Tarık Ziya Ekinci: 'HDP'nin koalisyon ortağı olmuyorum deme hakkı yok'

Tarık Ziya Ekinci, 1965 yılında Meclis’e Kürt kimliğiyle giren ilk siyasetçi. O dönemi anlatırken ‘Kürt kelimesini kullanamazdık’ diyor. Aradan tam 50 yıl geçtikten sonra HDP’nin en az 80 milletvekili ile Meclis’te temsil edilecek olmasını değerlendirirken ‘havalara uçtum’ diyor ama ekliyor:
Tarık Ziya Ekinci, 1965 yılında Meclis’e Kürt kimliğiyle giren ilk siyasetçi. O dönemi anlatırken ‘Kürt kelimesini kullanamazdık’ diyor. Aradan tam 50 yıl geçtikten sonra HDP’nin en az 80 milletvekili ile Meclis’te temsil edilecek olmasını değerlendirirken ‘havalara uçtum’ diyor ama ekliyor:

Ayşe Karabat  
Al Jazeera

Ayşe Karabat  
Al Jazeera
Al Jazeera
Al Jazeera

Yüzde 13 bekliyor muydunuz? Ne hissettiniz bu oranı duyunca?

Yüzde 13 bekliyor muydunuz? Ne hissettiniz bu oranı duyunca?

Havalara uçtum. Ertesi gün de hemen bir tebrik maili gönderdim Demirtaş’a. Hatırlattım tabii halkın vermiş olduğu görevler nedir.

Nedir sözünü ettiğiniz ve seçmenin HDP’ye verdiği görevler?

Nedir sözünü ettiğiniz ve seçmenin HDP’ye verdiği görevler?

Birincisi Türkiye’yi Erdoğan’ın kurmak istediği otoriter rejimden kurtarmaktı. Onu başardı ama ikinci bir görev daha verdi; yeni bir anayasa yapmak ve Kürt sorununu çözmek için başlayan süreci neticeye ulaştırmak. HDP bunu yapmak zorundadır. ‘Ben çekildim, oturacağım, hiçbir şeye karışmıyorum’ diyemez. Şimdi diyelim ki AKP ile MHP bir koalisyon kurdu. Ne olur o? Yapılacak anayasada hiçbir hak tanınmaz Kürtlere. CHP ile bir koalisyon olsa keza öyle. CHP diyor ki ‘Anayasa’nın ilk dört maddesinin değiştirilmesine karşıyım. Bunlardan en temel olanlarından biri Atatürk milliyetçiliği. Diğer halkları inkâr eden, onları asimilasyona zorlayan bir milliyetçiliktir.

Ama HDP seçim gecesi AKP ile içerden ya da dışarıdan koalisyon ortağı olmayacağını söyledi.

Ama HDP seçim gecesi AKP ile içerden ya da dışarıdan koalisyon ortağı olmayacağını söyledi.

Bunu demeye hakkı yoktur bence. Seçim bitmiş; bekleyeceksin, gelişmeleri göreceksin. Sana ne gibi vazifeler düşmüş, onu da göreceksin. Ona göre adım adım gideceksin. Biter bitmez böyle bir açıklama yapayım. Sıkboğaz etme bir. Seçim kampanyası boyunca ‘seni seçtirmeyiz’ dedin, 'seni başkan yaptırmam' dedin kabul. Bu bir görevdi. Onu yerine getirdi, o bittikten sonra parlamentoda 80 milletvekili, 81 milletvekiliyle sana bu halk bir görev vermiştir. O görevin üstesinden gelmek zorundasın. Onu da düşüneceksin. Siyaset budur işte.

Bu oy oranıyla birlikte Türkiye’de İrlanda’da da olduğu gibi, siyasi kanadın silahlı kanada söz geçirebildiği bir durum yaşanır mı?

Bu oy oranıyla birlikte Türkiye’de İrlanda’da da olduğu gibi, siyasi kanadın silahlı kanada söz geçirebildiği bir durum yaşanır mı?

