NATO’nun Gizli Orduları / II(GLADİO)

Gönderen Ataman Aksoyek - 19/03/2010 11:16:04 (1026 okunma)

NATO’nun Gizli Orduları / II(GLADİO)

BAŞLARKEN
Bu yazı serisi, yaşadığım, hatırladığım bir dizi anıyı, geri dönerek değişik kaynaklardan kontrol ettiğim, hatırlamaya çalıştığım olayları anlatmaktadır. Bir önceki, bu yazının ilk bölümünde gizli”stay-behind” NATO gizli ordusu skandalının İtalya’da nasıl ortaya çıktığını ve stay-behind ordusunun Yunanistan kolunu anlatmaya çalıştım. 

Kendi hesabıma, yazdıkça, komando kamplarıyla, istihbarat kuruluşlarının yer almasıyla, Türkiye’de yaşadığımız olaylarla benzerlikleri daha açık şekilde görüyorum. Görünenin, ki elimden geldiği kadar göstermeye çalıştım, bütün bu ülkelerde perde arkasında belli bir güç vardı ve var olmaya devam ediyor. Bu oyunda senaryoyu bu güç yazdı, diğer, karşısındaki veya yanındaki güçlerin tutumlarını bu senaryo etkiledi ve etkilemeye devam ediyor. Umarım, okuyucuya özet olarak bu yazılarda anlattıklarım günümüzde yaşananlara ışık tutmaya, anlaşılmalarına, hatırlamalarına yardım etmekte yararlı olacaktır.


FEDERAL ALMANYA’DA

İtalya’da ortaya çıkan NATO’nun gizli ordusu haberleri TAZ’da yayınlanınca, Yeşillerin milletvekili Manfred Such, 5 kasım 1990 tarihli soru önergesiyle, Helmut Kohl Hükümetini, böyle bir örgütlenmenin olup olmadığı konusunda açıklama yapmaya zorladı. Başbakan böyle bir örgütlenmenin olduğunu, olayı önemsemeyerek kabul etti. Savunma Bakanlığı’nda konuyla ilgili bir açıklama hazırlanırken, RTL televizyonunda Gladio ile ilgili yapılan bir programda Alman Gladyo’su içinde eski” Waffen SS” artıklarının olduğu haberinin yayınlanması tansiyonu yükseltti ve Hükümet sözcüsü Hans Klein (CDU) yaptığı açıklamada Almanya’daki örgütlenmenin, diğer pek çok ülkede olduğu gibi, aşırı sağ örgütlerden devşirme gizli bir komando veya gerilla birliği olmadığını ancak ne olduğunu da “devlet sırrı” olduğu için açıklayamayacağını söyledi. Federal Almanya’da seçimlere gidilmekteydi ve muhalefetteki SPD ve Yeşiller olayın üstüne gittiler. SPD’nin parlamentoda milli savunma konularında uzmanı olan Hermann Scheer bu grubu “Ku Klux Klan”a benzetti, halka ve muhalefete karşı operasyonlar düzenlediğini söyledi. SPD, Parlamento’nun ve hükümetin kontrolü dışında askeri bir örgütlenmenin ve anayasaya karşı olduğu için, olaya Cumhuriyet Baş Savcısı’nın (General Bundesanvalt) el koyması gerektiğini söyledi.

Yine SPD’nin istihbarat kuruluşunu kontrol eden komisyonun üyesi olan Wilfried Penner, “….NATO’nun gizli bir ağının varlığını hiç duymadığını…. Ve bu kamunun önünde tartışılması gerektiğini….” söyledi. Yine aynı komisyonun üyesi olan Burkhard Hirsch (FDP) “ …. son derece endişe ettiğini, bir şey bu kadar yıl gizli tutulmuşsa, uzun yıllara dayanan deneyimlerime inanın, kokuşmuş bazı şeyleri saklamaktadır ….” dedi.

SPD sıralarından konuyla ilgi araştırma açılması isteklerine karşı, hükümetteki CDU tarafından, bu konunun senelerce hükümette olan SPD’nin de bildiği bir konu olduğunu hatırlattı ve konu, Yeşiller’in üyesinin bulunmadığı “Parlamentariche Kontrollkomission - PKK”un 22 Kasım 1990 kapalı oturumunda görüşüldü. 

Bu kısaca anlattığım gelişme gazetelere geçen, bilinen politik süreç,. Peki buraya nasıl gelindi?

1990 yılında yazılan, yukarıda sözünü ettiğimiz, Federal Almanya Hükümeti’nin raporu, stay-behind ordusunun NATO ülkelerinde, İkinci Dünya Harbi’nin hemen bitiminde başladığını söyler. Harbin sonunda İşgal altındaki Almanya’da tam bir karmaşa hüküm sürüyordu. ABD, İngiltere, Fransa olası bir Kızıl ordu saldırısına karşı, büyük bir gizlilik içinde, askeri bir gücü hazırlamayı düşündüler. Aynı yıl RTL (Almanca yayınında) televizyonunun programında bu gücün elemanlarının eski Waffen SS ’lerden oluştuğunu öğrenmek Alman kamu oyunu şoke etti. Yine bu yıllarda açıklanan bir bilgide bu kararın ABD gene kurmayının “Overall Strategie Concept” başlıklı bir belge üzerine hazırlandığı öğrenildi. ABD, İngiliz ve Fransız işgal bölgesinde yürütülen çalışmalarda amaçlanan, en kısa zamanda, politik duruşlarına bakmaksızın, anti-komünist inanışları temel olarak alınan, silah ve patlayıcı kullanabilen eski Nazilerin gizli bir ordu (stay-behind) çatısı altında derlenmesi idi. 

