ISINAN GÜNEY ÇİN DENİZİ

Gönderen Ataman Aksoyek - 18/09/2008 18:33:14 (895 okunma)
Ataman Aksoyek

ISINAN GÜNEY ÇİN DENİZİ

Ağustos (2008) ayı başında başlayan Gürcistan krizinin ikinci kısmı bittiye benziyor. Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırması ile başlayan olaylar, kanımca, uluslararası ilişkilerde bir değişim noktası olacak. Konuyu bir evvelki yazımda irdelemeye çalıştım. (http://www.mavidefter.org/index.php?option=com_content&view=article&id=363:guercistanla-ilgili-olarak&catid=88:dunyagundemi&Itemid=66) ve (http://www.kuyerel.com/modules/AMS/article.php?storyid=2654 ) Hem hatırlatmak, hem, daha iyi anlatabilmek, hem bazı eklemeler yapmak için geri döneyim.

Moskova, sosyalist sistemi korumak için kurulmuş olan Berlin duvarının yıkılmasında bu yana ilk kez pasif duruşunu terk ediyor. 

Pek çok ciddi politik yorumcu ve üniversite insanı, olayın Saakaşvili’nin davranışını “politik olarak bir hata”, “”, “kendini beğenmişlik”, “kısa görüşlülük”, “kendini dolduruşa getirme”, “yeteri kadar akıllı olmama" Saakaşvili’nin arkasındaki güçlerin, 1990’dan buyana başlattıkları genişleme hareketinin duraklaması (aptallık diyen bile var ama, ben tekrar etmiyorum) olarak niteliyorlar.

Saakaşvili politikacı olmak bir yana, ABD tarafından üretilmiş, ikinci sınıf bir memur. Yaptığı işleri bir kenara koyun, Fransız ve Alman televizyonlarındaki konuşmalarını izlemişseniz bana hak verirsiniz. Bu tiplere Brüksel’de olduğum sürece bol miktarda rastladım. Bunlar, lacivert veya siyah takım elbise giyerler, kariyer yapmak için önlerine çıkacak fırsatı beklerler. Mutlaka bir şekilde ABD ile ilişkileri olmuştur. Ya burs almışlardır veya birileri davet etmiştir ve uzun bir süre oralarda seyahat etmişlerdir.

Gürcistan olaylarıyla ilgili basında sağlıklı haber bulmak her gün daha güçleşiyor. Sağlıklı bir fikir edinebilmek için, basından ziyade, jeopolitik konusunda yoğunlaşmış kurumlardan gelen bilgileri takip etmek gerek. Federal Almanya’da Ağustos’un son haftası çok ilginç televizyon söyleşileri ve tartışmaları izleme olanağımız oldu. Aklımda kalan bazı isimler ; Luxemburg Başbakanı Jean-Claud Junger, Willi Brant’ın Doğu Politikası’nın mimarı, Eski Bakan Egon Bahr, Rusya Federasyonu Federal Almanya Büyükelçisi Vladimir Kotonev, Federal Almanya Eski Dış İşleri bakanı Hans Dietrich Genscher, Hamburg’taki Doğu vakfından Peter Sholl, Federal Almanya Esi Bakanlarında Erhart Eppler, Televizyon Yorumcusu Lothar Leove, ABD’nin Eski Büyükelçisi John Kornblum vs vs. Bu ağır isimlerin hepsinin yorumu, Saakaşvili’nin büyük bir hata yaptığı konusunda birleşiyorlardı. Egon Bahr’ın bir sözü çok dikkat çekiciydi ; “Eğer bu hareketi haber vererek yaptıysa vahim, haber vermeden yaptıysa çok daha vahimdir” dedi. Deneyimli politikacının, “ABD’nin görülen krizlerdeki olumsuz payına, Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığına deyinmesi ve daha bağımsız bir politika oluşturması gereğine vurgu yapması” da ilginçti. Rusya’nın enerjiyi silah olarak kullandığı /kullanacağı savını (ismini not edemediğim) Federal Almanya – Rusya Federasyonu enerji kurumu başkanı ; “40 yıldır Rusya’dan petrol ve gaz alıyoruz. Bir kere dahi aksama olmadı, bir kere dahi silah olarak kullanmadılar. Bunun aksine bir tek örnek gösterilemez ve 30 yıl daha bu ilişkimizi devam ettireceğiz” dedi.

