Çin Halk Cumhuriyeti ve Batı

Gönderen Ataman Aksoyek - 15/10/2008 23:12:47 (765 okunma)


Çin Halk Cumhuriyeti ve Batı

Gürcistan’da yaşanan olayların bütün uluslararası gelişmeleri değiştirdiği ve değiştireceği konusunda hemen hemen tüm uzmanlar mutabıktır. Karşılaştığı güçlüklerde daima uzlaşma yolu arayan ama kırmızı çizgilerini işaret eden Rusya, Sosyalist sistemin çökmesinden bu yana ilk kez zora başvurdu. ABD, bütün verdiği garantilere, dış görünüşe, rağmen Gürcistan’ı yalnız bırakmak zorunda kaldı. Yugoslavya krizinde beceriksiz, Irak ve Afganistan krizinde pasif kalan Avrupa Birliği (AB) krizin çözülmesinde aktif rol aldı. Olayların nasıl gelişeceği neler getireceği ABD seçimlerinden, finans krizi’nin sonucundan sonra daha açık olarak ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum. Ama, görülen o ki, Rusya attığı adımları geri almayacak, Saakaşvili eninde sonunda gidecek ve Kafkaslarda yeni bir düzen kurulacak. Olayların ne hızla ve nasıl gelişeceği, ABD seçimlerinden sonra daha açık görülecek.

Uluslararası alanda başka benzer oyunlar da oynanmakta. Oyuncular değişiyor ama, Uzak doğuda da Gürcistan oyununa benzer oyunlar senelerden buyana oynanıyor. Senaryolar çok benziyor, oyuncular değişik. Gürcistan yerine Çin Halk Cumhuriyetini (ÇHC), Osetya yerine de (Formoza)Tayvan Cumhuriyeti’ni (Benim gençliğimdeki deyimiyle ; Milliyetçi Çin) koyun.; ÇHC, Tayvan’ın kendisine ait olduğunu söylüyor. Birleşmiş Milletler Tayvan’ı tanımıyor (üyeliğe kabul etmiyor). ABD, Tayvan’ı tanıyor, büyükelçilik açmış, (daha sonra kapattı ama derin ilişkisi devam ediyor) silah satıyor ticari ilişkileri var vs. İlginçtir ; batı dünyası bu tabloyu kabul ediyor ama aynısı olan Gürcistan gelişmelerini kabul etmiyor. 

Batı dünyasının ÇHC ve Rusya Federasyonu ile olan ilişkileri de politik mantığın kabul etmeyeceği kadar karmaşıktır. Jeopolitik olarak, ret edilemez, hesap dışı bırakılamaz güçler haline gelmiş olan bu devletlerle birlikte yaşama yerine Batı Dünyası bu ülkeleri sıkıştırarak gerilimi devam ettirmeye çalışması, emperyalizmin zorunluluklarını dikkate almadan, anlaşılır gibi değildir.

Rusya Federasyonu’nu şimdilik bir kenara bırakarak, ÇHC’nini daha yakından tanımaya çalışalım. 

1949 yılında, Pekin’deki Tiananmen Maydanı’nda Çin Halk Cumhuriyeti’nin doğuşunu ilan eden Mao Çe-tung, “Nihayet Çin ayağa kalktı” demişti.Çin Komünist Partisi’nin dış politikayla ilgili iki hedefi vardı ;

•Emperyalist Güçlerin Çin’in içişlerine karışmasının önlenmesi,

•Çin’in ekonomisini geliştirerek, geri kalmışlıktan kurtulmak ve gelişmiş ülkelere erişmek.

Çin’in ikinci hedefine ulaşması kırk yıl aldı. Kurulmasından sonra, Stalin kalkınma modelini uygulamaya başlayan Çin için bu model bir felaket oldu. Açlıktan ölen insanların sayısı milyonları bulmaya başlayınca, başka bir yöntem aramaya başlayan Çinliler, Asya tipi, “devlet destekli kapitalizmi” uygulamaya başladılar.

Sanayi devrimi, bu devrimi yapan ülkelerle yapamayan ülkeler arasında, sömürgeler kurarak veya başka yöntemlerle etki altına alarak büyük bir haksız gelişme mesafesi koymuştu. İbrahim Warde, (Andrew Janos’u kaynak göstererek) geri kalmış ülkeler için bu mesafeyi kapatabilmek yolunda iki strateji olduğunu söylüyor. 

•Gelişmekte olan ülke, savaş veya devrim yoluyla koşulları değiştirmeye çalışır. 

•Gelişmekte olan ülke, gelişmiş ülkelerin yöntemlerini, iç kaynaklarını kullanarak, taklit etmeye çalışır. Bu stratejiyi uygulamak kendi devletinin gücünü kullanmak zorundadır. Yazar bu yönteme, “devlet desteki sanayileşme”, bu strateji’yi gerçekleştiren ülkeye de “kalkınma devleti” diyor.

Mao Çe-tung’un ölümünden sonra, sertlik yanlısı, (Mao’nun karısının da dahil olduğu) 4’lü Çete’nin işbaşında olduğu karmaşık bir dönem yaşandı. 1978’de, daha evvel partiden uzaklaştırılmış olan, Deng Xiaoping iktidara geldi.

Ziaoping, ideoloji yerine önceliği ekonomiye verdi. Onun döneminde, “Zengin Olmak Güzeldir” sloganı benimsendi. Yabacı sermayeyi çekmek için gerekli düzenlemeleri yaptı, gerekli koşulları hazırladı. Denk Ziaoping’in politikasını şu sözleriyle özetlemek mümkündür ; “Kedinin siyah veya beyaz olması önemli değildir. Önemli olan fare yakalamasıdır”.

1980’li yılların sonunda Sovyetlerde çözülme işaretleri görüldüğünde, Çin, milliyetçi akıma yeşil ışık yaktı. Bu yeni akımla birlikte dünya’ya dağılmış, Hong Kong’ta, Güney Asya’da, dünyanın değişik köşelerinde dağılmış, yaşamakta olan Çin diasporasının yatırımlarını teşvik etmeye başladı. Milliyetçilik ışığında teşvik edilen bu gelişme, kapital, deneyim ve bilgi akımını da sağladı. Karşılıklı çıkar temelinde kapitalist ülkelerle ilişkilerini geliştirmeye, yatırımları çekmeye çalıştı. Uluslar arası pazarın, spekülatörlerin etkisinde değişkenliğini ve kırılganlığını hesaba katarak kontrolünü devam ettirdi. İthalat sınırlarını sürdürmeye devam etti. Uluslar arası ticarette kendine bir yer etmeye çalıştı. Amaç, Çin’de kişi başına düşen geliri yükseltmekti. (Küçük bir gelişme olması halinde, gelişmeyi Çin nüfusuyla çarparsanız çıkacak rakamı düşünebilirsiniz.)

Çin’in nüfusu ülke için bir avantaj olduğu gibi bir engelde oluşturmaktadır. 1949 yılında, Çin’de 542 milyon insan yaşamaktaydı. Bu sayı 2003 yılında, 2,4 misli artarak, 1,3 milyar’a çıkmış bulunmakta. Devrimden sonraki yıllarda nüfus artışı teşvik edilmişti. 1953 yılında, gelişmenin önündeki tehlike fark edilerek duraklamanın yolları arandı. Çin nüfusu 1950 – 1960 yılları arasında 20 milyon artmıştı. 1957 ve 1962 yılları arasında değişik kararlarla bu artış önlenmeye çalışıldı ise de, başarılı olunamadı. 1971 yılında şehirli ailelere 2, kır kesimindeki ailelere 3 çocuk için sınır getirildi. Evlenme yaşının da geciktirilmesi için önlemler alındı. 

Çin Halk Cumhuriyeti, dış politikası gürültü çıkarmayan, zaman zaman takip edenleri şaşırtan, “yuvarlak kare” bir çizgi takip etmiştir.

