GRAMSCİ VE FAŞİZM




 Ataman Aksoyek - 16/03/2008 21:40:30 (702 okunma)


GRAMSCİ VE FAŞİZM


Cunta’nın [i]“Faşist” olup olmadığı yolundaki tartışmaların en hızlı haliyle yürüdüğü dönemdi. 4 arkadaş (birisi hala Berlin’de, emekli oldu, diğeri Ruhr bölgesinde hala diş hekimliği yapıyor, Son arkadaşın şu anda nerelerde olduğunu bilemiyorum) konuyla ilgili elimize geçen her yazıyı tercüme edip duruyorduk. Özellikle güncel ve Güney Amerika kaynaklı yazılara yönelmiştik. İşi takip etme de biraz bana düşmüştü. Faşizmle yatıyor Faşizmle kalkıyorduk.

O çevirilerin önemli bir kısmı hala kalın bir dosyada duruyor. Çevirilere baktım ;Hemen hemen hepsi, “La Nouvelle Revue İnternationale” - “Probleme des Friedens und des Sozialismus” dergilerinden yapılmış. Le Monde gazetesinden küpürler ve,“Barış ve Sosyalizm” dergisinde alınmış Türkçe bir de makale var.

Büyük saygım olmasına rağmen, o dönemde temel kaynak olarak kabul edilen Dimitrov’un analizleri beni yeteri kadar doyurmuyordu, başka şeyler arıyordum. Gramsci ile ilişkilerimin derinleştiği dönemdir. Pek dışarı vurmadan devamlı onu okuyup duruyordum. Daha evvel “Birikim”de çıkan Gramsci ve düşünceleri ile ilgili yazı ve çevirileri de okumuştum.

Daha sonra aşağıda bulacağınız yazıyı yazdım ve bir yerde yayınlandığını da sanmıyorum. Bir kısmı elle, bir kısmı daktilo ile yazılmış olan yazının sayfaları sararmış, yazılar da silikleşmiş.

Gündeme yine Faşizm konusu geldiğini görüyorum. Tartışmaların gidişi ve gösterilen hedeflerle mutabık olmadığım, bir dönemin emeğinin boşa gitmemesi için oturdum eski yazıyı, eskiye hürmeten değiştirmeden, temize çektim ve sabrınızı rica ederek sizlerin dikkatlerine sunuyorum.

Bu derlemeyi bugün yapabileceğimi zannetmiyorum. Yazabilsem bile, çok şeyi aynı olmakla birlikte daha başka ifade edeceğimi sanıyorum. Yazıda kullanılan deyimler, tavır bugün bana biraz yabancı geliyor. Ama genel fikrin ve Gramsci’nin konuyla ilgili teorisinin sağlıklı olduğuna, okuyucunun, katılsın veya katılmasın, düşünmesine yardım edeceğine inanıyorum. Kanımca, Faşizm gelecekse, finans kapitali arkasına alarak hegemonyasını kurmaya çalışan cenahtan gelebilir diye düşünüyorum.

Yazının, döneminin etkisinde, bir parti militanı heyecanı ile yazıldığını unutmadan okumanızı rica ederim.[/i]


İkinci Dünya Savaşının sonunda, Hitler’in temsil ettiği akıma karşı çıkan demokrat güçler dövüşlerini başarı ile noktalıyorlardı. Mücadele tamamen bitmemişti. Uzlaşmaz sınıflara bölünmüş insanlık, toplumda kapitalizm – emperyalizm devam ettikçe, reaksiyoner, maceracı, suç işlemeye hazır, faşist fenomeni devamlı bir tehlike olarak karşısında bulacaktır.

Dünya’da genel kuvvet dengesi barış yönüne ağır basıyorsa, gerekçesini demokratik ve sosyalist güçlerin kuvvetlenmesinde aramak lazımdır. Bu yönlendirici mutasyon, 20. yüzyılın ikinci yarısında dünyamızın çehresine şekil vermektedir. Sosyalist ülkelerin (bu yazının yazıldığı dönemde 20. asırdaydık ve bu adı taşıyan ülkeler vardı) dinamik dış politikaları, kapitalist ülkelerdeki bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizmden yana güçlerin kuvvetlenmeleri, emperyalizmin saldırgan yüzünü, maceracı tavrını tüm çıplaklığı ile ortaya koymasını engellemektedir. Ancak ; tekniğin ve bilimin hızla ilerlediği çağımızda, Faşizm saldırganlığı geçmiş yıllara oranla daha da yıkıcı bir güce kavuşmuştur.

