Fransız sosyalist partisi'nin krizi*– II.

 Ataman Aksoyek - 01/12/2008 11:32:57 (435 okunma)

Fransız sosyalist partisi'nin krizi*– II.


Bu yazıya başladığımda, Fransız Sosyalist Partisi (PS) Parti Meclisi olan Ulusal Konsey’i (Conseil Nationale) henüz partinin 1. sekreterliği seçimleriyle ilgili kararını vermemişti. Yazıyı bitirdiğimde karar verilmişti.

Seçimlerden sonra, son kararı verecek olan Ulusal Konsey’in kararını tanımayacağını söyleyen Ségolène Royale, seçimler yenilenmemesi koşulunda, yargıya başvuracağını açıkladı. Dün akşam, (pazartesi ; 24 kasım 2008) Ségolène Royale’in temsilcileri, parti yönetimini, yandaşlarını partinin önüne yığmakla, sokak gösterileri başlatmakla tehdit ediyorlardı.

Ségolène Royale, kendisi için tehlikeli olmakta olan parti içinde bir muhalefeti sürdürmekte, “uzlaşmaz”, “kendi işine gelmeyeni kabul etmeyen” kişi izlenimi vermektedir ve bu parti tabanında olan sempatiyi kırmaktadır. Parti içinde iki yanlı bir politika sürdürmekte olan Ségolène Royale, kamuyu partiye karşı tehdit unsuru olarak kullanmakta ve bu da onun güvenilirliğini azaltmaktadır. Parti dışında da, Parti içinde haksızlıklara uğrayan kadın izlenimini vermeye çalışmaktadır.

Diğer aday, Lille şehri belediye başkanı ve eski çalışma bakanı olan Martine Aubry cenahı sessizliği tercih etmiş durumdalar ve hatta, Ulusal Konsey’in vereceği kararı kabul edeceklerini ifade ediyorlar.

Fransız Sosyalist Partisi’nde ortam tam anlamda karışmış ve gerilmiş durumdadır. 

Fransız Sosyalist Partisi, Sarkozy’ye karşı Ségonèle Royal’in adaylığıyla girdiği Fransa başkanlık seçimlerinde yaşadığı yenilgiden sonra, o dönemden buyana, yaşadığı “kişilik yokluğu” sorunu tam anlamda gün ışığına çıkardı. Kriz, 14 – 16 Kasım tarihlerinde toplanan “Reims kongresi”nde zirveye çıktı. Partinin halen 1. sekreteri olan François Hollande görevini bırakıyordu. Partiye yeni bir 1. sekreter ve yönetim kurulu seçilecekti.

PS, uzun zamandan bu yana, bütün sosyalist hareketler gibi, kendine yeni bir yol ve yeni bir kişilik arıyordu.

Yaz başından buyana, partinin geleceğine yönelik altı değişik proje üyelerin onayına sunuldu. Her proje bir parti birinci sekreterliği için aday olanlardan birisinin görüşünü, dolayısıyla ismini, taşıyordu. Öneriler, yöresel ve bölgesel olarak tartışıldıktan sonra üyelerin oyuna sunuldu. Partinin 233.00 üyesinden 128 000’i tercihini belirtti. 6 Kasım günü yapılan oylamada altı projeden dördü gerekli çoğunluğu sağlayarak öne çıktı.

Ségolène Royale’in projesi % 27 ile en fazla oyu aldı. Parti 1. sekreterliğine başka bir aday olan, Paris Belediye Başkanı Bertrand Delanoëve ileLille Belediye Başkanı Martine Aubry’nin projeleri % 25’er oy aldılar. Partinin sol kanadının temsilcisi olan Benoît Hamon saygın bir % 23 oy aldı.

Programlar arasında büyük politik yazılı farklar ve formülasyonlar olduğunu ve sıradan parti üyeleri tarafından yeterince anlaşıldığını zannetmiyorum. Benim yazılı metinlerden ziyade, tartışmalardan, yapılan açıklamalardan anladığımı şöyle özetlememin mümkün olduğunu zannediyorum. 

Adayların hepsi partinin değişmesi, günün koşullarına uygun hale gelmesi konusunda mutabıklar.

•Farklılıklar, değişikliğin ne olması ve nasıl olması konusuna gelince ortaya çıkıyordu. Bence ilk ve en önemli konu, parti üye yapısında odaklanıyor ;

•Ségolène Royal’ın kurmay kadrosu, kapıları ardına kadar açık, her gelenin girdiği, militanlardan ziyade üyelerin olduğu bir parti tabanı düşünüyorlar. Bunu bir oranda da gerçekleştirmişlerdiler. Ségolène Royale, dinlediğim TV yayınında, bir örgüt insanı olmadığını, işleri partinin militanları ile değil, sokaktaki insanla (yığınlarla) yürütmeyi tercih ettiğini söyledi.

