LÜBNAN - IV(1) (2009 SEÇİMLERİ)

 Ataman Aksoyek - 06/06/2009 16:53:53 (429 okunma)



LÜBNAN - IV(1) (2009 SEÇİMLERİ)

Lübnan, coğrafi olarak Doğu ve Batı Arap dünyası arasında kalan, köprü ve köşe taşlarından birini oluşturan küçük bir ülkedir. Karmaşık sosyal yapısı, pek çok etnik grubun ve dinin bir arada yaşadığı, çok eski medeniyetleri barındıran bir ülke. Tarihi boyunca hem jeopolitik hem de jeostratejik konumuna bağlı olarak hem Batı hem de Doğu güçlerinin ilgi odağı olmuştur.

Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile, 7 Haziran 2009 günü, Lübnan meclisindeki 126 milletvekili iskemlesini doldurmak için genel seçimler yapılacak. Seçimleri çekişmeli olacağına kesin gözüyle bakılmakta. Çekişmenin ilginç yanı, partilerin değil, parti gruplarının ittifakları yarışacak. Daha doğrusu bu çekişme, iktidardaki, ABD, Suudi Arabistan ve Mısır tarafından desteklenen,
 14 Mart Grubu(2) denen, Sünni, Said Hariri’nin Geleceğin Akımı (veya Gelecek Akımı) partisinin çektiği, Walit Jumblat’ın İlerici Sosyalist Partisi’nin ve başka Hıristiyan grupların da katıldığı grup ile, Başını Hasan Nasrallah’ın lideri olduğu Hizbullah’ın çektiği, Nabih Beni’nin liderliğinin yaptığı Amal partisi (3) , son dönemde katılan Ermenilerin(4) ve Lübnan Komünist Partisinin (5)desteklediği, General Refik Michel Aoun’(6)un Maruni(7) Bağımsız Ulusal Güçler Partisi’nin katıldığı muhalif8 Mart Grubu(8) arasında yaşanacak.

Genellikle Batı basınında bir terör örgütü olarak görülen Hizbullah’la ilgili çizilen resim, Orta Doğu’yu iyi bilen uzmanların görüşüyle çakışmamaktadır. Her şeyden evvel altının çizilmesi gereken özellik, Hizbullah hareketi’nin kadroları, militanları, tabanıyla tamamen Lübnanlıdır. Lübnan halkının 1/3’ünü Şiilerin oluşturmalarına rağmen, Lübnan Şiileri tarihsel olarak politik, sosyal, ekonomik kurumlarının dışına itilmişlerdir.

1970’li yılların başında, Lübnan Şiileri, haklarını savunmak için “Nasipsizler(9)” hareketini kurdu. 1979 yılında İran’da Şah’ın devrilmesi Şii mollaların iktidarını getirdi. 1975 – 1989 yılları arasında Lübnan’da bir iç savaş yaşandı.
 Hizbullah(10) , Irak ve İran’daki köktenci “Dava” partisinin uzantısı olarak kuruldu. Tamamen Şii’lerin değil, Şii’lerin ağırlıklı olduğu bir parti idi. Hizbullah, kurulmasından sonra, pek çok aydını, bilim insanı ve komünisti öldürdü. (11) Direniş hareketine katılan kişiler de bu kıyıma uğradılar. İlişkiler çok gergindi. Bu, yurtseverlere karşı saldırıda Suriye’nin de rolü vardı.

İsrail kamplarında ve hapishanelerde Hizbullah ve diğer hareketlerin kadroları karşılaştılar, tanıştılar ve bu ilişki serbest bırakıldıktan sonra da devam etti.

2005 yılında, Hassan Nasrallah’ın Hizbullah’ın genel sekreteri seçilmesinden sonra, parti’nin eğilimi, Müslümanlıktan ziyade Lübnanlı olmaya yöneldi.. Hizbullah’da bir vizyon değişikliği başlamıştı. Bunu, sol unsurlarla ılıman (ikircikli) bir havanın yerleşmesi takip etti. İsrail’in ilk saldırından sonra, Lübnan Komünist Partisi’nin yaptığı “Ulusal Direniş Cephesi” çağrısı ilişkilerin gelişmesini getirdi. İlişkiler,
 “mülahazat hanesinin” daima açık olmasına rağmen, gelişti. 

Hizbullah pek çok konuda çözümlere pratik ve uzlaşmacı yaklaşmakta ise de, İsrail ile olan mücadeleyi sebep göstererek, silahlarını bırakmayı kabul etmemiş ve etmemektedir. 2006 yılında yaşanan İsrail istila denemesinden sonra bu tutum Şii veya Hizbullah yanlısı olmayan pek çok Lübnanlı tarafından da anlayışla karşılanmaktadır.