Türkiye’de böyle bir gelişme olmadı. Farklı bir gelişme oldu. Türkiye’de silahlı Kürt hareketi diyebileceğim hareket legal hareketi bir nevi kendisi organize etti. Onun yandaşları olanlar partiyi kurdular. Gerçi ilk kuruluşta ben vardım. HEP’in kuruluşunda. Başka türlü kurduk; benim düşündüğüm ileri demokrasiyi savunan, sosyal demokrat nitelik taşıyan. Ama olmadı. Bizimle beraber olan Türk aydınlar da birer birer ayrıldı. Şimdi yüzde 13’ten sonra Sinn Fein gibi hareket edecek mi? Sanmıyorum böyle bir şey olacağını. Ama tamamen farklı fonksiyonları devam edecek, aradaki bağlantı böyle radikal bir bağlantı, emir kumanda zinciri gibi olmayacak. Böyle karşılıklı bir dayanışma ve birbirine güven duygusu içinde çalışacaklar. Öcalan’ın emri ile hareket eden bir parti olmayacak. Birçok Türk aydını bundan endişe ediyor, böyle bir şey olmayacak. Öcalan da bunu yapmaz. Yapsa da geçerli olmaz. Çünkü her gün toplumdaki gelişmeleri ve siyasi olayları adım adım takip eden bir partinin ayda yılda bir oradan gelecek bir beyanatla hareket yürütmesi mümkün değil. Kaldı ki parti tek başına Kürtlerden oluşan bir parti değil. İçinde çok farklı görüşte olan insanlar var. Bunlar Kürt hareketine sempatiyle bakıyor. Bu hareketin başarısını istiyor ama kalkıp da Kürt hareketini silahlı mücadeleden gelecek olan emirle yönetmek gibi bir duruma girmek istemezler, kabul etmezler. Bu arkadaşlar partiyi parti olarak yürütmek isteyeceklerdir. Kürt kesiminden arkadaşlar da böyle isteyecektir. Fakat böyle bir dayanışma içinde olmaktan vazgeçmezler. Dayanışma içinde olması da lazımdır. Türkiye’nin önünü açmak için, demokrasiyi ilerletmek için de bu şarttır. Af, siyasi mücadeleye katılacak konuma gelmesi için bir nevi görev yapması lazım. Bunu kimden bekleyeceksiniz; tabii, mutlaka içinde Kürtlerin ağırlık olduğu bir siyasi hareket öncülük yapacak.

Öcalan-Demirtaş ilişkisinin nasıl bir seyir izleyeceğini düşünüyorsunuz?

Öcalan-Demirtaş ilişkisinin nasıl bir seyir izleyeceğini düşünüyorsunuz?

Böyle bir spekülasyon var. Öcalan ve Demirtaş’ın bir nevi aralarının açıldığı, Demirtaş’ın ön plana çıktığı tarzında. Buna ihtimal vermiyorum. Zaten Selahattin Demirtaş’ın tek lider olmak gibi bir ihtirası yoktur. Son derece demokrat bir insandır. Öcalan’ın durumunu hesaba katarak, gerek Kürt toplumu üzerindeki etkisi, gerek silahlı mücadele üzerindeki etkisini hesaba katarak, ondan bağımsız sürdürmek zorundadır.

HDP'nin aldığı oyu neye bağlıyorsunuz?

HDP'nin aldığı oyu neye bağlıyorsunuz?

Bir defa Kürtler arasında ittifak oluştu. Kürtlerin de Türkiye içinde kalarak ve Türkiye’de demokrasi mücadelesini yükselterek, kendi varlıklarına sahip çıkma bilinci oluştu. Erdoğan’ın izlediği politika, son zamanlarda yaptığı açıklamalar, tehditkâr ifadeler kullanması da etkili oldu. 1965’te seçime girerken ancak 10 bin oy alabiliyorum, o zaman Diyarbakır’da 100 bin oy olduğunu düşünürseniz, bu yüzde 10 demek ama HDP Diyarbakır oyunun yüzde 87'sini aldı.

