DOMİNİQUE STAUSS-KANN – IMF – DOLAR’IN GELECEĞİ

                                                  Ataman Aksoyek - 23/06/2011 12:20:40 (957 okunma)


DOMİNİQUE STAUSS-KANN – IMF – DOLAR’IN GELECEĞİ


Hayatta tesadüflerin de önemli olduğunu bir konuşmamızda çok sevdiğim ve saydığım hem bilim insanı hem de politikacı bir hanım söylemişti. İlginç bir dönemde Fransa’da bulunmaktaydık. 


Fransa’nın eski ekonomi Bakanı, gelecek Cumhurbaşkanı seçimlerinin en önde koşan adayı, IMF’nin başkanı, Dünya’nın en iyi ücret alan kişilerinden (Primleri ve masrafları hariç DSK’nin yıllık ücreti 461 510 USD’dı. Büyük bankaların başkanlarının yıllık primleri milyonlarca ‘€’ olduğunu hatırlayıp gerisi siz düşünün) Dominique Stauss-Kann (DSK)’ın macerasının gündeme bomba gibi düştüğü günlerde hayat arkadaşımla birlikte kısa bir süre için Paris’te bulunuyorduk. DSK’nın tutuklanmasını, yargıç önüne çıkarılışını bütün Fransızlar gibi, bir hafta boyunca, büyük bir şaşkınlıkla takip ettik. Fransa’da pek çok kişi DSK’yı Fransa’nın gelecek Cumhurbaşkanı olarak görüyordu. Başkanlık seçimi yarışında en çok tanınan adaydı.


İlk yorumlar sahneye koyulan oyunun yazarının, bu konuda yetkinliği bilinen Nicolas Sarkozy olduğu terennüm edildi. Akıllara gelen, daha evvel de benzer bir oyunu, daha sonra mahkemede aklanan, eski başbakanlardan Dominique de Villepin için yazdığı söylentisiydi.


Olayı özet olarak hatırlayalım; Fransa’da sevilen, iyi yemeğe ve kadınlara olan düşkünlüğü ile tanınan sıcak, sevimli bir insan olarak bilinen DSK, kaldığı Manhattan’daki Sofitel otelindeki dairesini temizlemeye gelen kadına tasallut etmişti. 


Savcı, basına sızdırdığı iddianamesinde olayı şöyle anlatıyordu;
“… Sanık, zorla diğer kişiyle rızası olmadan cinsel ilişkiye girişmeye teşebbüs etmiş, anal ve oral ilişkiye zorla girmeye çalışmış… sanık üçüncü kişiyle zor kullanarak vajinal ilişkiye girmeye….. diğer kişide cinsel duygular uyandırmaya çalışmış… diğer kişiyi zorla alıkoymaya teşebbüs etmiş… “


Savcı, mağdurun olayı savcılık bürosunda bir sorumluya nasıl anlattığını da açıklıyordu;
“… Sanık, mağdurun dışarı çıkmasını engellemek amacıyla dairenin kapısını kilitlemiş…mağdurun rızası olmadan göğüslerini tutmak istemiş…zor kullanarak mağdurun külotlu çoraplarını çıkarmak ve cinsel organlarına elle temas etmik istemiş….sanık, zorla mağdurun ağzını iki kez cinsel organına değdirmiş…”


Hemen hemen bir hafta boyunca televizyon seyircileri akşam 20 haberlerinde bu haberleri dinledi.


Görüntüler de korkunçtu. Dünya’nın en güçlü adamlarından birisi perişan halde, sakalları uzamış, üstü başı buruşuk, ağzından tek kelime çıkmadan, koluna girmiş iki polisin sürüklediği şekilde gösteriliyordu. Dünyayı içinde bulunduğu ekonomik krizden kurtarmasını beklediği bu parlak ekonomist çamurlarda sürükleniyordu. Pek çok kişi ABD’de zayıflarla güçlülerin adalet önünde aynı muamele gördüklerinin şahidi oluyordu. TİME MAGAZİNE DSK’nın domuz olarak gösterildiği bir karikatürünü de yayınladı.