•Martine Aubry ve yanlıları güçlü bir parti örgütünden, militan bir tabandan yanaydırlar.

•Royale ve yanlılarının asıl hedefi, Fransa’yı yönetebilmek için, Cumhur Başkanlığı’nı ele geçirmektir. Daha evvel başbakan ile başkan arasında işler paylaşılıken, Sarkozy yönetimi ile Fransa’da tek adam (başkan) yönetimi başlamıştır.

•İttifaklar konusunda değişik yaklaşımlarlar vardır. Ségolène ve kurmayları Katolik Merkez Partisi olan Françoit Bayrou’nun MoDem (Mouvement démocrate) partisi ile ittifak’ı hedeflemektedir. Hedef , yine Cumhurbaşkanlığıdır. Parti 1. sekreterliği Ségolène Royale’e, başkanlık seçimlerinde elde edemediği istediği gibi hareket etme olanağını verecektir. Doğal Olarak başka aday çıkması olasılığı da önlenmiş olacaktır.

•Martine Aubry, İttifaklar konusunda, yeni baştan örgütlenmekte olan kendi solunu da tercih eden, ama merkezi dışlamayan bir ittifaklar politikası düşünmektedir. Lille seçimlerinde bu alternetifi başardı. Yeşiller ve MoDem ile ittifak yaparak belediye başkanı seçildi.

•Değişik bakış açıları, partinin yenilenmesi konusunda da ortaya çıkmaktadır. Ségolène Royale, geçmiş ile hemen hemen tüm ilişkisini kesmeyi planlamaktadır. Kendisine başkanlık seçimlerinde istediği gibi davranmasına izin vermeyen eski kadroları tamamen etkisiz hale getirmeyi istemektedir. İktidara kendi kurmaylarıyla gelmeyi planlamaktadır. Doğal olarak, köklü geçmişi olan, tasfiye edilmek istenen ve aralarında, eski bakanların, başbakanların olduğu bu kadrolara karşı bunu gerçekleştirmeye kalkmak sert bir muhalefet ile karşılaşmaktadır

.•Martine Aubry’nin projesi, daha şeffaf, tabanın kararlara katıldığı, bir ekibin ortak yönettiği parti olarak görülmekte, kadroların sarsıntıya sebep olmadan gençleştirildiği bir süreç düşünülmektedir.

•Martine Aubry, partiyi politik mücadele veren, dinamik tabanı olan bir organizma olarak görürken, Ségolène Royale, partiyi seçimlerde oy veren bir oy deposu olarak almaktadır.

Yukarıda basitleştirerek anlatmaya çalıştığım, politik gibi görünen, resmin arkasında aslında parti içindeki çıkar gruplarının çekişmesi yatmaktadır. PS’in, gelecekte Fransız toplumunda oynayacağı rolü saptayacak mücadele var.

Bu noktaya nasıl gelindi ?

Seçim düzeyine gelindiğinde, partinin artık “eskidiğini” ve “modernleşmesi” gerektiğini söyleyen ve bu söylem ile sağ sapmasını gizlemeye çalışan Ségolène Royale karşısında en şanslı aday olarak, Eski 1. Sekreter François Hollande’ın desteğini almış olan Paris Belediye Başkanı Bertrand Delanoël görülüyordu. Ségolène Royale, partinin adayı olabilmek için, internet üzerinden, beş Euro vererek üye olan, parti eğitimi almamış, popülist sloganlardan kolayca etkilenen, Başkanlık adayı seçimlerinde destek veren genç üyelerin verdiği % 60 oya güveniyordu. Fransa’da hızla artan işsizlik, yoksulluk, durgunluk, sağcı hükümetin geriletilmesi sorunları gündeminde değildi. Sadece, son günlerde moda olduğu üzere, soyut bir“yenileşmeden” söz ediyordu. İş o denli ileriye götürüldü ki, bir parti toplantısında “L’Internationale”in söylenmesini partinin gericiliği olarak gösterildi.

Martine Aubry, 1. sekreterlik yarışına tabandan gelerek, seçim çalışmalarına geç başladı. Ancak, 1. sekreterlik yarışına katılmayan, halen FMİ’nin başkanı olan, ilerde Fransa Cumhurbaşkanlığı yarışına katılacağı düşünülen Dominique Strausse-Kahn’ın, eski başbakanlardan Laurent Fabius’un desteğini aldı. Partinin solundan yıldızı yükselen, anti-kapitalizmi savunan, MoDem ile ittifak düşüncesine karşı çıkan, sol ile bir yakınlaşma yanlısıBenoît Hamon da desteğini verdi.

