Bir Dosta mektuplar


 Ataman Aksoyek
 - 05/01/2008 19:29:45 (668 okunma)

Bir Dosta mektuplar


Değerli Nuri Bey Dostum,
Pakistan Eski Başbakanlarından, 8 Ocak 2008 tarihinde yapılacağı planlanmış olan seçimlerin en önemli adayı Benazir Bhutto’nun, Pakistan ordusunun merkezi’nin bulunduğu, dolayısıyla en sıkı güvenlik önlemlerinin olduğu Rawalpindi şehrinde öldürülmesi tozu dumana kattı. Kim öldürdü ? Niye öldürdü sorusuna, genelde olduğu gibi, kesin cevap vermek çok, ama çok güç. Olsa olsa senaryolar yazılabilir diye düşünüyorum.

Bölge, hiçbir zaman benim arşivlediğim bir bölge olmadı. Hep dolaylı olarak göz attım bölgeye. Suikast konusunda bile mutabakat yok, değişik ağızlardan değişik açıklamalar duyduk. Otomatik olarak, genel olarak her Türkiyelide olduğu gibi, “Dost Pakistan” yaklaşımı ile okuduk önümüze düşenleri. Olay patlak verdikten sonra, yazılan çizilenlere bakarak bir sonuç bulmaya ve sizinle paylaşmaya çalışıyorum.

Söylenenleri, bildiklerimizi, pek çok bilenlerin sıralamaya yaptığı gibi, ipek şalı şöyleydi, uçağın merdiveninden böyle indi demeden politik gerçekleri sıralamaya çalışalım.

Bayan Bhutto, hala devam eden feodal bir aileden geliyor. Aile, Pakistan’ın kaderinde hep rol oynamış. Bir hanedanlık. Bhutto, partisinin (PPP – Pakistan’ın Halk Partisi) hayat boyu başkanı seçilmiş. Yerine de 19. yaşındaki oğlu seçildi. Adı, seçilemeyecek kadar pek çok ihtikar olayına karışmış olan kocası da oğluna vesayet edecek !... 54 yaşında olan Bayan Bhutto, İslam Dünyası’nın ilk kadın hükümet başkanıydı.

Pakistan, jeopolitik yeri ile, hem, Çin ve Hindistan’a giden, enerji hatlarının üstünde, hem de Afganistan ve İran’a komşu, Sünni bir ülke. Şii İran ile kan uyuşmazlığı, savaşan Afganlı kabilelerle etnik akrabalığı. ABD’nin hesabında pek önemli yeri olan bir ülke.

Değişik yorumcular, son aylarda Pakistan’ın ABD yönetiminin gündeminde olduğunun altını çiziyorlar. Uzun pazarlıklardan sonra bulunan çözüm ; 1999 yılı 15 Aralığında bir darbe ile işbaşına gelen Eski Genel Kurmay Başkanı ve yeni Cumhur Başkanı Pervez Müşerref, Cumhur Başkanı, Bayan Bhutto Başbakan olarak bulunmuştu. Kesin olarak kabul edebileceğimiz veri, Bayan Bhutto’nun ABD ile yaptığı mutabakat ve onun güvencesiyle geri döndüğüydü. Görülüyor ki, hesap yanlışmış.

Nitekim ; ABD senatosu üyelerinden ve Dış İşler Komisyonu Başkanı Joseph Biden, Başkan Pervez Müşerref’e şahsen telefon ettiğini ve “Bayan Bhutto’ya gerekli güvenliğin sağlanmasını” istediğini açıkladı. Beyaz Saray sözcüsü Scott M. Stanzel’de başkan’ın da, suikast sularında, “seçimlerle ilgili olarak” Müşerref’le konuşmaya hazırlandığını, ancak Başkan’ın, Pakistan’ın bir içişi olan seçimlere karışmak gibi bir eğilimi olmadığını söyledi.

