İkinci bir Mac Arthur Olayı mı ?


Ataman Aksoyek - 27/03/2008 11:07:15 (428 okunma)



İkinci bir Mac Arthur Olayı mı ?

11 Mart 2008, Salı günü saat 22:00 ‘de, Irak’ta olan, CENTCOM (Merkez Kuvvetler Komutanlığı) kumandanı Amiral William Fallon’un istifa ettiği haberi bomba gibi düştü ve pek çok yoruma yol açtı. Savunma bakanı Robert Gates, Washington’da yaptığı, daha evvel planlanmamış, son anda hemen düzenlenen bir basın toplantısında, istifayı kabul ettiğini söyledi. Hakim basında, ilk çıkan yorumlar, Amiral Fallon’un, Bush yönetimi tarafından istifaya zorlandığı şeklinde oldu ise de, hemen bunun doğru olmadığı açıklandı.

Değişik kaynaklar bu istifa’nın, istifaya zorlanma şeklini anımsatması için, Başkan Truman’ın işten el çektirdiği ve aleyhine bir Senato soruşturması açtırdığı General Douglas Mac Arthur’ün olayını hatırlattılar. İkinci Dünya Harbi sırasında ABD’nin Pasifik Cephesi Komutanı ve daha sonra Kore Savaşı sırasında Birleşmiş Milletler Kuvvetleri Komutanı olan General Mac Arthur, Kore savaşını Çin’e genişletmek ve atom bombası kullanmak istemişti. Bunun üzerine Başkan Truman tarafından, 11 Nisan 1952 tarihinde emekliye sevk edilmiş, hakkında bir Senato araştırması açılmış ve ölüm tarihi olan 05.04.1964 gününe kadar New York’ta sakin bir hayat yaşamıştır.

ABD büyük bir ekonomik krizin içine doğru hızla yuvarlanmaktadır. Sınırları dışına taşıdığı askeri ve harp giderlerini taşıyamayacak hale gelmiştir. Brüksel’de yayınlanan, EuroTurk Agency’nin yayınladığı Aylık gazeteye (Mayıs-2006) şöyle yazmışım ;

“……….Uluslararası platform’da, doların, tehlikeli bir uygulamayla, değerinin % 15 – 40 üstünde muamele gördüğü söyleniyor. Polemikler arasında petrolcülerin Amerikan parasından kaçarak paralarını Euro’ya yatırdıkları da var.

Günümüzde doların güvenilirliği üstüne elde hiçbir bilgi bulunmamaktadır. 15 Şubat 2006 tarihinden bu yana Amerikan Federal Rezerv’i dünya’da tedavülde ne kadar dolar olduğu ve dolarla ilgili diğer tamamlayıcı bilgileri açıklamaktan vazgeçti.

Bugüne kadar bütün bu söylenenler psikolojik harp dönemini hatırlatıyordu. 28 Mart 2006 günü Asya Kalkınma Bankası ([i]Asian Development Bank – ADB), üyelerine bir bilgi notu yolladı ve olası bir dolar çökmesi (krizi
) için uyardı. Banka bunun bir olasılık olduğunu ifade ediyor, ancak vuku bulması halinde yaşanacak ağır sonuçlara dikkatleri çekiyordu. Banka, üyeleri arasında bölgesel bir olasılık olarak dolara karşı ACU adı verilen ve Euro sepetini andıran, benzer ilkelerle çalışacak, bir sepet hazırlıyor.

ADB, isminin yaptırdığı çağrışımın aksine, sadece Asya ve Pasifik ülkelerinin üye olduğu bir kuruluş değil, 64 üyesi arasında aralarında Fransa, Belçika,İsviçre, Japonya ve ABD’nin de üye olduğu bir kuruluş……..”, “…….Haftalık Der Spigel dergisiyle bir röportaj yapan, Nobel’li Joseph Stinglitz, Irak Savaşı’nın ABD’ye, ilk dört yılda, resmi söylentinin 2 – 4 defa daha fazlasına, 1 – 2 trilyon dolara mal olduğunu söylüyor.(Der Spiegel, 5 Nisan 2006) Bu sayının muhasebeleştirilmesi halinde bütçe açığına eklenmesi gerekecek ve doları değeri olmayan bir kağıt parçası haline getirecek.

Görüleceği gibi, ortaya çıkan tablo, her hangi bir politik krizin uluslararası paniğin sebep olacağı sonuçlarını düşünmek dahi insanı ürkütüyor[/i]…..”

Amiral Fallon’un istifası olayı Türkiye basınına, “Kürt’lerle müzakere edilsin” sözleriyle hatırlandı ve bana kalsa, pek çok kişi ellerini ovuşturdu, “iyi olmuş” dedi.