Fransız Sosyalist Partisi ismini taşıyan politik parti 1969 yılında kurulmuştur. 1971 yılında yapılan “Roinay” kongresinden sonra Fransız sosyalistlerinin toplandığı parti olarak kabul edilmiş ve Fransa’daki sosyalistleri çatısı altında toplamıştır. Daha sonra, 2007 yılında .“Parti radicale de Gauche”, “Yeşiller”, “Fransız Komünist Partisi”nin katılacağı “Ortak Programla”, François Mittarrant’ın başbakan olacağı hükümeti kurmuştur. PS, kuruluşundan buyana parti içinde yöresel baronların, grupların, klüplerin var olduğu parçalı yapısını muhafaza etmiştir.

PS’in uzun yıllara dayanan bir geçmişi vardır. İlk sosyalist parti, 1882 yılında, la Fédération du Parti des travailleurs socialistes de Frace (FPTSF) kurulmuş ancak 1882 yılında beş gruba ayrılmıştır. 1905 yılında, Jaurès’in yönettiği Parti socialiste français” ile beş bağımsız grup birleşeren SFIO kurulmuştur. 1920 yılında yapılan Tours Kongresi’nde Komünist Enternasyonal’e üye olma – olmama konusunda çıkan anlaşmaya bağlı olarak parti bölündü.

İkinci dünya savaşı süresinde sosyalistler, Vichy Hükümeti’ne olumlu bakanlar ve direnişe katılanlar olarak bölündüler. 1942 yılında, direnişe katılanlar, “Comité d’action socialist – CAS” ismi altında illegal olarak örgütlendiler.

Savaşın sonunda tekrar kurulan SFIO, 1945 yılında 336 000 üyesiyle seçimlere katıldı. (Fransız Komünist Partisi’nin – PC, 791 373 üyesi vardı) Seçimlerden, % 25 oy toplayan PC’nin ardından, üçüncü parti olarak çıktı. Takip eden seçimlerde PC % 28,2 oy alarak ön sıraya otururken, SFIO % 17 oy alarak ikinci parti oldu.

Süveyş ve Cezayir olaylarıyla, SFIO, 1946 yılına göre (özelikle genç) üyelerinin % 80’ini kaybetti.

Son dönemde, PS gücünün zirvesine, François Mitterrand’ın başkanlığı döneminde, Komünist Partisi’nin desteklendiği koalisyon hükümetinin “Ortak Program” (programme Commun) döneminde ulaştı. 

Mitterand, uluslar arası mali piyasanın baskısına uyarak 180 derece bir dönüş yaptı. Sermeyenin çıkarlarını kollayan bir yeni yol tutturdu ve 14 yıldan beri iktidarı koruyan PS, 1995 yılında seçimleri jacque Chirac önünde kaybetti. Takip eden başkanlık seçimlerinde, Sosyalist Başbakan Lionel Jospin, aşırı sağın lideri Jean-Marie Le Pen arkasında kaldı ve ikinci tura katılamadı.

PS, bu hezimetin anısından kurtulamadı.

PS’ kendi solundaki, onu sol’a bağlayan ve solu güçlendiren, PC’in de erimesi karşısında daha sağa kaymaya başladı. Parti içinde de, son dönemde moda olan, sağa kayarak oy toplama eğilimi hızlandı.

Bu sağa kayış karşısında, Federal Almanya’daki “Sol Parti” örneğini de dikkate alan Jean-Luc Mélenchon ve Marc Dolez önderliğinde bir grup, 6 Kasım 2008 parti içi seçimlerinden sonra artık PS içinde mücadele etme olanağının kalmadığını söyleyerek, solda yeni bir birlik yaratmak umuduyla partiden ayrıldılar ve Parlamento’da Komünistlerin ve yeşillerle birlikte oluşturdukları gruba katıldı

PS içinde eski Troçkistler, başından buyana, önemli ve dinamik bir grup oluşturmuştur. Bu grubun liderlerinden Jean-Luc Mélenchon da IV. Enternesyonel (OCI) geleneğinden gelmeydi. 1970 yılında PS’e üye olmuştu ve bakanlık, Seneto grup başkanlığı yapmaktaydı.

