ENERJİ KAVGASI – IV


Gönderen Ataman Aksoyek - 07/05/2008 10:32:40 (509 okunma)


ENERJİ KAVGASI – IV


( Alternatif enerjiler )

Daha evvel yazdığım ve yazının sonunda adreslerini verdiğim üç yazıda enerji konusunu değişik açılardan irdelemeye çalışmıştım. Araya daha güncel konular girdi ve seriye ara verdim. Konunun güncelleşmesinin de itmesiyle kaldığım yerden devam ediyorum. Görülen o ki, Son dönemde yakıcı ve güncel olan tarım ürünlerinden yakıt elde etme konusu da önümüzdeki günlerde işlemek zorunda kalacağım.

Daha evvelki yazılarımda enerji kaynağı olarak odundan başlayarak, balina yağını aydınlatma ve yağlama elemanı olarak kullanıldığını, endüstri devrimiyle kömüre geçildiğini, 1859 yılından başlamak üzere, özellikle ABD’ de, petrolün kullanılmaya başladığını söylemiştim.

Son dönemlere kadar fosillerden kaynaklanan temel enerji kaynaklarının sorunu çözdüğü düşünülüyordu. Petrol kaynaklarının tükenmesi üzerine yoğunlaşan tartışmalar içinde, başlangıcında, nükleer enerji bir çözüm olarak göründü ise de, böyle olmadığı, pek çok sakıncası olduğu görüldü.

Halen, fosillerde kaynaklanan enerji dünyada kullanılan tüm enerjinin % 87 – 88’ini oluşturmaktadır. 

ð Bunun içinde petrolün yeri % 37,
ð kömürün % 26,
ð doğal gazın % 24,
ð nükleer enerjinin %7’dir 
ð Geri kalan % 6’lık pay, hidrolik santralar, rüzgar, ışık gibi alternatif kaynaklardan karşılanmaktadır.

Yapılan tahminler değişiktir. Daha çok jeopolitik etkiler tahminleri etkilemektedir. Uluslararası Enerji Ajansı’na – AIE göre bilinen rezerv 1 200 milyar varile yaklaşmaktadır. ASPO’ya (Association for the Study of Peak Oil) göre sayı 780 milyar varildir.

Son günlerde brüt petrolün fiyatının 120 $’ı bulması maliyetinin yüksek olduğu için kullanılmayan yöntemlerin ve kaynakların gündeme gelmesini gerektirdi. Örneğin Kanada’da katran kalınlığındaki petrol kaynakları ekonomik olarak uygun hale geldi. İşletilmesi günümüze kadar pahalı bulunan kaynakların kullanılması gündeme geldi.

Petrolün pahalılaşması daha evvel kömür, atom enerjisi gibi kaynakların da kullanılmasının yeniden çözüm haline gelmesini ve bu alanlarda sakıncaları gidermek için yatırımlar yapmanın, sorundan çıkmak için, yol olarak görülmesine sebep oldu.

Dünya’daki doğal daz rezervinin 2/3’ü Üç ülkede bulunmaktadır ; Rusya (% 30), İran (% 15 – 16) ve Qatar (% 15 – 16).

Dünyanın enerji gereksinimi % 24’ü, iki önemli özelliğine rağmen, doğal gaz ile karşılanıyor. Petrol gibi kendi kendine fışkırmıyor ve taşınması pahalı ve güç olan bir ham madde. Avantajlı yanı, petrol gibi, CO2 çıkararak çevreyi kirletmiyor ve daha kolay kullanılışına bağlı olarak elektrik üretmede daha uygun görülüyor. 2030 yıllarına doğru, dünya elektrik üretiminin % 50’sini doğal gaz kullanarak yapacağı hesaplanıyor. Dünya pazarında, üretilen doğal gazın % 23’ü ihraç ediliyor ve bunun % 80’i borularla nakledilmektedir.