DSK’nın yakalanışı da ilginçti; Sabahleyin dairesini temizlemeye gelen kadının ırzına geçmeye çalışmış, oradan Colombia Üniversitesinde okumakta olan kızıyla yemek yemeğe gitmiş ve Federal Almanya Başbakanı Angela Merkel ile olan randevusuna gitmek için Air France’ın koltuğuna kurulmuştu. (bazı kaynaklar DSK’NIN Almanya’dan sonra Libya’ya gideceğini yazıyorlar bu konuya bir evvelki yazımda değinmiştim;http://www.kuyerel.com/modules/AMS/article.php?storyid=563=)Uçak kakmadan on dakika evvel, hava alanı polisinin yardımını istemeyen ve TV “Law and Order” serisinden çıkan polisler gelerek DSK’yı derdest edip götürmüşlerdi. Uçak personelin ifadesine bakılırsa olaydan bir süre önce hava alnında bütün cep telefonu ilişkileri donmuş.


Yargıç Melisa Jackson’un sanığın bütün tutuklama ve gözaltına alma süresinde tüm ilişkileri de dondurması ilginç olarak yorumlanıyor.


Bu arada geniş kitleler tarafından bilinmeyen başka eski dosyalar da ortaya çıktı ; 2002 yılında DSK, kendisiyle söyleşi yapmak isteyen gazeteci Tristane Banon’u da Paris’in ilk kurulduğu en eski mahallesi olan Marais semtindeki bir eve çağırmış, sarkıntılık etmiş, genç kadın razı olmayınca da şiddet kullanmıştı.


Paris’te kaldığımız sürede, Fransızların tutumu bana çok ilginç geldi ; Fransızlar ABD’yi geçekten sevip sayıyorlar. Bir an düşündüm. Aynı olay DSK Türkiye’ye geldiğinde olsaydı ve Türkiye polisi ve adliyesi aynı muameleyi yapsaydı neler olurdu !!!... 


Sonuç ne olursa olsun, konumuzun birinci ayağını burada kapatalım. DSK’nın politik hayatı bitmişti. Artık bir bilim kurulunda, finans kurumunda bile iş bulması düşünülemezdi.


Aslında anlatılacak daha pek çok ilginç ayrıntı var ama söylediklerim yaşanan olayın normalin dışında olduğunu anlatmaya yeteceğini sanıyorum.


Bu arada yaşanan önemli bir başka olay da, IMF’nin bu süre içinde kolapsa girdiğiydi. Masanın üstünde çok önemli dosyalar, kararlar olmasına rağmen hiçbir çalışma yapılamıyordu, karar alınamıyordu.


DÜNYA’NIN EKONOMİK DURUMUNA IMF’NİN BAKIŞI


25 Nisan 2010 tarihli raporlarında IMF’nin uzmanları Dünya’nın ekonomik krizin gerekçilerini (özet olarak) şöyle değerlendiriyorlardı;


“ … Yaşanmakta olan mali krizin sebeplerinin temelinde uluslar arası sistemin zayıflıkları yatmaktadır. 1990 – 2000 yılları süresinde, pek çok ülkede, mali sektörün yeni baştan düzenlenen işleme kuralları ve sermaye hareketlerinin kontrolünün kaldırılması büyük oranda mali sermayenin Dünya çapında bütünleşmesini (entegrasyonunu) getirdi. Bu değişme, karmaşık karakterli yeni mali ürünlerin çıkmasını, mali araçların birbirinden uzaklaşmalarını ve üretken olmalarını engelleyen bir ortam yarattı. Yeni koşullar kısa vadeli hedefler gözleyen sermayenin hareketini hızlandırdı, sigorta, gayrimenkul, enerji, gıda maddeleri gibi ve kolaylıkla transaksiyonlara izin veren alanlara aktı, geniş oranda bu finansman süreci mali piyasaları kontrol eden kuruluşların kontrolünün dışına çıktı. Bu gelişme, umutların aktif elemanların üzerinde toplanmasını, risk unsurunun artmasını, spekülatif balonların doğmasını ve sürdürülemez spekülatif bir ortamın doğmasını, mali katlanmalar sağlıklı olmayan sermaye akışlarını getirdi… mali sistemin merkez işlevi tasarruf sahibi ve yatırımcı arasındaki güvene dayalı ve uzun vadeli bir ilişkiyi sağlamak iken bunun gerçekleşmediği görüldü. Dünya’nın değişik yörelerinde üretime yönelik yatırımlar hızla azalırken kaynaklar sermeye akışlarına yöneldi ve makroekonomik işletme politikalarının yönetilmesini çok güç hale getirdi ve ısınmayı doğurdu….“ Uzmanlar bu değişmelerin sebep olduğu gelirlerin ve ücretlerin düşmesine de vurgu yaparken bunun değişmesinin önemine de parmak basıyorlardı.


