DOST’TAN MEKTUPLAR ; 6 Avrupa sol parti “Başka Bir Orta doğu Mümkün”

Gönderen Ataman Aksoyek - 30/12/2008 11:43:39 (734 okunma)

DOST’TAN MEKTUPLAR ; 6

Avrupa sol parti “Başka Bir Orta doğu Mümkün” 

Zaman zaman sizlerle dostlarımdan gelen, sizleri de ilgilendireceğini umduğum, mektupları paylaşıyorum. Bu seferde, Federal Almanya’daki “Sol Parti”de Avrupa Parlamentosu seçimlerinde “aday adayı” olan Kadriye Karcı’nın, İstanbul’da, partisi adına, Partisi Eşbaşkanı Lothar Bisky ile birlikte, konuşmacı olarak katıldığı “Başka Bir Orta doğu Mümkün” konferansını anlatan bir not aldım ve bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Kadriye Karcı’nın “Sol Parti’nin kurulması aşamasında yolladığı bir başka notu da yine sizlerle paylaşmıştım.


Merhaba Sevgili Dost,

Her ne kadar mektuplarımın arası açılsa da senin de ilgini çekeceğini düşündüğüm bir konferansı sana aktarmadan edemeyeceğim. Hele bu gelişmeler Türkiye, Almanya ve Avrupa yi da içeriyorsa, bunları seninle paylaşmam kaçınılmaz oluyor.

Bu bağlamda seninle 19-20 Aralık tarihlerinde İstanbul´da gerçeklesen, Avrupa Sol Partisi`yle (ASP), ASP´nin üye partisi Özgürlük ve Dayanışma Partisi`nin (ÖDP) ortaklasa düzenledikleri Ortadoğu Konferansı´ndan izlenimlerimi aktarmak istiyorum. “Başka Bir Ortadoğu Mümkün” baslığı altında düzenlenen konferans 19 Aralık´ta (2008) Avrupa Sol Partisi Başkanı ve Almanya Federal Parlamentosu Milletvekili Lothar Bisky ileÖzgürlük ve Dayanışma Partisi Genel Başkanı ve TBMM Milletvekili Ufuk Uras´in birlikte katıldıkları bir basın toplantısı ile basladi. Basın toplantısını açan Ufuk Uras “Ortadoğu´da halkın iradesi, barış politikaları ve demokrasi dışında bir çözüm tanımıyoruz. İnanıyoruz ki, en kötü barış, savaştan iyidir.” dedi. Konuşmasının devamında Uras şunları dile getirdi: “ Sosyal bir Avrupa ve emeğin Avrupai için, Avrupa´in değiştirmek için mücadele edenlerin, Türkiye-Avrupa ilişkilerine de soldan, emekten, demokrasiden yana müdahale etmeleri gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye´yi Avrupa dışında tutmaya çalışan Avrupa´daki ırkçı, tek kültürcü, ayrımcı, muhafazakar zihniyetler karsısında Avrupa Solu´nun müdahalesi önem taşıyor. Keza Türkiye´deki demokratikleşme sürecini tıkayan milliyetçi, muhafazakar, tek kültürcü, militarist ve demokrasi aleyhtarı anlayışlar karsısında da emek ve demokrasi güçlerinin ortak ve enternasyonalist mücadelesi önem taşıyor.”

Basın toplantısında Bisky, 7 haziran 2009 da yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimlerine değinerek, yine Avrupa Sol Partisi´nin üye ve gözlemci üyeleri ile birlikte Kasım ayinin sonunda Berlin´de yaptıkları toplantıda kabul etmiş oldukları ortak secim platformuna değindi. Böylesi bir ortak programın Avrupa´da yakın geçmişte bir ilki başardığına değindi. Bu programda diğer önemli politik tavırların yanı sıra ayni zamanda Avrupa Birliği´nin komşuluk ilişkileri, Kıbrıs ve Kürt sorunu, İsrail/ Filistin ve Irak sorunlarına yönelik Avrupa Sol Parti´sinin ortak tavır geliştirmiş olmasının altını çizdi.