Doğal gaz üretimi ağırlıklı olarak üç bölgeden gelmektedir ; Amerika alanı, Asya alanı ve Avrupa alanı. Bu değişik bölgelerin, hepsinin de kendilerine özgü değişik satış koşulları bulunmaktadır. Genellikle doğal gaz satışları “spot” anlaşmalarla veya 2 – 3 senelik orta süreli anlaşmalarla yapılmaktadır.

ABD büyük bir doğal gaz üreticisi olmasına rağmen ihtiyacının % 16’sını ithal etmektedir. Gereksediği doğal gazı Kanada’dan, Afrika’dan ve Golf Arap ülkelerinden temin etmektedir. ABD’nin öz kaynaklarının tükenmekte olduğunu düşünürsek, gelecekte daha büyük oranda doğal gaz ithal etmesi gerekecektir diyebiliriz.

Avrupa Birliği (25 ülke olarak) enerji gereksiniminin % 24’ünü doğal gazdan temin ve bunun yarısını Rusya’dan, Cezayir’den ve Norveç’ten temin etmektedir. 2030 yılında AB’nin doğal gaz dışa bağımlılığının % 80’e çıkacağı tahmin edilmektedir. AB bu alışlar için 20 – 25 yıllık uzun vadeli anlaşmalar yapmaktadır. Avrupa Birliği Komisyonu’nun değişik konuyla ilgili çalışmalarının sonuçlarından, uzun vadeli anlaşmalarla ilgili, değişik soru işaretlerine rastlanmaktadır. Uzun vadeli anlaşmalar enerji ham maddesi temini yolunda bir garanti temin etmekle birlikte “spot” alışlardan yararlanılmasını önlemekte ve spot pazarın gelişmesini önlemektedir. Uzun vadeli doğal gaz satışları çok katı koşullarla yapılmaktadır. Doğal gazı alacak olan, ihraç edene faturasını öder ve gazı sonra alabilir. (Take or Paye). Almayı garanti ettiğiniz miktarı doldurmamanız veya almamanız koşulunda bile ön görülen miktarın fiyatını ödemek zorunda kalınır. Kesin olan, doğal gaz ihraç edenlerle pazar arasında, her yıl daha aranan ve jeopolitik hesapları etkileyecek, güçlü bir rekabeti arttıracak ham madde olmaya devam edecektir.

Bütün bu hesaplamalar içinde, henüz gündemde olmayan ama mutlaka gündeme girecek olan bir faktör, henüz kullanılmayan, ama doğal gazın bulunduğu tahmin edilen coğrafi bölgelerdir. Büyük olasılıkla doğal gaz bu bölgelerde alışılmış şekliyle bulunmuyor olabilir. ABD’de bulunan bataklık kumlukları, (Tight Sand Gaz), kömür gazı (Coalbed Metane), bitkilerden kaynaklanan gazlar (Shale Gas) gibi. Kutup bölgelerinde, denizin derinliklerinde suyun içinde donmuş gaz moleküllerinden elde edilen gaz. Yapılan hesaplara göre, bir metre küp sudan 164 m3 gaz elde etmek mümkün olabilecektir. ( Suların içinde donmuş olan bu gazların, suların ısınmasıyla, buharlaşarak atmosfere karışması sonucu dünyayı koruyan tabakayı etkileyerek kutuplardaki deliği büyüttüğü de söyleniyor ) Sözü edilen alternatif çözümlerin, bilinen tekniklerle henüz üretimini yapmanın kolay olmadığı, araştırmaların hızla sürdürüldüğü ve günümüzdeki hesaplara göre maliyetinin yüksek olduğu söylenmektedir. Artan fiyatlara bakılırsa, yakında maliyet fiyatlarını kurtaracağı söylenebilir.

Bulunacak yeni tekniklerin maliyeti düşüreceği de kuvvetle muhtemeldir. ABD, vergiden düşme yöntemiyle, bu alanda yapılan araştırmaları kuvvetle desteklemektedir.