İlk çıkan yorumlardan birisi, Amiral William Fallon’un, Başkan Bush’un İran’a saldırma projesine karşı çıktığı için istifaya zorlandığı yolundaydı. Hatta bunu ABD’nin İran’a saldırısının takip edeceği söylentileri de yayınlandı. Mart 2008 tarihli Esquire dergisinde yayınlanan “The Man Between War and Peace” söyleşisi, açık sözlü bir askerin, Başkan Bush’un politikalarıyla ilgili eleştirilerini içeriyordu. Pek çok yorumcu, bu söyleşiden sonra, Amiral’e kapının gösterildiğini ve dediğim gibi, savaşın çok yakın olduğunu düşündü. Kanımca, bu yorumlar ABD’nin gerçek sorunlarını örtmeye yönelik, güdümlü ve gerçek güç dengelerini kulak arkasına atan lobi çalışmalarının sonuçlarıydı. Michael Salla’nın ABD Deniz Kuvvetleri’nin kalbi olan Annapolis’in titretişimlerini yansıtan “La Maison-Blanch sacrifiera-t-elle la Ve Flotte pour Justifier la destruction nucléaire de l’İran” araştırması donanmanın Bush yönetimiyle çelişki halinde olduğunu gösteriyordu. Thierry Mayssan’ın NATO’nun Orta Doğu’ya (özellikle Lübnan’a) yerleşmesine dikkatleri çeken yazıları düşünüldüğünde işlerin öyle pırıl pırıl olmadığı anlaşılıyor.

ABD Yönetimi’nin, Irak savaşını açmasının sebepleri arasında, ekonomik çıkarların savunulması önemli bir yer tuttuğu, geniş çevrelerin kabul ettiği bir olgu. Süreç içinde olay çığırından çıktı, hiç beklenmeyen, olumsuz ve çok büyük giderlere yol açan bir yola girdi. ABD, Irak’a yollanan askeri güçü her gün arttırmak zorunda kalıyorlardı. Bazı Avrupalı destekçilerine rağmen, Politik yalnızlığı artmaktaydı. Ekonomik olarak önü alınamayan bir kan kaybı başlamıştı. ABD’de bir çok eyalet iflas ilan etmişti, bir çok eyalet de sıra beklemekteydi. 2006 yılından başlamak üzere ABD yönetimi endişelenmeye ve bu çıkmazdan kurtulmanın yollarını aramaya başladılar. Memnunsuzluğun ifadesi ve tehlike canlarının sesi, Büyük Orta Doğu projesinin baştan yapılandırılmasını öneren, Baker-Hamilton Raporu ile duyuldu. Genel hatlarıyla rapor ; “Amerikan dış politikasına yeni açılımlar kazandırmak ve Amerikan resmi makamlarının üzerindeki mevcut baskıları hafifletmek ve Amerikan resmi makamlarına, halkın beklentileri de göz önünde tutularak, tavsiyeler vermeye” yönelikti.

Başkan Bush, – aslında destekleyici olan - Baker-Hamilton Raporu’nun baskısını önleyebilmek için, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’i yaptığı olağan üstü çalışmalara teşekkür ederek, dinlenmeye yolladı ve yerine Baker- Hamilton Raporu’nu hazırlayanlardan birisi olan Robert Gates’i atadı. Böylece Bush – Cheney ikilisi “tatlı su” muhaliflerini sakinleştiriyorlardı. 

Yeni Savunma Bakanı Gates, Baba Bush döneminden yakınlığı olan, yüksek rütbeli bir grup subaya, sıkıntıların çözülebilmesi için gerekli girişimleri başlatmaları yönünde yeşil ışık yaktı. (Bütün aramalarıma karşı, şu konuda açıklık bulamadım ; Bakan proje mi yapmalarını istedi, yoksa “gereğini yapın”mı dedi, anlayamadım)

3 Aralık 2007’de, yine bu subayların etkisiyle (yazılanlarda bu da çok açık değil), istihbarat ajansları koordinasyonu, Beyaz Saray’ın, sözde “İran Tehlikesi”ne yönelik, doğruyu yansıtmayan raporu yayınlandı. Rapor, İsrail’in çıkarları doğrultusunda ABD’nin Orta Doğu’daki çıkarlarının da tehlikeye atıldığına vurgu yapıyordu. Duyurunun yapılmasından sonra, pek çok kaynak, Amiral Fallon’un CİA direktörü Amiral Michael Hyden üzerindeki “moral otorite”ye dikkatleri çektiler.