Bisky konuşmasında Türkiye`nin Avrupa Birliği´ne üyeliği ile ilgili olarak da şunları dile getirdi: “Türkiye Kopenhag kriterlerini yerine getirdiği anda bu üyeliğe karsı çıkılmasının herhangi bir temeli kalmamış olacak. Bu, insan ve yurttaş haklarının kapsamlı olarak uygulanması anlamını taşımaktadır”. Bunun örneğin Kürtlerin kültürel kimliklerinin geniş bir otonomi ile hayata geçmesini de gerektirdiğini belirten Bisky, parti yasaklama davalarının Kopenhag kriterleri ile uyuşmadığını, azınlık haklarının korunmasının da önemli bir rol oynadığını vurguladı.

Bisky basın toplantısından sonra kendisi ile yapılan röportajlarda, Türkiye´de de ilgiyle izlenen ülkesinde eşbaşkanlığını yaptığı Sol Parti ile ilgili de bilgiler verdi. Sol Parti´nin yaklaşık dört senedir süren birleşme sürecinde kendisinin eski partisi Demokratik Sosyalizm Partisi´nin Almanya Demokratik Cumhuriyeti´nde edinilmiş olan deneyimleri de beraberinde getirdiğini, birleşme sürecinde öncelikle ortak noktaların öne çıkarılıp vurgulandığını, farklı görüşlerin ise partide kendilerini ifade etme olanaklarının varlığını, parti politikalarının oluşumda bunların vazgeçilmez olduklarını, parti içi demokrasinin olmazsa olmaz bir koşul olduğunu vurguladı.

Konferansta “Kıbrıs´ta yeni dönem”, “Büyük Ortadoğu Projesi`ne karsı barış ve demokrasi mücadelesi” ve “Ortadoğu ve Kürt sorunu” baslıklı ilk gün oturumları yapıldı.

Kıbrıs oturumunda Murat Kanatli (YKP), Aristos Damlaou (AKEL), Panos Trigazis (SYN), Masis Kürkcügil (ÖDP) konuştular. “Büyük Ortadoğu Projesi`ne karsı barış ve demokrasi mücadelesi” baslıklı oturumda Panos Trigazis (SYN), Peter Schäfer (Rosa Luxemburg Vakfı), Mihtar Ektami (Özgür Filistin icin Demokratik Cephe (DFLP) ve Mete Çubukçu (Gazeteci) konuştu. “Ortadoğu ve Kürt sorunu” baslıklı oturumda ise DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, Alman Sol Parti´den Kadriye Karcı ve ÖDP Genel Baskan Yardımcısı Saruhan Oluç sunumda bulundular.

Konferansın ikinci gününde ise “Ortadoğu´da sosyal adalet, eşitlik ve kalkınma, alternatif sol örnekler” baslıklı ilk oturumda Miguel Portas(Bloco, MEP), Mimmo Rizzuti (Mediterrenean Left), Elias Oualid (Lübnan Komünist Partisi), Bruno Amoroso (Avrupa Sol Partisi), Sule Daldal (ÖDP) birer konuşma yaptılar.Konferansın son oturumu “Ekolojik kriz ve Ortadoğu” konusunda ise Olga Athadini (Mediterranean Anti-Nuclear Watch),Sebahat Tuncel (DTP), Abdullah Aysu (ÖDP) sunumda bulundular.

Değerli Dostum, tüm bu oturumlarda ve sunumlarda tartışılan konularla ilgili olarak da sana kısa notlar aktarmak istiyorum. 