Amerikan basını ve devlet mekanizması ilginç şekilde, sorumlular arasına Başkan Pervez Müşerref’ı hiç katmadı. Başka bir ülkede muhalefet lideri öldürülmüş olsaydı, söylenmedik kalmazdı. ABD basını ve hükümet kaynakları dikkatleri daha çok el-Kaide üzerine çekti. Gerçekten, Bhutto’nun geri dönüş kararı üstüne el-Kaide ve diğer İslami kuruluşlar, Bhutto’nun geri dönerek, ABD tarafından Pakistan’ın demokrasiye geri dönüşü olarak sunulacak olan seçimlere katılmasını, Müşerref’e meşruiyet kazandırdığı için eleştirmişlerdi ama, daha sonra bu suikast ile bir ilişkileri olmadığını açıkladılar.

Bayan Bhutto, 2007 Ekim’i ortalarında, Pakistan’a dönmeden önce, Pakistanlı bir dostuna (bazı kaynaklara göre hükümete) yazdığı mektupta üç kişinin kendisine suikast yapabileceğini yazmış. Bu isimler ve mektup (benim bildiğim kadar) hiçbir yerde yayınlanmadı sadece bu isimler birisinin Askeri İstihbarat Servisi’nin (Inter-Services) Başkanı Ijaz Shah olduğu kuvvetle tahmin ediliyor. Zaten, devlet güvenlik teşkilatı, bombalı bir saldırıya karşı savunma sistemi kurmayarak saldırganın işini kolaylaştırdığı şeklinde suçlanıyor.

Yine bazı haber kaynaklarına göre, aynı gün bayan Bhutto, Müşerref ile görüşerek suikast olasılıklarıyla ilgili bir dosya vermeye hazırlandığını söylüyorlar.

Pakistan’la ilgili yapılan analizlerde, Müşerref iktidarının, Pakistan’daki güçler arasında dengenin kurulmasına kadar, kesin tablo çizilinceye kadar, geçici bir montaj olduğu söyleniyor. Taliban ve El-Kaide, Pakistan ve ABD istihbarat güçleri tarafından, Bayan Bhutto’nun başbakanlığı döneminde Suudi Arabistan’ın da katkısıyla kurulmuştu. 

Suudi Arabistan’ın maddi yardımıyla atom gücü olan Pakistan’da ekonomik ve sosyal dengeler çok bozulmuş, karışmış haldedir. Bunları nizama sokacak yeni bir dengenin kurulması gerekiyordu ve ilk bakışta bu dengenin “Müşerref & Bhutto” tarafından kurulacağı izlenimi veriliyordu ama, büyük bir olasılıkla, mutasavver iki ortaktan birisi tek başına ABD’nin muhatabı kalmayı tercih etti.

Pakistan’ın kuruluşu, zorlama bir doğuştu. İngiliz Emperyalizmine direnen, özgürlük savaşı veren (Nazım Hikmetin Benerci’sini hatırlayın) Hindistan kıtası bağımsızlığa giderken, emperyalizm nifak tohumları ekmeden ayrılamazdı. Çok kültürlü bir Hindistan’ı savunan Mahatma Gandi’ye karşılık Müslümanlar Birliği’nin Başkanı Muhammed Ali Jinnah, birbirleriyle evlenmek bir yana aynı sofrada yemek dahi yemen 1 milyar Hindu ile 145 milyon Müslüman’ın birlikte yaşamalarının mümkün olmadığını ileri sürerek, Müslümanların ayrı bir devlet çatısı altında yaşamalarının zorunluluğu ileri sürüyordu. Ama Hindular ve Müslümanlar bütün Hindistan’a dağılmış olarak yaşamaktaydılar. Müzakereler devam ederken Lord Mountbatten iki ayrı ülke olduğunu ilan ederek Hindistanlıları bir “fait accompli” ile karşı karşıya bıraktı. Daha sonraki yıllarda, Federal Almanya’nın buna benzer bir tavrıyla Eski Yugoslavya faciası başlayacaktır.

Hukukçu olan Muhammed Ali Jinnah Anayasa’nın önemine inanan bir insandı. 1947 yılında kurulan Pakistan ancak 1956 yılında bir anayasaya kavuşacaktır. 1948 yılında ölen Jinnah bunu göremedi.

Pakistan’ın Guvernörü Jinnah’ın yerine, onun yardımcısı ve başbakan olarak atadığı Liyakat Ali Han geçirildi. 1951 yılında Liyakat Ali Han bir suikast ile öldürüldü ve bugüne kadar devam edecek bir karmaşalar dönemi başlamış oldu.