Güvenilir yorumcular, Gürcistan – Rusya çatışmasıyla, yürürlükte olan uluslar arası düzenin tamamen değiştiğine işaret ediyorlar. Artık dünya, soğuk savaşın sonunda olduğu gibi tek merkezli değildi. Soğuk savaşın süresince olduğu gibi iki merkezli de değildi. Çok merkezli hale gelmiştir.

Medvedev, “yeni bir soğuk savaştan korkmadıklarını”, “her koşul altında yaşamaya devam ettiklerini ve bu koşullara da dayanabileceklerini”söyledi. Bunu söylerken, Rusya Federasyonu’nun nekahet dönemini yaşadığını, Küreleşmenin yaşanan bir gerçek olduğunu, ülkeler geliştikçe birbirlerine daha bağımlı hale geldiğini, eminim ki hesaplıyordu. Rusya Federasyonu, riskli hamlesini yaparken, yenilgi halinde tüm oyunu kaybedebileceğini muhakkak ki düşünmüştü.

Bu arada “Şanghay İşbirliği Örgütü”nün Tacikistan’da, Duşanbe şehrinde yapılan toplantısıyla ilgili olarak basında çıkan haberlerde de, örgütün, Rusya’yı Gürcistan krizinde desteklemediği haberleri çıktı. Haber çarpıtılmıştı. Toplantıdan evvel Rusya Federasyonu, “Gürcistan konusun gündeme getirmeyeceğini” vurgulamıştı. Toplantı sonu yayınlanan deklarasyonda, “altı maddeli anlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını”, “Rusya’nın bölgedeki barış ve işbirliğine yönelik faal rolünü desteklediklerini” açıkladılar. Rusya, Doğu cephesini güvence altına alıyordu.

Şanghay İşbirliği Örgütü’nün bir diğer büyük üyesi olan Çin halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) de ABD ile sorunları vardır. ABD dediğiniz zaman, aklıma hani“yedi bela” tipler vardır, devamlı kavga çıkarırlar o tipler aklıma geliyor. ABD Irak ve Afganistan batağına çok fena halde batmıştır ve nasıl kurtulacağını da bilemiyor. (http://www.globalsiyaset.com/makaleler/abdpolitikalari/ataman-aksoyek-1.html) Şimdi de başına bir Pakistan belası almaya hazırlanıyor.

ABD, uzun zamandan buyana, Karadeniz’in sularını ısıttığı gibi, Çin Denizi’nin de sularını ısıtmakta.

Gürcistan’da olduğu gibi, ÇHC, Tayvan adasının, anakaranın ve kendisinin bir parçası olduğunu kabul ediyor. ÇHCi’nin Tayvan’la ilişkili politikasının zaman zaman hareketlenen, zaman zaman durulan bir yol takip ettiği görülüyor. Ancak, gözlenen, ÇHC’nin bu çelişkiyi çözmek için acelesi olmadığı ve zaman içine yayarak bir çözüm bulma politikasını sürdürdüğüdür.

İlişkiyi daha iyi anlatabilmek için geçmişi hatırlamakta yarar olduğunu düşünüyorum.

Tayvan’ı (veya Formoza – Benim gençliğimde gazetelerde “Milliyetçi Çin Cumhuriyeti”ne yönelik haberler çıkardı) ilk kez Hollanda tarafından sömürgeleştirilmiş. Tarım işlerinde çalıştırılmak için Kıta Çin’inden erkek işçi getirmişler. (değişik kaynaklar 150 000 kişiden söz ediyor) Göçmenler, yerli halkla evlenerek adanın demografik yapısında büyük değişikliği getirmişler.

Ada, tarihte Çin Ana Kıtasına saldırmak için ileri bir üs olarak kullanılmış.

Ada, 1895 yılında Japon hakimiyetine geçmiş. 1945 yılında, Japonya’nın malubiyetinden sonra ÇHC’nin sınırlarına katılmış.