Faşizm yığınlarca bilinmediği, açık-seçik ortaya konmadığı, doğru anlatılmadığı sürece tehlikelidir. Daha evvelki yıllarda Faşizm, demokrasiden yana güçlerin başından yanlış kavrayıp, yanlış koyup, yanlış tavır almaları ile o bilinen kuvvetini kazanabilmiştir. Bunun içindir ki, Faşizm, yığınlara doğuşu, kuralları, anatomisi ve tarihi ile doğru olarak anlatılmalıdır.

Faşizm, kapitalizmin belli bir döneminde ve belli koşulların varlığında ortaya çıkmıştır. Faşizm tarih içinde ilk defa 20’lerde, enflasyonun ve işsizliğin arttığı, yığınların parlamentarizme güvenlerinin sarsıldığı, ahlak ilişkilerinin kokuştuğu İtalya’da görüyoruz.

Uluslararası sahnede “yeni” bir fenomen olarak çıktığında, Gramsci, uluslararası işçi sınıfı hareketi içinde ilk Marksist teoriysen ve çağında tek kişi olarak, bu fenomenin tarifini, sınıfsal ve özel yapısını saptamaya çalışır. İlk analizlerini yaparken, devrinin pek çok politik lideri Faşizm’de bir “parantezi”, bir “basit bir şiddet gösterisini”, bir “provokasyonu”, bir “sindirme hareketini” bir “harp sonrası psikozunu” görüyorlardı. Aydın yetenekleri ile, bu, evvela kent ve sonrada kendisine katılan kır kesimi küçük burjuvalarının, alt üst edici gericiliğinin nasıl kapitalizmin, büyük burjuvanın hizmetine girerek saldırdığını, çalışanların kuruluşlarına, zayıf düştükleri anda, yok etmeye yönelik çabalarını Gramsci “Ordine Nuova” dergisinin Ocak 1921 sayısında “İl popolo della scimmie” makalesinde özellikle vurguluyor.

İşçi sınıfının güçlendiği, Özellikle Torino’da “Fabrika Komiteleri”nin kurulduğu 1920 Sonbaharında bu güçlenmeyi tehlikeli bulan Finans Oligarşi , kurdukları “Hücum Gurupları” ile çalışanlara, ilericilere, demokratlara saldıran Faşist’lere açık açık destek olurlar. Mussolini ve taraftarları, devrinin İtalyan Finans Oligarşisi’nin temsilcileri olan Perrone Kardeşler’den Odero’dan, Kauçuk sanayinin ünlü ismi Pirelli’den, Toeplitz, Polano Volpi ve diğerlerinden aldığı maddi ve manevi yardımlar ile örgütlenebilmişlerdir. İlk yıllarda faşist kuruluşlar yalnızca askeri bir tavır içindedirler. Tabanlarını toplumun gelişmesinden memnun olmayan harp sonrası küçük burjuvası, haydutlar, lümpen proletarya, burjuva coçukları oluşturuyordu. Yöneticilerini ise ; eski meslekten askerler, küçük burjuva aydınları, anorko-sendikalist sendika yöneticileri oluşturuyordu.

1915 – 1921 yılları arasında çıkan, kurucusu olduğu “Ordine Nuova” haftalık dergisinde pek çok defa olayın altını çizen Gramsci, 11 haziran 1921 tarihli sayıda, kendine öz gerekçeli metodu ile “Socialista E Fascista” makalesinde, faşistlerin “…… güçlerini, tüm güçlerini…………….. hareketin hedefi olan politik iktidara sahip olma yolunda kullanacaklarını……..” vurgular. Düşünür, ısrar ile, faşistlerin bir kısım basını, orduyu, polisi, adaleti ortak olarak almak zorunda olduklarını belirtir. Doğal olarak, Faşist hareketin, her sosyal olay gibi dümdüz bir yol takip etmeyeceğini, iniş ve çıkışlarının ve kopuşlarının olacağını belirtir. Faşistlerin politik tutumunun tayini ile olgulu olarak da sıraladığı maddeler arasında ; Faşist örgütün kısa süre içinde paket halinde suç işlediklerini, kuvvetli kaldıkları sürece bu suçlarının cezalandırılamayacağını, bu örgütün çalışmalarının pek çok devlet memurunun (milli güvenlik teşkilatından, adliyeden, polis kuruluşları içinden) suç ortağı olmasının aracılığı ile geliştirildiğini, sözü geçen devlet memurlarının da geleceklerinin Faşist örgütün politik durumunun sağlamlığının devam etmesi için ellerinden geleni yapacaklarını ve faşistlerin İtalya sınırları içinde 500 000 kişiyi silahlandıracak silah ve cephane depolarına sahip olduklarını ve gereğinde bir ordu kurabileceklerini, askeri tip hiyerarşik düzen içinde ve en tepede bir genelkurmayının bulunduğunu sıralar.

