Ulu bir çınar devrildi

Gönderen Ataman Aksoyek - 25/04/2008 11:01:01 (542 okunma)


Ulu bir çınar devrildi


Seneler önce, bir göçmen kuruluşu olan GDF’nin (Göçmen Dernekleri Federasyonu) uluslararası ilişkilerinden sorumlu olarak Avrupa’da koşturup dururken, ittifaklar kurabilmek için değişik göçmen kuruluşlarıyla ilişki kurmaya çalışıyor, yeni yeni insanlar tanıyordum. O dönemde Avrupalı göçmenler (Yunanlılar, İtalyan’lar, Portekizliler, İspanyollar) ile Avrupalı olmayan göçmenler (Türkiyeliler, Faslılar, Tunuslular, Cezayirliler, Siyah Afrikalılar vs.) arasında bir çelişki yaşıyorduk. Senelerden bu yana, Avrupa’daki göç ve göçmen hareketi için onlar konuşuyorlardı. Artık Politik haklar (seçme ve seçilme) kazanmışlardı ve bizde Avrupa’lı olmayanlar, kendi adımıza, kendimiz konuşmak istiyorduk. Siyah Afrikalılar, Kuzey Afrikalılar ve Türkiyeliler olarak sık sık toplanıyor ve çözümler arıyorduk. Toplantılara, Siyah Afrikalılar adına Benin’li (eski Dahomey) Thomas Omores katılıyordu.

Omores, Paris’te sosyal Sigorta’larda müdürdü. Çocukları yetiştirmişti. Ve bence, en önemli niteliği, kendi vurguladığı gibi, “Siyah Afrikalı (Benin’li değil) olmasıydı. Afrika tarihini, onla konuşmalarımızdan, onun hediye ettiği kitaplardan öğrendim. (Öğrendiğim kadar)

Gruptaki bütün arkadaşlarının hepsinin politik bagajı vardı. Tartışmalar politik tartışmalardı. Omores, eski bir Fransız Komünist Partisi üyesiydi. Partiden, (kendi ifadesini göre) partinin göçmenler politikasıyla mutabık olmadığı için ayrılmıştı. Grubun iki yaşlısıydık. Toplantıların dışında da, özellikle Paris’e gittiğimde, buluşurduk.

Aimé Cesaire’i bana Omores tanıtmıştı. Buna bağlı olsa gerek, son günlerde, ölümü üzerine onun “yazar”, “şair” tarafının öne çıkarılması benim görüşüme uymuyordu. Bana Göre, Aimé Cesaire’in öne çıkarılması gereken, “politik”, “anti-emperyalist”, anti-kolonyalist”, “ırkçılığa karşı” kişiliğiydi.

Fort-de-France”ta yapılan veda merasiminde, katılanlar ona, kendi halkını özgürlüğe götüren “politik” bir lider olarak, politik kişiliğini öne çıkararak veda ettiler. Martinikliler ve ailesi, dini merasime izin vermedikleri gibi, Aimé Cesaire’in Fransa’ya, Pantéon’a (Bilindiği üzere Pantéon Fransa ve insanlığa büyük katkıları olan kişiliklerin yattığı mabet mezarlıktır.) götürülmesine izin vermediler. Césaire, savaşlarını verdiği insanların yanına, kendi topraklarına verildi.

!8.04.2008 sabahı Fransız haber ajansları haberi şöyle verdi ;
Fransa’nın yabacı dillerde yayın yapan kurumu “RFİ”, Türkçe sayfasında şöyle diyordu

SİYAHİLİĞİN BİLGE OZANI AİMÉ CÉSAİRE SUSTU.” 

