A.Öcalan ve PKK’nin tercihleri neye işaret ediyor?


Günümüzde PKK – KCK örgütlenmesinin A. Öcalan’ın belirlediği siyasi saptamalar paralelinde, en azında siyasi söylem bazında, politik faaliyet gösterdiği bilinen bir gerçektir. Ancak biraz yakından bakıldığında bu siyasal faaliyetlerin üç ayrı ağırlık merkezi etrafında şekillendiğini görmekteyiz. Bu ağırlık merkezlerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

Birinci ağırlık merkezi: A.Öcalan’ın içinde yaşadığı koşullardan kendi lehine sonuçlar çıkararak yaşamını garanti altına alma ve koşulları daha da zorlayarak, cezaevi yaşantısını sonlandıracak siyasi ve pratik faaliyetlerde bulunması zorunludur. Bu aynı zamanda Öcalan’ın “Türkiye “ çıkarlarını merkeze alan siyasi, teorik, pratik faaliyetlerde bulunmasını zorunlu kılmaktadır. Kuşkusuz bunu yaparken ellindeki en büyük argüman canlı, kanlı, diri, eylem yeteneği yüksek bir PKK ve bu PKK’nın yönetici kadroları üzerindeki ağırlığının sürdürğlmesi olduğu açıktır.

A.Öcalan’ın internet sitelerine yansımış avukatlaryla yaptığı “görüşme notları”, sorgu ve mahkeme ifade, savunma tutanakları ve kamuoyuna yansıtılan demeçleri dikkate alındığında kendisine nasıl bir görev biçtiğini bütün çıplaklığıyla görmek münkündür. Ancak bu görevleri yerine getirmenin hiçte kolay bir şey olmadığı anlaşılır bir durumdur. A. Öcalan’ın koşulları dikkate alındığında İşin zorluğunun kaynaklarını şöylece sıralayabiliriz.

1-    Denetiminde bulunduğu Türk Devlet yöneticilerinin kendisine fili olarak yönelip ortadan kaldırmalarına ortam hazırlayacak siyasi ve pratik girişimler içerisinde bulunmamak.

2-    Kürtlerin özgürlük talebi üzerinden, Türkiye’nin “istikrarına”  (Örneğin geçmişte Suriye’nin PKK – A. Öcalan üzerinden sürdürdüğü faaliyetler gibi.) ve hatta bir anlamda “toprak bütünlüğüne” zarar verebilecek güçlerin PKK üzerindeki etkisini kırmak için, kendi otoritesinin örgüt üzerinde devamının daha faydalı bir yaklaşım olduğuna yöneticileri ikna etmek.

3-    PKK ve Kürt hareketinin kendi (A. Öcalan’ın) kontrolüne bırakılmasının ve hatta bu konuda Türkiye’yi yöneten güçlerce kendisine olanak ve destek verilmesinin, diğer seçenekler dikkate alındığında; ( Örneğin KDP – Barzani hareketinin Türkiye Kürtleri içinde güç kazanıp ciddi bir örgütsel güç haline gelmesi vs gibi, ) Türkiye devleti açısından çok daha yararlı bir durum olduğuna, bütün tutum ve davranışlarıyla yöneticileri ikna edip, bu durumu sürdürmek.    

4-    Türkiye’yi “bölünmekten kurtaracak” tek kişinin kendisi olacağına muhataplarını ikna edip bu anlamda siyasi faaliyetlerde  bulunmak. Bu tutumuyla yalnız Türk devletini değil Kürtlerin içinde yaşadığı İran, Suriye ve Irak devlet yöneticileri açısından da PKK yi yönetecek en iyi adayın kendisi olduğunu pratik tutum ve davranışlarıyla göstermek. (Bu cümleden olmak üzere şunu ifade etmek isterim ki, son yıllarda A. Öcalan’ın geliştirdiği bütün teorik saptamaların altında yatan bu yalın gerçektir.)