İlginç olan, ABD, Pentagon’un oluşturduğu ”Counter Intelligengence Corps - CIC” ile Nazileri Nurmberg (Savaş suçluları) Mahkemesi’nde yargılamaya hazırlanırken , öte yandan bunları CIA eliyle gizli bir ordu çatısı altında toplamaya başlıyordu. Bu proje ilk kez 1986 yılında, Allan Ryan’ın hazırladığı, 600 sayfalık ABD Adalet Bakanlığı’nın bir raporunda ortaya çıktı. Raporun açıklanması ile ilgili yapılan basın toplantısında ABD adalet Bakanlığı sözcüsü Barbie’nin Alman stay-behind ordusunun kuruluşuna aktif olarak katıldığını kabul etti. Bu raporda, 1986 yılında CIC’nin savaşın bitiminden hemen sonra eski SS subaylarının, aralarında Lyon Kasabı olarak bilinen Klaus Barbie’nin ve SS Oberstrumführer Hans Otto’nun olduğu Nazilerin, yine Klaus Barbie’nin örgütlemesiyle bu gizli ordu çatısı altında toplandığı ve cezalandırılmaktan kurtuldukları açıklanıyordu. Yani Alman stay-behind ordusunun çekirdeğinin kuruluşu Barbie’nin çabalarıyla oluştu. Barbie, Almanya’nın aşırı sağcı Bund Deutscher Jugent’in (BDJ)kuruluşunda aktif rol aldı. Daha sonra Nazilerin kaçışı, Vatikan’ın da yardımıyla oluşturulan gizli bir ağ ile, Arjantin’e yönlendirildi.

Adalet bakanlığın açıklamasında Müttefiklerin aranan hiçbir Nazi suçlusuna görev vermediğini de söylüyordu. Daha sonra yapılan araştırmalar ve açıklamalar bu sözlerin doğru olmadığını ortaya çıkardı. ABD’nin kadrosuna aldığı en önemli isimlerden bir diğeri de Reinhard Gehlen’di . Alain Guérin yazdığı biyografiye “Le Général Gris” ismini vermiş. Alman Federal Haber Alma Teşkilatı’nı (Bundesnachrichtendienst - BND) kuran General Gehlen ile ilgili şu hikaye anlatılır ; “…. 1968 yılı Haziran ayında, Washington’a gitmek için Bonn havaalanında bekleyen Franz Josef Strauss’a gazeteciler Amerika’dan U – 2 alıp almayacağını sorarlar. Dönemin güçlü dışişleri Bakanı Starauss – Niye alalım? Bizim Gehlen çok daha becerikli. Dahası da yakalanmıyor !... diye cevap verir.

General Gehlen ismi Türkiye içinde önemlidir. Başta ünlü MİT başkanı Fuat Doğu olmak üzere pek çok Türk istihbaratçısı Gehlen tarafından yetiştirilmiş ve Alman istihbaratı Türkiye istihbaratı üzerinde etkin olmuştur

1990 yılında Gladio skandalı patlak verdiğinde, ismi açıklanmayan bir eski NATO istihbarat sorumlusu General Gehlen’in Alman Stay-behind ordusunun kurucusu olduğunu ve NATO’nun, CIA başkanı olan General Frank Wisner’in Alman Haber Alma Teşkilatını tamamen kendine bağlı, bir parçası haline getirdiğin açıkladı. Bunu Federal Almanya Başbakanı Kondrad Adenauer’in de bildiğini ve Başkan Truman ile Adenauer arasında 1955 yılında yapılmış yazılı anlaşmalar olduğu açığa çıktı.

Daha sonra gazetelerde Stay-behind ordusunun aşırı sağcı Technischer Dienst ve Bund Deutscher Jugent içinde CIA’ın kontrolünde ve maddi desteği ile örgütlendiği bilgileri yayınlandı. 29 Ekim 1952 tarihli Der Spiegel, Almanya’da görülen örgütlenmelerin Fransa, Belçika, Hollanda, Luxemburg, İtalya, İspanya ve Portekiz gibi başka “Batı Avrupa” ülkelerinde de olduğunu vurguluyordu. Haftalık dergi, Fransa’da bu gizli ordunun Sosyal Demokrat İçişleri bakanı Jules Moch’un bilgisi dahilinde 1948 yılında kurulduğunu da yazıyordu.

Bu haber patlaması, Der Spiegel’in anlattığına göre, 9 Eylül 1952 günü Eski bir SS subayı olan Hans Otto’nun Frankfurt adi suçlar polisine giderek, kendi isteğiyle yaptığı açıklamalarla başlamıştı. Eski SS subayı verdiği ifadede, “…. politik bir direniş örgütünün üyesi olduğunu, olası bir Sovyet işgali halinde sabotaj eylemleri yapacaklarını, köprüleri bombalayacaklarını …. “, “ … belli üyelerin ideolojik eğitime tabi tutulduklarını …”, “…. ABD, Rus ve Alman yapısı silahları kullanmayı öğrendiklerini … “, “ … askeri eğitim aldıklarını, askeri taktikleri öğrendiklerini … “, “ …. bu kişilerde pek çoğunun eski Alman hava ve kara ordusu, Waffen SS mensubu olduklarını … “, “ … örgüte maddi desteğin Sterling Garwood isimli bir ABD vatandaşı tarafından sağlandığını … “, ” … olası bir Sovyet işgalini beklerken, iç politikada potansiyel bir tehlike olarak gördükleri KPD (Kommunistische Partei Deutschland) ve SPD’yi(Sozialdemıkratische Partei Deutschland) hedef aldıklarını …. “ anlatmıştı.

Eski bir SS subayı olan Hans Otto’nun itiraflarından sonra geniş bir polis araştırılması başlatıldı. Stay Behind gizli ordu kuruluşunun yaklaşık olarak 17 000 kişilik bir üyeye sahip BDJ (Bund Deutscher Jugend) ve TD (Technischer Dienst) çatısı altında toplandıkları, Odenwald Ormanları kıyısındaki Waldmichelbach kasabasının yakınlarında ve ABD askeri üssü Grafenwöhr’da eğitim gördükleri, “Wamiba” kot isimli bir yerdeki gizli atış poligonu olduğu, sorguya çekme yöntemleri öğretildiği, bu kuruluşlar ile CIA arasındaki para akışını Paul Lüth isimli bir alman vatandaşının yönettiği ortaya çıktı. Yukarıda ismi geçen ABD vatandaşı Sterling Garwood bu kamplara sık sık gelmekte ve eğitim verenler arasında görülmekteydi.