Hizbullah, Lübnan Komünist Partisi’nin açıklamalarında, ulusal direnişe katılan bir Lübnan partisi olarak görülmektedir. Aralarında ekonomik çözümlerde (örneğin, elektriğin kamulaştırılması) ve ulusal sorunlarda farklılıklar (laiklik, reformlar, modernleşme) olduğunu söylemekle birlikte, 2007 yılı ortalarından itibaren, hissedilir şekilde değişmekte olduğunu da vurgulamaktadır. Lübnan’ın kendine özel koşulları da uzlaşma havasını zorunlu hale getirmektedir. Şii’ler meclis’te 1/3 oranını aşamazlar ve uzlaşmak, ittifaklar yapmak zorundadırlar. Lübnan Ordusu Maruni ağırlıklıdır. İktidardaki Hariri’nin partisi Sünni’dir. Uluslar arası güçler Hizbullah’ın tek başına iktidara gelmesine izin vermeyecektir. Bütün bu elemanları dikkate alan Hizbullah’ın değişimi seçim programlarına da her gün daha geniş şekilde yansımaktadır.

A. R. Norton (Orta doğu ile ilgili değişik yorumlarında) ve
 H.E. Chehabi(12) İran’ın Hizbullah’a yapmakta olduğu maddi yardımı kesmiş olmasına rağmen, gelişmeye ve tabana yayılmaya devam etmesine işaret edip, sosyal yapıya yerleştiğine ve Şii toplumun çok geniş bir kesiminin desteğini almaya devam ettiğine vurgu yapıyorlar.

Seçimler, bir yıl evvel, Hizbullah’ın İsrail saldırısında büyük yararını gördüğü özel haberleşme sisteminin(13) elinden alınması girişimi ve Hizbullah yanlısı olan Havaalanı yöneticisinin işinden atılması(14) üzerine başlayan,(15) 80 kişinin öldüğü ve
 Doha Anlaşması (16) ile son bulan politik uzlaşmazlık, Beyrut’un yönetiminin Hizbullah ve Amal grubunun ele almasından sonra gerçekleştirilecektir.

Katar Şeyhliği’nde yapılan Doha Anlaşması Lübnan’a genel bir denge, politik güçlerin bir masa etrafında toplanabilme olanağını getirdi.
 Ulusal Direniş Cephesinin genişlemesi durdurulmuş, Ulusal Direniş Cephesini de çevirmeye çalışan çember kırılmıştı. Başta, donmuş Cumhurbaşkanı seçimi, genel seçim yolu ve Politik gelişmelerin de önü açılmıştı. 8 Mart Grubu, her koşulda, ağırlık kazanacaklarına inandıkları seçimlerin yapılmasını istiyorlardı. İktidar, kaçınılmaz hale gelen seçimlerde, muhalefetin yeni kurulacak meclise katılmasına razı olmakla birlikte ağırlık kazanmasını istemiyordu. (17)

Doha Anlaşması’nın Lübnan’ın politik havasının yumuşaması için bir olanak sağlayacağı umudunu getirdi. Dört defa toplanan, yavaş fakat olumlu gelişen, ulusal diyalog toplantıları sonunda seçimlere bu iyimser hava içinde gidildi. Hizbullah’ın başını çektiği direniş cephesi askeri güçlerini milli orduyla birleştirmeyi kabul etti. Seçim sisteminde de günün koşullarını, yeterli olmasa bile, belli oranda gerçeğe uygun oranda meclise taşıyacak değişiklikler kabul edildi.
 

Hizbullah, iç ve dış politikasında, Doha Anlaşması sonunda güçlendirdiği politik yerini muhafaza etmek için, “statu quo”yu devam ettirmek istemektedir.

Hizbullah ve ortakları, iç planda seçimlere sakin bir ortamda ve kendileri için uygun koşullarda girmektedirler.
 

Hizbullah’ın tabanı rahatça harekete geçirebileceği ve seferber edebileceği geniş bir sosyal alt yapısı bulunmaktadır (cami, okul, coçuk yuvası, hastahane, dispanser, özel işletmeler ve sivil toplum kuruluşları) Hizbullah, 2005 seçimlerinde yaptığı yanlışlardan da ders çıkarmayı başarmışa benzemektedir. Daha uzlaşmacı, ittifaklar arayan, Hıristiyan partilerle iş birliğine giden bir politikayı sürdürerek, General
 Michel Aoun’un veSosyal Demokrat eğilimli Ermeni Taşnak partisiyle ittifak kurmuş bulunmaktadır.

Dış politikada, koşulların izin verdiği oranda, İsrail’le açık bir çatışmaya girmekten kaçınmaktadır. Hizbullah, Lübnanlıların yeni bir savaş istemediğinin ve yeni bir savaşın Lübnan lehine olmadığının bilincindedir. Politik kazançlarını muhafaza etmek ve hatta pekiştirmeyi yeğlemektedir. İsrail’in Gazza saldırısında da bunun için açık taraf olmadığı yorumcuların ortak kanısıdır.

