi yeğ tutuyor. O nedenle demem şu ki; eğer belediyeler bu görüntüleri ortadan kaldırmaya gerçekten niyetli ve kararlılarsa yapacakları tek şey var: İzinsiz kesim cezalarını bin iki bin liraya çıkarmak, denetimleri sulandırmamak...  

esef çatışma  ve savaş zamanı. Gerilimin çekinmeden tırmandırılması, toplumda hemen hemen yok oranında olan iç savaş ihtimali nedeniyledir.
Sürecin bitişiyle devlet tarafından kamuoyu algısı tekrar bir barışın mümkün olmadığı yönünde oluşturuldu. Barışa zaten çok sıcak bakmayan Türk halkı barışın bozulması hakkında  her kesimiyle kendisine sunulan gerekçelere hak verdi.  Çeşitli haklar bahşedilenler nankörlük etmişti ve ezip geçmekten başka bir yol yoktu.(!) 

esef çatışma  ve savaş zamanı. Gerilimin çekinmeden tırmandırılması, toplumda hemen hemen yok oranında olan iç savaş ihtimali nedeniyledir.
Sürecin bitişiyle devlet tarafından kamuoyu algısı tekrar bir barışın mümkün olmadığı yönünde oluşturuldu. Barışa zaten çok sıcak bakmayan Türk halkı barışın bozulması hakkında  her kesimiyle kendisine sunulan gerekçelere hak verdi.  Çeşitli haklar bahşedilenler nankörlük etmişti ve ezip geçmekten başka bir yol yoktu.(!) 

Sürecin bitişiyle devlet tarafından kamuoyu algısı tekrar bir barışın mümkün olmadığı yönünde oluşturuldu. Barışa zaten çok sıcak bakmayan Türk halkı barışın bozulması hakkında  her kesimiyle kendisine sunulan gerekçelere hak verdi.  Çeşitli haklar bahşedilenler nankörlük etmişti ve ezip geçmekten başka bir yol yoktu.(!) 

Kazılan hendek ve barikatların kazan açısından başarı şansının olmadığı da baştan belliydi ve çözümsüzlüğü, umutsuzluğu artırmaktan başkasına yaramadı. PKK'nın karşı taktiğinin Kürt halkı açısından da alıcısı yoktu. Devletin sorgulanmayacağı belli şiddetli askeri gücünün PKK'ya tepki olarak döneceği belliydi. PKK ise Rojava'da elde ettiği başarının çok şeyin üstünde olduğunu düşünüyordu. Ancak bu durum kimseye kalıcı bir hakimiyeti sağlamıyordu zira ortada sadece taktiksel kazınımlar veya kayıplar vardı.
Sürecin bitimiyle derinleşen savaşın gittikçe güçlenen galibi Erdoğan'dı. Zira toplumun algısını tüm gücüyle yönetiyor ve her yaptığıyla puan kaybeden örgütün karşısında iyice güçleniyordu. Devletin kahir gücü, günü okuyamayan örgüt politikaları karşısında etkinliğini daha da artırıyordu.
Çatışmanın daha uzun süre devam edeceği belli iken Diyarbakır'da toplanan kuruluşların ortak kararı Öcalan'ın sağlık durumuyla ilgili bir açlık grevi başlatmak oldu. Devletin savaş konseptini kendinden emin bir şekilde devam ettirdiği günlerde yapılan bu çıkış, zayıf bir çıkış olarak algılandı. Zira Öcalan'ın sağlığı ve ardından müdahilliğiyle gerçeekleştirilebilecek bir ivmeyle barışın önünün açılabileceği düşünülüyordu. Ancak bunun gerçekleşme ihtimalinin çok kuvvetli olmadığı pek hesaba katılmıyordu.