Çan Kay Çek, Mao karşısındaki yenilgisinden sonra, kaçarak, iki milyon yanlısıyla adaya geçti. 28 Şubat 1947’de yerli halkın ayaklanmasında 30 000 Tayvanlı öldürülür ve Çan Kay Çek, ABD destekli, Çin Cumhuriyeti diktatörlüğünü yerleştirdi.

Çin Cumhuriyeti, 1971 yılında yapılan bir oylamada Birleşmiş Milletlerdeki yerini ÇHC’ne bırakmak zorunda kaldı. ÇHC, Birleşmiş Milletler’deki tek Çin temsilcisi oldu.

Çin Cumhuriyeti, bağımsızlığını ilan etmemiş olmasına rağmen, bağımsız bir ülke gibi davranmaktadır. ÇHC için, Tayvan kendisinin bir bölgesidir.

23 Temmuz 2007 yılında, Tayvan, Tayvan Cumhuriyeti olarak Birleşmiş Milletler üyesi olmak için yaptığı başvuru, Birleşmiş Millet’de ret edildi. ABD, ilerideki günlerde değişik olayların odağı olma eğilimi gösteren Tayvan’ı, ÇHCi’ne karşı baskı unsuru olarak kullanmaktadır.

Son yıllarda, ÇHC, askeri, diplomatik, ekonomik ve hatta kültürel konularda, üniversitelerin, araştırma kurumlarının, basının üzerinde durduğu uluslararası güncel konularda olduğu gibi “deniz” konusunda da ön sıralara oturdu. Tartışılan, konuşulan konuları üç başlık altında toplamak mümkün olabilir kanısındayım ;

• Çin’in denizle ilişkisi,
• Çin’in, denizlerdeki olanakları,
• Çin’in denizlerdeki uluslararası ilişkileri, ittifakları ve/veya ihtilafları


Evvela bir saptama yapmakta yarar var ; Çin bir ticaret ülkesi. GSMH’ı ile, 1993 yılında dünya’da 13’üncü idi. 2004 yılında altıncı sırada görüyoruz. İhracat’ı açısında dördüncü,

Çin üretiminin % 40’ını ihraç ediyor. İhraç ettiğinin bir kısmı, Batılı kuruluşların ÇHC’de ürettikleri. Yani batılılar, Çin’de üretip, Çin’in dışına taşıyorlar. Çin’de yabancı kuruluşların ürettiği kalemler arasında aklınıza gelebilecek hemen hemen her şey var (Traktör, saat, oyuncak, televizyon, aliminyom, çelik, bisiklet, penisilin, telefon, fotoğraf makinesi, ilaç, diz üstü bilgisayar, klima aleti, çamaşır makinesi, buz dolabı).

Son çeyrek yüzyılda ÇHC, büyümesiyle dünya ekonomisinde, jeopolitiğinde önemli bir yer aldı. Çin’in ekonomisi, çok önemli oranda dış politikasında, jeostratejisinde ham madde temin etmeyi ve ihraç yollarını açık tutmayı ön planda tutmasını zorunlu hale getirdi. ÇHC, aynı zamanda dünyanın en çok ithalat yapan ülkesi ; Ham madde ithalinde sıralamanın en önünde. 2004 yılında dünya’nın kömürünün % 40’ını, brüt petrolün % 7’sini (dünya’da ABD’den sonra ikinci) tüketiyor, Aliminyom’un % 25’ini, demir cevherinin % 30’unu, çimento’nun % 40’ını, elektriğin % 13’ünü, çeliğin % 25’ini tüketmekte.

ÇHC’in bu ithalat ve ihracat işlevini yürütebilmek için serbest denizlere, bu denizlerde işleyecek gemilere, bu gemilerin yapılacağı tersanelere, bu gemilerde çalışacak personele, bu gemilerin yanaşabileceğe limanlara ve en sonunda bu deniz trafiğini güven altına alacak deniz gücüne gereksinimi var.

Fransız Deniz Akademisinde yapılan konferans’ta “Çin ve Deniz” konulu konuşmasında Amiral François Bellec, Çin’in, akarsularıyla, nehirleriyle ve kanallarıyla çok eski bir denizci ülke olduğunu hatırlatıyor. 14. Yüzyılda Çin’in, Batı’nın iki yüzyıl sonra yapabileceği, 200 ton taşıyabilen gemiler yaptığını, Çin’in daha o devirde yıldız seyri (astronomik seyir) yapabildiğini, 15. yüzyılda yaptığı 140 metrelik gemileri batı’nın ancak 19. yüzyılda yapabildiğini anlatıyor.