Çin halk Cumhuriyeti’nde güvenlik, ekonomik, dış politika ile ilgili politik kararlar, dün olduğu gibi bugün de, karmaşık bir mekanizma içinde, merkez Komitesine bağlı değişik “karar alma”, “ihtisas” kurumlarda alınır. Bu gün bu kurumların başında Hu Jintao bulunmaktadır. Dışişleriyle ilgili kararların alınması 1998 yılından buyana Dışişleri Bakanlığı’na verilmiştir.

Denk Xiaoping döneminin sonlarına doğru Çin, değişik uluslar arası anlaşma ve kararlara katıldı veya onayladı ;

•İki İnsan hakları konvansiyonunu onayladı.

•Silah satışında azaltmaya gitmeyi kabul etti.

•Atom teknolojisi ihraç etmeme anlaşmasını kabul etti.

•1996’da “Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme” anlaşmasını imzalayacağını ifade eden bir "moratoryum" yayınladı.

•Yapılan davet üzerine 1996’ ASEAN’a (Associaton of Southeast Asian) katılmayı kabul etti. 

•1997’de Kimyevi Silahları Yasaklayan Konvansiyon’u imzaladı ve Zagger Komitesi’ne katıldı.

•1998’de “Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Konvansiyonu”nu imzaladı.

•Yine aynı yıl, “Birleşmiş Milletler Sivil ve politik Haklar Konvansiyonu”nu imzaladı.

•Çin Başbakanı Zhu Rongii, ABD’yi ziyaret etti.

•1999 yılında başlattığı girişim ile 2001 yılında OMC (Organisation Mondiale du Commerce) üyesi oldu.

•2002 – 2003 yıllarında Kuzey Kore ile ABD arasında başlayan Nükleer krizde aracı rolü oynadı.

•2002 – 2003 yılları arasında Tayland, Laos ve Birmanya ile olan sınır sorunları sorun olmaktan çıkardı.

•2003 yılında Hindistan ile gerilimli ilişkiler normalleşti ve birlikte askeri oyunlar tertiplediler (daha sonra da Pakistan ile askeri yaklaşma görüldü)

•2003 yılında AB ile yaklaşmalar başladı.

•2003 (Haziran) yılında, Hu Jintao, ilk gez, Eviand’da yapılan G8‘ler toplantısına katıldı.

•Çin 2007 yılından buyana Birleşmiş Milletlerin barışı koruma hareketlerine katılmaktadır. Çin 1600 askerle Birleşmiş Milletlerin 9 eylemine katılmış bulunmaktadır.

1992 yılında Bush (baba) yönetiminin Tayvan’a 150 savaş uçağı (F-16) vermesi kararı, ÇHC tarafından, 17 Ağustos 1982 tarili “Komüniqué”ye aykırı bulunarak protesto edilmesiyle ABD – ÇHC ilişkileri gerildi. 

1995 yılı Haziran ayında, ABD’nin Taylan Cumhurbaşkanı Lee Teng-hui’ye (özel bir seyahat için), ABD Kongresi’nin baskısıyla ABD vizesi vermesi sorun oldu. ABD Dışişleri bakanı Warner Christopher, bir süre evvel, Çin Dışleri Bakanı’na aksi yönde bilgi vermişti. Bu gerginliklere, ÇHC düzenlediği harp oyunlarıyla cevap verdi..

Kuzey Kore’nin, 31 Ağustos 1998’de denediği, Japonya’yı aşarak denize düşen, “Taepo-dong-1” füzesinin menzilinin içine ABD’nin Japonya ile ortak “Sasebo ve Yoko-suka” üslerinin düşmesi, ABD’yi telaşlandırdı ve Savunmaya dönük olduğu söylenen iki füze üssü projesi gündeme getirildi. Bunun yanında, bölgedeki konvansiyonel ve atom silahları arttırıldı. Japonya, 1951 yılında yapılmış olan ABD-Japonya ittifakı içinde, bu silahlanmayı destekledi ve katıldı.

Bu gelişmeler ÇHC tarafından kendi güvenliğine karşı başlatılan hamleler olarak yorumlandı.

Çin için Tayvan sorunu çok önem verdiği bir konuydu ; İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Uzak Doğu’da Vietnam, Kore ikiye ayrıldı. 1949 yılında, Mao Çe-tung’a yenilen Çan-kay-şenk, yandaşlarıyla Formoza’ya çekilerek bir devlet kurdu ve böylece Çin’de bölünmüş devletlerden birisi oldu. ÇHC, Tayland’ın anakaraya bağlı olduğunu, dolayısıyla Çin’in bir eyaleti olduğunu söylerken, Tayland, bunu kabul etmiyordu.

Görüldüğü kadarıyla, zamanın kendi için işlediğini düşünen ÇHC ;

•Tayland bağımsızlığını ilan etmediği sürece,

•Nükleer bir güç oluşturmaya kalkmadığı sürece,

•Ada bir yabancı askeri gücün kontrolüne geçmediği sürece askeri bir müdahalede bulunmayacaktır.

ÇHC’nin, sorunu zaman içine yayarak çözmeyi düşünmekte olduğu söylenebilir.

11 Eylül 2001 olayı, terörizme karşı mücadelede Çin ve ABD’yi yaklaştırdı.

Dünya Bankası’nın verilerine bakılırsa, Çin, Federal Almanya’nın önünde, ABD ve Japonya’nın arkasında dünya’nın üçüncü ekonomik gücü haline gelmiş bulunmaktadır.

Denk Xiaoping yaşlanmıştı. Yetkilerini yavaş yavaş üçüncü kuşak yöneticilere devretmeye başladı. 1997 yılında Jiang Zemir yönetimi aldı. 2003 Mart ayında 4. kuşak yönetici olan Hu Jintao genel sekreterliğe seçildi.

Bir devlet, kendisinin Komünist olduğunu söylüyorsa, kağıt üzerinde bile olsa öyle olduğu düşünülüyorsa, o ülkeyi anlayabilmek, anlatabilmek için o ülkenin Komünist Partisi’nin kongresine / Kongrelerine bakmak gerektiği kanısındayım.

Çin Komünist Partisi’nin 17. Olağan Kongresi, 2007 yılı Ekim ayında yapıldı. Jeopolitik alanında çalışan uzmanlara göre, bu kongreden şu sonuçları çıkarmanın mümkün olduğunu sanıyorum.

ÇHC’ne batı’nın iki farklı bakışı olduğu görülüyor ;

Komünizm yanlıları ile, soyut bir insan hakları ve demokrasi sözcüklerini öne çıkaran, komünizm karşıtlarının buluştukları ortak söylemleri ; “Rejim, Komünizm olarak devam ettiği sürece bir şey olmaz”. Pek çok kişi gibi, ben de değişimlerde önemli oranda iç dinamiklerin de rolü olduğuna inanıyorum. Böyle düşündüğüm için ki, tarihsel gelişmeleri anlamak için parti kongrelerinin, özellikle komünist partilerinin kongrelerinin önemli ve işaretler dolu olduğuna inanıyorum. 

Yapılması gereken ilk saptama, Çinliler için, para keselerinin durumu demokrasiden ve politik konulardan önce gelmesi ve ÇHC için ekonomik sorunlar temel sorunlar haline gelmiş durumdadır. Komünist Partisi içinde sorunlar aynı sırayı takip etmektedir.

ÇİN Halk Cumhuriyeti başkanı ve Çin Komünist Partisi genel Sekreteri Hu Jintao, iktidara geldiği tarihten itibaren, bütün bölge yöneticilerinin ve parti teşkilatının büyük kısmının geleneksel savunduğu, mümkün olduğu kadar ihracat yapmak politikasını terk etmeye başladı. Bu politika ÇHC için pahalı olduğu kadar çevre için zararlıydı ve ulusal zenginliklerini heba etmekteydi. Bu politika parti bölge sorumlularının kişisel zenginleştirmelerini ve ülkenin ABD’ye bağlılığını getiriyor ve arttırıyordu. 