Kıbrıs oturumunda konuşan YKP Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı Türkiye’de son yıllarda Ermeni ve Kürt sorunu ile ilgili yüzleşmelerin başladığını, tabuların yavaş yavaş yıkılmaya başladığını Kıbrıs sorunu ile ilgili de kendilerine sıranın gelmesini dilediklerini belirtti. Kanatlı ““kan döktük aldık” söylemleri terk edilerek, Türkiye’deki sivil ve askeri bürokrasinin yürüttüğü fetih politikalarından vazgeçilmesi için solcular, sosyalistler, aydınlardan daha fazla, daha güçlü inisiyatiflerle Kıbrıslılara kendi ülkelerinde özgürce yasama sansına destek olmalarını, dayanışma göstermelerini istedi. Kanatlı görüşme süreçleri ve AB üyelik süreci ve sonrası ile de ilgili kısa bilgiler verdikten sonra özellikle Türkiye’den gelen nüfus, toprak ve asker konularında YKP’nin görüşlerini ve pozisyonunu dinleyicilere aktardı. Kanatlı, nüfus konusunda birey olarak hiçbir insana karsı olmadıklarını, Türkiye’de yansıtıldığı gibi Türkiyeli düşmanı olmadıklarını ancak uygulanan Türkleştirme politikasına karsı olduklarını söyledi. Kanatlı, garantörlük konusunda da barisin silahlı bekçilere ihtiyacı olmadığını, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs halklarının yeteri kadar garantörlük sağlayabileceğini vurguladı. AKEL Merkez Komitesi üyesi Aristos Damlaou´ da Kıbrıs´taki son görüşme süreci ve AKEL´in durusu ile ilgili bilgeler verdi.

Konferansın “Büyük Ortadoğu Projesi`ne karsı barış ve demokrasi mücadelesi” konulu bölümünde Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi´nden Mihtar Ektami Filistin´de yaşanan durumu kısaca anlatarak Gazza´nın kuşatma altında olduğunu, elektrik, su ve yeterince gıda maddesi olmadığını vurguladı. Ektami uluslararası kamuoyunun İsrail işgaline destek vermeye devam ettiğini belirterek Filistin ile İsrail arasındaki görüşmelerin meşruiyet kazanmasının önemine değindi. Rosa Luxemburg Vakfı adına konuşan Peter Schäfer de uluslararası yardımların Filistin halkına bir getiri sağlamadığını, işgale son verilmesi ve uzlaşma sürecinin başlatılması gerektiğini söyledi.Anlaşmalar yoluyla söz konusu siyasi baskının teoride kaldığını belirten Schäfer, Uluslararası Adalet Divani´nin İsrail´in Bati Şeria´dan çekilmesi karari aldığını, ancak bunun uygulanmadığını belirtikten sonra Filistin´de demokratik değerleri savunanların marjinal hale getirildiğini söyledi.

Halkın Fedaileri temsilcisi Hüseyin Karami ise Büyük Ortadoğu Projesi´nin (BOP) Ortadoğu´da demokratikleşmeyi gerçekleştiremeyeceğini, barış süreci için bölge ülkelerinin desteğinin ve özellikle bölgedeki sol ve ilerici güçlerle işbirliğinin önemini vurguladı.

Mete Çubukçu ise konuşmasında, Irak ve Lübnan işgallerinin fiyasko olması ve Iran´in güçlenişi ile BOP´nin Irak işgalinin hemen ardından çöktüğünü savundu. Çubukçu, BOP`nin çökmeyen tek istisnasının ilimli İslam politikaları olduğunu söyledi. Çubukçu “BOP ile bölgede demokratik kurumlar oluşturulacak, eşit demokratik secimler yapılacaktı, kadın hakları, sivil toplum gelişmesi gibi şeyler olacaktı, ama aksadı. Kendi tezlerini kendisi yalanladı” dedi. Çubukçu daha sonra Türkiye´nin Ortadoğu ile ilişkileri hakkında ise söyle konuştu:” Irak´in işgali Türkiye´nin bölgeye daha yakın durmasını sağladı. Biz, bence ne tamamen AB politikaları, ne de tamamen Ortadoğu politikalarını benimsemeliyiz. İkisinin de olumlu yanlarını almalıyız Ortadoğu´ya yaklaşırken. Bölgeye oryantalist bir bakışla değil, anlamak için bakılmalı. Ortadoğu´da en çetin yüzleşme önümüzdeki günlerde, ABD´nin Irak´tan çekileceği 2010 yılında yaşanacak.”