Ortaya çıkan bu gerçekler görünüşte ABD – Federal Almanya ilişkilerini gerdi. Konrad Adenauer bütün bu olaylardan haberi olmadığını söyledi. ABD Büyükelçisi Donnelly bu girişimlerin Kore Savaşı süresinde oluşturulduğunu ve daha sonra terk edildiğini söyledi.

Olay Hessen eyaletinde patlak vermiş olmasına rağmen, federal düzeyde olduğu da ortaya çıktığından bütün Almanya’yı sarstı. Hessen eyaletinin, olayların açıklık kazanması için beklediği destek Başkent Bonn’dan gelmedi. Tam aksine iktidardaki CDU (Christlich Demokratische Union Deutschlands) ABD yetkililerle müzakerelerle başlayarak olayı ört bas etmeye, araştırmaları durdurmaya çalışıyordu. Karlsruhe Anayasa Mahkemesi, bütün Federal Almanya halkını şaşırtan, 30 Eylül 1952 tarihinde aldığı bir kararla “sanıkların değişik ABD ajanslarının emri ile kuruldukları gerekçesiyle”, Frankfurt polisi tarafından tutuklanan ve sorguya çekilen bütün TD üyelerinin serbest bırakılmasına karar verdi. Hessen Eyaleti Başbakanı August Zinn, “ …. Yüce mahkemenin ABD kontrolünde ve kararın kabul edilemez …. “ olduğunu söyledi, olayı Federal Parlamento’ya taşımaya karar verdi. İlk defa basın, Alman ve yabancı kamu oyu resmen, Parlamentoda eski Nazilerin içinde olduğu, ABD tarafından finanse edilip yönetilen stay-behind isimli kuruluşu öğrendi. Parlamento’da yaptığı konuşmada Zinn, “ …. bu konuyu kapatması için başbakan Adenauer ve ABD yüksek Komiseri Reeber tarafından baskıya uğradığını …. “ “ … ve polisin ortaya çıkardığı bütün olayların ve bu işin 30 yıldan bu yana sürdüğünü, “TD yöneticilerinin değişik Federal Almanya politikacılarıyla ilgili suikast planları hazırladıklarını itiraf ettiklerini”, “…. ABD’den aldıkları yıllık yardımın 50 000 DM’ı bulduğunu… “ polis bulgularına dayanarak anlattı.

1981 yılında emekli olan, CIA’da otuz yıl çalışmış,Thomas Polgar, Almanya’da CIA sorumlusu olduğu yıllarda (1950 – 70), böyle bir örgüt olduğunu ve söylenenlerin gerçek olduğunu 1990 yılında kabul etti.

1990 yılında Dieter von Glahn “ …. stay-behind kuruluşunun sadece Hessen esyaletinde değil öteki eyaletlerde de bulunduğunu ve görevlerinin “Gladio” ile aynı, Almanya’nın milli istihbarat kuruluşu olan Bundesamt für Verfassungsschutz – BfV’un da bu kuruluştan ve çalışmalarından haberdar olduğunu …. “ söyleyecektir.

General Gehlen ve başında olduğu “Organisasyon Gehlen” bu çalkantılardan, kuruluşun ismini değiştirip, “Bundesnachrichtendienst - BND” adı altında fire vermeden çıkacak çalışmalarına devam edecektir.

Willy Brandt’ın başbakan yardımcısı olduğu dönemde Başbakanlığın hazırlatığı “Rapport Merckel” günümüzde hala açıklanmamıştır.

1955 yılında Federal Almanya’nın NATO üyesi olmasından sonra NATO’nun Almanya’daki gizli ordusu stay-behind, NATO içindeki “Allied Coordination Committee”ye entegre edildi ve resmi, gizli bir kuruluş halini aldı. AEG, Siemens, Daimler gibi kuruluşlar da bu sistem içinde yerlerini aldılar.

Bütün soğuk harp boyunca Almanya ikiye bölünmüştü. Federal Almanya adına gizli savaşı CIA’ya bağlı Bundesnachrichtendienst – BND, Demokratik Almanya (DDR) adına KGB’ye (Komitet Gossoudarstvennoï Bezopasnosti – Devletin Güvenliği için Komite) bağlı, “Stasi” diye anılan, “Ministerium für Staatssicherheit. – MfS” yürüttüler. BND, CIA ve MI6 (Military Intelligence [section] 6), tarafında “kevgir” olarak görüldü. Duvarın yıkılmasından sonra “Stasi”nin açıklanan belgelerinden, bu kuruluşun stay-behind’i yakından takip ettiği ve ayrıntılı bilgi sahibi olduğu anlaşıldı.

Stasi belgeleri erişilebilir olduktan sonra, Telefon dinleme çalışmalarını yürüten III. Bölüm’ün yöneticisi General Horst Männchen’in yazdığı 3.08.1984 tarihli rapora ulaşıldı. Raporunda General, kendi hükümetine, stay-behind ile ilgili ayrıntılı bilgi vermekteydi. General Männchen 6 Kasım 1984 tarihli bir başka raporunda stay-behind kuvvetlerinin üyeleri üzerine ayrıntılı bilgi verilirken, arasında kadınların da bulunduğunu bu kuruluşun, Varşova Paktı kuvvetleri için bir tehlike olduğunu ve bu ağın tamamen deşifre edilmesinin zorunlu olduğunu söylüyor. Daha sonra yazılan bir raporda da, bu ağın BND tarafından, NATO’nun kontrolünde eğitildiğini ve silahlandırıldığı ekliyor. Aynı bilgilerin KGB’ye gittiğini tartışmasız olarak düşünebiliriz.

Stay-behind konusunda en büyük skandal, BND’in Münih’teki merkezinde, stay-behind ile ilgili IV. Bölümünde çalışan sekreter Heinrun Hofer’in Stasi için çalıştığı ortaya çıktığı zaman patladı. Soruşturmalar sonu, BND’nin müdür yardımcısı Joachim Krase’nin de Stasi için çalıştığı anlaşıldı. Duvarın yıkılmasından sonra erişilen Stasi dokümanlarından KGB ve Stasi teşkilatlarının başından bu yana NATO’nun stay-behind gizli ordusundan ve çalışmalarından haberdar olduğu anlaşıldı.