Hu Jintao, Avrupalıların geç fark ettikleri yeni bir ekonomik politikayı uygulamaya başladı. Uzun vadeli kazanç getiren program olarak katma değeri yüksek üretim ihracatına dayalı bir programa geçmeye, gelişmeyi frenlemeye ülke zenginliklerini koruyan, ülke içinde likidi arttırarak tüketimi teşvik etmeye başladı. Ülkedeki sosyal refahı arttırdı. Ücretler artmaya başladı 

Çin, durgun siyasi bir hayatı, kapitalist dünya ile çatışmadan uzak, ekonomik koşullarını geliştireceği bir düzeni istemektedir. Çin Komünist Partisi bu dengeyi muhafaza ettiği kadar devam ettirmeye çalışacaktır. Uzun vadeli olarak, parti ve devlet kadroları içindeki yolsuzlukları düzeltmek ve örnek olacak şekilde cezalandırmak zorundadır. Bütün bunları yapabilmek için de işleyen, etkin bir parti teşkilatını gereksemektedir. 

Hu Jintao, iktidarı geldiği 2002 yılından itibaren, değişiklikleri ağır ağır, göstererek, geleneksel çizgiyi açıkça zorlamadan değiştirme stratejisini tercih etti. 17. Kongrede parti yöneticilerinde büyük değişmeler görüldü. Eski Genel Sekreter ve Cumhurbaşkanı Jiang Zemin merkez komitesine seçilmedi. Ordu üst kademelerinde değişiklikler görüldü ve Merkez Komitesindeki asker sayısında artış görüldü. Politbüro’da da Hu Jintao politikasına sıcak bakan isimler görüldü.

Politbüro’dan başlayarak, sokaktaki adamın büyük bir ekseriyeti, farklı sebeplerle bile olsa, ekonomik reformların devam etmesinden, bu reformları devam ettirecek güçlü bir merkezi yönetimden yanadır. Çinli liderler için yönetimin gevşemesine, ABD ekonomistlerinin düşüncelerine göre şekillendirmeye başlamalarına izin verilmesine bağlı olarak gördükleri Sovyetlerin çöküşünü kötü örnek olarak görmektedirler

Teorik olarak, kağıt üzerinde Hu Jintao’nun, modern, teknik yatırımın önünü açan, geleceği güven altına alan bu ekonomik politikasının başarı olacapı söylenebilirse de, pratikte, sadece zenginleşmeye odaklanmış bir parti aparatının ve bölge yöneticilerinin frenlemesiyle karşılaşacağı kuvvetle düşünülebilir. Yukarıda dediğimiz gibi, tarihsel gelişme parti içinde belli olacaktır.

Değişik hızlarla, eşitsiz gelişme Çin’in karşılaşacağı bir başka tehlikedir. Jean-Luc Domenach, bunun en büyük tehlike olduğuna işaret ediyor. Kır kesiminde veya sanayide bütün Çin gelişmekte. Bir dönemde önemli olan sosyal sorunlar, alt sıralara düşmüş durumda. Merkezi idare, sokaktaki adamın güvenini kazanmış durumda. Günümüzün Çin’inde iç mücadele zenginliklerin paylaşılması etrafında dönüyor. Bir ekonomik krizin belirmesiyle, pastanın küçülmesi halinde sorun çıkması halinde, sosyal ve buna bağlı olarak politik sorunlar ön sıraya çıkabilir. Örneğin, ABD piyasasında çıkan kriz Çin’in gelişmesini frenleyebilir, memnunsuzluklar; özellikle kır kesiminde, dile getirilmeye başlayabilir.

Soğuk Savaşın bitiminden, Sovyetler Birliği’ninin dağılmasından sonra ABD ile Çin arasındaki ısınmakta olan hava Tiananmen Meydanı olaylarından sonra gerildi.

Çin’deki sokaktaki insanın, ABD’ye karşı bir hayranlığı olduğu, Avrupa’da Çin ile ilgili yazan pek çok uzmanın ortak vurguladıkları bir nokta. Hatta, orta halli ve zengin ailelerin ABD’ye göçmek gibi bir hayalinden söz ediyorlar. Hu jintao’nun, gerçekte daha katılımcı ve sorumlu davranmasına rağmen ABD’ye mesafe koyduğunu düşündüklerinden ABD ile ilişkileri endişeyle karşıladıkları yine Avrupa’da yayınlanan kitaplarda yazılanlardan. Ben kendi adıma bu değerlendirmelerin abartıldığı kanısındayım. Irak, Afganistan, Gürcistan krizlerinde “karizması çizilen”, Olimpiyat oyunlarındaki tavrı ile, ABD’nin pek çok ülkede olduğu gibi, prestijinin Çin’de de azaldığını düşünüyorum.

Çinli de, bütün çalışanlar gibi, daha az çalışmak ve daha fazla kazanmak istemektedir. Ucuz el emeği arayan ve Çin’e giden batı kapitali ayağını yorganına göre uzatmadığı koşulunda zorlukla karşılaşacaktır. Bugün Çin, dünyanın en büyük fabrikası (atölyesi) olarak görülmektedir. Batı kapitali Çin’de üretmekte ve bütün dünya’ya satmaktadır.

Çinlilerin Sovyetlere hayran oldukları, MAO’nun Sovyetlerde uzaklaşmasını Çinlilerin tahmin edildiği gibi sindirmedikleri Çin’in analizini yapan uzmanların ortak görüşü. Sovyetlerin Çinlilere zor dönemlerdeki yardımları unutulmamış. Hatta, Sovyetlerin yıkılmasını Çinliler bir felaket olarak değerlendirmişler. 

Sovyetler Birliğinin parçalanışı sırasında Çin ve Sovyetler arasında diplomatik ilişkiler bir çıkmaz içindeydi. Süre içinde Rusya Federasyonu ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler gelişerek “stratejik ortaklık” olarak nitelenen bir düzeye geldi. Pek çok analizci bu yaklaşıma, devam edemeyeceği şüphesiyle yaklaştı. İki ülkenin rekabeti ve her iki ülkenin bölgedeki liderlik ve ekonomik rekabetinin bunu önleyeceğini söylüyorlardı. Gelişen süreç içinde Çin ve Rusya, ortak çıkarlarını ön plana çıkarmayı, bölgede dengeleri sağlamak, uzlaşmayı yerleştirmek için zorunlu iş birliği yapmayı başardılar. Özellikle, ABD’nin bölgede hızla artan hareketliliği ve etkinliği iki ülkeyi de endişelenmekteydi ve birlikte hareket etmelerini getiriyordu.

Rusya ile ÇHC’nin ilişkilerinin resmi temelinin, SSCB ile ÇHC arasında, Stalin ve Mao Çe-tung döneminde, 14 Şubat 1950 tarihinde imzalanan, 30 yıllık, “Dostluk Anlaşması”yla başladığı kabul edilebilir. 1956 yılından itibaren Sovyet – Çin ilişkisi bozulmaya başlar. Çin, Sovyetler Birliği’nin, kendi denizatlıları ile ilişki kurmak için, Çin topraklarında kurmak istediği radyo istasyonuna izin vermedi. Nikita Khrouchtchev ÇHC’ne, Atom Bombası ile ilgili bilgileri vermeyi ret etti ve 30 yıl sürecek ideolojik farklılıklar ortaya çıkmaya başladı. Çelişki, 1969 yılında sınır çatışmaları ile yüksek noktasına ulaştı. 1997 yılında Çin – Sovyet sınırı askerden bağımsız hale getirildi.

1980 yılında, Mikael Gorbaçov’un, girişimiyle başlayan müzakereler ve sınırdan, karşılıklı olarak askerlerin çekilmesiyle gerginlik düşürüldü. 1991 yılında, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra da sakin hava devam etti.