Obama yönetimi, göründüğü gibi ciddi olarak Lübnan sorununu çözmek ve sağlam bir zemine oturtmak istemekte ise, Hizbullah’ın katılacağı, ciddi bakanlıkları alan Hizbullah bakanlarının olacağı bir hükümetin olasılığını ret edemeyecektir.

Lübnan politikasının özelliklerinden bir diğeri de, toplulukların liderlere bağlı olarak önem kazanmalarıdır.

1943 yılında oluşturulan Ulusal Anlaşma ile kuruluşunda Lübnan Parlamentosunda iskemle dağılımı ülkede yaşayan etnik veya dini grupların, 1932 yılında yapılan sayım rakamları göz önüne alınarak, Osmanlı yönetimi ve Fransız mandası dönemlerinin anılarını da taşıyan bir sistem kabul edilmişti. Bu sayıma göre, Lübnan’ın nüfusu 3,5 – 4 milyon arasındaydı. Bunun % 27’si Hıristiyan, % 63’ü Müslüman’lar oluşturuyordu. Geriye kalan yüzdeyi, Museviler, Ermeniler, Kürtler ve diğerleri oluşturuyordu. 1970’li yıllarda yeniden sayım yapılmak istenmiş ise de, Maruni – Sünni grup, koşulların kendileri aleyhine değişeceği endişesiyle sayımın yapılmasını engellemişlerdir. Ulusal Anlaşma’ya göre Lübnan parlamentosu ; 54 Hıristiyan (30 Maruni, 11 Ortodoks Grek, 6 Katolik Grek, 4 Gregoryen Ermeni, 1 Katolik Ermeni, 1 Protestan), 45 Müslüman (20 Sünni, 19 Şii, 6 Dürzi) toplam 99 üyeden oluşuyordu.

Devlette görev dağılımı da yine etnik asıllara göre paylaştırıldı ; Devlet başkanı (Cumhurbaşkanı)
 Maruni olacaktı. Hükümet Başkanı (Başbakan) Sünni olacaktı, Özel yetkileri olan Parlamento Başkanı, Şii olacaktı. Devlet sisteminin merkezindeki önemli bir yeri Maruniler alıyordu.

İç harpten(18) sonra, 1989 yılında Suudi Arabistan’da yapılan Taif Anlaşması’yla dengelere yeni bir bakış getirildi Etnik (konfesyonel) oranların eşit olmasına ve her iki tarafında 64 milletvekili ile temsil edilmesine karar verildi. Sonuçta bu değişiklik, Fransız mandası döneminden gelen Maruni topluluğunun etkinliğinin azalmasını getiriyordu.

Doha müzakerelerinde, eski ordunun şefi Maruni General Michel Sleimane üzerinde, altı aydan beri seçilemeyen ve bir kriz oluşturan Cumhur Başkanı olarak, oy birliği ile uzlaşılması Maruni topluluğun bir kazancıydı. Seçimlerde, değişen oranların ışığında, temsil oranlarında değiştirilmesi 8 Mart İttifakı tarafından önerildi ise de öneri kabul edilmedi. Uzlaşma, kararların 2/3 oranı ile alınmasında oldu. Bu karar, çalışmaları bloke etme olanağını getirecek ama uzlaşmayı da zorlayacaktır.

Filistinli göçmenlerin en yoğun olduğu Arap ülkesi Lübnan’dır ve buradan çıkan tablo diğer ülkelerden daha değişik görünmektedir. Seçimlerde, Lübnan vatandaşlığını kazanmış olan Filistinlilerin önemli rol oynayacağı, değişik yorumcuların düşüncesi. Sünni olan ve Suudi Arabistan, Mısır ve Arap Emirlikleri etkisinde olan bu grubun, Şii etkinliği olarak kabul edilen 8 Mart İttifakı’na olumlu yaklaşmayacakları vurgulamaktadırlar. Son dönemlerde köktenci bir özellik gösteren ve Suudi Arabistan tarafından desteklenen, Filistin resmi yetkilileri tarafından da kontrol edilemeyen bu göçmenler özellikle ülkenin direniş cephesinin etkin olduğu güney kesiminde, hızla silahlanmakta ve Şii güçlerin aksine devletin resmi güçleriyle çatışmaktaydılar. Bu gelişme, Lübnan’daki Şii ve Hıristiyan grupları da endişelendirmektedir.
 

Doha Anlaşması
 (uzlaşması) sonunda yeni seçilen Cumhurbaşkanı Michel Sleiman’ın uyguladığı Suriye ile yumuşama ve uzlaşma politikası da, sorunların hepsini çözmese bile, ülkeye belli bir rahatlama getirmiştir.