Uzmanlar mali sistemin uzun süre ve ortama uygun düzeltilmesi ve gelişmenin devamı için gerekli olanakların var olduğunu, bunlar üzerinde çalışmakta olduklarını, bunların süre ve eylem içinde kabul edilmesinin gerektiğini söylüyorlardı. 


Uzmanlar önerilerini şöyle sıralıyorlardı ;


Mali sistemin işleme kurallarını, aşırı risk alma ve aşırı sermeye akışının kontrolü için, geliştirmek gerekliydi.
Mali alanda es güdümü güçlendirmeli, vergi ve banka sırları alanında kontrolün sağlanabilmesi için uluslar arası alanda geçerli bir düzenleme getirilmeliydi. Halen vergi cennetlerindeki “offshore” hesaplar bütün kontrollerin dışındaydı, bunlara bir düzen getirilmeliydi.
Halen yürürlükte olan kredilendirme sisteminin derinlemesine değişmesi gerekmekteydi ve dış krize karşı güçlendirici bir açılım getirilmesi çalışmaları yürütülmekteydi. Gelişmekte olan ülkelerin (özellikle düşük gelirli) kaynaklara daha kolaylıkla ulaşabilmeleri için gerekli düzenlemeler yapılmalıydı.
Günümüzde yaşanan finans krizi uygulanmakta olan kontrol mekanizmalarının yeterli olmadığını göstermiştir. Krizi önleyici ve dünyanın finans pazarının daha etkin kurallar koyarak düzenlenmesi gerekmektedir. Döviz çıkaran ülkeler ile döviz kullanan ülkeler arasındaki dengenin kurulabilmesi için ulusal politikaların daha etkin, kalıcı düzenlemeleri gerekmektedir. Bu görev IMF’nin temel sorumlulukları arasındadır.
Dünya’da ulusal ve uluslar arası alanda geçerli olan, ABD doları dışında, yeni bir dünya para rezervi sistemi oluşturmak gerekmektedir. Bu tek veya değişik paralara bağlı olmamalıdır.


Uzmanlar Dünya bankası ve IMF için de reformlar önermekteydi .
Dünya Bankası ve IMF’nin yönetimi, Bretton Woods sisteminin demokratik niteliği ve güvenilirliği sorgulanır hale gelmiştir. Etkinliğini ve meşruiyetini yansıtacak refomlara gereksinim vardır. Üyeler arasında dengenin sağlanabilmesi için oy dağılımının baştan düzenlenmesi gerekli hale gelmiştir. Bu değişim, daha etkin bir kontrol sistemi, dünya çapında hakkaniyetli finans sisteminin oluşmasını, ulusal pazarların entegrasyonunu, bankalar sisteminin kontrolünü, alınacak kararların daha rahat kabul edilmesini getirecektir. 


Dünya ekonomisinin yönetilebilmesi için kurulmuş olan, Birleşmiş Milletler, IMF, Dünya bankası, GATT kurumları 60 yıl evvel kurulmuşlardır. Dünyanın büyük bir metamorfoz geçirmiş olmasına rağmen, Dünya’yı yöneten bu kurumlar, bu süre içinde, bu değişime ayak uydurmamışlardır. Ulusal ekonomiler, gelişen, ticarete, yatırımlara, finans sektörüne, uluslar arası göç hareketlerine, gelişen teknolojiye, ulaşım ve iletişime bağlı olarak her geçen gün daha entegre hale gelmiştir. Tartışmasız olarak 21. yüzyılda bu gelişmeler hızlanacak ve etkinliklerini arttıracaklardır. Yine hiç şüphesiz bu gelişmeler şekil ve pratik alanda eşitsizlikleri de fazlalaştıracaktır.