1994 yılında, Çin ve Rusya devlet başkanları “Yapıcı Ortaklık Anlaşması” imzaladılar. 16. haziran 2001 tarihinde yapılan bir yeni anlaşmayla ilişkiler, enerji, silahlanma , ticaret, ulaşım, uzay, terörizme karşı ortak mücadele, bölgede ortak politikalar, dostluğun geliştirilmesi konularında iş birliği kararı alarak “Stratejik Ortaklık” düzeyine çıkarıldı.

Çin ve Rusya Federasyonu arasında ilişkiler, 2002 yılında itibaren hızla değişmeye başladı. Çin “Büyük Sovyet kardeşini” bulmuş gibiydi. Lenin’in ülkesinden yine dersler çıkarmaya başladılar. Liberalizmden uzaklaşan ve Ulusal büyük işletmeleri koruyan “yöneltilen demokrasi” yolunu seçenPutin’in yolunu takip etmeye başladılar .12 milyar dolar olan 2003 yılının ilk üç ayında % 30 artmış, 2007 yılında 48 milyar dolara ulaşmış olan, Rusya’nın lehine, bir dış ticaret ilişkisi vardır. Yıllık artış 20 milyon dolar civarındadır. Çin – Rus ilişkilerinde dış ticaret bir öncelik olmuştur. 

Bugün, Rusya Federasyonu ile Çin Halk Cumhuriyeti’nin ilişkilerinin düzenlenmesinin temel aracı Şanghay İşbirliği Örgütü’dür. (ŞİÖ) altı üyesi , dört gözlemci üyesine rağmen, platformun en önemli görevi Çin ve Rusya arasındaki ilişkileri düzenlemesidir.

Şanghay İşbirliği örgütü, 26 Nisan 1996 tarihinde, Çin’in girişimiyle Şanghay’da yapılan toplantıda, “Sınır Bölgelerindeki Askeri Güvenin Derinleştirilmesi Anlaşması”nın imzalanmasıyla , “Şanghay Beşlisi” adıyla oluştu. 2001 yılında ise ŞİÖ ismini alarak altı ülkenin katılmasıyla kuruldu. Gözlemci ortaklarla genişledi. İşbirliği alanları olarak şu alanlar saptandı ;

•Sınır güvenliği ; Çin ve Rusya arasındaki 1989 yılında başlayan sınır uzlaşmazlıklarına çözümü için diyalog yolu vurgulandı, çözüme yönelindi.

•Çin’in Batı Bölgelerinin gelişimi için projeler hazırlanacaktı

•Büyüyen enerji sorunlarına çözüm getirilecekti

•Soğuk harp sonrası yaşanan dönem için stratejik ortam oluşturulacaktı.

ABD karşıtı olarak görülen, ilk adım 2005 yılında atıldı ve bölgeden çekilmesi istendi. Özbekistan, ABD’den topraklarındaki büyük bir hava üssünü boşalttırdı. Mart 2008 yılında Kırgızistan’daki Manas Hava Üssü’nün boşaltılması için müzakereler başladı. Kırgız resmî makamları kapatma kararını kullanım karşılığında ödenen kira bedeli konusunda anlaşmaya varılamaması ve Amerikan askerî personelinin istenmeyen olaylara karışması gibi gerekçelere dayandırmaktadır.

İran’ın ŞİÖ’ne dahil edilmesiyle ilgili eleştirilere cevap veren Rus Savunma ve Dış Politikası Konseyi direktörü Sergueï Karaganov’un Interfax Ajansı’na verdiği demeçte ; uluslararası toplumun yönetemediği, ABD ve ortaklarının tehditlerle çözmeye çalıştığı krizde, İran’ın platforma dahil edilmesinin genelin yararına olduğunu söylüyordu.

Örgütün amaçları arasında ekonomik, kültürel, insancıl işbirliği olmasına üye kuruluşlar güvenlik konusunu öne çıkardılar. Üye ülkeler arasında terörizm, aşırı hareketler (L’extrémisme) ve ayrılıkçı hareketler ortak mücadele edilecek konular arsında sıralanıyordu. 13 Mayıs 2005 tarihinde yaşanan Andijan ayaklanması, Gürcistan’da, Ukrayna’da uygulanan alacalı devrimler ile, Kırgızistan’da denenen “Lale Devrimi” çevre ülkelerini rahatsız etti. NATO ile daha ihtiyatlı bir politika uygulamalarını getirdi ve bölgeden çekilmesini istediler. 

Atsana Zirvesi’nden sonra pek çok batılı jeopolitikçi, ŞİO’tünü Çin ve Rusya’nın Batı’ya (ve ABD’ye) karşı kurtuluşu olarak görmeye başladılar. ŞİÖ, uluslar arası platform’da da Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi’ndeki iki daimi üyesiyle önem kazanıyordu.

Batı basını gündeme Rusya Federasyonu’nu Soğuk Harp’i tekrar gündeme getirmekle suçlamaya başladı. Rusya’nın soğuk harbi gündeme getirmesi bir sebep yoktu. Dün olduğu gibi, bugün de Rusya “yumuşama” yanlısıydı. Kendi gelişmesini tamamlaması için, silahlanmada yapacağı tasarrufu kalkınmasında kullanabilmek için gergin olmayan bir ortama gereksinimi vardı. ABD’nin ise, tam aksine, kontrolünden çıkan batı dünyasını arkasında toplayabilmek, onları kendi disiplini altına sokabilmek için soğuk harbe gereksinimi vardı. 

Çin’in, son döneme kadar, Avrupa’yı bir politik güç olarak, pek ciddiye aldığı söylenemez. ÇHC, ancak son dönemde, Batı’da, ABD’nin dışında dikkate alınacak bir başka gücün de olduğunu fark etti. 1998 yılında AB ve Çin ile yapılan müzakerelerden sonra, “Global Ortaklık” kuruldu. Bu ilişki 2003 yılında “Global ve Stratejik Ortaklık” haline dönüştürüldü. AB, ilk kez 2006 yılında, ABD’den daha fazla ithalat yaptı. (177,6 Milyar Euro’ya karşılık 194 milyar). Ancak, İhracatı ABD’nin arkasında kaldı. Çin’in hızla artan ihracatı, AB’yi endişelendirir hale geldi.

Avrupa’da ÇHC’nin Batı ile ilgili gelecek ilişkilerinde iki ana görüş olduğu söylenebilir. Birincisi, Çin’in önüne gelen her şeyi yıkan bir silindir olarak görmektedir. Kendi güçlüklerinden Çin’i sorunlu tutmaktadırlar. İkinci görüş, Çin’in de güçlükleri olduğu ve bundan yararlanarak bir iş birliğine gitmenin daha yararlı olacağını söyleyenlerinkidir.

Tarih boyunca Hindistan ile Çin arasında, rekabetten doğan, (demografik, ekonomik,ticari, gelişme hızı, stratejik, denizlerde hakimiyet alanlarında) gerilimin arttığı zamanlar olmuştur. Özellikle son dönemde Kaşmir olayında Çin’in Pakistan’ın yanını tutması iplerin gerilmesine sebep oldu.

Çin ve Hindistan arasındaki gerilimin ana noktası, denizlerde hakimiyet noktasında odaklanmaktaydı. Her ülke de dünya ile ilişkilerini (enerji temini ve serbest dolaşım) deniz yoluyla sağlamak, jeopolitik olarak denizlerde hakimiyetlerini garanti altına almak zorundaydılar. ŞİO bu iki Asya devinin sorunlarını diyalog içinde çözümü için yeni bir ortam oluyordu.

Çin’in, 2006 yılında Pekin’de gerçekleştirilen Çin – Afrika Zirvesi’nden buyana 1960 – 70’li yılların başlattığı ekonomik, politik nüfusunun, ortak sanayi programları, düşük faizli krediler, yardımlar ile artmaya başladığını görüyoruz. Çin politik ve ekonomik nüfusunun Cezayir, her iki Kongo, Mısır, Senegal, Kenya, Angola, Nijerya, Sudan, Güney Afrika ve başka Afrika ülkelerinde hızla arttığını görüyoruz.