Daha evvelki yazılarımda da anlatmaya çalıştığım gibi, artık günlük dile “enerji savaşı” deyimi yerleşmiş bulunmaktadır. Bu savaşta “ekonomi” ve “politika” gibi yeni elemanlara ağırlık verilmektedir. Federal Almanya Başbakanı Dr. Angela Merkel, enerji merkezli bir ekonomiyi ve ticari, ABD’nin başını çekeceği AB ve Atlantik birliği önerdi. (Büyük olasılıkla, kenarından dahi olsa Türkiye bu birliğe dahil olacaktır). ABD, henüz Rusya ile doğrudan karşı karşıya geleceği cepheleşmeye hazır değilmiş gibi görünmekte, Rusya ile doğrudan çatışmayı istememektedir diye düşünebiliriz.

Rusya, gaz ihraç eden ülkelerin “Qatar”daki son toplantısında, bir Gaz OPEP’i kurulmasını önerdi. Bu yolda bir karar alınmamakla birlikte, gaz ihraç eden ülkelerin temsil edileceği, gaz fiyatları üzerinde çalışacak koordinasyonunun kurulması kararlaştırıldı. Uzmanların konuyla ilgili değişik görüşlerine bakılırsa Rusya’nın enerji stratejisi konusunda bir hazırlığı olmadığı gibi, gereksini karşılayacak kaynakları da bulunmamaktadır.Uluslararası Enerji Ajansı’nın tahminlerine göre, Avrupa 2010 yıllarında 126 Miyar m3 civarında gaz tüketecektir ve bu gereksinimi Rusya karşılayamayacaktır. Yeni kaynaklarla karşılamaya çalışsa dahi ulaşım yolları yetişmeyecektir. Ve başlamış olan “gaz taşıma yolları savaşı” şiddetlenecektir.

Rusya için bir başka sorun da gaz’ın likit olarak taşınması konusundadır. “Rusya Petrol ve Gaz Bilimsel Akademisi” başkanı Anatoli Dmitrevski, “Rusya’nın bu güne kadar tek bir ton bile likid gaz satmadığına” işaret ediyor. Yapılan tahminlere göre, 2010 yılında dünya gaz ticaretinin üçte biri sıvılaştırılmış gaz olarak yapılacaktır. “Rusya’nın Enerji ve Jeopolitik Enstitüsü” Başkanı Elena Teleguina, “Rusya’nın bu alanda 10 yıl geride olduğunu, ulusal ve uluslararası stratejisinin kurulması gerektiğini, [b]Gasprom’un yeni kaynaklar aramak için yatırım yapmadığını” [/b] söylemektedir.

Birkaç gün evvel bir Alman TV kanalında izlediğim programda, bilim adamları, “Almanya’nın (ve Avrupa’nın) enerji sorununu çözmek için tekrar kömüre dönülmesi gerektiğini, yeni buluşların uygulanması ve araştırmaların devam etmesi halinde kömürün çevreyi kirletme sakıncasının tamamen aşılabileceğini ve petrolün ulaştığı tavan fiyat dikkate alındığında daha ucuz olacağını” söylüyorlardı.

Halen, kömür dünya enerji gereksiniminin % 25’ini karşılamaktadır. Avrupa, Çin ve ABD’den sonra üçüncü kömür kullanıcıdır. Bu üç bölge dünyanın kömür üretimin % 71’ini kullanmaktadırlar. Avrupa 2005 yılında tükettiği kömürün % 40’ını ithal etmekteydi. (hemen hemen Avrupa’nın belli başlı kömür madenleri, ithal etmek daha ucuz olduğu için, kapatıldı) 2030 yılında bu oranın % 66’ya çıkacağı tahmin ve kömür rezervinin 250 yıl yetişeceği hesap edilmektedir.