;”…. Fransa'nın en büyük şair, düşünür ve siyaset insanlarından Aimé Césaire dün bir haftadır tedavi gördüğü Fort-de-France hastanesinde 94 yaşında hayata gözlerini yumdu. 26 Haziran 1913'te Fransız Karayıp adalarından Martinik'in Basse-Point kasabasında 7 çocuklu bir ailede dünyaya gelen bu olağanüstü kişiliğin babası öğretmen, annesiyse dönemi için az bulunur bir özellikle okur-yazar bir terziydi. Zor koşullarda Kıta Fransa'sına gelip başarılı bir biçimde tahsilini Yüksek Öğretmen Okulu'nda tamamlayan Césaire kısa sürede şair ve yazar olarak kendini kabul ettirdikten sonra devrin en ünlü yazar ve düşünürlerinden Sürrealizm'in öncülerinden André Breton ile "Tropiques" dergisini çıkartır. 1945'te Martinik adasının başkenti Fort-de-France'ın önce Komünist Parti'den Belediye başkanı, daha sonra da milletvekili seçilerek siyasi hayata atılır. 1958 yılında İlerici Martinik Partisi'ni kurar. Şiir kitapları kadar, "Siyahilik (Zencilik)" üzerine yazdığı denemeler, araştırma kitapları, Karayip adaları kültürü, halkının, emekçilerinin özgün istemlerinin de sözcüsü ve savunucusu olur. Olağanüstü olgun ve alçakgönüllü kişiliğine karşın kendince uygun bulduğu durumlarda aldığı sert tavırlarla da tanınmıştı. Örneğin, 2005'te sömürgeciliğin yorumuna yönelik bir yasa çıkartan dönemin İçişleri bakanı, şimdiki Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile görüşmeyi reddetmiş ……. Aimé Césaire Pazar günü bizzat Cumhurbaşkanının katılacağı bir devlet töreniyle Fort-de-France'ta toprağa verilecek…..”

RFİ, Fransız basının, Aimé Césaire bakışını şöyle toparlamış ; “İlk sayfasını "Siyah Umut" ifadesiyle Aimé Cesaire’e ayıran Katolik “La Croix Gazetesi”, zencilerin öfkesini, sömürgeci egemenliğe karşı savaşını yükseklere taşıyan kişiliği saygıyla selamlamış. Gazete iç sayfalarında "Bir bilge ve şairin ölümü" başlığıyla Césaire'in eserini ve kişiliğini tanıtmış. Komünist Partisi’nin “L'Humanité” de bu büyük insanı, "Césaire Beyaz Üstünde Siyah Devrimdi" başlığıyla kapak konusu olarak seçmiş. Hak ettiği itibar ve onurun kendisine özellikle hayatının son dönemlerinde verildiğini, ancak onun bunlara ihtiyacının kalmadığını belirten gazete okurlarına kişiliğin mücadelesini, eserlerini ayrıntılı anlatan bir dosya sunmuş. "Büyük Harflerle Zenci, Aimé Césaire". Libération gazetesinin üst manşetten verdiği vefat haberi ve kişiliğin dünya “Afro-Karayip siyahi”, Fransız kültürü ve Fransa'nın siyasi hayatındaki yeri iç sayfalarda geniş bir biçimde incelenmiş. Şairin bilgece gülümseyen bir fotoğrafını baş sayfasının alt yarısına yerleştiren Le Parisien "Karayiplerin Şair" başlığını yeğlemiş. Konuyu üstten dar bir manşette ikincil haberlerden biri olarak aktaran, ölümünün ardından bile bu büyük yazar ve devlet adamına olan mesafesini devam ettiren tutucu Le Figaro Gazetesi”, şairin küçük bir fotoğrafı eşliğinde "Aimé Césaire'e ulusal naaş töreni" şeklinde bir ifadeyi tercih etmiş. 

Tam ismi “Aimé Fernand Davit Césaire” olan devlet adamı, kazandığı burs ile Paris’e geldi. Aimé Césaire, Léopold Sédar Senghor’u tanıyacağı, Paris’in ünlü “Louis le Grand” lisesini bitirdi.

1934 yılında, diğer Antilerden ve Afrika’dan gelen genç öğrencilerle birlikte “L’étutdiant noir” (Siyah öğrenci) dergisini çıkardılar. İlk defa, bu derginin 3. sayısında ”Négritude” kavramı ortaya atılır. RFİ bu kelimeyi “siyahilik” (zencilik) olarak çevirmiş. Kavram Césaire’nindir ve diğerleri tarafından benimsenmekle birlikte, en çok o kullanır. Kavram, Fransa’nın sömürgeci tutumunun benimsediği ırkçı, sömürgeci ideolojiye karşı çıkar, kültürel özümsenmeyi, Afrika kültürünü silme eğilimini ret eder. Çıkışında, “Négritude” politik olmaktan ziyade kültürel bir kavram olarak görülmüştür. Kabul etmek gerekir ki, resmi söylevin tam tersine Afrika kültürü, ABD’yi ve Avrupa’yı derinliğine etkilemiştir.