1919 – 1921 arasında, İtalya’da demokrasiden yana güçlerin, küçük burjuvanın ulusal hayatın sahnesine koyduğu son gösteride yenik düşmelerinin gerekçelerinin olayları etkileyen, ulusal ve uluslararası uzlaşmaz kuvvetlerin dengesinde, yığınların olaylara bakış açısından, olayları kavramasında ve en önemlisi halkın motor gücünü oluşturan çalışanların politik örgütlenmesindeki bütünlenememede aramak gerekir.

Finas kapitalin ve büyük endüstrinin gelişmesi ile üretim içindeki, tarih sahnesindeki rolünü terk etmek zorunda kalan ve 19. yüzyılın sonlarında parçalanarak kokuşmaya başlayan küçük burjuvanın, proletaryaya yönelik savaşında, Birinci Dünya harbi’nden, kazananlar arasında olmasına rağmen, beklediğini bulamadan çıkan İtalyan Büyük Burjuvazisi ile birlik oluşturduğu seferberliğe karşı gerekli ve güçlü birliği oluşturması gereken İtalyan Sosyalist Partisi ne bir devlet anlayışına ve ne de devrimci bir programa sahip değildi. Yığınsal olarak geniş kitleleşmesinde, tabanını işçiden ziyade köylüler oluşturuyordu.

3. Enternasyonal’e üye olan İtalyan Sosyalist Partisi 17. Liverno Kongresinde Enternasyonalin 17 Temmuz’da başlayıp 7 Ağustos’ta biten 2. Kongresinde alınan “21 Koşul Kararına” uymamaya ekseriyete karşı, Gramsci’nin dahil olduğu ayrılan bir grup, yine aynı şehirde 21 ocak 1921’de toplandıkları Eski Saint Mark tiyatrosu salonunda İtalyan Komünist Partisi’ni kurarlar. İşçi sınıfının öz partisi olmaya aday olan bu kuruluş, faşizm’in azdığı o yıllarda kuruluş nedenini anlatmak ve örgütlenmek gündeminin ilk maddelerini oluşturuyordu. Genç, yeni kurulmuş bir parti olarak, En güçlü sendikal örgüt olan CGL’in yönetimini ellerinde bulunduran sosyal demokratlara, Giacinto Menotti Serrati ve başını çektiği taraftarlarına, Terzinternasyonalist’lere karşı ideolojik savaş vermekteydiler.

İtalya dışında da olaylar yön değiştirmekteydi. 1919 – 1923 yılları, 3. Enternasyonalin kuruluş ve oturmaya çalıştığı yıllardır. 24 Ocak 1919’da Rus, Polonya, Macar, Alman, Avusturya, Letton, Finlandiya, komünist partileri ve Balkan Sosyalist Federasyonu ve Amerikan Sosyalist İşçi Partsi’nin çağrısı üzerine Mart 1919’da Sovyetler Rusya’sında toplanır.

Askeri çember içinde olan Sovyetler Rusya’sında yapılan toplantıya pek çok kişi veya parti katılamaz, konular tüm derinliği ve genişliği ile tartışılamaz. 1. Konferans, Dünya proleteryasına bir bildiri ile son bulur.

1920 yazında toplanan 2. Konferans’a tüm parti ve kuruluşların temsilcileri katılır ve K. Enternasyonale üye olabilmek için asıl olan 21 koşulu saptarlar. (her ülkede tek parti olması ve bu partinin adının komünist partisi olması bu koşullar arasındadır)

Genel olarak merkezi güçün yıkılmasından sonra kabaran devrimci dalga güçlüdür. Kafalardaki şekil, burjuva devrimini hemen bir proletarya devriminin takip edeceği yolundadır. Hatta, Macaristan ve Bavyera’da kısa bir süre için bile olsa, proletarya iktidarı ele geçirir. Bu devrim denemelerinin başarısızlığa uğramasından sonra bile işçi sınıfı hareketi içinde, çabuk alınacak zaferden ümit kesilmemiştir.