Oturumda son konuşmayı yapan Yunanistan Birlik Partisi temsilcisi Panos Trigazis emperyalist müdahalelerin en vahim halini alan Ortadoğu için barış güçleri ile dayanışma halinde olunması gerektiğini söyledi. Trigazis, solu birleştiren daimi Avrupa- Ortadoğu forumu, bir işbirliği ve iletişim ağının oluşturulmasını önerdi.

“Ortadoğu ve Kürt Sorunu” baslıklı günün 3. Oturumunda ise DTP Eşbaşkanı ve Mardin Milletvekili Ahmet Türk, Alman Sol Partisinden ve Avrupa Parlamentosu aday adayi olarak ben (Kadriye Karcı; benim ekim. Ataman Aksöyek) ve ÖDP Genel Başkan Yardımcılarından Saruhan Oluç sunum yaptı.

DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, Kürt sorununun çözümünün demokratik özerklik olduğuna dikkat çekti.

Türk, Kürtlerin taleplerini söyle sıraladı: “Kürtlerin siyasal ve kültürel statüleri garanti altına alınmalı. Kimlik ve kültürleri anayasal güvence altına alınmalıdır. Resmiyette adları yok. Kürtlerin ikinci talebi ise anadilinde eğitim görmek ve kültürünü geliştirmektir. Başbakan asimilasyonun bir suç olduğunu söylüyor. Burada ise asimilasyonu kendisi yaratıyor. Tek dil tek millet mantığı ile halklar arasında kırılma noktaları yaratmaktadır. Kürtlerin üçüncü talebi ise yasadıkları yerlerde yerel meclisler aracılığı ile sosyal, ekonomik ve kültürel konularda söz ve karar sahibi olmaktır. Kürtler yasadıkları coğrafyada, hatta diğer bölgelerde yerellerin güçlenmesi ve kati merkeziyetçiliği yıkan bir yaklaşım sağlamalıdır.” 

Ben ise, konuşmamda, AB ve AKP Hükümeti´ni eleştirerek partimin (Sol Parti) Kürt sorunu konusunda görüşlerini paylaştım ve, Kürt sorununun tarih boyunca silah ve şiddete dayalı yöntemlerle çözülmeye çalışıldıinı ve bu sorunun bugün devam etmesinin silahlı yöntemlerle çözümü sağlamadığını gösterdiğini söyledim. Sözlerime devam ederek, tarafların eş zamanlı olarak silahları bırakmalarının gerekliliğini vurgulayarak, Kürt sorununu çözümünde AB ve Almanya´ya da görevler düştüğünü belirttim. Kürt sorununda “gerçekten barışçı, demokratik ve insan haklarına saygılı çözümler üretilmek isteniyorsa, atılacak en samimi adım, şiddete koşulsuz son vermek için gereken cesaretin gösterilmesi olur.” dedim.