ABD toprakları altında, dünya rezervinin % 50’sini bulunmaktadır. Çin’de, Hindistan’da Rusya’da, Güney Afrika’da, Polonya’da, Almanya’da zengin kömür madenleri olduğu bilinmektedir. Bu kömürlerin çıkarılmasıyla, özellikle elektrik üretimi için kaynak karşılanmış, artan petrol ve gaz fiyatları karşısında daha ekonomik bir ham madde bulunmuş olacaktır.

Planlanmakta olan yeni kömürle çalışan elektrik santralleri, eski elektrik santralarına (% 32 – 35
) göre modern elektrik santralleri (% 40 – 45) daha randımanlı çalışmaktadırlar.

Daha evvel söylediğim gibi nükleer enerji dünyanın genel enerji gereksiniminin % 7’sini, AB içinde gereksinimin % 15’ini karşılamaktadır. Nükleer enerji daha çok elektrik üretiminde kullanılmaktadır.

Dünya üzerinde 442 nükleer santral bulunmaktadır. ( 143 tanesi Avrupa’da, 103’ü ABD’nde ) Yalnızca Finlandiya, Fransa, Rusya, Japonya, Çin, Kore, Tayvan, ve Hindistan’da ( ve İran’da ) yeni nükleer enerji santralleri planlanmaktadır. Son dönemde, pek çok ülke ekolojik sakıncaları, nükleer felaket olasılıkları, pahalıyla çıkmaları, ömürlerinin sınırlı olması ve çöp sorunu yüzünde planlanmış olan projeyi iptal ettiler.

Nükleer enerji ile çalışan santralleri üç kuşakta toplayabilmek mümkündür. İlk kuşak reaktörler (UNGG) 1950 – 1970 yılları arasında yapıldı. İkinci kuşak reaktörler (PWR ve BWR)1970 – 1990 yılları arasında yapıldı. Halen çalışmakta olan santrallerin % 85’i bu tip reaktörlerdir. Üçüncü kuşak reaktörler (EPR) bir evvelki kuşağın yerini almaktadır. Dördüncü kuşak reaktörlerin araştırma aşamasında olduğu ve hatta bu tiplerin atom çöplerini kullanabilecekleri söylenmektedir.

Nükleer güç kullanılarak enerji üretiminin gündeme gelmesi ile Uranyum’un da fiyatı artmaya başlamıştır. Kanada, Avustralya, Kazakistan ve Nijerya Uranyum ihraç eden ülkelerin başında gelmektedir. Nükleer enerjinin tekrar gündemde yükselmesi ile Uranyum rekabeti de yükselmeye başlamıştır. Bu rekabet yeni jeostratejik gerilimleri yaratmaktadır.

Örneğin ; Nijerya üretimi arttırmak için bir program başlattı ve Kanada, İngiltere ve Hindistan kökenli yedi şirkete uranyum arama izni verdi. Aynı anda, Çin Halk Cumhuriyeti ile ortak bir şirket kurdu.

Çin Halk Cumhuriyeti, Nijerya’ya değişik projelerde kullanılması için beş milyar dolarlık bir kredi açtı. Çin Halk Cumhuriyeti’nin, eski kolonilerin olduğu siyah kıtaya girmesi doğal olarak batı dünyasında çalkantılar yaratmaktadır. Etkinliğin kaybolmaması veya artması içinde, kabilelerin rekabeti, ülkelerin arasındaki rekabet çatışmaları, din farkları pompalanmakta ve iç harpler çıkarılmaktadır.

Yenilenebilir enerjinin en sevilen tarafı, atmosferi kirletmemesidir. Yenilenebilir enerjiden, rüzgardan, güneşten ısıdan, ışıktan ve benzeri şeylerden üretilen enerjiyi anlıyoruz. Son dönemlerde, rüzgardan elde edilen enerji artmaktadır. Dünya’da rüzgar gücüyle elde edilen enerji, 2005 yılında 58 264 megavat idi. Bu Fransa’da üretilen nükleer güce eşittir. Pek çok ülke rüzgar gücünden enerji üretmeye hız vermiş bulunmaktadır.