Ancak, burjuva düşünülenden daha akıllı davranmakta ve o zamanki deyimi ile “Sosyal Hain”leri kullanmakta, sıkıştığı ve gerilemek zorunda kaldığı yerlerde idareyi “Sosyal Demokrat”lara bırakmaktadır. Bu idareler ise kımıldayan devrim yolundaki hareketleri acımasız, kan ve ateş ile durdurmaktadır. Noske ve Ebert Almanya’da, Böhm ve Garami Macaristan’da burjuvanın işini üstlerine alan idarecilerdir.

Bu yeni tavır işçi sınıfı örgütlerince yeteri kadar anlaşılamayacaktır. Örneğin İtalyan Komünist Partisi, sendikalarda oluşacak bir ortak cepheye yanlı olmasına karşın, Sosyal Demokratlarla politik tek cepheye karşı çıkarlar. Gerekçesi olarak; yığınların bu iki partinin varlıklarını anlayamayacağını, ortak çalışmanın ancak sendikalar içinde mümkün olduğunu ileri sürerler.

1922 yılının Mayısının sonunda, Gramsci, delege olarak Enternasyonalin toplantısına katılmak üzere Moskova’ya gider. Moskova’ya vardığı Haziran ayının ilk günlerinde hastalanır ve şehrin yakınlarındaki bir sanatoryuma yatırılır. Hastahanede geçen altı aydan sonra nekahet devrini tamamlamak üzere, İtalya’ya yakınlığı düşünülerek, Viyana’ya gelir ve bir süre burada kalır.

1922 – 1924 yılları, yukarıda da anlatmaya çalıştığım gibi Dünya Komünist hareketinin ve İKP’sinin krizli yıllarıdır. Gramsci o yıllarda “çıkmaz sokak’tan” kurtulabilmek için düşündüğü şeylerin başında ve tek çare olarak gördüğü şey, işçi sınıfının örgütlü gücünün ve becerikliliğinin nasıl arttırılacağı gelmektedir.

5. Nisan 1924 tarihli mektubu ile MK’ ne bazı öneriler getirir ;
•Krize son verme yolunda, fraksiyonların arasındaki çatışmaların son bulması.

•Kendisini bekleyen güç görevleri omuzlayabilmek için partinin toparlanması.

•Enternasyonalin yürütme kurulu ile pratikte iş birliği

21 Ocak bölünmesini takip eden günlerde İKP şiddetle “Merkezciler” ve “Serasyenlere” karşı ideolojik savaş açmıştır. Nitekim, Serrati ve arkadaşları 1921 ocağında yapmadıkları bir işi daha sonra yaparlar ve partiye katılırlar.

Gramsci’nin dediği gibi “ateş ve kan” dönemi, işçi sınıfı partileri için bir deneme alanı olmuştur ve Gramsci henüz daha 30 yaşında iken Faşizm ile ilgili analizlerinde – ilerde kendisinin de kabul edeceği bir takım hatalara rağmen – büyük isabet ve doğrulukla ortaya koymakta ve teşhir etmektedir. 3. Enternasyonalin 4. Konferansında Radek’in de teslim edeceği gibi, partinin resmi konumunun tersine, Faşizm’in iktidara gelebileceğini ileri süren ilk ve tek Marksist düşünürdür.

9 Şubat 1924’te, Viyana’dan partiye yazdığı mektubunda Gramsci, “……. Politik alanda İtalya’nın durumunu ve ilerdeki safhaları ve gelişmeleri kesinlik ve doğrulukla saptanması gerekir. 1921 – 22 yıllarında, İKP’nin konu ile ilgili resmi yorumu şöyleydi ; Askeri veya Faşist diktatörlüğün iş başına gelmesi olasılığı yoktur ……………….Bugün bir evvelki hatamızdan kalkarak yeni bir hataya düşüyoruz. Örtülü veya açık olmayan bir Faşizm’i bir sosyal hükümeti düşünmüyoruz. Şu anda 3 olasılık üzerinde duruyoruz :

•Proletarya Diktatörlüğü (en zayıf olasılık)

•Genel Kurmayın, endüstri burjuvası ve krallık ile birlikte, onların adına kuracağı diktatörlük

•Faşist diktatörlük.

