ARTI GERÇEK- Diyarbakır Sanayici ve İş İnsanları Derneği (DİSİAD) 2018’de “Siyasetin ekonomiye getirileri” konulu Yüksek İstişare Kurulu Toplantısını gerçekleştirdi. DİSİAD’ın ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıya Konda Genel Müdürü Bekir Ağırdır, HDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, İHD Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici ile çok sayıda iş insanı katıldı.

BAYSAL: OHAL’İN NE ZAMAN BİTECEĞİNİ BİLME HAKKIMIZ VAR

Toplantının açılış konuşmasını yapan DİSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Burç Baysal, son iki buçuk yıllık dönem içerisinde başta Diyarbakır olmak üzere ülke ve bölge genelinde çok sıkıntılar yaşandığına dikkat çekti. OHAL’den kaynaklı yatırımcıların önünü göremediğini belirten Baysal, “Yatırımcıların önünü görebilmesi için, OHAL’in sonlanacağı tarihi bilmesi gerekiyor. Buna hakkı var. Evrensel hukuk kurallarının işlemediği, adalet mekanizmasının yıprandığı bu dönemde ekonomide sürdürülebilir bir büyüme beklentisi içinde olmak gerçekçi değil” dedi.

İNSANLIK YAŞADIĞI KRİZİ AŞAMIYOR

KONDA Araştırma Şirketi Genel Müdürü Bekir Ağırdır, sadece Türkiye’de değil, dünyada krizi yaşandığını söyledi. Dünyada var olan krizi ‘insanlığın krizi’ olarak formüle eden Ağırdır, “Son 5 yıldır dünyaya bakın, İsrail’den başlayın, İngiltere’deki Avrupa Birliği'nden çıkma oylaması, ABD’deki seçimlere kadar. Bütün dünyada bir şeyler oluyor. Küresel göç diye bir mesele var. İnsanlık bu problemle nasıl baş edeceğini bilmiyor. İklim değişikliği ve küresel diğer sorunlarda var. Dünya’da problemler yığını var” dedi.

İnsanlığın oluşturduğu devletlerin, herkesi kapsayacak bir hukuk sitemini üretemediğini belirten Ağırdır, “İnsanlık üretemedi, sadece Türkiye değil. Bugün mağazalara gidiyorsunuz, koşulsuz müşteri memnuniyeti yazıyor. Ama henüz ‘koşulsuz vatandaş memnuniyeti’ diyen bir devlet görmedim. Henüz vizyonumuz, misyonuz şu, hukuk ve kalitemiz budur yazan devlet dairesi yok. Dünyada da yok. Sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçerken, çağ değiştirirken, o çağın gerektirdiği hukuku, siyasal sistemleri ve devlet nizamı üretilemediği için bu krizin içindeyiz” diye konuştu.

ULUS DEVLET SİSTEMİNE DÖNÜŞ VAR

Dünyada var olan krizden kaynaklı olarak, müthiş bir adaletsizliğin olduğunu ifade eden Ağırdır, “Hem her ülkenin kendi içinde, hem de ülkeler arasında müthiş bir adaletsizlik var. İnsanlık bu yeni problemlerle baş edemediği için, 1980 öncesi bildiğimiz eski ulus devletlere geri dönülüyor. Son derece popülist, son derece şoven, yer yer dinci söylemler yükseldi. Bütün ülkelerde yeniden daha radikal hareketlerin yükseldiğini görüyoruz. Ben buna ara dönem diyorum. Ara, çünkü sürdürülemez. Çünkü bu günkü yaşadığımız hayata aykırı bir yöntem. 80’lerden önce insanları denetleyebilirdiniz, ama bu gün imkansız. Bu gün Türkiye’de 56 milyon yetişkin içerisinde, cep telefonu olmayanların sayısı yüzde 10-15…  Bu insanların cep telefonlarından istedikleri bilgiye ulaşma imkanını denetlemek, hangi bilgiye ulaşabileceklerini denetleme çabası beyhude bir çabadır. Bizimkinde de, dünyada da denen şey sürdürülemez bir şey” dedi.