Amiral Mike McConnel (Ulusal Haber Alma Kurumu Başkanı), Amiral Michael Hyden (CİA Başkanı), General Geoges Casey (Kara Kuvvetleri Başkanı) Amiral Fallon’la birlikte Bush yönetimi tarafından yapılan operasyonların gösterişe yönelik olduğuna ve silahlı kuvvetlerin hızla yorulma, dağılma ve aşınmaya gittikleri konusunda dikkatleri çeken, sürdürülen politikaların ABD’yi malubiyete sürükleyeceği söylemleri ortaya çıkmaya başladı.

Uzayan söylemlerin, Savunma Bakanı Robert Gates’i bu üst düzey askerlere “Peki bir çözüm bulun ! ” demeye götürmüş olabilir sanıyorum.

Bulunan ve önerilen üç aşamalı bir plandı ;

I.ABD, Güvenlik Konseyi’ne, İran’ı mahkum ettiren karşı bir kararı kabul ettirecekti. Ama bu kararın yaptırımı olmayacağı gibi, içi de boş olacaktı ve Tahran da bunu kabul edecekti.

II.Mahmut Ahmedinejat Irak’a giderek, Irak’ın ve bölgenin çıkarları için durumu yatıştırmanın zorunlu olduğunu söyleyecekti. Bu seyahat, tamamen sembolik olacaktı ve ABD de buna karşı çıkmayacaktı.

III.Tahran, Irak’ta durumun normalleşmesi için bütün ağırlığını koyacaktı. Etkin olduğu grupların, silahlı mücadeleyi bırakarak, politik hayata entegre olmalarını sağlayacaktı.
Bu dengelenme hali, Pentagon’un mağlup olmadan çekilmesini sağlayacaktı.
ABD destek verdiği, İran’a muhalif (Halkın Mücahitleri, PEJAK gibi) gruplara desteğini durduracaktı
.

Bir takım Internet kaynaklarına göre, Bakan Gates’in (muhtemelen) oluşturduğu ve Ulusal Güvenlik Eski Danışmanı General Brent Scowcroft’un da katıldığı bu generaller grubunun, Rusya ve Çin’in de, bu planla ilgili, mutabakatlarını almışlardı.

Vladimir Putin, ABD – İran uzlaşması için Rusya’nın olanaklarını kullanacağı, ABD’nin bu çekilişinden hiçbir şekilde askeri olarak yararlanmaya kalkmayacağı teminatını vermiş, ancak Annapolis konferansı’nın (http://www.sansursuz.com/haberler/templates/sansursuz_yazar.asp?articleid=53059&zoneid=7&y=43 ) fare doğurduğunu, Moskova’da yapılacak bir uluslararası konferansta genel olarak Orta Doğu dosyasının temizlenmesini istemişti.

Hu Jintao ile yapılan müzakereler, Bush yönetiminin uluslar arası kamuyu, sözüm ona, İran tehdidi söylemiyle bu denli aldatmaya kalkması, Çin yönetimini şaşkınlık içinde bıraktı. Bu oluşan ABD yönetimine yönelik güvensizlik ortamının aşılması gerekmekteydi. Daha evvel, Pasifik’tekiPacCom’un komutanı olan Amiral Fallon’un Çinlilerle olan iyi ilişkileri bu engelin aşılmasına yardımcı oldu. Uzlaşma, Çin’in Güvenlik Konseyi’nde çıkarılacak şekilsel kararın önünü kesmeyeceği, ancak, bu kararın, Çin-İran ekonomik ilişkilerinin de önüne engel çıkarmayacağı noktasında oluştu.

Görüldüğü kadarıyla sorunun çözümü bulunmuş, proje tamamlanmış ve yürümeye başlamıştı. Annapolis’te Konferans toplandı. Güvenlik Konseyi 1803 sayılı kararını aldı. Ahmedinejat Irak’a gitti. ABD, ordular Ortak Komutanı General Mike Muller ile (gizlice) buluştuğu ve ABD askeri güçlerinin geri çekilmelerinin alternatifleri konuşulduğu söyleniyor. (l’Effroyable imposture - 2).

Olaylar istendiği gibi gelişirken, sanki birileri frene bastı. Birden bire, Paris’ten sonra, yapılması beklenen Moskova Konferansı’nın tarihinin kesinleşmesi beklenirken, sözü edilmez oldu.