Çin artık dünyanın her köşesinde ticari ilişkileriyle vardır.Suudi Arabistan, İran, Oman, Angola, Nijerya, Sudan, Venezüella’dan, petrol, Şili’den bakır, Rusya’dan çelik, Avustralya’dan demir, Güney Afrika’dan Nikel, Arjantin’den tahıl almaktadır. Bu ilişkiler, ÇHC’nin politik ilişkilerini de geliştirmektedir.

Son yıllarda, ÇHC, askeri, diplomatik, ekonomik ve hatta kültürel konularda, üniversitelerin, araştırma kurumlarının, basının üzerinde durduğu uluslararası güncel konularda olduğu gibi “deniz” konusunda da ön sıralara oturdu. Tartışılan, konuşulan konuları üç başlık altında toplamak mümkün olabilir kanısındayım ;

•Çin’in denizle ilişkisi,

•Çin’in, denizlerdeki olanakları,

•Çin’in denizlerdeki uluslararası ilişkileri, ittifakları ve/veya ihtilafları

Evvela bir saptama yapmakta yarar var ; Çin bir ticaret ülkesi. GSMH’ı ile, 1993 yılında dünya’da 13’üncü idi. 2004 yılında altıncı sırada görüyoruz. İhracat’ı açısında dördüncü,

Çin üretiminin % 40’ını ihraç ediyor. İhraç ettiğinin bir kısmı, Batılı kuruluşların ÇHC’de imal ettikleri Yani batılılar, Çin’de üretip, Çin’in dışına taşıyorlar. Çin’de yabancı kuruluşların ürettiği kalemler arasında aklınıza gelebilecek hemen hemen her şey var .

Son çeyrek yüzyılda ÇHC, büyümesiyle dünya ekonomisinde, jeopolitiğinde önemli bir yer aldı. Çin’in ekonomisi, çok önemli oranda dış politikasında, jeostratejisinde ham madde temin etmeyi ve ihraç yollarını açık tutmayı ön planda tutmasını zorunlu hale getirdi. ÇHC, aynı zamanda dünyanın en çok ithalat yapan ülkesi ; ham madde ithalinde sıralamanın en önünde. 2004 yılında dünya’nın kömürünün % 40’ını, brüt petrolün % 7’sini tüketiyor, Aliminyom’un % 25’ini, demir cevherinin % 30’unu, çimento’nun % 40’ını, elektriğin % 13’ünü, çeliğin % 25’ini tüketmekte.

ÇHC’in bu ithalat ve ihracat işlevini yürütebilmek için serbest denizlere, bu denizlerde işleyecek gemilere, bu gemilerin yapılacağı tersanelere, bu gemilerde çalışacak personele, bu gemilerin yanaşabileceğe limanlara ve en sonunda bu deniz trafiğini güven altına alacak deniz gücüne gereksinimi var.

Fransız Deniz Akademisinde yapılan konferans’ta “Çin ve Deniz” konulu konuşmasında Amiral François Bellec, Çin’in, akarsularıyla, nehirleriyle ve kanallarıyla çok eski bir denizci ülke olduğunu hatırlatıyor. 14. Yüzyılda Çin’in, Batı’nın iki yüzyıl sonra yapabileceği, 200 ton taşıyabilen gemiler yaptığını, Çin’in daha o devirde yıldız seyri (astronomik seyir) yapabildiğini, 15. yüzyılda yaptığı 140 metrelik gemileri batı’nın ancak 19. yüzyılda yapabildiğini anlatıyor.

Bu gemilerle, o devirde Çin, deniz ticareti yaparmış. İlginç olan, bu gemilerle uzaklara gitmemişler. En uzak gittikleri yer İran’mış. Sömürgeleşme döneminde, değişik sebeplerden bu alanda geri kalmışlar.

Devrimden sonra ÇHC’nin denizle derinlemesine ilgilenmediği biliniyor. Deniz ticaret filosunu (başında, Sovyetlerin yardımıyla) genişletmeye başlamış. 1961 yılında dünya sıralamasında ticaret gemisi tonajında 26’ıncı iken, 1976’da 18’inci, 1987’de 9’uncu ve günümüzde Yunanistan, Japonya ve Norveç’ten sonra dördüncü sıraya çıkmış. Halen ÇHC, dış ticaretinin % 90’ını deniz yoluyla yapmaktadır. 1961 yılında kurulmuş olan ulusal deniz konteyner nakliye şirketi , büyüklük sıralamasında dünyada dokuzuncu sırayı alıyor. 10. sırayı bir başka Çin armatörlük şirketi tutuyor. 

İç harpte, Çin’in bütün limanları, Tayvan’a çekilen, Çan Kay Çenk yanlıları tarafından tahrip edilmişti. ÇHC, 1970 yılına kadar, Sovyetlerin de büyük yardımlarıyla limanlarını inşa etmeye uğraştı. Bugün ÇHC’nin, yabancı bandıralı gemilerin de yanaşabildikleri 128 limanı var. Bunlardan 45 tanesine derin su kesimli gemiler de yanaşabiliyor ve bunların hepsi ABD ve Avrupa limanlarının ayarında. Hızla artan ithalat ve ihracatının gereksinmelerine cevap verecek şekilde limanlarının (özellikle yüksek su çeken gemiler için) sayılarını ve kapasitelerini de arttırmakta. ÇHC’in, Çin dışındaki limanlara da büyük yatırımlar yaptığı biliniyor.

Çin, günümüzde Güney Kore ve Japonya’dan sonra gemi yapımında üçüncü sırayı alıyor. Ton/yıl olarak üretimini her yıl % 20 arttırıyor ve imalatının % 90’ını ihraç ediyor. ÇHC 2000 yılında “Deniz Yüksek Teknolojisi” adını verdiği planlama ile öngörülen rasyonalizasyon ve modernleştirmeleri gerçekleştirerek 2015 yılında Güney Kore’nin önüne geçmeyi hesaplıyor. Dünya düzeyinde, Konteyner gemisi yapımındaki payı 2003 senesinde % 8 iken, 2004 yılında % 18’e yükselmiş. Çin tersaneleri, günümüzdeki haliyle, üreticiliği, Japon tersanelerine göre 5, Güney Kore tersanelerine göre 20 defa geride. Ancak, eski tersaneler yenilenmekte ve yenileri yapılmakta. Bütün uzmanlar çok hızlı bir gelişmeyi işaret etmektedirler. Dünya’nın en büyük tersanesi Şanghay’da inşa edilmek ve bitmek üzere. Yeni inşa edilen tersaneler ÇHC’in kendisi tarafından finanse edildiği gibi, Çin’deki ucuz el emeğinden yararlanmak isteyen Güney Kore ve Japon sermeyesi de ÇHC’ne tersane yapımında yatırım yapmaktalar. (Kawasaki, Samsung, Daewoo gibi

China State Shipbuilding Corp. – CSSC ve China Shipbuilding Industry Corp – CSIC, 2006 sayılarına göre sivil ve askeri olarak 3,6 milyon ton deniz aracı inşa etmişler. Verilen sayılara göre, ÇHC’de (bu tersanelerden yüzü yabancı yatırımla kurulmuş) 1300 tersane bulunmaktaymış. Çin’de Gemi inşa sektöründe çalışan insanın 600 00’i bulduğu verilen sayılar arasında. 

ÇHC, karşılaştığı düşük kalite personel sorununu aşabilmek, kaliteli işçi yetiştirebilmek için, çok sayıda “Deniz Akademisi” kurmuş bulunmakta. ÇHC bugün, uluslar arası deniz işletme şirketlerinde çalışabilecek denizci ve uluslararası tersanelerde, limanlarda çalışabilecek işçi yetiştirmektedir. Bu okulların kurulmasında, bütün ASEAN ülkelerine olduğu gibi Avrupa Birliği ve Japonya’nın yardımı olmuştur.