KÜRTLER AŞİRETTİR SÖYLEMİ FİLMLERDE KALDI

Türkiye’nin en temel sorununun Kürt meselesi olduğunu ifade eden Ağırdır, demokrasi ve ekonominin birbirine bağlantılı olduğunu söyleyerek konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Türkiye’nin önünde demokratikleşme ve küreselleşme gibi önünde önemli iki süreç var. Ortak bir ütopyası olmayan, kimliklere sıkışmış, kutuplaşmış, biz derken herkesin bizi eksik tarif ettiği tuhaf bir ruh hali  var. Birde OHAL’i konuşursak, her bir alanını, her bir sokağını, her kapıdan giren çıkanı denetleyebileceğimizi sandığımız bir düzenle karşılamaya çalışıyoruz. Türkiye’de son 40 yılda nüfusunun yarısı göç etmiş… Türkiye’de kendini Kürt diye tanımlayan insanların yüzde 48’i metropolleşmiş durumda. Kürtlerde aşiret var, Kürtlerde terör var gibi şeyler romanlarda ve filmlerde kaldı. 

DEMOKRASİ GELİŞMEDEN, REFAH YÜKSELMEZ

Türkiye demokrasi krizi yaşıyor. Demokrasi meselesini halletmeden refahı yükseltmek mümkün değil. Sanayileşmede, fikir özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün, siyasi özgürlüklerin olmadığı, demokrasinin eksik olduğu bir ortamda doğru tasarımı yapmamızın imkanı var mıdır? Teröre destek diyerek her ayrılığı, her farklı düşüneni, farklı çizeni, farklı yazanı hapse atmaya kalkarsak sanayiyi geliştirebilir miyiz? Benim kanaatim olamayacak. Fikir özgürlüğüne sadece siyasetçinin değil, sanayicinin de ihtiyacı var. Dolayısı ile Türkiye orta gelir düzeyinden çıkması için demokrasi krizini aşmak zorunda.

“KÜRTLER YÖNETİMDEN YARARLANIR DİYE, YÖNETME HAKKINDAN FERAGAT EDİLİYOR”

Türkiye’nin en önemli meselesi Kürt meselesidir. Türkler meselenin gerçekten ne olduğunun hala farkında değiller. Benim şöyle bir tarifim var. Örneğin benim babam, Kürtlerde yönetme hakkı elde eder düşüncesi ile Denizli’de yönetime katılamıyor. Yönetme hakkından feragat ediyor. İstanbul’da ki beyzadeler ise özgürlüklerden feragat ediyor. Sanıyorlar ki özgürlükleri HDP’liler yanlış kullanıyor. Yada Selahattin Demirtaş…  Sanıyorlar ki yanlış kullanılıyor. Kendi özgürlerinden feragat ettiklerinin farkında değiller. Dolayısı ile Kürt meselesi olarak konuşuyor olsak da konuştuğumuz şey Kürtlerden çıkalı çok oldu. Konuştuğumuz şey Türkiye. Konuştuğumuz şey Türkiye’nin geleceği. Bundan çıkmanın yolunu bulmalıyız.”

ORTAK YAŞAMA İRADESİ ORTADAN KAYBOLUYOR

Ülkede yaşanan sorunlarından kaynaklı toplumun kutuplaştığını ifade eden Ağırdır, bu düşüncesini son yaptıkları bir kamuoyu araştırmasına dayandırdı: “Hemen hemen her ay çalışma yapıyoruz. Her ay en az 10 bin eve gidiyoruz. En son 7 binden fazla eve gittik. Elde ettiğimiz verilere göre, gitgide ortak yaşama dair iradeyi kaybediyoruz. Ortak yaşama arzumuzu kaybediyoruz. Ortak geleceğe olan inancımızı kaybediyoruz. Mesele iktidar partisinin gitmesi gitmemesi meselesi değil. Mesel ortak geleceğe olan inancımızı yeniden tazelemek, yeniden biz duygusuna kavuşma meselesi. Ne yazık ki bu gün ki siyasi ortamda bunun çok uzağında olduğumuz açık” dedi.