Seçimlerden sonra ne olacağı sorusu gelecek için pek çok problemi taşımaktadır. Lübnan üzerinde uzmanlaşmış yorumcular, büyük bir olasılıkla
 8 Mart İttifakı’nın seçimlerden kazançlı çıkacağını tahmin etmektedirler. Jean-Jacques Rousseau’nun tarifiyle, en basit politik demokraside ; ekseriyet kazanırdı, azınlık ise, daha iyi yapacağını anlatmaya çalışırdı. Ancak son dönemde, özellikle Arap ülkelerinde, Hamas örneğinde olduğu gibi, yaşananlar, batı ülkelerinin soruna böyle bakmadıklarını gösterdi. Lübnan’ın iç işlerine devamlı olarak, doğrudan veya dolaylı ama etkin şekilde müdahale eden ülkelerin yapılacak seçimlerin sonunda ortaya çıkacak Lübnan halkının iradesini ne derece kabul edecekleri pek çok yorumcunun gündemini meşgul etmekte. Bu gerçeğin bilincinde olan 8 Mart İttifakı, seçimleri kazanması halinde, şimdiki iktidarı kendilerinin alacağı kararları bloke edebilecekleri 1/3 oranında yönetime ortak edeceklerini söylemekteler. İlginçtir ; şimdiki iktidar, seçimleri kazanması halinde ulusal bir uzlaşmaya gideceklerini dile getirmemektedirler. Bu durumda, yaşanan huzursuzlukların geri geleceği olasılığının büyük olacağını düşünebiliriz.

2005 yılından bu yana Bush yönetimi ve Fransa, yukarıda sözünü ettiğimiz İktidarda olan
 14 mart grubuna tüm desteğini vermişti. Obama yönetiminin söylemleri bu tutumun değişeceği umudunu vermektedir. Ancak, Suudi Arabistan ve Mısır aracılığıyla yapılacak müdahale olasılığını da hesaba katmak gerekmektedir.

1990’lı yılların başından buyana, İsrail ve birlikte hareket eden batılılar, son dönemlerde unutulmaya yüz tutmuş olan Sünni – Şii çatışmasını teşvik etmeye başladılar. Bunun yansımasını Arap dünyasında çok açık olarak görmekteyiz. Arap Birliği’nin
 Şerm-el Şeyh toplantısında eleştiriler Lübnan’a saldıran İsrail’e değil, ülkesin, korumaya savaşan Hizbullah’a yönelikti.

Orta Doğu politikalarında etkin olan ABD için ön planda olan Filistin ve İsrail ilişkileridir. Lübnan sorunu daha sonra gelmektedir.
 

Lübnan seçimlerinde önemli bir faktör de İsrail’dir. Kurulduğundan bu yana yayılmacı bir politikayı sürdüren İsrail 1948 yılında genişlemesini hızlandırdı, Filistin ve Lübnan’ı işgal etmeye başladı. 1967 yılında Lübnan’ın güneyini işgal ederek, en büyük genişlemeyi yaptı. İsrail, Lübnan’a yönelik dört büyük operasyon düzenledi. 1982’de Ariel Şaron döneminde havadan ve karadan yapılan saldırıyla sınırdan 20 Km içeri girildi, Beyrut 2 ½ ay kuşatma altında kaldı. 1982 – 1983 saldırılarına direnen Hizbullah örgütü, ülkeyi savunan güç haline geldi.(19)
 

Geçmişte olduğu gibi bugün de İsrail, Birleşmiş Milletler tarafında kendisi için tayin edilmiş olan sınırları tanımamakta,
 “Hizbullah yüzünden Kuzey sınırımız tehdit altında” ve “Birleşmiş Milletlerin çizgileri doğal sınırlarımızı yansıtmıyor”, veya “gereksinimlerimize uygun düşmüyor” anlayışıyla genişlemelerini sürdürdüler.

Son dönemde, Lübnan ile ilgili haber veren basın İsrail lehine casusluk yapan ağların çöktürüldüğü haberlerini yazmaktadırlar. Emekli bir haber alma generalinin başında olduğu grup, uzun yıllar İsrail adına haber toplamış ağın çökeltildiğini anlatmakta. İsrail’den yüz binlerce dolar para almış bu grup, milli haber alma kuruluşu tarafından ele geçirilmişler ve suçlarını itiraf etmişler.

Lübnan Komünist Partisi
 1 mayıs dolayısıyla, 30 Nisan 2009 günü, işçi ve komünist Partilerine yaptığı çağrıda, İsrail’in NATO üstlerini ve ülkelerinin olanaklarını kullanarak Lübnan’daki seçim sürecini tehlikeye atacak yeni bir saldırıya hazırlandığını, ülkelerinde (özellikle Avrupa Birliği içinde) hükümetlerine bunu önlemek için baskı yapmalarını istiyor.