Federal Almanya hükümeti değişik defalar bu ağın dağıtıldığını ve silah depolarının kaldırıldığı söylemiş olsalar da, değişik tarihlerde tesadüfler sonu cephaneliklere ortaya çıktı. Bunlardan en önemlisi 26 Ekim 1981’de Lüneburg yakınlarındaki Ülsen kasabasındaki, ormancıların buldukları cephanelikti. Araştırmalar sonu ulaşılan Heinz Lembke, polise daha başka 33 cephanelik gösterdi. 

Gazeteci Harbart, yaptığı araştırmalarda, polisten gelen bilgilere dayanarak, 29. Eylül 1980 günü Münih’te Oktoberfest sırasında patlayan, 13 ölüm 200 yaralıya sebep olan bombanın, Lembke aracılığıyla, temelinde BND/NATO’nun olan depolardan temin edildiği iddiasında bulundu. Bu iddia yalanlanmadı veya konuyla ilgili haberi yayınlayan gazeteci aleyhinde bir soruşturulma açılmadı. Araştırmaları sürdüren polis, bombayı “Wehrsportgruppe Hoffmann” üyesi 21 yaşındaki Gundof Köhler’in koyduğunu söyledi. Dikkati çeken, bombanın çok uzmanlık isteyen bir mekanizmasının olduğu ve Köhler’in böyle bir beceriye sahip olmadığıydı. Konuyla ilgili olarak hazırlanan nihai raporda Lembke’nin “…. Anayasa düzenini tehdit eden bir davranışı olmadığına, ….. faaliyetlerinin sosyal düzeni bozmaya yönelik olmadığına ….. “ karar verildi.

1996 yılında Süddeutsche Zeitung’ta bu geçmiş olayla ilgili çıkan bir yazıda o dönemde, olayın arkasında olduğu söylenen aşırı sağcı kuruluşla ilgili hiçbir soruşturma yapılmamıştı. Köhler’in bu olayın gerçek faili olduğu da kesin değildi.

Yazının başında Yeşillerin olayı Parlamentoya taşıdığını ve konun PKK’nın (Parlamentariche Kontrollkomission) gizli oturumunda görüşüldüğünü anlatmıştım. Sorumlular, Almanya’da stay-behind gizli ordusunun varlığını, NATO’nun çatısı altında uluslararası bir ağın varlığını ret ettiler. Ellerinden hiçbir şey gelmeyen Yeşiller çok kızgındılar. Federal Almanya’nın NATO’ya girişi sırasında yapılan anlaşmaları sordular. Yine dişe dokunan hiçbir cevap alamadılar.

Almanya seçimlere gidiyordu. Yerleşik partiler bir şekliyle kendilerine de dokunacak bu konuyu kapatmayı tercih ettiler. Başbakanlığın hazırladığı dört sayfalık bir raporla konuyu ne zaman tekrar açılacağı bilinmez şekilde gömdüler .

Federal Almanya’daki, NATO’nun gizli ordusu stay-behind’i anlatırken Türkiye ile benzerlikler devamlı dikkatimi çekti. Gizli Ordu, başka NATO üyesi ülkelerde olduğu gibi çalışmalarını Orduyla değil Milli İstihbarat ve aşırı sağcı kuruluşlarıyla yürütülmesi tercih etmiş. Bu tercihte Türk istihbaratının şekillenmesinde etkin rolü olan General Gelen’in rolü olmuştur diye düşünüyorum.

Tabii, Türkiye’de Ordunun Milli istihbarat kuruluşunu son yıllara kadar kontrolünde tutmuş olması da Türkiye’ye özgü bir durum. Türk İstihbarat teşkilatının başlangıcı ordu mensupları ile oldu. 1927 yılında “Milli Emniyet Hizmeti” ile başlayan ve bugün MİT’le devam eden süreçte 1927 – 1992 (Sönmez Köksal’a kadar) yılları arasında kuruşun başında bir asker bulundu ve kadrolarda ağırlık askerler oldu. 1957 – 1960, 1961 – 1962 yılları arasında kuruluşun başına bir sivil geldi. 

BELÇİKA
Seneler seneler evveldi, o dönemdeki hayat arkadaşımla Belçika’da geziniyorduk. Eski kitap satan gezgin kitapçıda Marguerite Bervoets isimli Belçikalı direnişçi bir hanımla ilgili kitapçık bulduk ve satın aldık. 1942 yılında Almanlar tarafından “casusluk” suçlamasıyla tutuklanmış ve savaşın bitmesine günler kala Almanya’nın kuzeyindeki “Volfenbutter” isimli küçük bir köydeki hapishanede idam edilmiş. Arkadaşım bu genç hanımın hikayesini ilginç buldu, tarihçi tarafı ağır bastı ve “İkinci Dünya Savaşında Belçika’da Direnişçi Kadın” konusunda araştırmaya başladı. Almanlar tarafında idam edilen “Marguerites Bervoets”un tutuklanmasından başı kesilerek idam edilmesine kadar izini ve o dönem Belçika’daki direniş hareketinin ve kadınlarının hikayesini araştırdık.

Belçika’nın Almanlar tarafından sonra hemen başlayan direniş iki koldan örgütlenmeye başlamış. Eski ordu mensuplarının oluşturduğu, İngiltere’deki sürgündeki Belçika hükümeti, İngiltere ve ABD ile ilişkili ”l'Armée Secrète” ve sivillerin oluşturduğu “direniş” (résistance).