5-    Suriye’de bulunduğu sürece Kürt gençliğini “Bağımsız, birleşik Kürdistan” şiarıyla ikna edip, ölüme gönderen PKK – A. Öcalan, bugün bunun tersi bir konumda statükonun oluşturdruğu sınırları kutsayıp, takipçilerini bu yönde teorik yönelimlerle ikna edip, bu sınırların savunuculuğunu yaptırması hiç kuşkusuz büyük bir başarı olarak görülmelidir.  (Bugün bırakın bağımsızlık talep edenleri,  federasyon talep edenleri bile emperyalizmin, siyonizmin işbirlikçisi olarak yaftalayıp “ilkel milliyetçi” olarak tanımlaması ve işin ilginç tarafı “Kürdistan’ın özgürlğü” için eline silah alıp, dağa çıkıp ölüme koşanların bile buna itaati kutsal bir görev olarak kabul etmeleridir.)

İkinci ağırlık merkezi:PKK’nin örgütsel kadrolarının oluşturduğu bu merkez bir yandan elinde silah bulunduran ve ağırlıklı olarak Kandil ve Suriye içerisinde faaliyet gösterip yaşamlarını burda sürdüren kadroları içerirken diğer yandan PKK nin çeşitli isimler altında gerek Türkiye de gerekse diasporada faaliyet gösteren kadroları içermektedir. Bunlar açısından da durum hiçte kolay değildir. Çünkü:

1-    Silahlı gücü ve yönetim kadrosunun Türkiye dışında bulunması nedeniyle bu yönetici kadroların gerek kendi can güvenliklerini sağlamak, gerekse örgütsel faaliyetlerine siyasi, lojistik, askeri alan ve destek sağlayacak güçlerle uyum içerisinde olmakt en azından bu güçların düşmanlığına muhatap olmamak gibi sorunlarla karşı  karşıya bulunmaktadırlar. Bu durumun PKK’nin örgütlü olduğu ve ulaşım ve lojistik sağladığı İran, Irak ve Suriye olduğu dikkate alındığında, bu faaliyetin devamı için; İran, Irak ve Suriye derin devletleri ve istihbarat örgütleriyle uyum içinde bulunmanın önemi anlaşılır bir durumdur. Hatta bu alanı biraz daha genişletmek bile münkündür. Çünkü PKK nin siyasi ve örgütsel faaliyet alanlar bu bölgeyle sınırlı değildir. Avrupa başkentlerinden Rusya ya kadar uzanan bir alanda yaşayan diaspora Kürtleri arasında etkinlik kurmaya çalışan örgüt, bölge üzerinde çıkarları olan bütün devletlerin istihbarat faaliyetlerine de açık bir alan haline gelmektedir. Bunun doğal sonucu bu güçlerinPKK’yi yönetme yada en azından  yönlendirme gücüne ulaşma çabalarıdır. Zaman, zaman bu çabalarında da başarılı oldukları, PKK yi kendilerine boyun egmeyen güçlerin üzerine saldırttıkları da bilinen bir gerçektir.

2-    A.Öcalan ın örgüt ve kadrolar üzerindeki ağırlığı dikkate alındığında buna direnmenin ne kadar zor olacağı aşikardır bu nedenle dikkatli biçimde A. Öcalan ile parelel politikalar geliştirip hayata geçirmek zorunlu bir durum olarak ortaya çıkmaktadır. Bunu yapmanın hiçte kolay olmadığ açıktır. Örneği Öcalan’ın tutuklanıp İmralı’ya hapsedildiği 1999 yılından ABD nin Iraka müdahale ettiği 2003 yılına kadar PKK yi tasfiyeyi hedef almış T.C. parelelinde PKK kadroları içerisinde Kemalizmle flört, Türkiyelileşme ve silahlı mücadeleyi red kampanyası sürdürülmüş,. kadrolarda kendilerini bu doğrultuda donatmışlardı. Ancak Güney Kürdistan’da 2003 sonrası ABD desteğini alan KDP ve KYB önderliğinde inşa edilen özerk - federal bölge, bütün bölge Kürtlerini etkileyince, bunu daha ciddi bir tehlike olarak gören Türk derin devleti A. Öcalan’a PKK yi yeniden kurdurtup silahlı faaliyetlerde bulunması talimatı verdi. Buna direnen bütün kadrolar hain ilan edilip tasfiye edildi.( Buna Osman Öcalan dahildir.) İşte bu durum bir anlamda yol kazası olarak tanımlandığında Öcalan’ın kıvraklığına ulaşamayan birçok kadronun gözden düşmesine ve hedef alınarak öldürülmelerine kadar varmıştır. Bunun gibi 1999 sonrası PKK nin Türkiyeden çekilmesine direnen güçlerinde tasfiye edilmesi hatıralarda tazeliğini korumaktadır.