Benim ısrarla vurguladığım buydu: Hem Kürt hareketinin birliğini sağlamak hem de Türkiye’ye Kürtlerin varlığını, Kürtlerin eşit haklara sahip vatandaşlar olarak tanınması gerektiğini benimsetmesi gerektiğini söyledim. Türkiye’de eğer demokrasi olacaksa bu Kürt siyasi hareketinin başarısı ile olacaktır. Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan hesabı; ileri demokrasi kurulmadan Kürt sorunu çözülmez. Kürt sorunu çözülmeden demokrasi olmaz. Türkiye’de demokrasi isteyen herkesin Kürt hareketine destek vermesi ve Kürt hareketi ile bir nevi dayanışma içinde olması kaçınılmazdır.

Ancak bu oyların bir kısmı emanet ve HDP de bunu biliyor. Sizce bundan geriye dönüş olur mu?

Ancak bu oyların bir kısmı emanet ve HDP de bunu biliyor. Sizce bundan geriye dönüş olur mu?

Bundan geriye dönüş olması mümkün değil. Kürt hareketini yöneten arkadaşlar, bu diyelim ki Kürtlerin omurgasını oluşturduğu Türkiye demokrasi hareketinin yöneticileri, bilinçli politika yapıyorlar. Türkler var, Kürtler var, Ermeniler, Aleviler, bilinçli olarak Türkiye’de bugüne kadar ötekileştirilen, ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören eşit görülmeyen insanların, ezilen insanların birlikte demokrasiyi kurmaları lazım geldiği bilinci ile harekete diyorlar. Zaman içinde partinin farklı kompartımanlardan oluşan bir parti olmaktan çıkıp, kendi başına bağımsız bir partiye dönüşmesi lazım. Ben bugünkü yapıyı eleştiriyorum. Bu yapı eklektik bir yapıdır. İçinde farklı kompartımanlar var, Marksist - Leninist partiler, farklı görüşler var. Partinin giderek tek bir programa bağlı ve ileri bir demokrasiyi savunan, bütün aydınların talep ettiği demokrasiyi, Kürtlerin de talep ettiği demokrasiyi isteyen bir bütünlük içinde, partinin her üyesinin aynı görüşü savunmasını, aynı programa bağlı kalmasını talep ediyorum. Mesela parti programında çok cılızca bir ifade var Avrupa Birliği (AB) hakkında. Oysa Avrupa Birliği çok önemlidir. Partinin perspektifi içinde, programında Avrupa Birliği'ne çok önemli yer verilmeliydi. AB’ye girmenin yolları mutlaka aranmalı ve bunun mücadelesi sonuna kadar verilmeli. Çünkü Türkiye’de demokratikleşmenin dış dinamiğidir. AB'ye girmiş olmak demek Kopenhag kriterlerini benimsemiş olmak ve bütün bileşenlerini Türkiye’ye getirmektir. Bunun savunmadan kolay kolay Türkiye’ye demokrasi getiremezsiniz. HDP’nin de mutlaka AB perspektifi içinde politika geliştirmesini ve AB savunmasını talep ediyorum.

1965’te Meclis’te Kürt kimliğiyle bulunan bir milletvekiliydiniz ve aradan elli yıl geçtikten sonra şimdi HDP 80 milletvekili ile Meclis’te. Böyle olacağını hiç hayal etmiş miydiniz?

1965’te Meclis’te Kürt kimliğiyle bulunan bir milletvekiliydiniz ve aradan elli yıl geçtikten sonra şimdi HDP 80 milletvekili ile Meclis’te. Böyle olacağını hiç hayal etmiş miydiniz?