Başkanlık seçimlerinde 1 210 562 oy alan Anti-kapitalist grubun lideri Olivier Besancenot da Komünist Partisi ve diğer sol gruplar ile dayanışmaya girerek, Avrupa Seçimleri için ortaklık olasılıklarını zorlamaya girişti. Avrupa Parlamentosu seçimlerine yönelik oluşturulmaya çalışılan cepheye, Troçkist hareketin saygın ismi Alain Krivine de ilgisini gösterdi.

Parti içinde kriz neden çıkmıştı demiştik ;

Martine Aubry, yapılan 1. sektreter seçiminin birinci turunda (20 Kasım 2008) Ségolène Royale’in (% 42,9) arkasında, % 34,5 oy alarak 2. oldu. İkinci tura (21 Kasım 2008), elemelerden sonra birici ve ikinci aday katıldı.
Bu seçimlerde Martine Aubry 67 413 (% 50,02), Ségolène Royale 67 371 (% 49,98) oy aldılar. Aradaki oy farkı 42 idi.

Seçimlerden sonra her iki taraf da seçim hatalarını protesto ettiler. Ségolène Royale, parti tüzüğünü tanımayarak, yapılan hataları ve aradaki çok küçük farkı öne sürerek seçimlerin tekrar edilmesini, aksi halde adli yollara baş vuracağını söyledi. Seçimleri 42 oy farkı ile kaybettiği söyleyerek, seçimlerin tekrarını istemek, seçim anlayışına ters düştüğü kanısındayım. Seçim, bir tek oyla kazanılabilir veya kaybedilebilir.

Parti 1. sekreterliği, seçimlerde itirazların olduğu yerlerde sayımların baştan yapılması bir komiteyi görevlendirdi ve son kararı tüzük gereği, Parti Meclisi”ne (Conseil national) bıraktı.

Baştan yapılan sayımlardan sonra, komisyonun sözcüsü Kader Arif sonucu açıkladığında, Martine Aubry’nin Ségolène Royale’den 42 değil 102 oy fazla aldığı ortaya çıktı (Aubry ; 67 451 / Royal ; 67 349). Farklar, ilkel bir şekilde yapılan matematiksel, toplama, hesaplama hatalarından kaynaklanmaktaydı.

Parti Meclisi de 25 Kasım 2008 günü saat 19’da bu sonucu onayladığını, sözcü Catherine Tasca açıkladı.(Aubry ; 159, Royale 76 ve iki de tarafsız

Fransız Sosyalist partisi’nin 1. Sekreteri’nin Adı Martine Aubry idi.

Martine Aubry’yi, kişilik olarak, politikalarına katılmasam, hiçbir zaman oy vermeyeceğim Angela Merkel’e benzetiyorum . Ségolène Royale ise bana, Tansu Çiller’i hatırlatıyor.

Martine Aubry, çok zor olan bir işe soyunacak ve PS’i toparlamaya çalışacak, üyelerini eğitecek, partiye bir kişilik, kaybolan kişiliğini vermeye uğraşacak, başarılı olabilmek için, iktidarda bulunan sağı geriletmek için, mümkünse, kendi soluyla ittifaklar kurmaya çalışacaktır.

Ségolène Royale ne yapacak diye sorarsanız ; artık onun için sabit bir fikir haline gelmiş olan gelecek başkanlık seçimlerinde aday olmaya çalışacaktır. Ségolène Royal bir marka olmuş durumdadır. Bunu devam ettirmeye çalışacak, olanaklarını kullanabilmek için partiden ayrılmayacak ama, tek başına parti gibi davranacak, toplantılar yapacak, basınla ilişkilerini sıcak tutmaya devam edecektir. Bunun sonunda parti kendisini ne kadar dayanır bilinemez. Belki, haksızlığa uğramış kadın imajı Ségolène Royale’in işine de gelecektir.

PS’in dışındaki sol toparlanabilir ve çekim merkezi oluşturabilirse, PS’den kopuşlar olabilir. Az da olsa, merkeze gidenler de olabilir. Sarkozy’nin karşısındaki muhalefet niceliksel olarak daha zayıflayabileceği gibi, militanlaşarak, sertleşip niteliksel olarak güçlenebilir. Fransız Sosyalist Partisi 1. Sekreteri Aubry de bunu başarmak zorundadır.



*Daha evvel yazdığım ilgili yazıda konuya değinen başka bilgilere de ulaşabilirsiniz.
Bu yazı bir yönden, daha evvelki yazımın devamı olarak görülebilir ;
Kanımca iki yazı birbirini tamamlamaktadır.
Bu yazıyı daha iyi anlayabilmek için bir evvelki yazıyı okumanızı öneririm.
http://www.sansursuz.com/haberler/templates/sansursuz-yazar.asp?articleid=41715&zoneid=7&y=43[/size]