3-    PKK kadroları için diğer önemli sorunda yurtsever halk kitlelerinin A.Öcalan politikalarına ikna edilmesidir. Çünkü soğuk savaş döneminin ve iki kutuplu dünyanın son bulmasıyla dünya halkları arasında kimliklere sarılma duygusu oldukça güçlü bir şekilde shiplenilmeye başlandı. Kısaca ifade etmek gerekirse; dünyada ideolojilerin yerini dini ve etnik kimliklerin sahiplenilmesi aldı. Bu dönemin iletişim ve teknoloji devrimiyle çakışması Kürtleride hızla girdabına çekti. Buna Güney Kürdistanda yaşanan kazanımlar ve burda yaşanan olumlu örneğin bütün parçalarda yaşayanları etkilemesi de dikkate alındığında, PKK nin üretecği politikalarla bir yandan kitlelerin yurtsever duygularına hitap etmesi, öte yandan bu politikaların bölge devletlerini ürkütmmesi gibi zor bir durumla karşı karşıya olmaktır.

 

Üçüncü ağırlık merkezi:Ana gövdesi bilindiği gibi dört devletin siyasi sınırları tarafından parçalanmış bulunan Kürt halkının kendisidir. Ancak günümüzde Kürtler sdaece bu dört ülkede değil, yoğun biçimde Avrupanın farklı devletlerinde yaşamlarını sürdürürkenken, ayrıca Balkanlardan Rusya’ya, Kafkaslardan. Ortadoğunun farklı kentlerine dağılmış durumda güçlü bir diaspora topluluklarıdan oluşmaktadır. Bu halkın yaşadığı tarihi süreç ve bulunduğu bölgenin jeopolitik konumu ciddi bir ilgi odeğı olmasına neden olmuştur. Ayrıca yaşadığı bölgenin ve komşu coğrafyaların yoğun biçimde fosil yakıtlar üzerinde bulunması dünyanın ilgisini çekmesine neden olmuştur. En azından son yüzyıl emperyalist çıkarlara kurban adilerek bu halkın özgürleşmesinin önü kesilmiştir. Bu nedenle kaçınılmaz biçimde büyük katliamlar, acılar yaşamıştır. Bu nedenle zorluklar içinde yoğrulmuş güçlü bir ruh haline sahiptir. Özellikle son elli yılda yaşadıkları bütün zulme karşın hak taleplerini dillendirmekten kaçınmamıştır. İşte bu ruh hali bütün Kürt siyasi hareketlerinin dikkate alması gereken bir etki gücüne sahip bulunmaktadır. Bunu dikkate almayan hiçbir siyasal hareketin Kürd halkını uzun süre peşinden sürüklemesi olanaksızdır.

İşte buağılık merkezlerinin bileşimiyle ortaya konan politik tercihler bu nedenle farklı görünümler alabilmektedir. Bu nedenle PKK – Öcalan politik tercihleri ve söylemleri incelenirken mutlaka buna dikkat edilmelidir. Hangi yönde hareket edileceğinide bu inceleme sonuna bırakmakta büyük fayda olacaktır. Çünkü bazen A.Öcalanın tutumu daha doğru  olabilecekken, bazen Kandil’in söylemini daha gerçekçi olabileceği en azından teorik olarak kabul edilmelidir.