Kazılan hendek ve barikatların kazan açısından başarı şansının olmadığı da baştan belliydi ve çözümsüzlüğü, umutsuzluğu artırmaktan başkasına yaramadı. PKK'nın karşı taktiğinin Kürt halkı açısından da alıcısı yoktu. Devletin sorgulanmayacağı belli şiddetli askeri gücünün PKK'ya tepki olarak döneceği belliydi. PKK ise Rojava'da elde ettiği başarının çok şeyin üstünde olduğunu düşünüyordu. Ancak bu durum kimseye kalıcı bir hakimiyeti sağlamıyordu zira ortada sadece taktiksel kazınımlar veya kayıplar vardı.
Sürecin bitimiyle derinleşen savaşın gittikçe güçlenen galibi Erdoğan'dı. Zira toplumun algısını tüm gücüyle yönetiyor ve her yaptığıyla puan kaybeden örgütün karşısında iyice güçleniyordu. Devletin kahir gücü, günü okuyamayan örgüt politikaları karşısında etkinliğini daha da artırıyordu.
Çatışmanın daha uzun süre devam edeceği belli iken Diyarbakır'da toplanan kuruluşların ortak kararı Öcalan'ın sağlık durumuyla ilgili bir açlık grevi başlatmak oldu. Devletin savaş konseptini kendinden emin bir şekilde devam ettirdiği günlerde yapılan bu çıkış, zayıf bir çıkış olarak algılandı. Zira Öcalan'ın sağlığı ve ardından müdahilliğiyle gerçeekleştirilebilecek bir ivmeyle barışın önünün açılabileceği düşünülüyordu. Ancak bunun gerçekleşme ihtimalinin çok kuvvetli olmadığı pek hesaba katılmıyordu.

Sürecin bitimiyle derinleşen savaşın gittikçe güçlenen galibi Erdoğan'dı. Zira toplumun algısını tüm gücüyle yönetiyor ve her yaptığıyla puan kaybeden örgütün karşısında iyice güçleniyordu. Devletin kahir gücü, günü okuyamayan örgüt politikaları karşısında etkinliğini daha da artırıyordu.
Çatışmanın daha uzun süre devam edeceği belli iken Diyarbakır'da toplanan kuruluşların ortak kararı Öcalan'ın sağlık durumuyla ilgili bir açlık grevi başlatmak oldu. Devletin savaş konseptini kendinden emin bir şekilde devam ettirdiği günlerde yapılan bu çıkış, zayıf bir çıkış olarak algılandı. Zira Öcalan'ın sağlığı ve ardından müdahilliğiyle gerçeekleştirilebilecek bir ivmeyle barışın önünün açılabileceği düşünülüyordu. Ancak bunun gerçekleşme ihtimalinin çok kuvvetli olmadığı pek hesaba katılmıyordu.

Öcalan'la sürpriz bir şekilde gerçekleşen kardeş görüşmesi akabinde gelen "sürecin tekrar başlamasıyla barışın gerçekleşebileceği" yönündeki çağrısı önemli bir yankı uyandırdı ve açlık grevleri bitti. Öcalan'ın 15 Temmuz darbe gecesinde darbeciler tarafından kontrol altına alınmak istendiği, adada çatışma çıktığı vb. yönündeki iddialar ise gündem edilmedi. Ancak Öcalan'ın sağ ve sağlıklı olduğu yönündeki mesajı tansiyonun düşmesine yetti. Ancak verilen barış mesajına karşılık alınıp alınamayacağı belirginleşmedi.
Öcalan'ın mesajına devlet tarafından olumlu bir karşılık geleceğini sanmıyorum.  
Zira devlet elinin güçlü olduğunu hissediyor ve bu hal ile geçen sürecin kazanç hanesine yazılacağını düşünüyor. Görüşmeye izin verilmesi ise sağlık durumu açısından gereksiz yükselecek tansiyon kozunun rakibinin eline geçmemesi telaşındandır. PKK'nın yaptığı eylemlerle puan kaybedeceğini, paralel olarak HDP'nin de zayıflayacağını hesaplıyor. Çözümün Kürt vatandaşı ikna yoluyla olacağını düşünüyor. Kürt vatandaşı ikna seçeneğinin 30 yılı aşkın denendiği ve sonucun ortada olduğu, başarısızlığı görüldüğünde  aynı metodla galibiyetin yine sağlanamayacağı açıktır.