Kapıyı çalan yeni soğuk harp, ÇHC için hayati olan deniz ulaşım yollarının güvenliğini ön plana getirdi. ÇHC sorumluları, uzun yıllardan beri bölgeye yerleşmiş olan ABD’nin varlığından rahatsızdırlar. Bölgede oluşacak bir gerilimde gündeme gelecek bir “blocus” olasılığına karşı stratejiler geliştirmektedirler.

Amiral Mathey’in “Fondation pour la recherche stratégique”te yaptığı konuşmada ABD ile ÇHC’nin Tayvan’la ilgili bir çatışmaya, Tayvan bağımsızlığı ilan etmediği sürece, girmeyeceklerini, görülen gerim tablolarının blöflerden ibaret olduğunu söylemekte. Bence makul bir yaklaşım. Ama, bu sınırlı vurgulama, ABD ile ÇHC’nin karşı karşıya gelebilecekleri olasılığını dışlamıyor kanısındayım. Tarafların birbirine güvenmediği ortamlarda bu tür blöfler tatsız bitebilir veya, Gürcistan olayında olduğu, tarihte pek çok defa görüldüğü gibi, bir provokasyon veya görülmez kaza ile sonuçlanabilir.

ABD son dönemde Güney Çin Denizi’ndeki varlığını arttırmaktadır. Dinleme ve izleme sistemleriyle donatılmış ABD uçakların ÇHC yakınlarındaki uluslar arası alandaki uçuşlarında çok bariz bir artış gözlemlenmektedir. 1 Nisan 2001 yılında Çin’in Hainan adası açıklarında ABD’ye ait bir izleme uçağı ile bir Çin uçağı çarpıştı (fizik anlamda) Çinli pilot öldü, ABD uçağı ve içindeki 11 kişi Çinliler tarafından tutuklandılar. Daha sonra olay özür dilemelerle ve diplomatik yollardan çözüldü. Ama 28 gün gergin bir dönem yaşandı.

2001 Temmuz ayında, ABD bakanları Rumsfeld ve Power, Amiral Dennis Blair Avustralya’da Güney Kore ve Japonya ile birlikte, ÇHC’ni hedef alan bir anlaşma yaptılar.

2002 Mart’ında Pentagon, Çin’in kendisi için nükleer hedef olduğunun söylendiği (Nuclear Posture Rewier) bir belge yayınladı. . 

Daha sonra para aklamakla suçlanacak olan Milliyetçi Çin Başkanı Chen Shui-bian, 2004 yılının Mayıs ayında, 2008 yılında Tayvan’ın bağımsızlığını ilan edeceğini ve ABD’de de bunu desteklediğini açıkladı..

2004 yılı Nisan ayında, ABD Tayvan’a 1,8 milyar dolar değerinde bir radar sistemi, bir ay sonra 8,9 milyar dolar değerinde sekiz denizaltı sattı. ÇHC, ABD’nin bu açıklamasını, ve silah satışını uluslararası hukuk kurallarına göre, ABD’nin ÇHC’nin içişlerine karışması olarak gördüğünü açıkladı. (Çin’e göre Tayvan, Çin Halk Cumhuriyeti’nin bir bölgesiydi, ada ve Anakara arasındaki sular ve boğaz ÇHC’nin karasuları içindeydi.) Bu satışlar, ABD’nin, ÇHC’le yaptıkları, ÇHC ile ABD’nin ilişkilerini düzenleyen 17 Ağustos 1982 tarihli açıklamayla ve onu takip eden iki açıklamayla da çelişkiliydi. Söz konusu, açıklamalara göre, ABD, Tayvan’a silah satımı tedrici şekilde azaltacaktı. ABD bu “Communiqué”lere uymadığı gibi, ÇHC’tindeki ayırımcılık hareketlerini de maddi olarak desteklemeye devam etmekteydi. 

Pentagon’un 20 Mayıs 2004’te yayınladığı bir raporda, “CHC’nin, ekonomik bir süper güç olmaya yöneldiğini ve ABD’nin güvenliğini tehdit etmekte olduğunu” vurguluyordu. ABD, 2 haziran 2004 yılında, CHÇ’nin Çek Çumhuriyeti’nden satın almak için yaptığı anlaşmaya rağmen, 57 milyon tutan radar istasyonunun satımını önledi ve kendisinin kesin gereksemediği, bu tesisi satın aldı.

Haziran 2004 yılında ABD Senatosu yayınladığı bir raporda ÇHC’ni “Komünist Diktatörlük” olmakla suçluyordu.

2004 yılı Haziran ayının sonunda ABD, 1945’ten buyana görülen en büyük deniz gücüyle, Güney Çin Denizi’nde, “Summer Pulse 2004” adını verdiği deniz savaş oyununu düzenlemiş. Hong Hong’da yayınlanan Strait Times gazetesi bu savaş oyununa yedi grubunun (filonun) katılacağını yazmış. (Jean Marie Holtzinger naklediyor) Her grup, bir uçak gemisi (80 – 90 savaş uçağı), bir kruvazör, iki muhrip, iki destroyer, iki denizaltı, bir anagemisinden (ikmal gemisi) oluşuyor. Denizaltılar, uçak gemisi taktik nükleer silah taşımaktadırlar. Gemilerde ayrıca vurucu konvasiyonel silahlarla(Cruise ve Tomahawk füzeleri) donatılmış olup güçlü bir ateş gücüne sahiptiler. Yazar, gruplardan sadece bir tanesinin, ortalama bir ülkenin deniz güçünü yok edebileceğini, 1991’de Körfez savaşında ABD’nin iki grup kullandığını ekliyor.

Savaş oyunlarının hedefi hiç şüphe yok ki, ÇHC’ne göz dağı vermeye yönelikti.

Bu eşi görülmemiş savaş gücü, Asya ülkelerini rahatsız etti ve ÇHC, Avustralya, Endonezya, Japonya tarafından protesto edildi. ÇHC, Kitty Hawk uçak gemisinin Tayvan boğazından geçmesini, ÇHC’nin kara sularının ihlal edildiğini ileri sürerek protesto etti. (ÇHC için Formoza ÇHC’nin bir bölgesi ve Tayvan Boğazı ÇHC’nin kara sularıydı.)

ABD’nin Pasifik Filosunun Komutanı Amiral Timoty Keting, protestoyu “Tayvan Boğazı’ndan geçmek için ÇHC’nin iznine ihtiyacımız yok. Serbest geçiş hakkımızı, istediğimiz zaman, istediğimiz yerde kullanırız” diye cevaplandırdı.

Daha güncel bir gerginlik 2007 yılında yaşandı. ABD filosunun ortasında, KittY Hawk uçak gemisinin yakınında klasik tip bir ÇHC denizatlısı su üstüne çıktı ve çok gergin bir sekiz saat yaşandı.

Uzmanlar, ÇHC’nin denizlerdeki askeri ve sivil gücünün yükselişini bir “uyanış”, denizlerde hakimiyetini arttırması olarak yorumluyorlar.

29 – 30 Haziran günlerinde Paris 1 Üniversitesi’ndeki konferansında Pierre Journaud (CEHD - Le Centre d’études d’histoire de la Défense) gelişmeleri, özetleyerek söylersek, şöyle özetliyor ; “ Mao, Çan Kay Şenk’e karşı edindiği zaferden sonra, çok önemli bir Sovyet yardımıyla, hatırı sayılır bir sahil muhafaza sistemi kurdu. Daha sonra da, ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya’dan yeni teknolojiyi ithal etti.”

1990 yılındaki ilk Körfez Krizi ile, ÇHC, açık denizlerdeki zayıflığını fark etti, askeri ve sivil kapasitesini geliştirmek için bütçesine önemli bir yer vermeye başladı. ÇHC, bugün bölgesinde önemli bir deniz gücü haline gelmiştir. Savunma gücünün yanında, saldırı gücü de hatırı sayılır bir güç olmuştur.