Bu gemilerle, o devirde Çin, deniz ticareti yaparmış. İlginç olan, bu gemilerle uzaklara gitmemişler. En uzak gittikleri yer İran’mış. Sömürgeleşme döneminde, değişik sebeplerden bu alanda geri kalmışlar.

Devrimden sonra ÇHC’nin denizle derinlemesine ilgilenmediği biliniyor. Deniz ticaret filosunu (başında, Sovyetlerin yardımıyla) genişletmeye başlamış. 1961 yılında dünya sıralamasında ticaret gemisi tonajında 26’ıncı iken, 1976’da 18’inci, 1987’de 9’uncu ve günümüzde Yunanistan, Japonya ve Norveç’ten sonra dördüncü sıraya çıkmış. Halen ÇHC, dış ticaretinin % 90’ını deniz yoluyla yapmaktadır. 1961 yılında kurulmuş olan ulusal COSCO (China Ocean Shipping Co.) deniz kontener nakliye şirketi, büyüklük sıralamasında dünyada dokuzuncu sırayı alıyor. 10. sırayı bir başka Çin armatörlük şirketi tutuyor. (1997’de kurulmuş olan China Shipping Corp.)

İç harpte, Çin’in bütün limanları, Tayvan’a çekilen, Çan Kay Çenk yanlıları tarafından tahrip edilmişti. ÇHC, 1970 yılına kadar, Sovyetlerin de büyük yardımlarıyla limanlarını inşa etmeye uğraştı. Bugün ÇHC’nin, yabancı bandıralı gemilerin de yanaşabildikleri 128 limanı var. Bunlardan 45 tanesine derin su kesimli gemiler de yanaşabiliyor ve bunların hepsi ABD ve Avrupa limanlarının ayarında. Hızla artan ithalat ve ihracatının gereksinmelerine cevap verecek şekilde limanlarının (özellikle yüksek su çeken gemiler için) sayılarını ve kapasitelerini de arttırmakta. ÇHC’in, Çin dışındaki limanlara da büyük yatırımlar yaptığı biliniyor.

Çin, günümüzde Güney Kore ve Japonya’dan sonra gemi yapımında üçüncü sırayı alıyor. Ton/yıl olarak üretimini her yıl % 20 arttırıyor ve imalatının % 90’ını ihraç ediyor. ÇHC 2000 yılında “Deniz Yüksek Teknolojisi” adını verdiği planlama ile öngörülen rasyonalizasyon ve modernleştirmeleri gerçekleştirerek 2015 yılında Güney Kore’nin önüne geçmeyi hesaplıyor. Dünya düzeyinde, Kontener gemisi yapımındaki payı 2003 senesinde % 8 iken, 2004 yılında % 18’e yükselmiş. Çin tersaneleri, günümüzdeki haliyle, üreticiliği, Japon tersanelerine göre 5, Güney Kore tersanelerine göre 20 defa geride. Ancak, eski tersaneler yenilenmekte ve yenileri yapılmakta. Bütün uzmanlar çok hızlı bir gelişmeyi işaret etmektedirler. Dünya’nın en büyük tersanesi Şanghay’da inşa edilmek ve bitmek üzere. Yeni inşa edilen tersaneler ÇHC’in kendisi tarafından finanse edildiği gibi, Çin’deki ucuz el emeğinden yararlanmak isteyen Güney Kore ve Japon sermeyesi de ÇHC’ne tersane yapımında yatırım yapmaktalar. (Kawasaki, Samsung, Daewoo gibi) (http://www.quid.fr/2007/Transports_Maritimes/Construction_Navale/1

China State Shipbuilding Corp. – CSSC ve China Shipbuilding Industry Corp – CSIC, 2006 sayılarına göre sivil ve askeri olarak 3,6 milyon ton deniz aracı inşa etmişler. Verilen sayılara göre, ÇHC’de (bu tersanelerden yüzü yabancı yatırımla kurulmuş) 1300 tersane bulunmaktaymış. Çin’de Gemi inşa sektöründe çalışan insanın 600 00’i bulduğu verilen sayılar arasında. (http://ifm.free.fr/htmlpages/pdf/2004/ports-chinois.pdf