Bu çerçevede Avrupa Birliği ülkelerinin, DTP´nin sivil demokratik bir parti olarak meclis içinde ve dışında özgürce çalışabilmesinin koşullarının yaratılması yönünde gereken adımları atması için Türkiye´yi zorlamalarının gerekliliğini vurguladım, DTP hakkındaki kapatma davasının düşürülmesinin en acil demokratik istemlerden biri olduğunu, Sol Parti olarak bu talebi desteklediğimizi ve dayanisma icinde olduğumuzu dile getirdim. Konuşmama devam ederek, sorunun ülkenin demokratikleştirilmesi sorunu olduğunu vurgulayarak AKP hükümetinin de yaptığı gibi önce soruna sahip çıkıp, barışçı çözüm için caba harcanacağı sözünün verilmesi, ama ardından, güncel gelişmeler doğrultusunda ve dar secim çıkarları çerçevesinde, devlet içindeki bazı gerici-faşizan güçlerle de uzlaşarak, Kürt halkının haklarının gözerdi edilmesi, Türk, Kürt ve başka etnik kökenlerden insanların yok edilmesine göz yumulmasının kaygı verici olduğunu söyledim. Sol Parti´ye göre Kürt sorununun çözümüne yönelik önerilerde göz önüne alınması gereken ana eksenin demokratikleşme süreçleri, azınlık ve insan haklarının hayata geçmesi olduğunu ifade ettim. Sorunun çözümünde DTP´ye Meclis´te önemli görevler düstügünü söyleyerek tüm baski yöntemlerine son verilmesi, genel af cikarilmasinin taraflarin bariscil cözüm icin samimiyetlerini göstermesinde olumlu rol oynayacagini vurguladım. Hükümetin sorunları çarpıtan yaklaşımlardan vazgeçmesi gerektiğini belirtirken, cözümün demokrasi ve uzlaşmada yattığını, Sol Parti olarak Türkiye´yi imzaladığı anlaşmalara sadık kalma çağrısı yaptıklarını, Kürt sorununun çözümü ile demokratikleşme sürecinin içice olduğunu ifade ettim. Secim yasasının demokratikleştirilmesi ve yüzde 10 barajının kaldırılması, Türkiye´nin militarist yapısının değişmesi ve TSK´nin ne olursa olsun siyasete karışmamasının gerekliliğini vurgulayarak, Hükümetin reform sürecine geri dönmesini, ülkedeki demokratik güçlerin sesine kulak vermesini ve Türkiye´nin İslamlaştırılmasından vazgeçilmesinin doğru olduğunu söyleyerek sözlerimi bitirdim.

Konferansın 2. Günü “Ortadoğu´da sosyal adalet, eşitlik ve kalkınma, alternatif sol öneriler” ile “Ekolojik kriz ve sol” baslıklı oturumlarla devam etti.

ÖDP temsilcisi Abdullah Aysu, “ tüm dünyada varlığı bilinen ekolojik kriz beraberinde getirdiği ekonomik krizle birlikte savaş ortamının körüklenmesine neden olmaktadır. Türkiye´deki savaş ortamı da, Irak savası da bunun sonucudur. Ekonomik krizle birlikte gelen gıda krizi gibi problemler de Ortadoğu ülkelerini açlıkla karsı karsıya bırakmıştır” ifadelerini kullandı. Aysu, giderek tükenen su kaynaklarının da ekolojik yasamı olumsuz etkilediğini söyleyerek bu sorunların ancak barış ortamında çözülebileceğini vurguladı.

Konferansa konuşmacı olarak katılan DTP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Ortadoğu´da yaşanan problemlerin çözümünün savası durdurmakla mümkün olduğunu vurgulayarak, barisin sağlanabilmesi için öncelikle ekolojik bilincin yaratılması gerektiğini söyledi. Tunceli “ekolojik dengedeki bozulmalar siyasal politikalardan kaynaklanıyor. Ortadoğu´da Kürt halkına yönelik geliştirilen savaş politikaları ekolojik dengeyi de bozmuştur ve bozmaya devam etmektedir. Halepçe Katliamı´nda kullanılan kimyasal maddelerin doğa üzerindeki etkisi sürmektedir. Diğer taraftan Türkiye´de yaşanan savaş ortamı bölgede ormanların yakılması, Hasankeyf ve Munzur vadisi gibi değerlerin ortadan kaldirilmaya çalışılması gibi olayları gündeme getirmiştir “ diyerek. Türkiye´de savasın durdurulması ile ekolojik bir kazancı sağlanacağını ifade etti.