Bu analizin kabulü, hareketimizi felce uğratıyor ve yeni hatalarımızın gerekçesi oluyor………” 


Gramsci, Lenin’in “Zvesda” gazetesinin 16 Aralık 1910 tarihli sayısında çıkan ilk yazısında “Avrupa İşçi Hareketindeki Ayrışmalar” başlıklı yazısını hatırlatarak şöyle diyordu “….. Gerçekte, tüm ülkelerin burjuvazisi, özel çıkarlarının savunması ve hakimiyetin korunması için zorunlu olarak iki hükümet şekli kullanır. Bu yollar bazen birbirini takip eder, bazen düğümlenerek değişik kombinezonlar meydana getirirler. Evvela şiddet metodu ; bu katı metotta işçi hareketine verilecek her türlü hakkı ret ederler, tüm eski ve rafa kaldırılmış kuruluş ve kavramları savunurlar, reformlara karşı uzlaşmaz tavır alırlar…………. ikinci metot ise “liberalizm” yoludur. Politik hakların gelişmesi, reformlar, uyuşma yolunda girişimlerde bulunulur vs. vs…….. “

Burjuva bir metottan diğerine tesadüfen veya bazı kişilerin iyi veya kötü niyetli hesapları sonucu değil, kendi öz durumunun temel çelişkisi gereği geçer ……… “

Gramsci, 1 Mart 1924 tarihli Ordine Nuova’da “İllusioni socia-démocratiche” makalesinde, “ …… işçi sınıfının politik ve ……………….. organizasyonuna yönelik gücünün tamamlamadan, kuvvetlenmeden sol bir hükümet kurmaya yönelik tüm reformist stratejileri durdurmak için, bir Faşist darbeyi veya faşistler ile endüstri burjuvasının arasında iş birliğinin kurulmasını, veya bir askeri darbeyi tahrik edecek, gerici güçleri harekete itecektir …… “

Gramsci için bu çıkmazdan kurtulmanın tek yolu daima tek kaldı ; işçi sınıfının gücünü ve yapıcılığının arttırılması. Halbuki bu yöneliş krallık ile anlaşma ve onun desteğini arama yolunda olan Sosyal Demokrat’ların tavrı ve yolu ile çelişiyordu. Kendi güçlerini arttırıp işçi sınıfı ile dayanışmaya yanaşmayan Sosyal Demokrat’ların tavrı karşısında komünist’lerin demokratik özgürlüklerin korunması yolunda yeni strateji ve taktikler bulmaları gerekiyordu. Bunun için tüm uluslar arası işçi sınıfı hareketlerinin tarihinin ve İtalya bölümünün geçmişinin araştırılması ve çözümün buralarda aranması gerekiyordu.

Daha evvel belirttiğim gibi, Gramsci, hastalığı döneminde çalışamamıştı. Bu dönemde 20 Kasımda Mossolini “Roma Yürüyüşü”nü yaparak iktidarı ele geçirir.

1921 Temmuz ayında ortaya bir politik parti olarak çıkan Faşistlerle Sosyal Demokratlar uzlaşmaya çalışmakta “Pasifikasyon Anlaşması”nı imzalama gayreti içindedirler. Ancak ilk ağızda sonuç alınamaz.

Gramsci, 13 Temmuz 1921 tarihli “Tra le bieghe della bandiera bianca” makalesinde “……. Komünistler, çalışanlar dünyasını, sınıf şiddeti ile buyruğu altına almak isteyenler ile uzlaşmayacaklardır, mücadele edeceklerdir, mağlup olacaklardır, acı çekeceklerdir fakat sulh istemeyeceklerdir ……… diyordu.

Faşistle ile Sosyal Demokratlar arasında uzlaşma girişimleri sonuçlanmayınca sorumlu olarak Komünistler gösterildi. Ve Bonomi “hükümeti “uyuşmaya yanaşmayan komünistleri korumayacaklarını, kanunları çalıştırmayacaklarını, Faşistlerin omuzlarında tüfek, bellerinde bomba gezmeye devam edeceklerini” ifade etti.

Gramsci, “…. Cellat ile kurbanı, halk ve caniler arasında uzlaşma olmaz …. “ diyordu.

Gramsci, sendikaların davranışı ile ilgili olarak 12 kasım tarihli “Alcune domande ai capi sindikali” makalesinde, “sendikaların Faşistlerin yapacağı bir darbeyi önleyemeyeceklerini ve demokratik kuruluş ve kavramları savunamayacaklarını, Almanya’da 1921’deki General von Luttvitz’in darbesini 48 saatte likide eden genel grevin uzun süreler içinde hazırlandığını, bugün CGL sendikalarının bu yolda bir hazırlığı olmadığı için engelleyemeyeceğini” açıklar.