Lübnan, bölgedeki pek çok ülkenin tersine, tarihinde askeri darbenin olmadığı bir ülkedir. Ülkenin değişik etnik gruplardan olan yapısının bu deneyimi yaşamamış olmasındaki en önemli sebep olduğunu söyleyebiliriz. Lübnan’ın 56 000 kişiden oluşan ordusu donanım, eğitim, sayı olarak düşük seviyede olduğu gibi, Lübnan bütçesinde ordusu için ayrılan miktar da düşüktür. Lübnan ordusunun, Lübnan’ın özgürlüğünü koruyabilme olanakları da yoktur. 2006 yazı İsrail saldırısında, ordu savunma hatlarını boşaltıp geri çekilmiş ve belli yerlerde de Hizbullah tarafından korunmuştur. (20)

1919 yılında Fransız mandasına verilen ve 1943 yılında bağımsızlığını kazanan Lübnan’ın ordusu, Fransa tarafından “Les Troupes Spéciales de Levant”
 adı altında kurulmuş ve savunmaya yönelik düzenlenmiştir. Lübnan ordusu, Arap – İsrail çatışmalarının hep dışında kalmış ve bu güne kadar, 1948 – 1949 savaşı dışında, İsrail Ordusu ile hiçbir zaman karşı karşıya gelmemiştir. Lübnan ordusu iç savaşlarda yansızlığını korumuş, 15 yıl süren (1975 – 1990) iç harp süresinde de kendi içinde ayrışmış ancak, ordu olarak yan tutmamıştır.

1990 yılından sonra, Lübnan devletinin baştan düzenlenmesi sırasında, ordusu da yeniden yapılandırılmasına çalışılmış 1993 yılına kadar bütçenin yaklaşık olarak % 23’ü bu işe ayrılmıştır. Ayrılan bu miktar, ordunu donanımının modernleştirilmesi ve gücünün arttırılmasından ziyade, eski milis gücü elemanlarının (6 000 kadar) orduya yeniden kazanılmasına harcanmıştır. 2005 yılından bu yana ABD, Lübnan’a helikopter, tank cephane ve askeri aksesuar yardımı yapmakta ise de,
 Nahr el Bared(21) çatışmasında ortaya çıkan yeteneksizlik tablosu ordunun durumunu çok açık olarak göstermiştir.

Lübnan ordusunda aksayan temel unsurlar ; etkinlik, lojistik, ülkenin yapısına bağlı olarak ortak bir vizyonunun olmamasıdır. Ordu, ülkeyi dış tehlikelere karşı koruyamamakta, bölünme korkusuyla iç çalkantılara müdahale edememekte, düzeni sağlayamamakta, ordu olarak fonksiyonlarını yerine getirememektedir. Ancak, yine bu yapısına bağlı olarak, çevre ülkelerde görüldüğü gibi, bir askeri müdahalede de bulunmamaktadır.

Lübnan İçişleri Bakanlığı’ndan aldığı bilgileri aktaran
 L’Orient Le Jour gazetesi, 26 seçim bölgesinde, yazının başında belirttiğimiz gibi, parlamentodaki 128 iskemle için 700 adayı seçecek 3 257 230 seçmenin olduğunu söylüyor Bu seçmenlerin, Müslümanlar başlığı altında toplananların 887 418’i Sünni, 873 418’i Şii ve her biri 27 olmak üzere, 54 milletvekilini seçecekler. Maruni seçmenlerin sayısı 697 502 ve 34 milletvekili seçecekler. Grek Ortodoks seçmenlerin sayısı 242 640, Dürzi seçmenlerin sayısı 186 491 Ortodoks Greklerin sayısı 162 519. 2 milletvekili seçecek olan Alevilerin sayısı ise 26 917.

Musevi
 Guysen Haber Ajansı 2 haziran 2009 tarihinde yaptığı bir değerlendirmede, dış girişimlerin oyları etkileyeceğini söylüyor. Ajans, seçimlerin başa baş geçeceğini, Hizbullah’ın sadece 11 aday(22) gösterdiğini , seçimleri kazanmaktan ziyade pazarlık edebilecek bir güç kazanmayı amaçladığını, hakim olmaktan ziyade etkin, Lübnan’ın politik hayatında “olmazsa olmaz” bir eleman olmayı hedeflediğini ekliyor. Musevi Ajansı, Arap dünyasını tek parlamenter demokrasisindeki yapılacak seçimler sonunda, muhalefetin 53 – 60, İktidarın 41 – 66 arasında iskemle kazanabileceği tahminini yapmakta.

Lübnan seçimleriyle ilgili olarak Batı basınında çıkan yorumlar Hıristiyanların büyük partisi olan General Michel Aoun’un partisinin niye Hizbullah’la ittifak yaptığını anlamaya, anlamaya yönelik. Birleşmiş Milletler toplantısında Suriye karşıtı açıklamalar yapan, Suriye’ye karşı olan savaşta, Lübnan ordusunu yöneten Hıristiyan liderin, Suriye tarafından desteklenen Hizbullah’ı desteklemesinin gerekçelerini analiz ediyorlar. Le Monde Diplomatique’te Lübnanlı Hıristiyanların bu tutumunu anlatan Lübnan Üniversitesi araştırmacılarından
 Nicolas Dot-Pouillard, Hıristiyan partinin genç militanlarından birisinin sözlerini aktarıyor (23) ; “…. Lübnan’ı tehdit edenler artık İran ve Suriye değildir. Son yıllarda hızla artan petro-dolarla beslenen, Hıristiyan karşıtı Sünni köktenciliktir. Şiilerle, köktenci olmayan Sünnilerle birlikte bu ideolojiye karşı çıkmamız gerekmektedir. Ben, kendi hesabıma, aydınları olan, seçimlerin yapıldığı belli hukuk kurallarının işlediği İran’ı, kadınların araba kullanma haklarının bile olmadığı Suudi Arabistan’a tercih ederim…..”