Savaşın bitiminden sonra düşman olarak Nazi’lerin yerini komünizm aldı. Olası bir Kızıl Ordu istilasına karşı örgütlenme yine iki koldan yapıldı. Daha çok kralcılardan oluşan askeri kanat ; “Service de Documentation, de Renseignement et d’Action” - SDRA 8 (bazı dökümanlarda SDRA VIII olarak geçiyor). Bu kuruluş ordunun haber alma teşkilatı olan SGR’e (Service Général de Renseignement de l’armée) bağlandı. SGR, Savunma Bakanlığı’na bağlıydı. Üyeleri çok büyük oranda askerlerden oluşuyordu. Dövüş, sabotaj, paraşütle atlama, denizde savaş alanlarında eğitiliyorlardı. Belçika’nın işgali olasılığında hükümetin güvenini sağlama, gerekirse yurt dışına kaçırma, başka ülkelerin ajanlarıyla çalışma veya çatışma, ülkeyi işgal eden yabancı güç veya güçlerle savaşma bu grubun göreviydi.

Daha sonra NATO’nun kontrolüne girecek olan stay-behind’in sivil kolu STC/Mob (Section Training, Communication and Mobilisation) Sivil Gizli Servis’e (Sûreté l’État veya kısaca “Sûreté” - SR) bağlı olarak çalışıyordu. SR ise, Adliye Bakanlığı’na bağlıydı. STC/Mob üyeleri genellikle, kendi halinde, aile babası / annesi, Katolik, anti-komünist insanlardan seçiliyordu. Bu elemanlar radyo kullanma, sokaktaki insanlarla ilişki kurma, haber toplama alanlarında görevlendiriliyorlardı. 

Harp yıllarında direnişin en büyük gücünü komünistler oluşturmaktaydı. Harp sonrası örgütlenmede komünistler tamamen dışlanmış, hatta “düşman” etiketiyle sınıflandırılmışlardı. Phiip Willian, İngiltere Dışişleri Bakanı Ernest Bevin’in, 22 Ocak 1948 tarihinde İngiltere Parlamentosunda yaptığı konuşmada “ …. Kızıl Ordu bir tehlike oluşturmakla birlikte, Washington’la birlikte asıl tehlikenin Batı Avrupa’da bir komünist ayaklanması olduğunu, yani asıl tehlikenin içerde olduğunu, bu sızma veya ayaklanma tehlikesini önlemek için bir mekanizmanın oluşturulmasının, komünist adayların önünün kesilmesi gerektiğini ….” söylediğini aktarıyor. 

1971 yılında her iki stay-behind kolunun koordinasyonu ve ortak tutumların sağlanması için “İnter Services” kuruldu. Komite her altı ayda bir toplanıyor ve NATO içinde Belçika’nın yürütüleceği politikaları saptıyorlardı. Her altı ayda bir sırayla başkanlığı yürütüyorlardı. Bu yöntem harp sırasında Londra’ya karşı, tek ses olarak çıkmak için bulunmuş bir yöntemdi. 

Harp’ten sonra, ABD ve İngiltere, genişleyen komünist partilerinin nüfusundan, halk arasında sevgi ve saygıyla bakılan güçlü Belçika Komünist Partisi’nden ciddi şekilde çekinmekteydi. İngiltere ve ABD 1944 yılında, Nazi’lerin çekilmesinden hemen sonra direniş hareketini dağıtmış, direnişçileri silahlarından arındırmış ve polisi silahlandırmışlardı.

11 Ağustos 1950 günü, Senato ve Milletvekilleri birleşmiş toplantısında Kral Baudouin yemin etmek için kürsüye çıktığında vekiller arasında bir ses yükseldi ; “Yaşasın Cumhuriyet”. Haykıran ön sıralarda oturan Julien Lahout olduğu aöylendi. Bu çıkış, Belçika sağı ve kralcıları için olay kabul edilebilir değildi. 18 Ağustos 1950 günü, 11 Ağustos’ta Belçika Komünist Partisi başkanlığına seçilmiş ve Belçika’nın sevilen ve sayılan komünisti Julien Lahout evinin önünde iki kişi tarafından vurularak öldürüldü. Belçika halkı bu sevilen insanın öldürülmesiyle bir şok yaşadı. Belçika anti-komünist aşırı sağı saygın bir komünistten kurtulmuştu. Olayın suçluları hiçbir zaman bulunamadı. Ancak, konuyla ilgilenenler göre, bu cinayet işlendiğinde Belçika’nın gizli ordusu “iş görür” hale gelmişti.

Daha sonra ulaşılan, 27 Ocak 1949 tarihli mektupnda, M16’nın patronu Stewart Menzies, dönemin Belçika Başbakanı Paul-Henri Spaak’a “… Başbakan H. Pierlot (1939 – 1945 / Katolik) ve A. Van Akcer’in de ( 1945 – 1946 / Sosyalist) kabul ettiği üzere, savaş süresinde başlamış olan gizli servislerinin işbirliklerinin devam etmesine karar vermiş olmalarının her iki ülkenin de çıkarına olduğunu, …. bu mektubu ABD dahil hiç hiçbir yere açıklanmaması ….” ricasıyla yolluyordu. Spaak, buna nazik bir şekilde “ [b]… ABD olmadan olmaz, bu iş aranızda çözün… [/b] ” cevabı vermiş ve bu sadakatinin mükafatını, bir askeri kuruş olan NATO’nun en üst seviyesine gelen sivil kişi olarak gördü. 

Bu hazırlıkların, İngiliz, ABD ve Belçika istihbarat örgütlerinin en üst düzey yöneticileri arasındaki yazışmalarının sonunda stay-behind gizli ordusunun ilk koordinasyonunu yapacak, zaman zaman “Tripartite Meeting Belgian” de denen“Tripartite Meeting Brussel”in doğuyor. Bu koordinasyonun yaptıkları ve aldığı kararlar bugün hala bilinmiyor. Daha sonra CCUO (Comité Clandestin Union Occdentale), CPC (Clandestine Planning Committee), ACC (Allied Clandestine Committee), ve SDA 11 gibi kuruluşların da oluşturulduğunu bugün artık biliyoruz. Bu dönemde ABD Hollanda ile de bu yöndeki ilişkilerini kurarak “Tripartite Committee Holland”ı (TCH) oluşturdu. Bazı kaynaklar, Fransa’nın da bu dönemde İngiltere ile bu tür bir anlaşma yaptığından ve CCUO’ya katıldığından söz etmekteler.