Bu perspektifle güncel gelişmelere biraz yakından baktığımız da, Öcalan’ın “teorik” kalıplara koyarak PKK ye sunduğu; “Demokratik Modernite” “Demokratik Ulus” “Demokrati Özerklik” “Ekolojik Toplum” “Konfederalizm” “Demokratik Toplum” gibi saptama ve tanımlamaların “Kurtarıcısının” peşine düşüp siyaset yapan PKK ve onun etki altına aldığı Kürtlerin dışında hiç bir alıcısı yoktur. Örneğin Kürt toplumu ile kıyaslandığında  oldukça ileri düzeyde gelişmişlik ve eğitim düzeyine sahip olan Türkiye’nin Ege’sinde, Traya’sında bu fikir ve kurumların hiç bir etkisi hissedilmediği gibi alıcısının olmadığı aşikar olarak görülmektedir. Yine İran, Irak ve Suriye’de bu düşüncelerle ilgilgilenen kimsecikler yoktur. Dünyanın kurtuluşunu hedefleyen bu düşüncelere ne yazık ki dünyanın “nankör”  halklarının hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Bu durum nedeniyle Öcalan’ın bu saptamalarını dikkate almanın hiçbir anlamı yoktur. Bir süre sonra bütün bu düşüncelerinden vaz geçmesi halinde kimsenin bunlardan bahsetmemesine de şaşmamak gerekir Size bir hatırlatma sahi “Kongregel” e ne oldu bileniniz varmı. Bilen varsa beri gelsin. Kürt-Türk birlikte örgütlenmesininde toplumda hiç bir karşılığı yoktur. Türkiye’nin batısında gerçekleştirilen örgütlenmelere baktığımızda bu yapıların gövdesini Kürtler oluşturmaktadır. Sadece vitirin dizerken birkaç Türk solcusu da yönetime koyulmaktadır. Bunların politika belirlemede hiç bir ağırlıkları bulunmamaktadır.   

Son dönem Türk soluyla, Kürt kitlelerini aynı çatı altında birlikte örgütleme çabaları, A.Öcalan’ın Mahir Çayan, Deniz Gezmiş gibi 12 Mart Faşist darbesi sonrası katledilen Türk gençlik önderlerini sahiplenmesi, Türkiye dahil bütün bölge halklarıını “Demokratik Özerklik” biçimde örgütlenmeye davet etmesi A.Öcalan’ın ve PKK’nin bölge devletlerinin  ve Türkiye’nin beklentilerine uygun düşen bir tavırdır.

Beence asıl üzerinde durulması gereken ve dikat  çekilmesi gereken olgu bölgemizde yaşanan İran -  Türkiye eksenli çatışmanın PKK üzerinden Kürtleri kullanma girişimidir. Bu durumda PKK yi ve Öcalan’ ayrı taraflar olarak görürseniz hiç şaşmayın. Öcalan dışardan bakıldığında siyaseten bazen yalpalanmalar göstermiş olsa bile bunun temel nedeni AKP nin iktidara gelmesini takip eden süreçte iki başlı bir yönetimin ortaya çıkmasıdır. Bir yandan seçimle işbaşına gelmiş siyasi iktidar, diğer tarafta gücü ve pervasızlığı herkesçe bilinen ve uzun süre İmralı’da yönetimi elinde bulunduran, Öcalanla temasları sürdüren derin devlet. Bugün bulunduğumuz noktada ise siyasi iktidar İmralı’da da yönetimi ele geçirmiş olup Öcalan ile ilişkileride kendi kontrolünde bulunmaktadır. Bunu fark edip hakkını teslim eden Öcalan siyasi iktidarın yönelimine uygun tutum ve davranışlar içinde bulunmaktadır. A. Öcalan’dan farklı bir yönelim içinde bulunmayı bekleyenler büyük bir yanılgı içindedirler. Bence bu durum Kürtler açısından önemli bir şans olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü bu durumun altarnetifi Kandil’de daha etkin konumda bulunan Suriye ve İran derin güçlerinin PKK yi yönlendirmesi gibi bir sonuç doğurur ki, bugün bunun ipuçları su yüzüne çıkmaya başlamıştır. Bu güçlerin PKK yi çeşitli bahanelerle yeniden savaş alanına sürüp bir yandan Türkiye’yi yeniden çatışmalı bir sürece sürükleyip bölgesel gücünü zayıflatmak, diğer yandan KDP ye saldırtarak Kürdistan Federe devletini teslim almak. İşte bu koşullarda A.Öcalan’ın Türkiye paralelinde politikalar belirlemesi bölgede yaşayan bütün Kürtler için istikrarın devamı gibi sonuçlar doğurduğundan bu yönelimine sahip çıkıp destek vermek gerektiği inancıydayım.