1935 yılında, Fransa’nın en ünlü ve giriş imtihanları yüzünden, girilmesi en güç yüksek okullarından olan “l’École normale supérieure”e girmeyi başarırı. 1938 yılında, “ABD’deki siyah edebi akımlar” teziyle okuldan ayrılır ve aynı yıl, yine Martinikli, öğrenci olan, Suzanne Roussi ile evlenir. 1939 Yılında karısıyla birlikte Martinik’e dönerek öğretmenlik yapmaya başlarlar.

İkinci Dünya Harbi ile birlikte, ABD Vichy Hükümeti’nin kontrolünde olan Martinik’e denizden ambargo uygular. Muz, şeker kamışı, tropik meyvelerden başka zenginliği olmayan bir tarım ülkesi olan Martinik daha da derin ekonomik krize girer. Adaya Vichy Hükümeti’nin “özel yönetici” olarak yolladığı Amiral Robert baskıcı ve ırkçı bir yöneticidir. Adanın yerlilerinden olan kara renkli yöneticilerin yerine, sömürgeci (Fransa’dan gelmiş) ailelerden kişileri görevlendirir.

Aimé Césaire, 1945 yılında Fransız Komünist Partisi’nin seçim listesine “coopté” (dışarıdan eklenerek) dahil edilerek Martinik’in başkenti olan Fort-de France belediye başkanı ve Martinik milletvekili seçilir. Milletvekili görevine 1993, belediye başkanı görevine 2001 yılına kadar sürdürür.

Thomas Omores, 1990’lı yılların sonlarında bana eski bir broşür verdi. Tahmin ediyorum, eski kitap satan bir tezgahtan bulmuştu. Broşür, “La crise du Parti Communiste Francaçais” başlığı altında yapılan bir toplantıyı anlatıyordu. Aime Césaire’in, Parti’den istifa mektubunu ve ilgili bölümü okumamı sağlık verdi. Okuduktan sonra anladım ki, eski konuşmalarımızda, partiden ayrılmasıyla ilgi sitemlerimin cevabını veriyordu.

Mektup, 24 Ekim 1956 tarihini taşıyordu, Fransız Komünist Partisi Genel Sekreteri Maurice Thorez’e hitaben yazılmıştı ve o dönemde adet olduğu üzere, Yoldaş Genel Sekreter, Yoldaş Maurice Thorez diye değil, “Maurice Thorez” diye başlıyordu. Mektubun yazılmasını tetikleyen Khrouchtchev’in Stalin dönemiyle ilgili açıklamaları ve başlatılan Stalin dönemini temizleme olaylarına isyanıydı. Stalin dönemini silme girişimlerine inanmıyordu

Uzun olan mektubun iki bölümü aklıma kazınmış.

Biri benim kafamda dolaşan düşünceme çok uygun geliyordu. Uzun zamandan bu yana savunduğum bir fikrin bir destekleyicisini bulmuştum. Césaire, “Siyahların Partinin hizmetine girmesinin değil, Partinin siyahların hizmetine girmesi gerektiğini” söylüyordu.

Clara Zetkin, aynı şeyi bir başka şekliyle söylemişti. ; “Partinin kadın çalışması, kadınların parti için çalışmaları değil, Partinin, kadınlar için çalışması” olmalıdır.
Bana uygun gelen, (Zetkin’den esinlenerek) “Partinin “göçmenlerle” ilgili çalışması, göçmenlerin parti için çalışması değil, Partinin göçmenler için çalışması”dır diyordum. Söylemek gerekir ki ; Avrupa’daki Türkiyeli komünistler bunu önemli oranda uygulamışlardır. (benim söylemlerime bağlı olarak değil)

Mektup aslında bir manifesto gibiydi. Mektubun bir yerinde de şöyle söylüyordu. “ …Ne Marksizmi ne de Komünizmi ret etmediğimi yeteri kadar söyledim. Ret ettiğim, insanlığın hizmetine sunulmamış bir Marksizm ve Komünizmdir. Doktrin ve hareket insanlar için yapılmıştır, insanlar, doktrin ve hareket için değil…..”

