Ulus devletin siyasi ittifakları, demokratlar ve sosyalistler

 

MHP si, AKP si, CHP si, İYİ Parti si, SP si, bil cümle hepsinin özünde birleştiği ve oluşturduğu en önemli ittifak, tüm kötülüklerin büyük günahkarı ve müsebbibi Kürtlere ve HDP ye karşı oluşturulan ittifaktır. Bu ittifak ile büyük Türk milleti bir kez daha söz konusu Kürtlerse gerisi teferruattır diyerek tarihi ve milli bir duruş ve tavır sergilemiştir. % 0,1 oyu olan BTP, DP ile de ittifak yapılarak barajın sadece HDP için geçerliliği sağlanarak demokrasinin ayıbı olan baraj sorunu da CHP’nin katkı ve desteği ile çözülmüş oldu. Demokraside çarelerin tükenmeyeceği bir kez daha 7 düvelin gözüne sokularak bu coğrafyanın kadim halkı Kürtler ve onun siyasal temsilcilerinin, parlamenter siyasetin dışında tutulabilmesi için tüm taraflar bir araya gelerek sağlanan konsensüs ile her biri kendi adayını da belirlemiş oldu. Cumhuriyet tarihinde üstlenmiş olduğu misyon ile CHP bir kez daha bu coğrafyada adalet, demokrasi ve toplumsal barışın sağlanabilmesinin önündeki en önemli seti oluşturarak tarihsel misyonunu bir kez daha icra etmiş oldu. Parlamento dışında kalan tüm gerici - faşist güçleri yanına alıp elinden tutup meclise taşıyarak faşizme ve gericiliğe ihtiyaç duyduğunda, her zaman gerekli tüm desteği vereceğini bir kez daha göstermiş oldu.

 

İmparatorluktan Ulus devlete geçişte asli unsur Sünni-Türkler olmuş, doğmakta olan Ulus Devlet, Türk Milliyetçiliği temelinde yükseltilirken, Ulus Devletin çimentosu olarak da İslam devreye sokulmuştu. Bugün de, 24 Haziran seçimlerine gidilirken, oluşturulan ittifaklara bakıldığında, Cumhur ve Millet ittifakları aynı temelde oluşturulmuş ittifaklardır. Siyasal İslam ve Ulus Milliyetçiliğinin siyasal - parlamenter temsilcileri tarafından oluşturulan bu ittifakların her ikisi de özü itibarı ile İttihat ve Terakki felsefesinin bugünde Anadolu halklarına dayatılmasıdır. İslamcısının, Ulusalcısının özü itibarı ile İttihatçılığın ayrı ayrı kanatlarını oluşturan bu siyasal yapıların, Anadolu halklarının önüne koymaktan, tüm cumhuriyet tarihi boyunca vaz geçmedikleri bu siyasal yaklaşımı, Demokrat ve Sosyalistler olarak bizler, çaresizlik ve alternatifsizlik söyleminin bir kez daha arkasına takılarak, ŞARTSIZ ve KOŞULSUZ olarak bu politikaların payandası olacak mıyız? Asıl sorun da, soru da bu? Tüm tarihi boyunca pragmatik-faydacı-çıkarcı Makyavelist felsefeyi, NESNEL ve ÖZNEL koşullar ile gerekçelendirilip taçlandırılarak, pragmatizmin bataklığında debelenmekten bir türlü kendini kurtaramayan Türk Solu - Solcusu ve Demokratları bir kez daha, bugün tarihsel bir sınav sürecinde. Evet, Türk Solu (?!) ve demokratları nesnel ve öznel gerekçeleri (?!) ile bugün de, tüm cumhuriyet tarihi boyunca varlığını eksiltip azaltmadan devam ettiren birikmiş tüm sorunları ile, sorunların tüm yakıcı ve yıkıcılığı ile karşı karşıya bulunmakta. Bugün bizler, Türk Solu ve Demokratları olarak bizler, bu sorunlara karşı ortak tavır geliştirebilecek ve eylemde bir arada olabileceğimiz, geçmişe göre kendimizi daha açık ve net ifade edebileceğimiz, halkların demokratik ittifakı kapsamında bir arada olabileceğimiz bir alternatife sahip bulunmaktayız. Kendini Cumhur ve Millet ittifakı olarak adlandırmış olan ittifaklar, İttihat ve Terakkinin, bir birine alternatifi olup, halkın, demokratların ve kendine solcu ve demokrat diyen bizlerin alternatifi değildir.

 

Haramilerin Saltanatını Yıkmak için bugün var olan tek alternatif olarak HDP öne çıkmak ile birlikte, kişisel çıkar ve mevziler edinmek için CHP içinde ve birlikte var olmaya çalışmak, siyaset sahnesinde olmak dün olduğu gibi bugünde TC devletinin inkarcı, imhacı ve asimilasyoncu politikalarına hizmet etmek demektir. CHP‘nin tüm cumhuriyet tarihi boyunca üstlenmiş olduğu ittihatçı misyon ve konum bilince çıkartılarak, kendini demokrat, sosyalist olarak tanımlamış olan bizlerin CHP ile arasına mesafe koyamaması dünkü yanlışların bugünde başta bireysel çıkarlar adına devam ettirilmesinden öte bir şey değildir. CHP’nin tüm cumhuriyet tarihi boyunca üstlenmiş olduğu ittihatçı konumu bilince çıkartılmayarak laiklik sosu ile tatlandırılmış Ulus Devlet Sosyal Faşizmi’nin yanında ve safında yer almak, kendini demokrat ve sosyalist ve solcu olarak tanımlamış bireylerin tercihi ve seçimi olamayacağı gerçeğinin göz ardı edilmemesi gerekir.