Öcalan'la sürpriz bir şekilde gerçekleşen kardeş görüşmesi akabinde gelen "sürecin tekrar başlamasıyla barışın gerçekleşebileceği" yönündeki çağrısı önemli bir yankı uyandırdı ve açlık grevleri bitti. Öcalan'ın 15 Temmuz darbe gecesinde darbeciler tarafından kontrol altına alınmak istendiği, adada çatışma çıktığı vb. yönündeki iddialar ise gündem edilmedi. Ancak Öcalan'ın sağ ve sağlıklı olduğu yönündeki mesajı tansiyonun düşmesine yetti. Ancak verilen barış mesajına karşılık alınıp alınamayacağı belirginleşmedi.
Öcalan'ın mesajına devlet tarafından olumlu bir karşılık geleceğini sanmıyorum.  
Zira devlet elinin güçlü olduğunu hissediyor ve bu hal ile geçen sürecin kazanç hanesine yazılacağını düşünüyor. Görüşmeye izin verilmesi ise sağlık durumu açısından gereksiz yükselecek tansiyon kozunun rakibinin eline geçmemesi telaşındandır. PKK'nın yaptığı eylemlerle puan kaybedeceğini, paralel olarak HDP'nin de zayıflayacağını hesaplıyor. Çözümün Kürt vatandaşı ikna yoluyla olacağını düşünüyor. Kürt vatandaşı ikna seçeneğinin 30 yılı aşkın denendiği ve sonucun ortada olduğu, başarısızlığı görüldüğünde  aynı metodla galibiyetin yine sağlanamayacağı açıktır.


Öcalan bir barış mesajı verdi ama çok umutlu olarak bu mesajı verdiğini düşünmüyorum. Ancak bir ziyaret dolayısıyla şu anda gerçekleşmesi çok zayıf olsa da olması gerekeni yine de söyleme gereğini hissettiğini düşünüyorum. Devletin  Amerika ve Rusya'nın itiraz etmediği bir tarzda Suriye'ye girip YPG ile savaştığı bir zaman diliminde Türkiye'de barış beklemek hayaldir. Öcalan'la görüşmeyi sağlayarak bir barış kıvılcımı oluşturarak umut beklemek gerçekçi değildir. Rojava konusunda bir anlaşma sağlanmadan, Öcalan'ı ortaya çıkararak bir çözüm beklemek, kalıcı barış ihtimalini de değersizleştirecek bir gayrettir. 
Çözüm Rojava konusunda belirginleşecektir. Suriye'de savaşın bitmesi ve belirginliğin oluşması gerekmektedir. Güneyinde bir Kürt hakimiyeti ile kendisini tedirgin hissedeceğini defalarca ilan etmiş Türkiye'nin palyatif çabalarla barışı düşünmeyeceği bellidir. Erdoğan sürecin bitişinden sonra güçlü olacağı bir seçenek dışında barışı düşünmeyecektir. Hele ki darbe sonrası Kürt meselesi gibi toplumsal tepki oluşturacak bir konuda barış yönünde çaba göstermesi çok zayıf ihtimaldir. Böylesi bir girişimin uzun süredir kendisini zayıflatmak isteyen iç ve dış muhaliflerin elini kolaylaştıracağını, kendi ayağının altını kayganlaştıracağını düşünmektedir. Bu düşünce ve güç isteği şu an barışa yaklaşma ihtimalini zayıflatmaktadır. Bu yüzden gerçekleşmesinin mümkün olmadığını bildiği "silahları gömme" teklifi dışında bir yol göstermemektedir. Barışı ancak elinin çok güçlü olduğu ve kozlarının  pazarlıkta etkili olacağını hissettiği anda gündem edecektir.
Öcalan'ın da tek inisiyatif sahibi olmadan masaya oturmayacağı bellidir. Öcalan "İmralı Notları" isimli görüşme notlarının yer aldığı kitabında süreç biterse sonrasında iki tarafın da kendisini kullanma girişimine müsaade etmeyeceğini defalarca deklare etmiştir. Öcalan'ın şu an masanın bir tarafında tek inisiyatif sahibi olamayacağı bellidir. Devlet Öcalan'ı bir kenarda tutarak kendi istediği bir zamanda anlaşarak ileri sürmek istemektedir. O zamanın şimdi olmadığını düşünerek Öcalan'ı şu an denklem dışı tutmaktadır. Ancak bir fani olan ve 65 yaşını geçmiş Öcalan'ın eceliyle ölümü sonrası bu hesabının nelere mal olacağının hesabını iyi yapıp yapmadığını bilmiyoruz. Böylesi bir durumda da "B planı yapmış olabilir ama önemli bir avantajı elinden kaçırmış olabilir.
Barış çabası son derece değerlidir ama mantıklı bir tarzda yürütülmesi gerekir. Yoksa güç sahipleri manipule eder ve "barış" diyen değersizleşebilir. Şartları, zamanı belirleyerek ısrarla arkasında durulacak bir barış söylemi toplumda zamanla etkisini gösterecektir.