1956 yılında, resmen Pakistan İslam Cumhuriyeti’nin kurulması ile birlikte İskender Mirza Cumhur başkanı seçildi. Bürokrat kökenli olan yeni cumhurbaşkanı “kontrollü bir demokrasi”den yanaydı. Ona göre halkı çok geri ve cahil olan bir ülkede demokrasinin işlemesinin koşulları yoktu. Cumhurbaşkanı Mirza dönemine başbakan dayanmadı. İki yıllık Cumhurbaşkanlığı döneminde dört başbakan değişti.

Cumhurbaşkanı Mirza, iktidarını sürdürebilmek, ülkeyi daha rahat yönetebilmek için kulislerle orduyla işbirliği yapmaya gitti ve 1958 yılında, kurulduktan iki yıl sonra, Genelkurmay Başkanı Eyüp Han bir askeri darbe yaparak hükümete el koydu ve İskender Mirza’yı tutuklattı.

1962 yılında, yapılan yeni anayasa ile, Eyüp Han Cumhurbaşkanı oldu ve sivil hayata dönüldü.

1970 yılında, çıkan bir iç çatışmalar ve Hindistan – Pakistan savaşları sonu, “Doğu Pakistan” olarak bilinen Bangaldeş, Pakistan’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan edecektir.

1977 yılında ABD’nin etkisinde olan Ziya-ül Hak bir darbe ile Zülfikar Ali Butto’yu devirecek ve idam ettirecektir. Ziya-ül Hak ordu ve halkın İslamlaştırılmasında önemli bir rol oynamıştır.

Soğuk Harp döneminde Pakistan, dış politikasında, ABD’nin, Türkiye gibi, hep ileri karakolu olmuştur ve Sovyetlerle iyi ilişkiler içinde olan Hindistan’a karşı kullanılmıştır. 1978 – 79 yıllarında Sovyetler birliğine karşı Afganistan’da savaşan ve daha sonra bütün dünyanın başına sorun olan Selefist “mücahitler” Pakistan istihbarat teşkilatının kanatları altında, ABD ve Suudi parasıyla yetiştirildi ve silahlandırıldı.

Pakistan’ın sorunlarına cevap veremeyen, popülist politikalar yapan sivil hükümetler sorunlarla başa çıkamayacaktır. Kocasının yaptığı usulsüz işlerden sorumlu tutulan Benazir Bhutto’da Eşref Müşerref tarafında devrilecek ve sürgüne yollanacaktır.

Kurulduğu günden başlamak üzere Pakistan daima Anglo-amerikan emperyalizminin oyun sahası olmuştur. Ülkenin genelkurmayı ABD etkisinde hareket etmiştir. Pakistan’ın hakim sınıfları ülkenin sorunlarıyla hiçbir zaman baş edememiştir. Sorunları her zaman askeri darbeler, şiddet ve kanla aşmaya çalışmayı tercih etmiştir.

Yazıyı bitirirken, baştaki soruya dönelim. Belçika’daki Türkçe basının duayenlerinden olan dostum İhtiyar Teke Nusret Özgür bu konularda hep “bu işten kimin çıkarı var ?” sorusunun cevaplanmasını önerir. Bu ölümden görüldüğü kadar Pakistan derin devletinin başında olanların çıkarı var, iktidarlarına ortak olacak çetin ve deneyimli bir elemandan kurtuldular. Seçimleri istedikleri gibi yapacaklar. ABD’nin elindeki kartlardan biri gitti. Var olan ortaklarına razı olacaklar ve işlerin istediği gitmesi için istedikleri resim bozulmayacak. Son olarak, sokak deyimi olsa bile “yatağa ayı ile giren ne olacağını kestiremez” hatırlatmasını bütün emperyalizm işbirlikçisi kişi ve kuruluşlar için yapalım.

Değerli Nuri Bey dostum, hanımefendiye saygılarımı, coçuklara sevgilerimi iletmenizi rica ederken, buluşacağımız bir sonraki mektubuma kadar her şeyin gönlünüzce olmasını dilerim.

Dostunuz.

Bu yazı “Belçikada Yaşayan Türkler – BYT”
Sitesinde yayınlanmıştır


Ataman Aksöyek