Belçika’yı sarsan olaylardan biri de “Brabant Cinayetleri” (Les Tueries du Brabant) oldu. Belçika’nın ağırlıklı olarak Brabant bölgesinde (birisi Fransa’nın Belçika’nın sınır yakınlarında) iki dalga halinde,1982 – 83 ve 1985 yılları arasında bir toplam olarak 16 silahlı soygun oldu ve bu soygunlarda 28 kişi öldürüldü.

Bu soygunların aydınlığa çıkarılabilmesi için, teorik olarak halen var olan, değişik komisyonlar kuruldu, değişik yargıçlar görevlendirildi ama failleri yakalanamadı.

Eski jandarma ve aşırı sağ örgüt üyesi olan Martial Lekeu, kendisini yaşamakta olduğu Florida’da bulan Frankovich’le yaptığı konuşmada “…. İki plan vardı ; soygunlar yapan, terör saçan bir çete oluşturmak. Diğeri, sahte bir “sol” kuruluş oluşturmak ve kamuyu bu soygunları bu sol örgütün yaptığına inandırmak….“, “ ... Brabant cinayetlerinin” “sol’un saygınlığına darbe vurmak için düzenlendiğini ve Gizli Ordu’nun da katıldığını ….” söylemiş.

1990’lı yıllarda BBC için programlar yapan Allan Abramowich araştırmalarını anlattığı kitabında ; dönemin en önde gelen aşırı sağın yöneticilerinden olan Paul Latinus’u şöyle anlatıyor ; “…. 17 yaşında ABD İstihbarat teşkilatı DIA’ya (Defence Intelligence Agency) girmiş …… NATO’da eğitilmiş ….. Belçika İstihbaratı için çalışmış…..Aşırı sağ gençlik teşkilatının yöneticilerinden olmuş ….. Çalışma bakanlığında çalışmış ….. Kimliği ortaya çıkınca Şili’ye Pinochet’nin yanına gitmiş…. “ Latinus daha sonra Belçika’ya geri dönerek Belçika sol’u ile ilgili elindeki bilgileri Adalet Bakanlığı’na vererek İstihbar Teşkilatı’nın anti-komünist çalışmalarına katılmış. Brabant cinayetleri sırasında Latinus tutuklandı. 24 Nisan 1985 günü hücresinde bir telefon kablosu ile asılmış olarak bulundu. İlginç olan her iki ayağının da yere değiyor olmasının yanında, değişik denemelerde, söz konusu telefon kablosunun bir insanı çekemeyeceği ve o kablo ile intihar edemeyeceğinin görülmesi idi.

Brabant Cinayetleri’ni irdeleyenlerin özellikle dikkatleri çektikleri nokta, soygunlar sırasında elde edilen maddi kaynakların çok düşük olmasıydı. İkinci nokta, soygunu yapanların, kolluk kuvvetlerini bekleyerek çatışmaya girmeleriydi. Bir diğer dikkatleri çeken nokta, soygunların çok kanlı ve acımasız, kurbanların kadın, erkek, coçuk (9 ve 14 yaşında iki kız coçuğu) olmasıydı. Bu grubun eylemlerinin büyük bir profesyonellik içinde, askeri bir disiplin için gerçekleştirmiş olması da dikkatleri çekmişti.

Bu soygunlarla ilgili olarak değişik senaryolar üretildi, pek çok yayın yapıldı, raporlar yazıldı, kitaplar çıkarıldı. Resmi (adli polisin) görüşü bu olayları adi polis vakası olarak gördü ve yorumladı. Pek çok yorumcu, Belçika devletini dengesizleştirmek için yapıldığını, bu olaylarla halk arasında bir terör endişesi yaratarak kuvvetli bir rejimin ihsası amaçlandığı yorumu yapıldı. Bir diğer ipotez, Belçika’da bir ordu teşkilatı gibi olan Jandarma teşkilatının kuvvetlendirilmesinin (ki bu olaylardan sonra jandarma teşkilatı silah ve ve personel olarak kuvvetlendirildi) hedeflediği yolundaydı. Bir diğer söylenti. NATO’nun gizli ordusunun, bu olayları sol gruplara mal ederek, anti komünist bir ortamın oluşturmayı amaçladığı idi. Nitekim, Daha sonra, haber alma teşkilatının sızmış olduğu, daha sonra olaylarla ilişkisinin olmadığı ortaya çıkan, aşırı sol bir kuruluştan da söz edildi.

O dönemlerde dikkatleri çeken bir başka kanlı ve cüretkàr terör eylemleri de polis ve askeri noktalara yapılan saldırılardı.

Parlamento soruşturmasına bilgilerine başvurulması için çağrılan askeri ve sivil istihbarat kuruluşları yöneticileri, bağlı oldukları adalet ve savunma bakanlarının talimatına rağmen, “devlet sırrı”, “NATO’ya söz verdikleri” gerekçeleriyle ifade vermeye gitmediler ve soruşturmalardan sonuç alınamadı.

Okuduğum pek çok yazıda şunu gördüm ; Avrupa çapında, “komünizm ile savaşma” başlığı altında kurulmuş, NATO’nun yönettiği merkezi bir sistem vardı ama, yöresel gizli ordular, iç işlerinde yaptıklarında serbesttiler ve hakim güçler ülkelerdeki gizli orduları kendi çıkarları için de kullanıyorlardı. Ülke içindeki gizli orduları genellikle askeri ve sivil haber alma teşkilatları, birlikte veya kendi projeleriyle yönetiyordu. Ülke haber alma kuruluşları anti komünist olmaları özelliklerini sebep olarak görüp, açık veya gizli aşırı sağ örgütleri de kendi amaçları için kullanıyorlardı. Uygulama içinde bu kuruluşlar da, korunduklarını bildiklerinden, kendi projelerini devreye sokuyorlardı. Bu karmaşık durum, gereğinde başka haber alma kuruluşlarının devreye girmesi, etkilemesi de zaman zaman durumu kontrol edilemez hale getiriyor kanısındayım.

