"Çatışma Çözümleri ve Deneyimleri İmkanlar ve İmkansızlıklar" Konferansı 24 Şubat 2018'de yapıldı

Çatışma Çözümleri ve Deneyimleri İmkanlar ve İmkansızlıklar Konferansı'nda konuşan Fuat Keyman, barış sürecinin aşamalarını ve bundan sonraki seyrini yorumladı.

Fatma YÖRÜR / ARTI GERÇEK

- Küyerel Düşünce Enstitüsü'nün konferanslar dizisi kapsamında düzenlenen “Çatışma Çözümleri Deneyimleri İmkânlar-İmkânsızlıklar” konulu Şubat konferansı Enstitü ve Friedrich Ebert Stiftung Türkiye Temsilciliği desteğiyle İstanbul’da gerçekleşti.

"Çatışma Çözümleri Deneyimleri: İmkanlar - İmkansızlıklar" konulu konferansta Prof. Dr. Fuat Keyman, HDP Milletvekili Prof. Dr. Mithat Sancar ve İnsani Yardım Vakfı (İHH) Başkan Yardımcısı Hüseyin Oruç konuştu.

Moderatörlüğünü Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz’ın yaptığı konferansta, bölgenin de içinde yer aldığı çatışma sorunları, çatışma çözüm örnekleri, deneyimleri ve halen devam eden çatışmaların çözümünün imkânları ve imkânsızlıkları ele alındı. Kuzey Afrika, Kafkaslar, Orta Asya, Güney Çin Denizi, Avrupa ve Latin Amerika'yı da içine alan 72 bölgedeki çatışmalar, iç savaşlarla karşılaştırmalı olarak Türkiye’deki çözüm süreci irdelendi.

Prof Dr. Fuat Keyman, Türkiye’deki çözüm sürecinin tüm ülkelerden farklı, özgül özelliklere sahip olduğunu belirterek başladığı konuşmasında, sürecin ulusal ve yerel dengelerle başladığını ve başlangıçta uluslararası unsurların bu sürece dahil olmasının istenmediğini ancak Irak ve Suriye’nin çöküntü devlet haline gelmesiyle sorunun uluslararası bir boyut kazandığını belirtti. Keyman: “Bu açıdan çözümden uzaklaşılması kolaylaştı ancak hala imkansız değil” dedi.

TAHMAZ: BARIŞ TÜRKİYE’DE SİYASAL OLARAK ARAÇSALLAŞTIRILDI

Barış Vakfı’ndan Hakan Tahmaz, Genel Kurmay’ın açıkça dile getirdiği bir çatışma hukuku döneminde olduğumuzu belirterek, barış sürecinde de araçsallaştırılmış bir barışın söz konusu olduğunu söyledi. “Taraflara tarafından araçsallaştırılmış barış bir barış süreci kalıcı olmadı” diyen Tahmaz, “Süreci yakından gözlemlemiş akil insanlar aramızda” diyerek sözü Keyman’a verdi.

KEYMAN: BARIŞ SÜREÇLERİNİN 4 İLKESİ VAR

Prof. Dr. Fuat Keyman, toplantının zamanlamasının çok önemli olduğunu belirterek, “Çatışma çözümü dediğimiz zaman ağırlıklı olarak Kürt sorununu konuşuyoruz. Türkiye’deki Kürt sorununun bir özgünlüğü var. Barış sürecinin başarısızlıkla sonuçlanması ve bu özgünlük bizi endişeye düşüren çözümden uzaklaşan bir özgünlük.” dedi ve bir barış sürecinde olması gereken ilkeler ve kıstaslara değindi:

“Birincisi, çatışan iki tarafın masaya oturması ve çözüme ulaşması için bir iradenin olması gerekiyor. İkinci olarak, barış süreçlerinde bir pedal metaforu var: Bu sürece bir kez girdi mi sürekli pedalın dönmesi gerekiyor. Sürece giren farklı tartışma ve gerilimlerin buna engel olmaması gerekiyor. Kolombiya’da bu başarılabildi. Devletler ve devlet altı aktörler bu süreçten sapmamalı. Üçüncüsü: Silah bıraktıktan sonra yasal sürecin oluşabilmesi gerekiyor. Dördüncüsü: Bu sürece dışardan gelen ve konjonktürde olan büyük değişikliklere karşı süreci koruyabilmek gerekiyor. Bu 4 kıstası alıp bakabiliriz. Ve dünyadaki ortama bakabiliriz.”

Çözüm süreçlerinin aktörleri olarak liderler, siyasi partiler ve sivil toplum unsurlarının önemine değinen Keyman: “Aktör düzeyinde çatışma çözümünün başarılı olabilmesi için aktörlerin kendi ülkelerinde ve sürece bakışlarında güçlü olmaları gerekiyor. Bir odak noktanın aktörlerin iradesi kadar güçlü olması gerekiyor ve dönüştürücü kapasitesi olması gerekiyor.” dedi ve “Aktörün dönüştürücü niteliği kadar ama sivil toplum aktörlerine ne kadar alan açıldığı ve kapasite verildiği de önemli” diye ekledi.