ÇHC, karşılaştığı düşük kalite personel sorununu aşabilmek, kaliteli işçi yetiştirebilmek için, çok sayıda “Deniz Akademisi” kurmuş bulunmakta. ÇHC bugün, uluslar arası deniz işletme şirketlerinde çalışabilecek denizci ve uluslararası tersanelerde, limanlarda çalışabilecek işçi yetiştirmektedir. Bu okulların kurulmasında, bütün ASEAN (Association of Southeast Asian Nations = Güneydoğu Asya Uluslar Birliği; 8 Ağustos 1967'de Vietnam Savaşı'ndan kaynaklanan komünist genişlemeye karşı olarak Filipinler, Malezya, Tayland, Endonezya ve Singapur arasında kurulan uluslararası örgüt) ülkelerine olduğu gibi Avrupa Birliği ve Japonya’nın yardımı olmuştur.

Kapıyı çalan yeni soğuk harp, ÇHC için hayati olan deniz ulaşım yollarının güvenliğini ön plana getirdi. ÇHC sorumluları, uzun yıllardan beri bölgeye yerleşmiş olan ABD’nin varlığından rahatsızdırlar. Bölgede oluşacak bir gerilimde gündeme gelecek bir “blocus” olasılığına karşı stratejiler geliştirmektedirler.

Amiral Mathey’in “Fondation pour la recherche stratégique”te yaptığı konuşmada (http://www.cedoc.defense.gouv.fr/) ABD ile ÇHC’nin Tayvan’la ilgili bir çatışmaya, Tayvan bağımsızlığı ilan etmediği sürece, girmeyeceklerini, görülen gerim tablolarının blöflerden ibaret olduğunu söylemekte. Bence makul bir yaklaşım. Ama, bu sınırlı vurgulama, ABD ile ÇHC’nin karşı karşıya gelebilecekleri olasılığı dışlamıyor kanısındayım. Tarafların birbirine güvenmediği ortamlarda bu tür blöfler tatsız bitebilir veya, Gürcistan olayında olduğu, tarihte pek çok defa görüldüğü gibi, bir provokasyon veya görülmez kaza ile sonuçlanabilir.

ABD son dönemde Güney Çin Denizi’ndeki varlığını arttırmaktadır. Dinleme ve izleme sistemleriyle donatılmış ABD uçakları ÇHC yakınlarındaki uluslar arası alandaki uçuşlarında çok bariz bir artış gözlemlenmektedir. 1 Nisan 2001 yılında Çin’in Hainan adası açıklarında ABD’ye ait bir izleme uçağı ile bir Çin uçağı çarpıştı (fizik anlamda) Çinli pilot öldü, ABD uçağı ve içindeki 11 kişi Çinliler tarafından tutuklandılar. Daha sonra olay özür dilemelerle ve diplomatik yollardan çözüldü. (http://www.ladocumentationfrancaise.fr/catalogue/9782110048257/index.shtml) Ama 28 gün gergin bir dönem yaşandı.

2001 Temmuz ayında, ABD bakanları Rumsfeld ve Power, Amiral Dennis Blair Avustralya’da Güney Kore ve Japonya ile birlikte, ÇHC’ni hedef alan bir anlaşma yaptılar.

2002 Mart’ında Pentagon, Çin’in kendisi için nükleer hedef olduğunun söylendiği (Nuclear Posture Rewier) bir belge yayınladı. (http://www.oboulo.com/nuclear-posture-review-americain-2002-6227.html). 

Daha sonra para aklamakla suçlanacak olan Milliyetçi Çin Başkanı Chen Shui-bian, 2004 yılının Mayıs ayında, 2008 yılında Tayvan’ın bağımsızlığını ilan edeceğini ve ABD’de de bunu desteklediğini açıkladı..