Arap dünyasında yeni bir gerimi izlemekteyiz. Direnişe sempati duyan veya karşı olmayanların kafalarında yeni bir şema oluşmakta ve Suudi Arabistan ve Mısır’ı İsrail ve ABD emperyalizmi yanlısı olarak görmektedirler. Kendi ülkelerinde sokaktaki adamın yönetimlerine eleştirileri artmaktadır. Bu uzaklaşmanın ilerde sorunların kaynağı olabileceği pek çok yorumcunun ortak kanısıdır.

İsrail saldırısından kaçan Maruniler, dağlarda yaşayan Şiiler tarafından, korunmuş ve barındırılmışlardı. (Temmuz – Ağustos 2006) Silahlarını bırakmayan ve direnen Hizbullah, ittifak içinde oldukları Maruniler için bir güven kaynağı oluşturuyor.

Maruniler Nasır döneminde kabaran Pan- Arap politikasına hiç sıcak bakmamışlardı. ABD’nin Lübnan çıkarması, ABD’nin saldırgan İsrail’e verdiği destek hafızalardan silinmemişti. Bölgede ortaya çıkan Suudi Arabistan, Mısır, İsrail eksenli politika Lübnanlı Hıristiyanlara (genelinde olduğu gibi)
 sıcak gelmiyordu.

Lübnan seçimlerine giderken Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri
 Ban Ki-moon, Güvenlik Konseyine Lübnan ile ilgili raporunu verdi. Burada yaptığı analizlerin yanında en önemlisi Birleşmiş Milletler’in, 1978 yılında, İsrail’in Güney Lübnan toprakların geri çekilmesinden sonra, “…Lübnan’ın bağımsızlığını güçlendirmek, toprak bütünlüğünü ve politik özgürlüğünü sağlamak için….”, oluşturulan FINUL’un (La Force intérimaire des Nation Unies (24)) görevinin 31. Ağustos 2009’a kadar uzatılmasını önerdi ve öneri Güvenlik Kurulu tarafından kabul edildi.. Genel Sekreter, raporunda, Cumhurbaşkanlığı seçini takip eden son dönemde ülkede bir uzlaşma döneminin başladığını, seçimlerin yapılmasını merkezi hükümetin otoritesinin ülke düzeyine yayılması olarak görüp, olumlu olarak vurguluyor.. Raporda endişe ile sözü edilen konular ; Filistinli kamplarının durumu ve silahlanmaları, İsrail uçaklarının Lübnan hava sahasını rahatsız etmeleri. Genel Sekreter Hizbullah’ın silahlarını bırakmamasını da dolaylı olarak, eleştiriyor. (25)

Ataman Aksöyek / 02.06.2009 - Hochdahl

BU YAZI “MAVİ DEFTER” SİTESİNDE YAYINLANMIŞTIR.


1Tamamlayıcı bilgi olarak, Lübnan konusunda yayınlanmış olan şu yazılarıma da bakabilirsiniz ;
ü http://www.sansursuz.com/makale/lubnan-iii-bilgi-kirliligi
ü http://www.sansursuz.com/node/8019
ü http://www.sansursuz.com/node/8013
2 Grubun ismi, Refik Hariri’nin öldürülmesi üzerine, 14 Mart 2005 günü yapılan, Suriye karşıtı gösterilerden gelmektedir.
3Amal : 20 Ocak 1975 yılında kurulan Ulusal Direniş İttifakı’nın üyesi ve Lübnan parlamentosunda önemli bir bloğu olan Şii parti
4Ermeniler, asırlardan bu yana Lübnan’da yaşamaktadırlar. 1915 Sürgününden sonra Anadolu’dan pek çok Ermeni Lübnan’a göç ettirildi. Ermeniler Lübnan’da etkin bir grup oluşturmuşken, iç çatışmaların artmasından sonra, pek çok ermeni KBD, kanada ve Latin Amerika’ya göç ettiler. Belli bölgelerde yaşamakta olan ve110 000 dolayında oyu olan Ermeniler Lübnan’da üç politik formasyon içinde örgütlenmişlerdir ; sosyalist eğilimli Taşnaklar (veya Doğu Ermenicesiyle Daşnaklar), sağ eğilimli Hınçaklar ve Ramgavarlar.
5 1924 yılında kuruldu. 1943 – 1971 yılları arasında yasaklandı. Lübnan’ın ensi partisidir. Güney Lübnan’da, dağlar bölgesinde ve değişik mahallelerde etkin bir partidir. 1982 yılında, İsrail saldırısına karşı etkin bir hareket oldu. 2005 yılında bölünmeler yaşandı. Halen içinde iki etkin akım yaşatmaktadır. Son kongrelerinde % 30 oy alan Sosyal Demokrat akım ile / 54,6 ol alan sosyalist akım.. 1907 yılında Hizbullah’ın başını çektiği Ulusal Direniş İttifakı cephesine katıldı. Lübnan’ın kendi iç sorunlarını dış güçlerin etkisinin dışında çözmesi gerektiğini savunmaktadır.
6 General Michel Aoun ; Hıristiyan Maruni bir ailenin coçuğu olan Michel Aoun, Fransız Askeri Akademisinden Topçu subayı olarak eğitim gördü. 1984 – 1989 yılları arasında Lübnan ordusunun başındaydı. Lübnan ordusun kurulmasında büyük katkısı oldu. Suriye ile olan savaşta Lübnan ordusunu yönetti. 1988 yılında bir süre başbakanlık yaptı.
ABD’nin Irak saldırında muhalif tavrı yüzünden baskılara uğradı politik çalışmalarına ara vermek zorunda kaldı.
 