ÇHC için, ekonomik ve stratejik sebeplerden bu değişim zorunluydu ; yukarıda da anlatmaya çalıştığım gibi, gerekli olan enerjiyi, ham maddeyi temin edebilmesi, dünya ekonomisine ulaşabilmesi için deniz yollarının emniyetini sağlamak zorundaydı.

Jeopolitik alanda uzmanlaşmış olan kaynaklar, ÇHC’nin, Tayvan dahil, tüm komşularıyla ve hatta, komşularını kendisine karşı kışkırtan ABD ile iyi ilişkiler kurmak ve sürdürmek için bir çaba sarf ettiğine dikkatleri çekiyorlar. ÇHC, bu politikasını sürdürürken, güvenliğini sağlayabilmek için silahlanmaya da devam etmektedir.

ÇHC, yukarıda anlattığımız sebeplerden, bölgede kendisini tehdit eden tek güç olarak ABD’yi görmektedir. Bu tehlikeye karşı ÇHC’nin erişmeyi ön gördüğü savunma stratejisini şöyle özetlemek mümkündür . 


•Tayvan’ın askeri ve politik merkezlerini devre dışı bırakabilme

•ABD’nin, Japonya ve Guam’daki askeri üslerini kullanarak müdahale etmesini engelleyebilmek.

•ABD’nin açık denizlerdeki askeri güçlerinin saldırısını önlemek.

Bu stratejinin gerçekleşebilmesi için ÇHC ;

•Tayvan’ı rahatlıkla vurabilecek (300 – 600 Km menzilli) DF-11 ve DF-15 füzeleri kendi sahillerine yerleştirmektedir. 2005 yılında yerleştirilmiş olan 700 füzenin olduğu, sayılarının her yıl 75 – 100 adet arttığı tahmin ediliyor.

•Rusya’dan ağır silah almakta ve lisanslı imal etmektedir. Alınan silahın 2 – 3 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Alınan silahlar arasında ; süpersonik SS-N-22, SS-N-27B/Sizler, dört denizaltı, 200 civarında savaş uçağı (150 Su-27 ve 50 Su-30), İzleme uçakları (gelişmiş Airborne Early Warning II-76), hava savunma füzeleri. Bu silahlarla ÇHC, ABD’nin bölgedeki üslerini rahatlıkla vurabilecek duruma geçmiş oluyor.


•ÇHC, politik amaçlarla Avrupa ülkelerinden de teknoloji ithal etmektedir.

•Gücünü gösterebilmek için sık sık savaş oyunları düzenlemektedir.

•Bilgilenme savaşı çerçevesinde, feza çalışmalarına hız verilmesi, uydu yerleştirilmesi vs.

•ABD ile başa çıkabilecek atom gücünün geliştirilmesi. (7 250 Km menzilli ICBM / DF-31 ile 11 270 Km menzilli DF-31)

Değişik kaynaklar, bölgede askeri ağırlığın ÇHC tarafına ağır basmaya başladığına dikkatleri çekmekteler.

Bu yazı “MAVİ DEFTER” sitesinde de yayınlanmıştır.