Yine Güney Kürdistandaki federal yapıyı tasfiye etmeyi önüne koyan İran ve Irak’ta ki Maliki  yönetimi, Barzani’nin bunlara “Bağımsız Devlet” çıkışıyla karşılık vermesi. Çatışmanın bir üst boyuta taşıma sinyalleri vermektedir. Batı Kürdistan da Esad rejiminin zayıflaması sonrası Kürtlerin birlikte hareket etmesi beklenirken, İran ve Suriye derin güçleri bu bölgeyi PKK ye teslim etti. Böylece bu bölgede KDP ve Barzani etkisinin artmasının önüne geçtiler. Bununlada yetinmeyip KDP ye yakın kadroları tutuklayıp katletmeye başladılar. Kısa süre içerisinde bu bölgede iran ve Suriye rejimini tehdit edebilecek hiçbir “ayrılıkçı” yapı, örgüt kalmadı. Ancak bu durum İran – Türkiye eksenli çatışmanın bir yanını oluşturan Türkiyeyi önemli ölçüde rahatsız etmeye başladı. Erdoğan siyasetleri bu nedenle kısa vadede Kürtlerin çıkarlarıyla çakışmaktadır. Bugün Kürtlerin karşısındaki en önemli görev Güney Kürdistanın kazanımlarını koruyacak gelişmelere destek verilmesidir. Kandil’in bunun tersi bir tutumda ısrarı dönüp kendisinide vuracaktır. Artık Esad Suriyesinin eski gücüne ulaşması olanaksızdır. İran’ın Kürtlere reva gördüğü muamele ise tanıklığımızda yaşanmaktadır.

Kürt siyasi örgütleri ve önderlikleri zaman zaman Kürtlerin içinde yaşadığı devletlerin istihbarat örgütlerinin kışkırtmaları ve uyguladığı yıkıcı faaliyetlerde kaynaklanan çeşitli zaaflar gösterip yıkımlara neden olmuş olsalarda, Kürtler tekrar ayağa kalkmasını bilmişlerdir. Bu nedenle Kürtlerin özgürlük talebinin ana kaynağı Kürt Halkının kendisidir.  Kürtlerin özgürleşme ve Kürd olarak yaşama talebinin günümüz koşulları dikkate alındığında yok edilmesi olanaksız duruma gelmiştir. Kürtlerin kendi kendini yönetme talebini bastırmak için uyguladıkları politikalar bu ülkeler ve halkları içinde ciddi yıkımlara neden olmuştur. Çünkü Kürtleri mevcut koşullarda tutmanın bedeli empeyalist baskılara boyun eğmek, demokratikleşmeme, yoksulluk, hukuksuzluk olarak geri dönmüştür.

Nasıl ki Kürtler üzerinde insanlık dışı baskı ve zulm uygalanmasına karşın kürtlerin talebi hergün biraz daha ileri boyutlara sıçramışsa, yeni oyunlar tezgahlar örgütleyip “truva atları” içeri sokarak Kürtleri içerden çökertmekte artık olanalksız bir duruma gelmiştir. Bu koşullarda büyük fedakarlık göstererek malı, canı, kanı, namusu pahasına kimliğine ve özgürlüğüne sahip çıkan Kürt halkının çıkarlarını merkeze alarak siyasal faaliyet göstermek yalnızca sıradan Kürt insanına değil onun adına siyasi faaliyet gösterek kadrolarada özgülük ve kurtuluş kapılarını açacaktır.

.