Ø Almanya ; 18 445 megavat
Ø İspanya ; 10 027 megavat
Ø ABD ; 9 181 megavat
Ø Hindistan ; 4 253 megavat
Ø Danimarka ; 3 122 megavat rüzgar gücüyle enerji üretmektedir.

2010 yılları civarında, dünyada rüzgar güçüyle 150 000 megavat enerji üretileceği tahmin edilmektedir.

Yeniden üretilebilir enerji teknolojisinin geliştirilebilmesi için yatırım ve teşvik gerekmektedir. Tarih boyunca kömür, petrol, atom enerjilerinin geliştirilmesi için bu hep böyle olmuştur. Bu gün kamunun bu alanlarda büyük yatırımlar yapma olanağı bulunmamakta ve özel teşebbüs de, her zaman olduğu gibi, bu konuda da devletin desteğini aramaktadır.

Uzak Doğu’da hidro-elektrik enerji üretme yolunda gerginlikler oluşmaktadır. Kamboçya’da Mekonk vadisinde kurulması düşünülen barajlar yeni umutların yanında gerginlikler de oluşturmaktadır. Burada 1990 yılında başlamak üzere kurulmaya başlayan barajlar için Çin Halk Cumhuriyeti büyük yatırımlar yapmaya başladı. Yürümekte olan 14 projenin 6’sı Çin Devlet Bankası tarafından finanse edilmektedir. Burada yapılan barajlardan elde edilecek enerjinin 10 000 vatlık bölümünün ihraç edilebileceği hesap edilmektedir. Bu barajlardan elde edilecek enerji, hem ülkenin gereksediği enerjiyi sağlayacak hem de önemli bir gelir sağlayacaktır diye düşünülmektedir.

Anlatılması uzun olduğu için tarım maddelerinden enerji üretilmesi konusunu bir sonraki yazıya bırakıyorum. Burada bu konuya girmem yazıyı daha da uzatacağı gibi, daha da karmaşık olması (yiyecek maddelerinde büyük fiyat artışı gibi konular) dolayısıyla bir sonraki yazıyı bu konuya ayırmak bana daha cazip geldi. Anlayışınıza sığınmak istiyorum.


Yazının hazırlanmasında
La dokumentation Française”
ve
“Institut de Relations internationalae et Strategiques – IRIS”
kaynaklarından faydalanılmıştır
.





Enerji Kavgası” başlıklı diğer yazıları bu adreslerden okuyabilirsiniz ;

Ø http://www.sansursuz.com/haberler/templates/sansursuz_yazar.asp?articleid=51302&zoneid=7&y=43
Ø http://www.sansursuz.com/haberler/templates/sansursuz_yazar.asp?articleid=51632&zoneid=7&y=43
Ø http://www.sansursuz.com/haberler/templates/sansursuz_yazar.asp?articleid=54015&zoneid=7&y=43



Ekleme ; “Ulu Bir Çınar Devrildi” başlıklı yazıdaki (http://www.sansursuz.com/haberler/templates/sansursuz-yazar.asp?articleid=62582&zoneid=7&y=43 ) bir eksiği, Londra’dan Sevgili Cahit Baylav işaret etti. Césaire, Nazım Hikmet Vakfı’nın bir ödülünü almıştı. İlgisi ve uyarısı için candan teşekkür ederim.

Bilgi rica ettiğim Nazım Hikmet Vakfı, İkinci Nazım Hikmet Şiir Odülü’nün Aimé Cesaire’e verildiğini ve 2000 Şubat ayında, Eray Canberk ve Metin Cengiz’in çevirilerini yaptığı bir kitabı, Vakıf yayınlarından, “Seçme Şiirler” adıyla çıkardıklarını bildirdi. Eklemek ve ilgileneceklere duyurmak istedim.


Bu yazı “SANSÜRSÜZ” sitesinde de yayınlanmıştır.