2004 yılı Nisan ayında, ABD Tayvan’a 1,8 milyar dolar değerinde bir radar sistemi, bir ay sonra 8,9 milyar dolar değerinde sekiz denizaltı sattı. ÇHC, ABD’nin bu açıklamasını, ve silah satışını uluslararası hukuk kurallarına göre, ABD’nin ÇHC’nin içişlerine karışması olarak gördüğünü açıkladı.(Çin’egöre Tayvan, Çin Halk Cumhuriyeti’nin bir bölgesiydi, ada ve Anakara arasındaki sular ve boğaz ÇHC’nin karasuları içindeydi.) Bu satışlar, ABD’nin, ÇHC’le yaptıkları, ÇHC ile ABD’nin ilişkilerini düzenleyen 17 Ağustos 1982 tarihli açıklamayla ve onu takip eden iki açıklamayla da çelişkiliydi. Söz konusu, açıklamalara göre, ABD, Tayvan’a silah satımı tedrici şekilde azaltacaktı. ABD bu “Communiqué”lere uymadığı gibi, ÇHC’tindeki ayırımcılık hareketlerini de maddi olarak desteklemeye devam etmekteydi. 

Pentagon’un 20 Mayıs 2004’te yayınladığı bir raporda, “CHC’nin, ekonomik bir süper güç olmaya yöneldiğini ve ABD’nin güvenliğini tehdit etmekte olduğunu” vurguluyordu. ABD, 2 haziran 2004 yılında, CHÇ’nin Çek Çumhuriyeti’nden satın almak için yaptığı anlaşmaya rağmen, 57 milyon tutan radar istasyonunun satımını önledi ve kendisinin kesin gereksemediği, bu tesisi satın aldı.

Haziran 2004 yılında ABD Senatosu yayınladığı bir raporda ÇHC’ni “Komünist Diktatörlük” olmakla suçluyordu.

2004 yılı Haziran ayının sonunda ABD, 1945’ten buyana görülen en büyük deniz gücüyle, Güney Çin Denizi’nde, “Summer Pulse 2004” adını verdiği deniz savaş oyununu düzenlemiş. Hong Hong’da yayınlanan Strait Times gazetesi bu savaş oyununa yedi grubunun (filonun) katılacağını yazmış.(Jean Marie Holtzinger naklediyor) Her grup, bir uçak gemisi (80 – 90 savaş uçağı), bir kruvazör, iki muhrip, iki destroyer, iki denizaltı, bir anagemisinden (ikmal gemisi) oluşuyor. Denizaltılar, uçak gemisi taktik nükleer silah taşımaktadırlar. Gemilerde ayrıca vurucu konvasiyonel silahlarla (Cruise ve Tomahawk füzeleri) donatılmış olup güçlü bir ateş gücüne sahiptiler. Yazar, gruplardan sadece bir tanesinin, ortalama bir ülkenin deniz güçünü yok edebileceğini, 1991’de Körfez savaşında ABD’nin iki grup kullandığını ekliyor.

Savaş oyunlarının hedefi hiç şüphe yok ki, ÇHC’ne göz dağı vermeye yönelikti.

Bu eşi görülmemiş savaş gücü, Asya ülkelerini rahatsız etti ve ÇHC, Avustralya, Endonezya, Japonya tarafından protesto edildi. ÇHC, Kitty Hawk uçak gemisinin Tayvan boğazından geçmesini, ÇHC’nin kara sularının ihlal edildiğini ileri sürerek protesto etti. (ÇHC için Formoza ÇHC’nin bir bölgesi ve Tayvan Boğazı ÇHC’nin kara sularıydı.)

ABD’nin Pasifik Filosunun Komutanı Amiral Timoty Keting, protestoyu “Tayvan Boğazı’ndan geçmek için ÇHC’nin iznine ihtiyacımız yok. Serbest geçiş hakkımızı, istediğimiz zaman, istediğimiz yerde kullanırız” diye cevaplandırdı.

Daha güncel bir gerginlik 2007 yılında yaşandı. ABD filosunun ortasında, KittY Hawk uçak gemisinin yakınında klasik tip bir ÇHC denizatlısı su üstüne çıktı ve çok gergin bir sekiz saat yaşandı.

Uzmanlar, ÇHC’nin denizlerdeki askeri ve sivil gücünün yükselişini bir “uyanış”, denizlerde hakimiyetini arttırması olarak yorumluyorlar.