Söylediklerime Belçika ile ilgili bir örnek vererek yazımın bu kısmını bitireyim ; 1990 yılında, NATO için çalışan aşırı sağcı bir kuruluşun WNP (Westland New Post) üyelerinin Belçika haber alma teşkilatı için Belçika ordusuna ve NATO’ya ait yüzden fazla belgeyi 1980 yılında çaldıkları ortaya çıktı. Sorguya çekilen sanıklardan Michel Libert eylemlerini gerekçe olarak “vatan severliği” gösterdi. Bir diğer sanık Frédéric Saucez eylemine gerekçe olarak Belçika haber alma kuruluşunun “emri” üzerine yaptığını söyledi. Yedi sanığı yargılayan askeri mahkeme, olayın üzerinden çok zaman geçtiği ve sanıkların çaldıklarını Belçika devletine verdikleri gerekçesiyle sanıkları serbest bıraktı.

Bu yazı serisini yazabilmem için yardım eden, belge sağlayan bütün dostlarıma yürek dolusu tesekkürler. Hamdi Maskar’ın desteği olmasaydı bu belgeleri okuyamazdım.
Hochdahl ; Mart 2010

Bu yazı Sansürsüz de de yayınlanmıştır

-----------------------------------------------
http://www.kuyerel.com/modules/AMS/article.php?storyid=4138
2 die tageszeitung , 1970’li yılların sonunda, müstakbel okuyucuların aboneleri ile kurulan, Yesillere
yakın, Berlin’de çıkan bir günlük gazete
3 “Bericht der Bundesregirung über die Stay-Behind Organisation des Bundesnachrichtendienstes.“ 3
Aralık 1990 tarinde Bonn’da açıklanan rapor Lutz Stavenhagen tarafından hazırlanmıs ve dört
sayfadan olusuyor.
4 Stay-behind, (bu terimin Đngilizce kelime anlamı “geride kalanlar” olarak tercüme edilebilir) NATO
bünyesindeki ülkelerde (ki bu uygulamada daha da genisletilmistir) komünist isgaline karsı olusturulan
gizli silahlı kuvvetler. Soğuk Savas sırasında Varsova Paktı Güçleri tarafından isgal edilmesi ihtimali
bahane edilerek olusturulan gizli örgütlenmelere verilen isim.. Eğer isgal gerçeklesirse, yapılan
hazırlıklar yerel direnisin baslangıcı için kullanılacak, düsman cephesi gerisinde casusluk faaliyeti
gösterebilecektir, küçük çaplı operasyonlar olduğu gibi bütün ülkeyi içeren ayaklanma operasyonları
da planlanmıstır.
5 SS – Schutzstaffel (koruma ekibi); Hitler’e bağlılık yemini etmis kisilerden, Nazi partisini korumak
için kurulmustu. Đki temel kurulundan biri olan Waffen SS (Silahlı SS), (diğeri Allgeimeine SS – Genel SS)
savasan motorlu bir güç olarak olusturuldu. Gittikleri ülkelerde yerli halka soykırım yaptılar
6 Intelligence Newsletter (Fransızca) 19.12.1990
7 Ağustos 1945’te Portsdam Anlasması’yla ilan edilen daha evvel Londra’da alınmıs olan “Toplumu
Nazi’lerden arındırma” kararı (Entnazifierung) Bu kararlı ilgili olarak bir de kanun çıkarıldı ; “Gesetz
zur Befreiung von Nationalsozialismus und Militarismus”
(http://upload.wikimedia.org/wikipedia/de/f/fd/Entnazifizierungsgesetz_axb01.jpg ) Bu kanundan
amaç ; kültür, basın, ekonomi, adalet, politika alanlarında temizlik yaparak Alman (Federal, veya o
dönemde çok kullanılan sekliyle “Batı) toplumunun demokratik hayata kazanılmasının sağlanması idi.
Bu çalısmalar süreç içinde, önemli oranda, eski Nazılerin aklanarak kamu hayatına geri dönmelerini
için kullanıldı. Eski bir Nazi, süreç içinde, “Nazi değildir” belgesi ile kamu hayatına geri dönüyordu.
8 Klaus Barbie ; 25 Ekim 1913’te Bonn sehri yakınlarındaki Bad Godesberg’te doğdu. 1933 yılında
Hitlerjugen’e (Nazi Partisinin gençlik kurulusu) katıldı. 1942 yılında, Fransa’nın güneyinin Almanlar
tarafından isgalinden sonra Lyon sehrine Gestapo’nun 4. bölümüne (politik ve direnis suçları) sef oldu.
Bu dönemde “Lyon Kasabı” olarak anılmaya basladı. 21.Haziran 1943 tarihinde General de
Gaulle’ün temsilcisi olan ve Fransız direnis hareketini birlestirmeye çalısan Jean Moulin’i tutukladı.
1944 yılında Lyon’dan kaçarak Almanya’ya geri döndü. 1944 yılından itibaren ABD’nin CIC (karsı
çasusuluk teskilatı) için çalısmaya basladı ve bu iliski 1951 yılına kadar devam etti. 1951 yılında
Fransızların iade edilmesi baskısının artması üzerine CIA tarafından Güney Amerika’ya yollandı.
Bolivya’da Nazileri örgütlemeye ve dayanısma çalısmalarına, darbeci generalleri desteklemeye devam
etti. Franko-Alman bir çift olan Beate – Serge Klarfelt (http://fr.wikipedia.org/wiki/Serge_Klarsfeld ve
http://fr.wikipedia.org/wiki/Beate_Klarsfeld ) tarafından Bolivya’da yasadığı bulundu. 1983 yılı
basında iktidara genel sol hükümet Klaus Barbie’yı Fransa’ya doğru sınır dısı etti. Fransız hükümeti,
daha evvel yokluğunda mahkum ettiği Barbie’yi ele geçirdi. Fransa’daki yargılanmada hayatının
sonuna kadar hapse mahkum oldu. 1991 yılında, hapishanede kanserden öldü. Klaus Barbie’nın
yargılanma süresinde 4000 kadar insanın ölümünden sorumlu olduğu,15 000 kisiyi ölüm kamplarına