Öcalan bir barış mesajı verdi ama çok umutlu olarak bu mesajı verdiğini düşünmüyorum. Ancak bir ziyaret dolayısıyla şu anda gerçekleşmesi çok zayıf olsa da olması gerekeni yine de söyleme gereğini hissettiğini düşünüyorum. Devletin  Amerika ve Rusya'nın itiraz etmediği bir tarzda Suriye'ye girip YPG ile savaştığı bir zaman diliminde Türkiye'de barış beklemek hayaldir. Öcalan'la görüşmeyi sağlayarak bir barış kıvılcımı oluşturarak umut beklemek gerçekçi değildir. Rojava konusunda bir anlaşma sağlanmadan, Öcalan'ı ortaya çıkararak bir çözüm beklemek, kalıcı barış ihtimalini de değersizleştirecek bir gayrettir. 
Çözüm Rojava konusunda belirginleşecektir. Suriye'de savaşın bitmesi ve belirginliğin oluşması gerekmektedir. Güneyinde bir Kürt hakimiyeti ile kendisini tedirgin hissedeceğini defalarca ilan etmiş Türkiye'nin palyatif çabalarla barışı düşünmeyeceği bellidir. Erdoğan sürecin bitişinden sonra güçlü olacağı bir seçenek dışında barışı düşünmeyecektir. Hele ki darbe sonrası Kürt meselesi gibi toplumsal tepki oluşturacak bir konuda barış yönünde çaba göstermesi çok zayıf ihtimaldir. Böylesi bir girişimin uzun süredir kendisini zayıflatmak isteyen iç ve dış muhaliflerin elini kolaylaştıracağını, kendi ayağının altını kayganlaştıracağını düşünmektedir. Bu düşünce ve güç isteği şu an barışa yaklaşma ihtimalini zayıflatmaktadır. Bu yüzden gerçekleşmesinin mümkün olmadığını bildiği "silahları gömme" teklifi dışında bir yol göstermemektedir. Barışı ancak elinin çok güçlü olduğu ve kozlarının  pazarlıkta etkili olacağını hissettiği anda gündem edecektir.
Öcalan'ın da tek inisiyatif sahibi olmadan masaya oturmayacağı bellidir. Öcalan "İmralı Notları" isimli görüşme notlarının yer aldığı kitabında süreç biterse sonrasında iki tarafın da kendisini kullanma girişimine müsaade etmeyeceğini defalarca deklare etmiştir. Öcalan'ın şu an masanın bir tarafında tek inisiyatif sahibi olamayacağı bellidir. Devlet Öcalan'ı bir kenarda tutarak kendi istediği bir zamanda anlaşarak ileri sürmek istemektedir. O zamanın şimdi olmadığını düşünerek Öcalan'ı şu an denklem dışı tutmaktadır. Ancak bir fani olan ve 65 yaşını geçmiş Öcalan'ın eceliyle ölümü sonrası bu hesabının nelere mal olacağının hesabını iyi yapıp yapmadığını bilmiyoruz. Böylesi bir durumda da "B planı yapmış olabilir ama önemli bir avantajı elinden kaçırmış olabilir.
Barış çabası son derece değerlidir ama mantıklı bir tarzda yürütülmesi gerekir. Yoksa güç sahipleri manipule eder ve "barış" diyen değersizleşebilir. Şartları, zamanı belirleyerek ısrarla arkasında durulacak bir barış söylemi toplumda zamanla etkisini gösterecektir.