2005 seçimlerinde Lübnan’daki Hıristiyanların % 70 desteği ile parlamento’da 21 milletvekili ile grup kurdu. Aylar süren müzakerelerden sonra 7 Şubat 2006’da Hizbullah’ın lideri hasan Nasrallah ile yaptı müzakerelerden sonra 10 maddelik bir uzlaşma imzaladı be Direniş Cephesi’nin sözcülüğünü yüklendi. Son Cumhur Başkanlığı seçimlerinde Ulusal Direniş İttifakı’nın adayı oldu.
7 Lübnan, Kıbrıs ve Suriye’de yaşayan Katolik-Hıristiyan halk. 451 yılında yapılan Kadıköy Konsili kararlarına bağlıydılar ve Roma’dan uzaklaştılar. Daha sonra, 13. yüzyılda Papalığın otoritesini tanıdılar. Kiliselerinde doğu Hıristiyanlığı ibadet şekillerini uygularlar. Dilleri Süryanice’dir Ancak, Arapça hakim dil haline gelmektedir..
 
8 Ulusal Direniş Cephesi’nin, artan vergiler, dıştan zorlanan hayatı güçleştiren ekonomik kararlar karşı çağrısı üzerine başlatılan genel greve atfen, greve katılanların oluşturduğu guruba verilen isim.
9 “Mouvement des désherités”
10 Sosyolog olan, doktorasını Fransa’da yapmış Lübnan Komünist Partisi’nin politbüro üyesi ve dış ilişkilerinden sorumlu olan Marie Nassif-Deps’in yayınladığı uzun bir inceleme yazısından özetlemeye çalıştım. Maşrek’li dostlarım ve İsrail saldırısından sonra Lübnan’a giden ve dönüşünde çektiği resimlerle Almanya’da sergiler açan bir dostum kendisinde “saygın bir kişi” olarak söz ettiler.
11Öldürülenler arasında “İslam’ın Materyalist Eğilimleri” isimli eseri veren ünlü Filozof da vardı.
12 Distant Relation. İran and Lebanon in the Last 500 years – Londra 2006
13 7 – 8 – 9 Mayıs olaylarında Lübnan da kartların baştan dağıtıldığı, bölgeyi tanıyanlar tarafından, söyleniyordu. 8 Mayıs 2008 günü Hizbullah’ın Başkanı Hasan Nasrallah’ın yaptığı basın toplantısında, “Bakanlar Kurulu’nun aldığı kararların kendileri için bir savaş ilanı ve buna cevap vermelerinin zorunlu olduğunu” söyledi. Bakanlar kurulu, Hizbullah’a ait telekomünikasyon sistemine ordunun el koymasını istiyordu. İlginç’tir İsrail’in Lübnan’a karşı malubiyetinin (2006) gerekçelerinin araştırılması için hazırlanmış olan “Vinograd Raporunda” (lütfen eski yazılara bakın) Hizbullah’ın bu iletişim ağının önemli bir rol oynadığı saptamıştı.
147-8-9 Mayıs olayları başladıktan sonra, sendikalar, Beyrut Havaalanı’na dışarıdan gelecek herhangi bir hava indirmesine karşı ulaşıma kapattılar. Thierry Meyssan, NATO’nun böyle bir operasyon planladığını ve operasyondan, Beyrut Hava Alanı’na elektronik gözleme ve uyarı donanımlarının varlığı fark edildikten sonra vazgeçildiğini söylüyor. Ordu ve genelkurmay bütün bu olaylar sırasında yansızlığını bozmadı. Kendi halkıyla karşı karşıya gelmemeye özen gösterdi. (daha fazla bilgi için lütfen eski yazılara bakınız)