Akdeniz Nükleer Karşıtı Grup ve Yenilikçi Ekolojik Komünist Sol Temsilcisi Olga Athanidi ise cevre krizinin önemli bir ekonomik ve siyasal krizin sonucu olduğunu ifade ederek, nükleer planların kapitalist bir modelin parçası olduğunu söyledi. Athanidi, “bunların amacı güç savasıdır. ABD gibi 1. Dünya ülkeleri Ortadoğu´yu ekonomik ve siyasal bağımlılıklar yaratarak işgal etmektedir. ABD- İsrail ilişkisi nükleer plan kapsamındadır. Resmi olarak ifade edilmese de İsrail ´in nükleer silahlara sahip olduğu bilinmektedir. Şimdiye kadar bize yenilenebilir enerji kaynağı olarak anlatılan nükleer enerji önemli bir ekonomik yaptırım olmanın yanı sıra Ortadoğu´da siyasal bir boyut kazanmaktadır. Bu kapitalist ülkelerin bize dayattığı bir yalandır” diye konuştu. 

Değerli Dost,

Konferansin kapanışı ise Carmen Hilario (BLOCO) ve Tayfun Mater (ÖDP) tarafından okunan “Başka bir Ortadoğu mümkün” baslıklı sonuç bildirgesi ile yapıldı. Bildirgede dünya genelinde küreselleşme mağdurlarının, işsizlerin, emekçilerin, kırsal kesimdeki çiftçi ve üreticilerin, isçilerin ve tüm ücretli çalışanların, emeklilerin, kadın ve gençlerin, demokrasi, barış, ekoloji ve özgürlükler için mücadele edenlerin sorunlarının da taleplerinin de daha fazla ortaklaştığı bir tarihsel dönemde gerçeklesen bu konferansın, bölgedeki demokrasi ve emek güçleri ile ASP arasındaki dayanışmayı ilerletmek ve ortak mücadeleyi olgunlaştırmak acısından büyük önem taşıdığı vurgulanarak, emperyalist güçler tarafından yukarıdan aşağıya şekillendirilmeye çalışılan Ortadoğu coğrafyasının mevcut halinin geniş kesimlere ağır bedeller ödettiği ifade edildi. Bölgedeki enerji kaynaklarının paylaşımına dönük mücadele, Ortadoğu halklarının emperyalist saldırganlıkla, işgalle ve tahakkümle yüzsüze bıraktığı bu tablo karsısında çok kimlikli, çok kültürlü demokratik bir Ortadoğu´nun, ancak toplumların ve halkların özgür iradesiyle, aşağıdan yukarıya bir mücadele ile kazanılabileceği bir kez daha vurgulanarak, sorunlarla yüklü gibi görünen Ortadoğu coğrafyasında emekten, barıştan ve demokrasiden yana güçler olarak tüm bu sorunların çözümünün mümkün olduğu bilinci ile küresel krize karsı küresel mücadele için, Kürt sorununun demokratik, siyasi, barışçı çözümü için, her türlü militarist saldırganlığa hayır demek için, Filistin halkının kurtuluşu için, Lübnan´da işgal politikalarına ve İsrail saldırganlığına hayır demek için, ekolojik ve nükleersiz bir Ortadoğu yaratmak için, Türkiye- Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi için, Birleşik, iki toplumlu, siyasal eşitliğe dayanan federatif bir Kıbrıs Cumhuriyeti için, Ege´de ve Akdeniz´de ekolojik denge ve barış için, Iran, Irak diyebilmek için güçlerin birleştirildiği ve bu doğrultuda dün olduğu gibi bugün de tavizsiz bir mücadele sürdürmeye, emek ve demokrasi güçleri ile dayanışma ilişkilerini geliştirmeye ve ortak mücadelenin güçlendirilmesine devam edileceği vurgulandı. 

Sevgili Dost, gördügün gibi yukarıda değinilen konularda solun, demokrat güçlerin hala söyleyecek sözleri, sunacak alternatifleri var, bu beni gelecek konusunda oldukça umutlandırıyor. Konferans ayni zamanda böylesi güzel politik birlikteliklerin, deneyim aktarımların hangi ülkede olursa olsun her bir politik özne için ne kadar önemli ve gerekli olduğunu da gösterdi.

Satırlarıma burada son verirken, Sol Parti ve Avrupa Sol Partisi´ndeki gelişmeleri ve ortaklasa düzenlenecek olan politik tartışmaları paylaşmak üzere sağlıcakla kal.

Dostun Kadriye Karci