Lenin’in, “Ne Yapmalı” ve “İki Taktik” yapıtlarındaki düşünceleri ile Gramsci’nin düşünceleri arasındaki yakın benzerlik ve tek köklülüğe bakıldığında, Gramsci bu ortak zemin üzerinde, Problematik genel bütünlüğü içinde, 1929’daki kapitalizmin dünya krizi, tek ülkede sosyalizm gibi Lenin’in olmayan yargılara katılmaz.

Politik Savaş – Askeri Savaş anlamına da gelebilen (Guerre de position – Yer Tutma Savaşı) Hareket Savaşı (Guerre de Mouvement) arasında birincisi yanlısı olarak, ikincisine karşı çıkar. Gramsci, “….. Bana öyle geliyor ki, İllich’te doğunun başarılı yöntemi “hareket savaşı” yerine, batı’da tek olanak olanın “yer tutuma savaşı” ile yer değiştirmesi gereğini kavramıştı …. “ diyordu.

Sınıf savaşının siperlerinin yaklaştığı, karşı karşıya gelindiği, iktidar olmak için devlet zincirinin zayıf noktasından kırılması kavramından kalkan 1917’lerin hareket savaşı fikrine karşı, yer tutma savaşı taktiklerinin gerektiğini savunur.

Yer tutma savaşı uygulaması, sınıf savaşının karmaşık bir uygulamasıdır. Devrim olanağının olmadığı koşullarda, aşama yapma yolunda hazırlıklarını tamamlamamış olan işçi sınıfı savunmadadır. Zaman süreci içinde ileriye dönük köklü üst yapı çalışmalarını yaptığı, hegemonyasını yaygınlaştırmaya çalıştığı taktik bir aşamadır. Gramsci’nin bu stratejisi Enternasyonalin 4. Konferans kararlarına da uymaktadır. 1929 – 1930’larda Enternasyonal yapacağı bir sağ sapma ile bu taktikten vazgeçecektir.

Batı’daki devrim denemelerinin başarısızlıkları, faşizmin yükselmesi bir taktikten diğerine geçmesi o yıllarda Gramsci için politik teorideki en önemli sorunu oluşturuyordu.

Bu iki kavramla ilgili olarak Gramsci “Sezarcılık” kavramını da genişlemesine işler. Ona göre ; Sezarcılık tarihi bir yorum kuralı değildir. İdeolojik bir polemik formülüdür. Hegemonyasını kurmaya ve devleti ele geçirmeye dönük sosyal-ekonomik-politik güçlerin çatışmasında hakemlik rolünü üstlenecek kişinin tavrını Sezarcılık ile belirlenir. Eş kuvvetlerdeki uzlaşmaz güçlerin, karşısındakini yok etmeden kavgayı kazanamayacaklarını bildikleri, bunun şuuruna vardıkları dönemlerdir. Gramsci bu hali, “felakete yönelik muvazene durumu” diye isimlendiriyor. Yeni ve “Büyük Adamların” aranmasına yönelmeyi doğuruyor. Düğümü çözebilecek “umut kişiler”.

Bu hali, K. Marx, “burjuva sınıfının etkisini kaybetmeye başladığı, proletaryanın henüz halkı yönetme nosyonunu kazanmadığı haller” diye tarif ediyor.

Gramsci, “Bonopartis Sezarcılık” dediği bu hali ikiye ayırıyor ;

a.İleriye Yönelik,

b.Geriye Dönük ; Birincisi için Sezar’ı ve 1. Napolyon’u örnek gösterirken, İkincisi için Bismark’ı ve 3. Napolyon’u örnek gösteriyor.

İleriye Dönük Sezarcılık, niteliksel ve niceliksel olarak bir tip devletten diğer tip devlete geçişi ifade eder. Yapı olarak, gerçek bir dönemi ifade eder. Geriye Dönük Sezarcılık ise, sınırlı olarak niteliksel bir hareket olup, bir geçişi kapsamaz. Yalnızca bir “evolüasyon”u ifade eder. Devamlı bir çizgiyi ve devlet düzenini devam ettirir. Bu kavramlara göre, İleriye Dönük Sezarcılık bir devir yapıyor ve toplumu ileriye doğru götürüyor.

Sezarcılık, “hayran olma” kavramını da içinde taşır ve değişik basamakları ile, kesin statik olmadan, saf haline doğru yönelir ve güçlendikçe, çalışanların sınıf ve demokratik örgütlerini, demokratik kuruluşları tahrip etmeye başlar.