Havanın yumuşaması beklenirken, İsrail Gaza’ya saldırdı, 2006’da Lübnan saldırısı, İsrail için, bekleneni vermemişti. ABD, durumu kurtarmak için Birleşmiş Milletler’in otoritesi altında NATO’yu devreye soktu. NATO güçlerinin başına General Brantz Craddock getirildi. Lübnan savaşını devam ettirme planları, Roma Konferansında, Fransa’nın karşı çıkmasıyla (Chirac dönemi – Fransa, kendi arka bahçesi olarak gördüğü Lübnan’a ABD’nin yerleşmesini istemiyordu) durduruldu. NATO’nun doğrudan devreye girmesi de, o zaman Cumhurbaşkanı olan, Emil Lahoud (daha sonra süresi bittiği görevinden ayrıldı) tarafından veto edildi.

2006 yılındaki Lübnan – İsrail Savaşı’na müdahale etmemiş olan NATO, yavaşça bu bölgeye yerleşmeye başladı. ABD, NATO adına, Lübnan açıklarına, ABD donanmasının en vurucu gücü ve modern gemisi olan USS Cole’ü, 28 Şubat 2008 tarihinde terörizmle mücadele için, yolladı. Güvenlik Konseyi’nin 1701 ve 1773 sayılı kararları ile kurulmuş olan Birleşmiş Milletler gücü, Mavi Kasklı’ları FİNUL ( Force des Nation Unies pour Liban - Op) içine NATO birlikleri de katıldı.

Voltair’in bir haberine göre, ismini vermek istemeyen Bush yönetiminin önde gelen isimlerinden birisinin ifadesine göre, bu girişim “….ABD’nin bölgedeki tehlikeli olasılıklara karşı bir dayanışma gösterisiydi…. ABD yönetimi Lübnan’daki gelişmeleri endişeyle takip etmekteydi…….USS Cole gemisinin yollanması, ABD’nin Suriye’nin tutumundan doğan endişelerinin sonucuydu.”(http://www.sansursuz.com/haberler/templates/sansursuz_yazar.asp?articleid=45040&zoneid=7&y=43 ), (http://www.sansursuz.com/haberler/templates/sansursuz_yazar.asp?articleid=39999&zoneid=7&y=43) Ortaya çıkan tabloyu şöyle yorumlamanın mümkün olacağını sanıyorum.

oABD donanması, belki Lübnan – İsrail savaşına bilfiil katılmayacaktır ama, Hizbullah’ı baskı altında tutmak, İsrail’i rahatlatmak istemektedir.

oABD, Lübnan krizinde açıkça taraf olmaya hazırlanmaktadır.

oABD, Suriye üzerine olan baskısını da arttırmaya hazırlanmaktadır.

Burada, yukarıda işaret ettiğim yazılarda da vurguladığım gibi, Lübnan’da büyük özeleştirmelere hazırlanılmaktadır. Hizbullah’ın ve Lübnan komünist Partisi’nin dahil olduğu ittifak ile Michel Aoun’un liderliğini yaptığı Özgür Vatan Sever Akım (Courant patriotique libre), yapılması düşünülen özelleştirmelerin bir casusu belli olarak kabul edeceklerini söylediler.

29 Şubat 2009 günü bir sürpriz daha yaşandı. İtalyan, İspanyol, Fransız gemileri, o güne kadar olduğu gibi kendi ülkeleri adına Birleşmiş Milletlerin kumandasında kı “Task Force”tan ayrılıp, AB flaması çekerek EUROMARFOR adına görev yapmaya başladılar. Ama, Euromarfor, 2009 yılında yürürlüğe girecek, İtalyan, İspanyol, Fransız, Portekiz deniz güçlerinden oluşacak, şu anda sadece tasavvur halinde, kağıt üzerinde olan bir projeydi.

2006 savaşına kadar “yenilmez” olarak kabul edilen “Tsahal”, Gaza’da da istediği üstünlüğü kuramamış, bölgede artık kendini güvende hissetmiyordu. İsrail’i de desteklemek için ABD, bölgeye NATO aracılığı ile yerleşmekteydi.

ABD, varılan anlaşmaya uymayarak, İran’daki muhalif gruplara desteğini kesmemişti. Bunun üzerine İran, Irak’taki muhalif güçlerini üzerindeki etkinliklerini kullanmaktan vaz geçti. Yapılan barış ve ABD’nin kendini kurtarma operasyonu suya düşmüş, her şey başına dönmüştü.

Bu gelişmeler karşısında, Amiral Fallon’un adını ve şerefini kurtarabilmesi için istifa etmesinden başka yol kalmıyordu.

Olası gelişmeler neler olabilir diye düşünürsek. Bush – Cheney ikilisi Irak’ta silahları konuşturmaya devam edip, General Davit Petraeus’un programını sonuna kadar zorlayacaklardır diyebiliriz.