yolladığı saptanmıstı.
9 Reinhard Gehlen ; 1902’de Thuringen’de doğdu. Wehrmacht’ta generalliğe kadar yükseldi. 1942
yılında Hitler’in savası kaybettiğini fark etmesi üzerine Hitler’i tasfiye etmeye çalısan subaylarla
birlikte oldu. Kızıl Ordu ve Komünistler üzerine yaptığı bilgi toplama çalısmaları ile sivrildi. Savastan
hemen sonra Sovyetler ve komünistler üzerine topladığı mikro filmler bilgilerle ABD ordusuna teslim
oldu. ABD’ye götürüldü ve ABD askeri haber alma teskilatı baskanı General Edwin Sibert’in
himayesinde ABD askeri haber alma organizasyonu için çalıstı. 1947 yılında bir askeri kargo uçağı ile
geri döndü, 200 milyon dolar alarak, ABD ile birlikte çalısan “South Germen Industrial Devolopment
Organization” isimli bir örtü kurulusu altında “Gehlen Organizasyonu”nu kurdu. Örgütün çatısı
altına 5000 Eski Nazi ve anti komünist Rus’u topladı. 1968 yılında etkinliğini kaybetmesi üzerine
görevinden ayrıldı. 8 haziran 1979’da öldü.
10 Edition Juliard 1968 - Paris
11 New York Times – 10, 20, Ekim 1952
12 Kommunistische Partei Deutschland – KPD ; 30 Aralık 1918 tarihinde kuruldu. Harp sonrasında
Almanya’nın Sovyet bölümünde 1946 yılında SPD ile birleserek SED (Sozialistische Einheitspartei
Deutschlands, - SED) kuruldu. “Batı Almanya”da KPD olarak devam etti. 1956 yılında Anayasa
mahkemesi tarafından “anayasa karsıtı” olduğu kararıyla kapatıldı. 1968 yılından beri KPD (Deutsche
Kommunistische Partei – KPD) olarak devam etmekte.
13 Paul Lüth, olayların patlak vermesinden sonra Amerika’ya kaçırılarak izi kaybedildi. Lüth’ün
yardımcısı Erhard Peters, Amerikaların korunması altına girdiği için mahkemeye dahi çıkarılamadı.
14 “Patriot und Partizan” – 1994 / Grabert / 1994 ISBN 10 ; 3878471386
15 “MfS Hauptabteilung IIIReport of General Major Männchen to Genosse Genelaleutnant Neiber “ -
Western travail de la Stasi - L'interaction des «Lumières» et «défensive / Knabe, Hubertus / ISBN:
3-86153-182-8-DB
16 http://aangirfan.blogspot.com/2006/02/terror-in-europe-stay-behind-groups.html
17 1937 yılında “Doğu Almanya”da Sralsund’ta doğdu. Daha sonra Batı’ya
18 “Les Armées Secrétes de la CIA en Europe” – Amerikalı Gazeteci Johathan Kwitny
19 Almanya’da konuyu sürdüren gazetecilerin olduğunu zannediyorum. 2002 yılı sonunda ZDF’de bir
yayında raportör Ulrich Stoll olayın günün birinde yine açılabileceğini söyledi.
20 Bu grupların tanımları, görevleri 1991 yılında, Senatör Erdman ve Hasquin tarafından
hazırlanarak Belçika senatosuna sunulan “le Rapport du Sénat belge de 1991 sur Gladio” raporunda
ayrıntılı olarak anlatılıyor.
21 “Terrorists “helped by CIA” to Stop Rise of Left in Italy” / The Guardian, 26.03.2001. Willan,
ABD!nin müdahaleleri (Özellikle Đtalya’da) konusunda uzman olup Puppetmasters, The Political Use
of Terrorism in Italy isimli bir de kitabı vardır
22 Belçika Komünist Partisi’nin ilk seçimlerde ve tarihte ilk defa Parlamentoda 200 civarındaki
milletvekillerinden 29’unu kazandı.
23 Julien Lahout ; 06.09.1884 yılında doğdu. 14 yasında çalısmaya basladı. 18 yasında sendikaya
kaydoldu. 1902 yılında arkadaslarıyla maden is-kolunda yeni bir sendika kurdu. 1905 yılında
“Centrale des Métallurgistes”e sekreter oldu. Asker olarak gittiği Doğu Cephesinde Sovyet Rejimiyle
tanıstı. Komünist fikirleriyle 1918’de Belçika’ya geri döndü ve 1923 yılında Belçika Komünist
Partisi’ne üye oldu. . 1932 yılında milletvekili seçildi. 1936 yılında Đspanyol Cumhuriyetçileri
saflarında savastı.
Nazi’lerin Belçika’yı isgaliyle direnisçiler arasına katıldı.1941 yılında 100 000 kisinin katıldığı grevi
yönetti.ve aynı yıl tutuklandı. Dört kez kaçmayı denedi ve 1944 yılında Mauthausen Toplama
Kampı’da yollandı. Savasın bitimiyle, çok zayıflamıs ve bitkin olarak 1945 yılında geri döndü. 11
Ağustos 1945 yılında Belçika Komünist Partisi’nin basına seçildi.
24 Bu çok ilginç yazısmaların tümünü Belçika senatosunun raporundan okumak mümkün
25 Allan Abramowic , Le dictionnaire des “années de plomb” belges
26 Pek çok gazete haberi, analizi, TV yayını yanında ;
- Parlamento raporu ; “raport de la commission d’enquête parlementaire à la Chambre , 1990, 1991,
1997
- Les Tueries du Brabant / Jean Mottard et René Haquin
- Tueries du Brabant. Le Dossier, Le Complot, Les Noms
27 Westland New Post ; 1974 yılında Liége’de kurulan “Front de la Jeunesse” daha sonra ”New Post”
ve daha sonra “New – clup” adını alan, “néo-nazi”, terörist kurulus. Paul Latinus bu grubun
yöneticisydi. Güvenlik kurulusu 1982 yılında Christian Krachten’i örgüte sızdırdı. Basında çıkanyazılar ve arastırmalar
.