Sezarcılık kavramından kalkan Gramsci, “Pasif Devrim” temasını işler. Bunu kendi görüş açısından geliştirir. “Yer Tutma Savaşı”nı modern devlet yapısı ile birleştirir. Ona göre, “içinde bulunduğu dönem ışığında, kapitalist topluma cepheden yapılacak bir saldırı sadece başarısızlıkla kalmayacak, “Ekonomizm”in de kucağına ve “Sendika Devrimciliği” yanlışlığına düşülecektir”.

Gramsci’ye göre, “Yer Tutma Savaşı” bir halk savaşıdır, bir yığın stratejisidir. Ancak, milli olanın tanımlanmasından sonra yola çıkılabilir. Bu tür savaşlar için, işçi sınıfı millileştirilmelidir.

Faşizm’e karşı çıkacak olan ve anti-faşist cephenin başını çekecek olan yalnızca işçi sınıfıdır. Bu kavrama göre, Faşizm devam edebilir, sistemin olanaklarından faydalanarak örgütünü yerleştirip geliştirebilir. Faşizm, burjuva – proletarya çelişkisinin olduğu tüm hallerde vardır ve bu çelişki Faşizm’in yükselmesi ile ağırlık kazanacaktır. Bu dönemler, Faşizm’in işine gelen, yararlandığı dönemlerdir. Faşizm, devlet kademelerinin yukarı basamaklarındaki üst bürokrasiye, polis içindeki yandaşlarına, genellikle devlet tarafından örgütlenen güçlere, hakim sınıfların politik ve ekonomik üstünlüklerini devam ettirmeleri için örgütlendikleri özel güçlerden dayanak bulmaya çalışır. Bazen bir askeri darbenin doğumunun altında bulunabilirse de, bu ne bir öğreti gereği ne de zorunludur. Gramsci’nin dediği gibi “Faşizm” devir yaratmaz, “askeri” olmaktan ziyade “Polise dayalı” bir düzendir. Faşizm, çıplak şiddet yoluna baş vurarak, burjuva toplumunun temellerini tehlikeye atma pahasına, sınıf kavgasını şiddetlendirir. Büyük burjuvazi ise, hakimiyetini devam ettirebilmek için “liberalizm” yolunu yeğleyecektir.

Genel olarak, yukarıda anlattıklarımızdan çıkaracağımız sonuç, Faşizm’in “antagonist güçlerin felakete yönelik dengesinde” doğar. Tarihi alternatiflerin sivrildiği dönemlerde, devrim ve karşı devrim hareketlerinin kabardığı ortamlarda, işçi sınıfı savunmadadır. Küçük burjuva sınıfların dışına atılmış, sınıfsızlaştırılmıştır.

Faşizm, devleti kişinin üstünde görür ve “à priori” devleti yer yüzündeki ulu kavramlar arasına alır. Burada, devlet tarifine hakim olan unsurların tam olarak yer değiştirdiğini görüyoruz. Küçük burjuva ideolojisi ile, büyük burjuva ideolojisinin çeliştiği nokta ortaya çıkmaktadır. Büyük Burjuva ideolojisinin gücünü hukuk ve politikaya dayandırırken, faşist ideoloji, okulda, orduda, ailede ve tüm toplumda oluşturduğu hiyerarşiye (ideolojik hegemonya) oturtur. Faşizm, yeni bir kültür için savaşmaktadır ve kişinin baştan eğitimini gözetir. Gerekçesi ;“kişi devletsiz bir şey ifade etmez”dir ve”toplum = disiplin”dir. Faşizm bir felsefedir ve ne denli çürük olduğu ortaya konarak yığınlara kofluğu gösterilmelidir.

Faşizm’in gözlediği kültür, yeni bir kavram düzeni ile halkın, düşünce, isteme ve his kompleksini yüklenme işinin tanzimini üstlenir. Bunun için üst yapı kuruluşları ile anlaşma yapar, bu kuruluşları dışlamaz, onları içine almaya ve tüm olarak kavramaya, eritmeye gayret eder. Faşizm, kendi idaresini örgütlemek için iş başına yeni kişiler getirecektir. Ancak, bu kişilerin içinde hareketin doğasına uygun olarak gönüllü olarak bulunanlara, işe yaramazlara, suça açık, maceracı kişilerde görevler verilecektir. Bu kadrolaşma hareketi Burjuva ve Faşizm arasında bir çelişki doğuracaktır.