29 – 30 Haziran günlerinde Paris 1 Üniversitesi’ndeki konferansında Pierre Journaud (CEHD - Le Centre d’études d’histoire de la Défense) gelişmeleri, özetleyerek söylersek, şöyle özetliyor ; “ Mao, Çan Kay Şenk’e karşı edindiği zaferden sonra, çok önemli bir Sovyet yardımıyla, hatırı sayılır bir sahil muhafaza sistemi kurdu. Daha sonra da, ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya’dan yeni teknolojiyi ithal etti.”

1990 yılındaki ilk Körfez Krizi ile, ÇHC, açık denizlerdeki zayıflığını fark etti, askeri ve sivil kapasitesini geliştirmek için bütçesine önemli bir yer vermeye başladı. ÇHC, bugün bölgesinde önemli bir deniz gücü haline gelmiştir. Savunma gücünün yanında, saldırı gücü de hatırı sayılır bir güç olmuştur.

ÇHC için, ekonomik ve stratejik sebeplerden bu değişim zorunluydu ; yukarıda da anlatmaya çalıştığım gibi, gerekli olan enerjiyi, ham maddeyi temin edebilmesi, dünya ekonomisine ulaşabilmesi için deniz yollarının emniyetini sağlamak zorundaydı.

Jeopolitik alanda uzmanlaşmış olan kaynaklar, ÇHC’nin, Tayvan dahil, tüm komşularıyla ve hatta, komşularını kendisine karşı kışkırtan ABD ile iyi ilişkiler kurmak ve sürdürmek için bir çaba sarf ettiğine dikkatleri çekiyorlar. ÇHC, bu politikasını sürdürürken, güvenliğini sağlayabilmek için silahlanmaya da devam etmektedir.

ÇHC, yukarıda anlattığımız sebeplerden, bölgede kendisini tehdit eden tek güç olarak ABD’yi görmektedir. Bu tehlikeye karşı ÇHC’nin erişmeyi ön gördüğü savunma stratejisini şöyle özetlemek mümkündür. (http://english.people.com.en/whitepaper/defense2004/defense2004,html

Tayvan’ın askeri ve politik merkezlerinin devre dışı bırakabilme
• ABD’nin, Japonya ve Guam’daki askeri üslerini kullanarak müdahale etmesini engelleyebilmek.
• ABD’nin açık denizlerdeki askeri güçlerinin saldırısını önlemek.

Bu stratejinin gerçekleşebilmesi için ÇHC ;
• Tayvan’ı rahatlıkla vurabilecek (300 – 600 Km menzilli) DF-11 ve DF-15 füzeleri kendi sahillerine yerleştirmektedir. 2005 yılında yerleştirilmiş olan 700 füzenin olduğu, sayılarının her yıl 75 – 100 adet arttığı tahmin ediliyor.
• Rusya’dan ağır silah almakta ve lisanslı imal etmektedir. Alınan silahın 2 – 3 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Alınan silahlar arasında ; süpersonik SS-N-22, SS-N-27B/Sizler, dört denizaltı, 200 civarında savaş uçağı (150 Su-27 ve 50 Su-30), İzleme uçakları (gelişmiş Airborne Early Warning II-76), hava savunma füzeleri. Bu silahlarla ÇHC, ABD’nin bölgedeki üslerini rahatlıkla vurabilecek duruma geçmiş oluyor.
• ÇHC, politik amaçlarla Avrupa ülkelerinden de teknoloji ithal etmektedir.
• Gücünü gösterebilmek için sık sık savaş oyunları düzenlemektedir.
• Bilgilenme savaşı çerçevesinde, feza çalışmalarına hız verilmesi, uydu yerleştirilmesi vs.
• ABD ile başa çıkabilecek atom gücünün geliştirilmesi. (7 250 Km menzilli ICBM / DF-31 ile 11 270 Km menzilli DF-31)


Değişik kaynaklar, bölgede askeri ağırlığın ÇHC tarafına ağır basmaya başladığına dikkatleri çekmekteler.

Avrupa’nın yaklaşımını, Fransız Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Alain Oudot Dainville, “ÇHC ile askeri, bilimsel ve teknolojik alanda diyalogu sürdürmek” olarak formüle ediyor.


Bu yazı SANSÜRSÜZ sitesinde de yayınlanmıştır.