KÜYEREL DÜŞÜN (1. Sayı): Türkiye'nin rejim ve sistem sorunun

 

Yayın Tarihi:  Nisan 2017

Yayın Editörü:  Prof. Dr.Yüksel Taşkın

YAZARLAR
Doç. Dr. Ümit Ümit Kardaş
Prof. Dr. Yüksel Taşkın
Ümit Aktaş
Doç. Dr. Ulaş Bayraktar
Prof. Dr. Nİhal İncioğlu - Prof. Dr. Sema Erder
Dr. Ömer Faruk Gergerlİoğlu
Doç. Dr. Vahap Coşkun

Sunuş


Küyerel Düşünce Enstitüsü yılda üç sayı çıkacak ve her sayıda bir konu ele alınıp, konun uzmanlarının yazacağı ve her sayı editörlüğünü makale yazan birisi üstlenecek. Bu sayı için editörlük bana teklif edildi.
Küyerel Düşün Nisan 2017’de ilk sayı konusu “Türkiye’nin Rejim ve Sistem Sorunu” olarak belirlendi. Bu çok isabetli bir konu seçimiydi zira 16 Nisan Referandumu vesilesiyle bu kadim meselemiz tekrar gündeme geldi. 
Anlaşılan bu konu etrafında düşünmeye devam edeceğiz. 1876’dan beri bizimle olan bu kadim meselenin, görünür gelecekte, toplumun büyük çoğunluğunu tatmin edecek biçimde çözülebileceğinin işaretleri yok. 
1876’da ilk meclis açılıp, devletlûlar güç ve iktidar paylaşmak zorunda kaldıklarından beri, siyasal sistemde baskı-daralma, açılma-kısmi özgürleşme gelgitleri yaşamaktayız. Sözgelimi 1908 Pandora’nın Kutusu’nun açılması olarak görülecekse, 1913 Babıali baskınıyla başlayan süreç, devletçi bir refleksle kapanma olarak okunabilir. 2002-2007 için yine açılma diyeceksek, 2010 sonrası için sert bir baskı-daralma dönemi diyebiliriz.
Eğer bir genelleme yapacaksak, bu topraklarda iki paradigma rekabet halinde: Birincisi, “Topluma, bireylere daha fazla hak ve özgürlük vermenin, devleti ve rejimi tehlikeye atacağına” inanan devletçi paradigma. Bu bakış, toplumdan korkuyor, ciddi bir varoluşsal güvensizlik üzerine oturuyor ve toplumu baskılayarak, kendi muhalefetini de yaratıyor. Tam bir kısır döngü.
 İkinci paradigma ise, baskı dönemlerine karşı mücadele edenlere eşlik ediyor; baskı dönemleri sona ermek zorunda kaldığında biraz çiçek açıyor ama kısa sürede toparlanarak iktidarlarını merkezileştiren (yeni) devletlular bu çiçekleri yolmaya başlıyorlar. Kısaca bu paradigma, “bireysel-toplumsal hak ve özgürlükleri genişletmenin, devleti ve rejimi kuvvetlendireceğine, rejime istikrar getireceğine” inanıyor. İlk paradigma siyasal gücü merkezileştirmeyi; yani tekçiliği, çare görürken, rakip paradigma, güç ve yetki bölüşmeyi kadim siyasi meselelerimize çözüm olarak sunuyor. 16 Nisan 2017 Referandumunda da bu iki paradigmanın yarıştığını rahatlıkla söyleyebiliriz. 
Küyerel Düşün ilk sayısına destek veren yazarlar, yukarıda bahsettiğimiz ikinci paradigma ekseninden meselelere bakıyorlar. Hemfikir oldukları husus, güç ve yetki paylaşmayı içselleştiren, norm ve ardından hukuk haline getirilen bir dönüşüme ihtiyacımız olduğudur. Bunun için de sihirli kavramın, “yerinden yönetim reformu” olduğunda anlaşmaktadırlar.
Siyasal iktidarın topluma yayılmasının bugünkü yolu yetki ve iktidarı yerel yönetimlerle paylaşmaktır. Böyle bir sistem, eğer yargı, yasama ve yürütme arasında da kuvvetler ayrılığı prensip ve işleyişini yerleştirir, ilave denge ve fren mekanizmalarını oluşturursa, kadim meselelerimizin çözümü sağlanabilecektir. Ama en önemli şart, toplumu siyasal özne haline getirecek bir ölçek genişlemesi, yani yerinden yönetim reformudur. 
İşte o zaman farklılıklarımızı yok sayan değil tanıyan bir toplum sözleşmesi oluşturabiliriz. İşte o zaman yüz çiçek açar. Küyerel Düşün yazıların bu kadim arayışımız için fikir ve duygu vermesi dileğiyle…

Prof. Dr. Yüksel Taşkın

Bu kitap Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği katkılarıyla yayınlanmıştır