Sürecin bu istikamette geliştiğini, böyle bir noktaya gelebileceğimizi biliyordum, tahmin ediyordum, düşünüyordum, ama ne zaman olur? Hayat budur diyordum. Toplum böyle gelişir, diyordum fakat ben onu görebilir miyim diye peşin bir düşüncem yoktu. Bunu görmüş olmak bana mutluluk veriyor.

12 Mart 1971’de tutuklandığımızda cezaevinde bir ayrışma başladı. O zaman gençlerin büyük çoğunluğu ‘Biz artık Türklerin içinde olduğu bir partide çalışmak istemiyoruz, Kürtlerin ayrı partisi olması gerekir’ dediler. Ben Türkiye sosyalist hareketi içinde Türkler’in dayanışmasını alarak, onlara da Kürt sorununu benimseterek mücadele etmenin doğru olduğunu savunarak devam ettim. Bazı arkadaşlarım itiraz ettiler, ‘sen bize bağımsız bir Kürt hareketini çok görüyorsun’ diye. Ben burjuvazinin öncelik etmeyeceği bir hareketin bağımsızlığa giremeyeceğini savundum. Kürt burjuvazisinin önemli bir kısmı batıda yatırımlar yapmıştır. Bu burjuvazinin varlığını sürdürebilmesi, Türkiye burjuvazisi ile aldığı kredilerle kaimdir; bundan kopmayı, kendi ulusal küçük Kürt pazarı içinde etkinlik göstermeyi kabul etmez. Dolayısıyla Kürtlerin mutlaka bugünkü koşullarda Türkiye kamuoyuna Kürt hareketini benimsetmek ve Kürtlerle eşit şartlar biçiminde, Kürtlerin varlığını kabul etmelerini temin etmek ve toplumun bütün bileşenlerine anlatmak ve yaymak gerekiyor. Henüz o aşamaya gelmiş değiliz. Hâlâ o birçok odaklar Kürtlerin ayrılıp bağımsız devlet kuracağını ısrarlı bir biçimde savunmaktadırlar. Kürtleri dışlamakta, onları suçlu gibi göstermekte toplumla bütünleşmek istemediklerini iddia etmektedirler. Bunu adım adım kırmak gerekiyor. HDP’nin bunu başaracağını ümit ediyorum.

Yirmi yıl sonra Kürt hareketinin nasıl bir noktada olacağını düşünüyorsunuz?

Yirmi yıl sonra Kürt hareketinin nasıl bir noktada olacağını düşünüyorsunuz?

Yirmi yıl sonra nasıl olur? Bana göre bu önümüzdeki uzun bir süreç içinde her gün gayet ufak değişikliklerle, değişimlerle gideceğiz, birdenbire karşımıza yeni bir ufuk açılacak. Şimdi 80 milletvekili çıktığı gibi. Dünde kalmış olsaydım ve zaman tüneline girmiş olsaydım şimdi şaşırırdım. Ama zaman tüneline girmedim, hayatı takip ettim; adım adım gelişmeleri izleyerek bu noktaya geldik. Benim için sürpriz değil fakat böyle bir gelişme zaman tünelinde bekleyerek ileride yirmi sene sonra ne olacağını sorduğunda, şöyle bir şey söyleyebilirim: Kürtler bu ülkede eşit vatandaş olarak kendi ana dillerinde eğitim gören, kendi kültürlerini geliştiren, Türkiye’de her alanda söz sahibi olan birinci sınıf vatandaş konumunda olacaktır. Ben bunu 1995’te önermiştim; Türkiye’nin eyaletlere ayrılmasını, sadece Kürtler için değil bütün Türkiye’nin kendi meclislerinde, kendi seçtikleri valilerle yönetilmesini öneriyorum. Böyle bir eyalet sistemine geçmenin mümkün olacağını düşünüyorum. İstanbul bir eyalet olur. Diyarbakır, Mardin, Batman, Siirt bir eyalet olur.

 Fotoğraf: [Güray Evin/Al Jazeera Turk

 Fotoğraf: [Güray Evin/Al Jazeera Turk