1- Belçikada yayınlanan EuroTurk gazetesinin 2006 / haziran sayısına şöyle yazmışım ; “….Bretton Woods sistemi ABD’yi dünyanın merkez bankası haline getirmişti. Uluslararası ödemeler, borç ve alacaklar dolarla ölçülüyordu.Ülkelerin merkez bankaları da kurlarını dış rezervlerini ABD doları cinsinden tutuyorlardı. ABD’nin dış açıklarının büyümesiyle dolara duyulan güven azalmaya başladı. 1968 yılında, spekülatörlerin altına hücumuyla, 1960’da kurulan 1 Onz = 35 ABD doları değerini tutturmayı amaçlayan Londra Altın Fonu’da başarılı olamadı ve ABD doları hem altın hem DM ve de Japon Yeni karşısında değer kazandı. 1971 yılında ABD Başkanı R. Nixon altının dolara olan konvertibilitesini durdurdu. 1973 yılının Mart ayında AB ülkeleri paralarını dalgalanmaya bıraktılar. Ama dolar uluslararası ödemelerin, borç ve alacaklarının yapıldığ (Middele East Forex News, 22 Mart 2006) para almaya devam etti…… Günümüzde doların güvenilirliği üstüne elde hiçbir bilgi bulunmamaktadır. (http//www.europe2020.org/fr/sectionglobal/150206.htm ) 15 Şubat 2006 tarihinden bu yana Amerikan Federal Rezerv’i dünya’da tedavülde ne kadar dolar olduğu ve dolarla ilgili diğer tamamlayıcı bilgileri açıklamaktan vazgeçti….. Bugüne kadar bütün bu söylenenler psikolojik harp dönemini hatırlatıyordu. 28 Mart 2006 günü Asya Kalkınma Bankası (Asian Development Bank – ADB), üyelerine bir bilgi notu yolladı ve olası bir dolar çökmesi (krizi) için uyardı. Banka bunun bir olasılık olduğunu ifade ediyor, ancak vuku bulması halinde yaşanacak ağır sonuçlara dikkatleri çekiyordu. (Al Jazeera ve AFP, 28 Mart 2006)…… Haftalık Der Spigel dergisiyle bir röportaj yapan, Nobel’li Joseph Stinglitz, Irak Savaşı’nın ABD’ye, ilk dört yılda, resmi söylentinin 2 – 4 defa daha fazlasına, 1 – 2 trilyon dolara mal olduğunu söylüyor. (Der Spiegel, 5 Nisan 2006) Bu sayının muhasebeleştirilmesi halinde bütçe açığına eklenmesi gerekecek ve doları değeri olmayan bir kağıt parçası haline getirecek…..”
2- Bu bölümde, Jean-Luc Domanah’ın (Combrendre la Chine aujurd’hui). Pierre Haksi’nin (Cinq ans en Chine), Frédéric Bobin’in (Voyage au Centre de la Chine), Philippe Massonnet’ in çalışmalarından (La Chine en folie) ve “Institut de relation internationale et stratrgiques”in (IRIS) bültenlerinden yararlandım. Bu ve pek çok dökümanı temin etmemde büyük yardımları olan, IRIS’in Genel Müdür yardımcısı ve Türkiye ve Ortadoğu Bölümü Sorumlusu Dr. Didier Billion’a çok şey borçluyum.
3- 1989 (04 haziran) Tiananmen Meydanı Olayları ; Meşhur fotografçı Jeff Widener’in, tankları durduran genç adam resmi olaylarıyla hafızalarda kaldı diye düşünüyorum. Çin hükümetinin reformist, siyasi yozlaşma olarak kabul edilen, enflasyonun artıran, proleteryanın yaşamını tehdit eden politikalarını protesto için düzenlendi. Protestocular farklı gruplardan oluşuyordu. Öğrenciler, aydınlar, Çin Komünist Partisi üyeleri de protestoyu desteklediler. 20 Haziran’da sıkıyönetim ilan edildi. http://www.chine-informations.com/guide/chine-manifestations-de-la-place-tiananmen_758.html 
4- Chalmers Johnson – Le Monde diplomatique / Mars 2002
5- İbrahim Warde – Le Monde Diplomatique / Mai 1995
6- Milliyetçilik akımı ilk kez, Çin’in Batı’yla ilişkiye girdiğinde görülüyor. 1911 devriminde (Esrar Savaşı) tekrar yükseliyor. 1979’da “Çin’in renklerinde sosyalizm’in kurulması” akımıyla birlikte temel ve “yer doldurma” ideolojisi olarak görülüyor ve 1989 yılında en yüksek noktasını buluyor.. Bu akımla birlikte ABD karşıtlığı yükseliyor.
Milliyetçilik akımıyla birlikte, Çin, Bölgedeki yerini, hakim güç olarak yeni baştan tanımlıyor.
7-Konumuzla ilişkili olmamakla birlikte, Çin’de gelişen fikirleri takip eden PDA hareketinin bu gelişmelerden etkilenip etkilenmediğini merak ettim. PDA hareketinin içinde veya yanında hiç olmadığımdan bilemiyordum. Konuyu bilmesi gereken tanıdıklarıma sorduğumda , onlar da bana açık bir cevap veremediler.
8- Chalmer Jonson’a göre (ki eski bir çalışmadır) Çin’de, reformların başladığı 1978 – 2000 yılı arasında kişi başına düçen gelir 6,7 misli artmıştır. Ancak 1995 dünya geneline göre düşük. 1995 sayılarına göre, şehirlerde 464, kır kesiminde 186,75 dolar. Araştırmacı, çin’de temel insan gereksinimlerini dikkate alarak bunun yıllık 2000 dolarlık bir alım gücü olarak hesaplanabileceğini, bu sayının aynı dönemde Kişi başına düşen yıllık gelirin Japonya’da 31.450 dolar, ABD’de 24.750 dolar olduğunu söylüyor.
9- Isebelle Attané, Démographe et sinoloque - NED
10-Güneydoğu Asya Uluslar Birliği; 8 Ağustos 1967'de Vietnam Savaşı'ndan kaynaklanan komünist genişlemeye karşı olarak Filipinler, Malezya, Tayland,
Endonezya ve Singapur arasında kurulan uluslararası örgüt.
11-1971’de kurulan ve ilk başkanının ismini taşıyan ve günümüzde 36 ülkenin üye olduğu komite. Amacı ; çok yanlı anlaşmalarla nükleer ve biyolojik silah yapan ve satan ülkelerin kontrol edilmesi. Türkiye bu komite’nin üyesi, AB gözlemci üyesidir.
12-Dünya Ticaret Örgütü (Trade Organization, WTO), 1 Ocak 1995'te kurulmuştur. Uruguay Round'a taraf olan ülkeler 15 Aralık 1993'te görüşmeleri tamamlamış ve Fas'ın Marakeş kentinde 15 Nisan 1994'te "Nihai Karar" bakanlar tarafından imzalanmıştır. Çok taraflı ticaret sisteminin yasal ve kurumsal organıdır. DTÖ, hükümetlerin iç ticaret yasalarını ve düzenlemelerini nasıl yapacakları hususunda yasal bir çerçeve ortaya koymaktadır ve toplu görüşmeler ve müzakereler yoluyla ülkeler arasında ticari ilişkilerin geliştirildiği bir platformdur.
13- ABD bu belgeyle, Tayvan’a silah satışlarını sınırlamayı kabul ediyordu.
İki katlı ve orta menzilli, Noatung-1 füzesinin gelişmiş hali. Nükleer başlık takılabiliyor. 14-ABD radarları tarafından ve gözle fark edilmemesi özellikle telaş yarattı. Bu proje daha sonra Noatung-2 füzesi için terk edildi.
15-ABD’nin (benim sayabildiğim) 23 ülkede askeri üssü bulunmaktadır. Sasebo ve Yoko-suka deniz üsleri, japonya’nın deniz Kuvvetleri Kumandanlığının, tersanelerinin bulunduğu, ABD’nin de kullandığı deniz üsleridir.
16- Nationale Misilse Defence – NMD ve Theter Misilse Defance - TMD
17- 1885’te Tayvan adası Çin’e dahil oldu. 1895’’te, Shimonoseki Anlaşmasıyla Japonya’ya verildi. 1945 yılında, Çin’e iade edildi.
18-Yıllık ekonomik gelişme, % 12 - 13’ten % 7 – 8’ çekildi.
19- ÇHC’inde yıllık üçretler % 10 – 30 gibi büyük bir hızla artmaktadır.
20-Hu Jintao, Parti Yüksek okulu’nun yöneticiliğini ve uzun yıllar Parti Askeri Komisyonu’nun as başkanıydı
21- Jean-Luc Domenach, Relation Internationale et stratégique – No 10, été 1993
22-Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilgili bölümünün yazılmasında,Stephen Aris’in, 2008 yılında “Russie.nei.Visions’da yayınlanan ( NO 34) “l’OCS ; poste d’observation sino-russe”de yayınlanan, Birmingham Üniversitesinde yaptığı doktora tezi’nin özetinden yararlandım. Araştırmacının değişik yorumlarına katılmıyorum. katılmadığım yargıları yazıya almadım. İlgilenenlere yararlı olur umuduyla yazarın dip notlarını da aldım.
23- J. L. Wilson, Strategic partners . Russian-Chinesse Relations in the Post-Soviet Era. 
24- Traité de bon voisinage, d’amitié et de Coopération, Moscou, 2001
25- Rusya, Çin’e sofistike, süpersonik uçaklar, kıtalararası füzeler ve çok gelişmiş silahlar vermeme yolunu seçtiği zaman, 2007 yılından itibaren, Çin bu silahları kendisi yapmaya başladı.
26- Rusya 2007 yılında, Çin’in arkasında 10. sıradan, üçüncü sıraya çıkmayı hedeflemektedir.
27- Lucia Montanara-Jankovski – Paris II Üniversitesi, Rus ve Çin ilişkilerinde danışman
28- Çin Halk Cumhuriyeti, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya Federasyonu, Yaçikistan, Özbekistan
29- Hindistan, İran, Moğolistan, Pakistan
30- Çin halk Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu’nun sınırlarının uzunluğu 4 300 Km’yi bulmaktadır.
31-Marie Jego, le Monde 27.05.2006
32- http://www.asam.org.tr/tr/yazigoster.asp?ID=2034&kat1=51&kat2= 
33- Asta Zirve toplantısı sonuç bildirisi. 5 Temmus 2005 –
www.sectsco.org/htm700500 .html 
34-Sonuç Bildirisi’nde, “…terörle mücadele kapsamında Afganistan’da operasyonlara devam ederken ABD’ye, geniş çaplı operasyonlara son vermesi, ŞİÖ üyesi Özbekistan ve Kırgızistan’a geçici olarak konuşlanmış olan Amerikan güçlerinin geri çekilme takviminin belirlenmesi….” için yapılan çağrı / Barış Adıbelli, Siyasal Bilgiler fakültesi
35- Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi, Chef de bataillon Garnier Guillaume’un, Collège Interarmées de Defénse için hazırladığı “Mémoire de DEA’da bulunabilir. “ Les enjeux de la Compétition maritime entre l’Inde et la Chine”
36- Yazının bu bölümü “Isınan Güney Çin Denizi” yazısından değişikliklele alınmıştır ; http://www.kuyerel.com/modules/AMS/article.php?storyid=2682 
37-Traktör, saat, oyuncak, televizyon, aliminyom, çelik, bisiklet, penisilin, telefon, fotoğraf makinesi, ilaç, diz üstü bilgisayar, klima aleti, çamaşır makinesi, buz dolabı
38- Dünya’da ABD’den sonra ikinci
39- COSCO (China Ocean Shipping Co.)
40- 1997’de kurulmuş olan China Shipping Corp.
41-http://www.quid.fr/2007/Transports_Maritimes/Construction_Navale/1
42-(http://ifm.free.fr/htmlpages/pdf/2004/ports-chinois.pdf
43-Association of Southeast Asian Nations = Güneydoğu Asya Uluslar Birliği; 8 Ağustos 1967'de Vietnam Savaşı'ndan kaynaklanan komünist genişlemeye karşı olarak Filipinler, Malezya, Tayland, Endonezya ve Singapur arasında kurulan uluslararası örgüt
44- http://www.cedoc.defense.gouv.fr 
45-http://www.ladocumentationfrancaise.fr/catalogue/9782110048257/index.shtml
46-http://www.oboulo.com/nuclear-posture-review-americain-2002-6227.html
47-http://english.people.com.en/whitepaper/defense2004/defense2004,html