Faşizm, ilk aşamada hükümet ile özdeşleşir ve sonra yararlı hareket olarak görülen “politik hareket” (politik parti), adliyenin ve ekonominin ve diğer devlet kuruluşlarının tesir altına alınmasına yönelir. Bu noktalarda, “Yer Tutma Savaşı”nın önemi açık olarak ortaya çıkmaktadır. Faşizm’e karşı savaşta üst yapı kuruluşlarının önemleri ve Tarihi Blok kavramının özelliği açık seçik ortaya çıkmaktadır. 

Bu konuya ilişkin bilgiyi bir başka yazımda da vermeye çalışmıştım. (http://www.sansursuz.com/yazar.asp?publisherid=43&offset=20)

Değerli ve sabırlı okuyucu, elimdeki, yaklaşık 25 yıl evvel yazdığım, notlar burada bitiyor. Olası ki, daha başka yazılarım da olduğu gibi, araya başka acil şeyler girdi ve yazıyı burada bıraktım. Daha doğrusu, yazıyı burada mı bırakmışım, yazdım da sayfalar mı kayboldu bilemiyorum.

Başka bir yürekle ve görüşle yazılan bir yazıyı bu gün ki “kafayla” bitirmeye çalışmanın doğru olacağına inanmıyorum. Zaten bu yazıda ben bir şey söylemiyorum, Gramsci’nin söylediklerinden bir kolaj yapmışım. Daha sonraki yıllarda, Gramsci’nin görüşlerinde değişmeler (temelde değil, ayrıntılarda) olduğunu da biliyorum. Son, bitiş paragrafını da kendinize göre, isterseniz yukarıda anlatılmaya çalışılanlar doğrultusunda sizler koyun.

Yazının sonuna, muhtemelen yararlandığım bir de kaynakça buldum, bir bölümü kitap veya fotokopiler olarak hala arşivimde. Söz konusu listeyi de da meraklısı için ekliyorum. Ancak görüldüğü gibi yararlanılan kaynaklar, yazı kadar eskidir. Daha yakın yıllarda Gramsci ve düşünceleri üstüne çalışmalar devam etti ve Moskova tarafından yasaklanan daha sonraki yıllardaki düşünceleri ancak yakın yıllarda yayınlanan çalışmalarda,Marksist düşünürün düşüncelerinde ilk düşüncelerinde nüanslı şeyler söylediğini öğrendik. Bunlardan burada söz etmek çalışmanın orijinalliğini bozacağı için değinmiyorum. Ama, İtalyan işçi sınıfı hareketini kökünden etkileyen bu düşünce sisteminin temelinde değişiklik olmadığını düşünüyorum.

(yazım hataları olabilir, el yazısı ile yazıldığından bazı yerleri okumakta güçlük çektim- Bu özür yazının kendisi için de, özellikle özel isimlerde geçerlidir


Gramsci, Théoricien
des Superstructures
Jacques Texier
La Pensée ; NO 139 / 1968

Gramsci et la
Philosophie du Marxisme

Jacques Texier
Edition Segher /1966

Gramsci et
le Bloc Historique

Hugues Porteli
PUF

Gramsci et L’état
Christine Buci – Glucksmann
Fayard

Sur Gramsci
Togliatti
Edition Sociales

Lire Gramsci
D. Grison – R. Maggiori

Edition Universitaires

Ecrits Politique (1 – 2 )
Antonio Gramsci
Edition Gallimard

Felsefe
ve Politika Sorunları

Antonio Gramsci
Payel yayınları


Lettres de Prison
Antonio Gramsci
Gallimard


Gramsci Dans le Texte
F. Ricci – J. Bramant
Editions Sociales

Notes sur Gramsci
Alfonso Leonetti
E.et D. Internationales

Notes sur Gramsci
Jacques Taxier
Centre d’etudies et de
Recherches Marxistes

Dialectiques (özel sayı)
No 4-5 / 1974

La Pensée Politique
de Gramsci

Piotte
Anthropos

Pour GramsciM.-A Macciocchia
Edition du Seuil

A Propos de Gramsci
F. Ricci
L’Humanité / 21.2.1968

Gramsci,
Théoricien Politique
F. Ricci
La Nouvelle Critique N0. 25 / 1969


Gramsci
et R. Luxembourg
G. Badia
La Nouvelle Critique N0. 30 / 1970

Gramsci, Théoricies
des Superstuructures
La Pensée NO. 139 / 1968

Gramsci, Nécessité et
Créativité Historique
La Nouvelle Critique NO. 69 / 1973





Bu yazı 15.03.2008 Tarihinde “Sansürsüz” sitesinde de yayınlanmıştır.