Bunu önlemek için ;


Milli otoritelere değişik gelişme politikaları üretme olanağı tanınmalıdır.
Gelişmekte olan ülkelerin teknolojik gelişmelerine ve bunları pazara sunmalarına olanak sağlanmalıdır.
Makroekonomik eşgüdümün oluşması için mekanizmalar oluşturulmalı, oluşan sistemler ve ödeme rezervleri kontrol edilebilmeli dır.
Dünya’yı tehdit eden iklim değişmeleri tehlikesine karşı dünya çapında bir kontrol ve yardım sistemi oluşturulmalıdır.


Burada, konumun dışına çıkmamak için rapordan özetler yapmaya son vereceğim.


İMF


Önerilerin büyük ve ekonomiyi elinde tutan güçleri derinden etkileyecek olacağını tahmin edebiliriz. O halde bu değişimin önlenmesi gerekmekteydi. Değişimin önlenebilmesi IMF yönetimi üzerindeki etki arttırılmalı, yönetime değişmeler yapılmadan bu değişimi önleyecek isimler gelmeliydi. Haziran ayında yapılacak toplantıda bu değişim, dönülemez noktayı aşabilirdi. Kırmızı .izgi geçilmeden IMF’nin başkanı DSK istifa ettirildi. Gündeme IMF’nin ne olacağı, ne yapacağı ve Başkanının kim olacağı sorusu oturdu.


Gelişmeleri, olasılıkları anlatabilmek için IMF’nin yapısına bakalım ;


IMF’nin üyeleri arasında hissesi % 15’i geçen ülkelerin, bütün tartışma konularında, veto hakkı bulunmaktadır ve sadece ABD’nin hisseleri (%17,407) bu oranı yakalamaktadır. Ondan sonra Çin (6,394) ve Japonya’nın ((6,464) hisseleri bulunmaktadır. Bu dağılım ABD’ye tartışılmaz bir üstünlük sağlamakta, patronu haline getirmektedir.


IMF’nin yapısında başkanının çok önemli bir ağırlığı vardır. Buraya güvenilir bir isim gelmeliydi. Her ne kadar yazılmayan bir kural olarak IMF’nin başkanının bir Avrupalı olması varsa da, Son karar ABD’nin elindedir. Ancak veto hakkı da karar almayı engellememektedir. Ancak gündeme alınmasını engelleyebilir. Ancak görüldüğü kadarı ile, çıkarlarına bağlı olarak, ABD ve Avrupa bu seçimde birlikte davranacaklardır. 


IMF’nin önemi üyelerine, özellikle bu kriz döneminde, sağlayacağı destekle önem kazanmaktadır. Son dönemde IMF’nın kullanabileceği fonlar 250 milyar dolardan 900 milyar dolara yükseltilmiştir. Uzmanlar, bu miktarın artmasının, ABD Merkez Bankasının durumuna dikkatleri çekerek bir balon oluşturduğuna da dikkatleri çekmektedir. IMF’nin bu durumunun Avrupa’nın yardımına yetip yetmeyeceği değişik soruları gündeme getirmektedir.


IMF içinde bir blok oluşturan, birlikte hareket eden BRİCS ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan (Inde), Çin (Chine), Güney Afrika (Sud-Africa) de bir güç oluşturmaktadır. Bu ülkelerin ekonomik güçleri konusunda bir fikir verebilmek için sadece Çin’in döviz rezervlerinin 3 000 milyar doları bulduğunu söylemek yeterlidir.


IMF’nin başkanının tutuklanmasından sonra, “Çin Hükümeti Ekonomik İnstitüsü – CCIEE” direktörü Zhou Shumu yaptığı bir açıklamada IMF’nin olası reformlarıyla ilgili olarak büyük hayaller beslemediğini dile getirmiştir. Financial Times’in bir yorumuna göre iki Çin Devlet Bankası’nın gelişmekte olan ülkelere verdiği borç, Dünya Bankası’nın açtığı kredileri aşmış bulunmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler, kurtuluşu Dünya Bankasında ve IMF’de görmekten uzaklaşmaktadırlar. Yeni başkanın seçileceği IMF yönetim kurulunda ABD & Avrupa bloğu gereken çoğunluğu zor sağlama olasılığı ortaya çıkmaktadır.