Aimé Césaire, Fransız Komünist Partisini de sömürgecilikten etkilendiğini, partinin deniz aşırı bölgeler masası ile İçişleri Bakanlığı koloniler bölümü arasında paralellik olduğunu söylüyordu.

Aimé Césair’in istifa mektubu, karamsar değildir. Eleştirdiği noktaların çıkışını göstermiştir. Yazıldığından 50 yıl sonra dersler çıkaracak bir mektuptur diye düşünüyorum.

İstifasından sonra, iki yıl için “Parti du regroupment africain et des fédéralisttes” içinde politik hayatını devam ettirdikten sonra, bir süre bağımsız olarak kalmış ve daha sonra Martinikli dostlarıyla birlikte 22 Mart 1958’de, birlikte PPM – Parti Prograssistes martinique’i (Martinik İlerici Partisi) kurdu.

PPM “…Sosyalist idealden esinlenmiş, ulusalcı, demokratik, sömürgecilik karşıtı…” bir partidir. Césair, Fransa içinde kalarak gelişmeyi savunmuş,“sorumluluğa” her fırsatta vurgu yapmıştır. Döneminde yaygın olan bağımsızlıkçı ve ayrılmacı hareketlere katılmamıştır.

Devamlı karşı çıktığı sömürgeciliğin hem sömüren hem de sömürülen için zararlı olduğunu söylemiş ve göstermiştir. 

PPM 1967’de yaptığı kongresinde ilk kez “otonomi” fikrini savundu. Yeni yol büyük ilgi görmedi. Césaire, 1971’de, Demokratik bir Fransa içinde kalarak kültürel ve ekonomik olarak gelişmeyi öne çıkardı.

2005’te, Partinin 17. kongresinde ’Césaire kuşağı partiyi genç kuşaklara bıraktı.
Yukarıda, RFİ’den yaptığım alıntıda Césaire’in şimdiki Cumhur Başkanı, o zamanın İçişleri Bakanı Sarkozy ile görüşmeyi kabul etmediği not edilmiş. 19. yüzyılda, Fransa aydınlarının önemli bir kısmı (özellikle Sosyaldemokratlar ve Cumhuriyetçiler) sömürgeleştirmenin bir hak ve hatta bir görev olduğunu söylüyorlardı. Medeniyet, aşağı düzeydeki ırklara götürülmeliydi. Bu üstün ırkın bir göreviydi.

Bu doktrine karşı çıkanlar liberallerdi. Yves Guyot, ilginçtir diyordu “… Ezilenleri topla ezerek, onları ezecek olanlara teslim esiyoruz…”

Bu sömürgeci görüşü hala desteklediği için Césaire, Sarkozy ile konuşmayı ret etmişti.
Aimé Césaire’in yaptığı önemli işlerden bir diğeri de, 1946 yılında, girişimi ile çıkmasında öncü olduğu ”Loi de départementalisation” (bölgeler kanunu). Buna kanuna göre, “Guandeloupe, Martinique, La Réunion ve Guyane” sömürgeler olmaktan çıkarılarak “Fransa’nın bölgeleri” oluyor ve anakara gibi, İçişleri Bakanlığının tayin edeceği valiler tarafından yönetileceklerdi. Anakara’da uygulanan kanunlar bu bölgelerde de uygulanacaktı. Bundan böyle çıkarılacak kanunlar bu bölgelerde de geçerli olacaktı.

Bence önemli olan bir başka nokta da, kendi yetiştiği aydın ortamının ve aydınların ittifakının önemini bilen Aimé Césaire’in Martinik’te kültürün gelişmesi ve martinikli bir aydın kitlesinin gelişmesi için harcadığı çabalardır.





“SANSÜRSÜZ” sitesinde de yayınlanmıştır.