15 7 – 8 – 9 Mayıs 2008 günleri başlayan iç savaşla ilgili haber ajanslarının yaptığı servislerin eksik ve yanıltıcı olduğunu eski yazılarımda ayrıntılı olarak anlatmıştım. Yaşanan karmaşa, batılı haber kaynaklarının söylendiğinin tamamen aksine, Hizbullah’ın ve Hıristiyan (Maruni) Eski Cumhurbaşkanı ve Eski Başbakan General Michel Aoun’un Özgür Vatansever Akım’ının (Courant Patriotique Libre) başını çektiği içinde Lübnan Komünist Partisi’nin de bulunduğu Ulusal Direniş İttifakı’nın bir darbe denemesi değildi. Değişik kaynakların vurguladığı gibi, ABD’nin Ulusal İttifak ve Hizbullah’ı kuvvet kullanmaya itmek için hazırladığı provokasyon idi. Amaç, Hizbullah ve Birleşik Cepheyi şiddete itip, devlet sorumlularından bazılarının öldürülmesinden sonra, Lübnan hükümetine yardım için NATO kuvvetlerini harekete geçirmekti. Planın tutmadığını gördük.
16 DOHA ANLAŞMASI ; 21 Mayıs 2008 tarihinde, katar emirliğinde, Batı tarafından desteklenen İktidar ile muhalefet arasında, 33 gün süren çatışmaların sonunda yapılan anlaşma.
17 Anayasa’ya göre, yargıçların ve yüksek düzeydeki memurların atanması gibi belli kararların alınabilmesi 2/3 çoğunluk gerekmektedir.
18 Lübnan’daki 1932 yılında yapılmış olan nüfus sayımının gerçeği yansıtmadığını söyleyen ve Maruni – Sünni hakimiyetinden rahatsız olan ülkenin nüfusunun % 40’ını oluşturan Şiiler ve Dürziler ülkenin değişik sol, milliyetçi ve komünist örgütleri birleşerek adil bir temsil hakkı için mücadele başlattılar. Bu iç savaş Ekim 1989 yılında imzalanan El Taif anlaşması ile sonlandırıldı.
19 Kanımca, “yüklenme” stratejine bağlı olarak bir yanlış yapılıyor ; İsrail saldırılarına karşı direnen sadece Hizbullah güçleri değildi. Tersine, 1982 yılından evvel oluşmuş olan “Halk Direniş Cephesi”nde yer alan sol ve milliyetçi güçler, komünistler de ön saflarda etkin olarak direnmiştir.
20 Örneğin, Beyrut Havaalanında
21Lübnan Savunma Bakanı Elias Murr, yaklaşık olarak iki aydan beri sürmekte olan ve 76 Lübnanlı ordu mensubunun, 50 Selefist Filistinli ayaklanmacının, 17 sivil Filistinlinin öldüğü çatışmaların 21 haziran 2007 günü saat 23:30’da Filistinlilerin teslim olmasıyla bittiğini açıkladı. Olayı kısaca hatırlatırsak ; Bir banka soygunundan sonra, Lübnan polisi tarafından takip edilen Fatah Al-İslam grubuna mensup Selefist bir grup, kaçarak Nahr-El Bared Filistinli kampına sığındılar. Nahr-El Bared kampında 40 000 kişi yaşamaktaydı ve “Kamp” sözcüğü bizleri yanıltmasın, süreç içinde bu eski sığınmacıların kampı, küçük şehirler haline gelmiş ve kurulduğu günlerin sınırların dışına taşmıştır. Kampı çeviren polis ordudan yardım istedi ve çatışma başladı. Vurgulanması gereken, ordu ile karşı karşıya gelmekten kaçınan Hizbullah’ın bir açıklama yaparak Lübnan Ordusunun Milli Birliği temsil ettiği, dokunulmaması gerektiği ancak, 1968 yılında yapılan anlaşmalar gereği de Filistinli kamplarının dokunulmazlığı olduğu idi.
22 Halen parlamento’da Hizbullah yanlısı 14 milletvekili var.
23 Yine Le Monde Diplomatique’in Şubat 2009 tarihli sayısında yayınlanan, Fidaa Itani’nin “Enquête sur l’implantation d’Al-Qaida au Liban” yazısında konu ayrıntılı olarak işlenmektedir.
24 Bu güçlere ek ve paralel olarak NATO güçleri de bulunmaktadır ve zaman zaman karmaşaya sebep olmaktadır. Örneğin ; Bir İspanyol gemisi bazen NATO, bazen Birleşmiş Milletler gücünden görülmektedir.
25 Seçimlerden önce yapılan Ulusal Uzlaşma’da Hizbullah, silahlı militanlarının ordu içine entegre edilmesine razı olmuştu.