Yeni bir paranın oluşturulması için ABD ve Avrupa’ya yardımcı olması beklenen ve önemli miktarda döviz rezervi olan Japonya yaşadığı felaket dolayısıyla, kendisinden bekleneni yerine getiremeyeceği tahmin edilmektedir.


Yeni bir değişim parasının oluşturulması konusunda, gelişmekte olan ülkelerin desteğini alan BRİCS ülkelerinin şansı artmaktadır. Bir uzlaşma olmaması, BRICS ülkelerinin birlikte davranması (pek çok Avrupalı uzman bu konuda şüphelerini dile getiriyorlar) halinde IMF’nin geleceği tartışa konusu olacaktır düşüntüsü yapılabilir.


IMF’nin ne olacağı ve yapacağı konusunda ilk durak IMF başkanlığı için değişik isimler öne çıktı ve en önde gelen aday olarak Fransız Ekonomi Bakanı Christine Lagarde’tan söz edilmeye başlandı.


Parlak bir avukat olan Bayan Lagarde, meslek hayatının merdivenlerini ABD’de askeri endüstrinin çıkarlarını savunarak çıkmaya başlamıştır. Fransa’da Bayan Lagarde’ın isminin geniş halk yığınları tarafından duyulması 2 Haziran 2005’te Dominique de Villepen hükümetine Dış Ticaret Bakanı olarak girmesiyle başlıyor. İlginçtir, başarılı bir avukat olan bu bakan hanım, bakanlık koltuğuna oturmadan kısa bir süre önce, 35 ülkede 4 400 çalışanı olan ABD’deki çok uluslu hukuk şirketi Baker & McKenzie’nin bir elemanı olarak ABD’nin Boeing ve Lockheed-Martin uçak sanayi firmalarının çıkarlarını AB ve Fransa şirketlerine karşı savunuyordu. Bayan Lagarde çalıştığı hukuk firmasının yürütme kurulu üyeliğine kadar yükseldi. NATO’nun gelişmesinde etkin çalıştı. 2003 yılında Euro-atlantic komisyonu başkan yardımcısı olarak Polonya’nın Lockheed-Martin firmasından, 2,3 milyar dolar ödeyerek (Fransız Mirage-Dassault 2000-5 MK248 ve İsveç jas-39 Saab yerine) F-16 uçağı satın almasında önemli rol oynadı. (Polonya bu parayı AB’den zirai yardım olarak almıştı).Irak ve Afganistan’ın baştan yapılandırılması çalışmalarında Polonya firmalarının ABD firmalarının altında taşaron çalışmaları almalarını sağladı.


Bakanlığı sırasında da, Fransa’da sosyal hakların kısılması yolunda yaptığı çalışmalarında sendikalarla çatıştı.


Görüldüğü gibi, Bayan Lagarde ABD’nin ve uluslar arası sermayenin güvendiği bir isimdi.


BİTİRİRKEN


DSK’nın kadın konusunda yüklü dosyasına ve zayıflığının bilinmesine rağmen, sarkıntılık ve tecavüzden tutuklanmasının basit bir cinsel suçlu olduğu, olmadığı yolundaki şüpheler son dönemde çokça dillenmeye başladı. Bekleyip, IMF’nin başkanının kim olacağını, IMF’ne ne olacağını göreceğiz.


Yaşananlardan çıkarılacak ders ; ABD birisi ile takıştığı zaman veya bir kişi ve grup ABD’nin çıkarlarına dokunduğu zaman, bir yolu bulunup, sifon çekiliyor. Eh artık !... bu koşullarda politikacıların “aman sifon benim üzerime çekilmesin” diye dikkat etmelerini anlamak lazım.


Fransa ulusal politikasında yapacağı çalkalanmalar başka bir yazının konusu olabilir. O konuya girmiyorum.


Hochdahl – Haziran 2011