KEYMAN: ERDOĞAN VE ÖCALAN DÖNÜŞTÜRÜCÜ KAPASİTESİNİ KORUSA DA UZLAŞIDAN UZAKLAŞTI

İç aktörler kadar bölgesel ve küresel dinamiklerin çözüm süreçlerinin başarı ve başarısızlığında önemli olduğuna dikkat çeken Keyman; “Bu konjonktürlerde çözüme ulaşmak mümkün mü?’ sorusu Türkiye’nin durumunun özgünlüğünü ortaya çıkarıyor” diye devam etti.

Erdoğan ve Öcalan’ın hala dönüştürücü aktör kapasitesini sürdürebildiğini söyleyen Keyman, “Bugün uzlaşmadan uzaklaşmanın Türkiye’deki bu son dönemin siyasi aktörlere kapasite kullanım hakkı verilememesine bağlayarak “Bunun sebebi liderler olabilir, süreç olabilir.” diyerek adeta Erdoğan ve Öcalan’ın süreçteki pozisyonlarını sorgulamaya çağırdı.

KEYMAN: SORUN ULUSAL ÖLÇEKTEN ÇIKIP BÖLGESEL SORUNA DÖNÜŞTÜ

Farklı barış süreci deneyimlerinden örnekler veren Keyman: “Türkiye’nin bütün bu karşılaştırmalı örneklerden farklı özgünlüğü, Kürt sorunun ortaya çıkmasında son yıllarda yaşanan paradigmatik değişim.” diyen Keyman, dönüştürücü siyasal aktörler ve sivil toplumun başlangıçta sorunu ulusal bir sorun olarak gördüğünü, Kürt sorununun 1980’lerde gelişimi içinde, 2015 seçimlerine kadar diğer örneklerle benzerlik gösterdiğini belirterek sorunun kırılma noktasının Irak ve Suriye krizi olduğuna dikkat çekti: “Bölgesel ve küresel aktörlerin rolü olsa da bu ulusal bir meseleydi. Aktörlerinin içeride olduğu bir meseleydi. Yerel ve ulusalın analiz güdümünde hareket ediyorlardı. Biz de o dönem AB bu sürece çok girmesin, sorun Türkiye içinde ve aktörleriyle çözülsün diye düşünmüştük. Fakat 7 Haziran’dan sonra başlayan hendek savaşları bugünkü Afrin ve zeytin dalı harekâtı, Türkiye’deki Kürt sorunun çatışma sürecinde ulusal düzeyi yok etti.” dedi.

KEYMAN: TÜRKİYE’NİN SORUNU KENDİ İÇİNDE ÇÖZME ŞANSI KALMADI

Sorunun ulusal bir sorun olmaktan çıkıp bölgesel ve küresel bir sorun olma haline gelmesinde mekânsal ve zamansal değişime dikkat çeken Keyman: “Irak ve Suriye’nin çöküntü devletler haline gelmesiyle büyük bir boşluk oluştuğunu belirterek sorunun Türkiye’nin bu kendi içinde çözme kapasitesinin kalmadığını belirtti.

Sivil toplumun sürece bakışında bu durumun kafa karışıklığı yarattığını belirten Keyman “Bu paradigmatik değişikliğe göre uzlaşma parametrelerimizi değiştirmemiz gerekiyor. İster dönüştürücü aktörler ister sivil toplum özelinde bakalım bölgesel bir Kürt politikası yaratmamız gerekiyor. Özellikle Suriye ve Irak noktasında bölgesel bir Kürt sorunu perspektifi oluşturmak gerekiyor. O bölgelerde tüm unsurları da göz önüne alarak soruna yaklaşmamız gerekiyor.” dedi.

‘KÜRT SORUNU DEMOKRASİ TALEBİYDİ ŞİMDİ ETNİK KİMLİK TALEBİ’

“Uluslararası ilişkilerciler olarak, biliyoruz ki ne kadar çatışma yaşanırsa yaşansın sorunlar masada çözülüyor. Burada olan büyük güçlerin Kürt sorununa bakışını ciddiye almamız lazım ABD ve Rusya arasında bu çözüme bakışta bir paralellik var mı, bakmak gerekiyor. Kürtlerin Ortadoğu’da aktör olması önemli. Sorunda paradigmatik bir kayma var, biz her zaman Kürt sorununu bir demokrasi sorunu olarak gördük ama bugün etnik kimlik talebi var. Bu kabul edilmişti çözüm sürecinde. Kürtler bu aktörlükte aktör olurken etnik kimlik olarak mı, seküler kimlik olarak mı hareket edecekler?” diye sordu.

Kürt aktörlerin bölgedeki hegemonya unsurları için seküler kimlik nedeniyle önemli hale geldiğini belirten Keyman, Kürt sorununun ulusal meseleden bölgesel ve uluslararası boyuta geçmesiyle Türkiye’nin de Kürtlere hangi açıdan baktığının önemli hale geldiğini belirterek, “Buna bağlı ve yeni bir bölgesel Kürt politikası oluşturulması gerekiyor.” dedi.