“YASEMİN” DEVRİMİ (Elden Ayrıksı Bir Anlatım)


“YASEMİN” DEVRİMİ (Elden Ayrıksı Bir Anlatım)

2010 yılının Mayıs ayında, 2005 yılında dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice tarafından Filistin Güvenlik Koordinatörü olarak atanmış olan General William Ward’ın, ABD’nin Afrika’daki askeri güçlerinin (AFRİCOM’un) başına getirildi. Bu göreve geldikten sonra Paris’te bir basın toplantısı yapmış ve Afrika kökenli general, ABD’nin Afrika’da büyük askeri güçlerinin bulunmadığının, ağırlıkla Afrika ülkelerinin ordularının işbirliği ile görevlerini geçekleştireceklerini söylemişti. Yani ; ABD Mağrip ülkelerinin kontrolünü o ülkelerin askeri güçleriyle sürdüreceklerini söylüyordu.

Büyük güçler kontrollerinden çıkan, öngördükleri yola muhalefet edecek politik değişiklikleri sevmezler. Politik değişiklikleri daima kontrol etmek isterler. Tunus’ta yaşananların da bu kuralın
dışına çıktığını zannetmiyorum. 

Tunus’ta ayaklanmalar, batının beklediği bir olay değildi. Hazırlıksız yakalandılar. Gelişmeleri kontrol edemeyen Batı, hakim güçlerin kontrolünde olan uluslararası basın aracılığı ile gelişmelerin kontrollerinden kaçması korkusu içinde, alışılmışın dışında, sadece alacalı devrimlere verdikleri tam desteğiYasemin Devriminden esirgemediler. Geniş ve bol söyleşi, analiz ile Ben Ali ailesinin bütün olumsuzluklarını ortaya serdiler.

Bugüne kadar Ben Ali yönetiminin ABD, Fransa, İtalya ve İsrail tarafından desteklendiğini, Korunduğunu unutmuşa enziyorlardı.

Tunus, ABD için bölgenin politik açıdan önem derecesi önde gelen ülkelerden değildi. Akdeniz Filosu için Tunus’un üç limanının rahatlıkla kullanmaktaydı. NATO, 2004 yılından beri Tunus’u “Akdeniz Diyalogu”na katmıştı. Ekonomik olarak ABD Tunus’tan fazla bir şey beklemiyordu. Ben Ali’nin, işleri yürütmesi için, elini serbest bırakmıştı. Tunus, gübre, madenleri ve ülkenin güneyindeki el değmemiş petrolü ile Fransa’nın, İtalya’nın, F. Almanya’nın ve hatta İsvec’in ilgisini çekiyordu.
2009 yılına kadar yabancı şirketlerden aldığı % 50 payla yetinen Ben Ali ve ailesi, bu yıldan sonra daha fazla istemek açgözlülüğünü göstermeye başladılar. 1987 yılında, yapılan bir “soft” devrim ile, 1956 yılında biten anti kolonyalist mücadelenin sonunda yeni bir anayasa ile başa geçen, Tunus’un Atatürk’ü denen Habib Burgiba devrilerek yerine içişleri bakanı Zine el- Abidin Ben Ali geçirildi. Ben Ali, İtalya Gizli Haber Alma KuruluşuSİE’nin (Servizio per le Informazioni e la Sicurezza Militare) başkanı Amiral Fulvio Marti’nin ifadesine göre, CIA ajanı idi ve “Senior Intelligence Schol de Fort Holabild” okulunda eğitilmişti. Son dönemde yayınlanan bazı bilgilere göre, Burgiba’ya yapılan darbede İtalya ve Cezayir’de rol oynamışlardı. Ben Ali iktidara oturmasıyla ABD’ye yakın, bir askeri komisyonu Pentagon’un yardımıyla oluşturdu ve kontrol altına aldı. Ben Ali orduya daima mesafeli yaklaştı ve daima ikinci planda, yeteri kadar donatılmamış, özellikle teröre, iç tehlikeye karşı bir ordu olarak tutmaya çalıştı. Buna karşı daha iyi donatılmış, ABD güçleri ile işbirliği yapmaya hazır, daha iyi eğitilmiş ve donatılmış bir özel kuvvet ve polis oluşturdu. Bugün Tunusun 35 bin askerine karşılık 350 bin polisi, 10 bin saray muhafızı bulunmaktadır.

ABD dışişlerini endişelendiren, Ben Ali’nin kaybolması olasılığında yerine koyacak birisinin bulunmamasıydı. Ben Ali olası rakiplerini veya yeri alabilecek kişileri yok etmişti. Thierry Meyssan’ın söylediğine göre, bu eksikliği giderebilmek için ABD yönetimi gelecekte yönetimde rol alabilecek altmış kadar kişiyi ABD’ye götürerek “Fort Bragg”ta eğitmiş ve bunları aylığa bağlamıştı. Bu kişiler ne kadar Ben Ali’nin çevresine yerleştilerse de hiçbir zaman on plana çıkmalarına izin verilmedi. Ben Ali’nin Arap ülkeleri için önemli olan İsrail retoriği de ikircikliydi. Tabana sempatik görünmek için eleştirel bir dil kullanırken İsrail ile ticari ve politik iliksilerini geliştiriyordu. Ariel Sharon’u Tunus’a davet etmişti.

Avrupa’daki Türkiye kökenli sol eğilimli göçten kaynaklanan topluluğun ilişkileri erken dönemde daha çok İspanyol, Portekiz, İtalyan ve Yunanistanlı yine sol eğilimli göçmen hareketinin kuruluşlarına yakındı, onlarla ilişkisi vardı. Bu göçmenlerin seçim hakkı kazanmaları ve “Avrupalı” olmalarında sonra bu hareketler yavaş yavaş kendi kabuklarına çekildiler. Maastricht Antlaşmasına göre “yabancı” olarak kalan Türkiye kökenli göçmen hareketi, kendi koşullarını taşıyan Mağrip göçmenleri ile birlikte hareket etmeye başladı. Avrupa düzeyinde örgütlenme yolunda ilişkileri daha da sıklaştı. Bu dönemde benim de Mağrip kökenli göçmenlerin kuruluşlarıyla iliksilerim de genişlemişti. Onlar da bizim gibi, ülkelerinin demokrasi güçleriyle dayanışmaya önem veriyorlardı.

Tunuslu (ve Faslı) arkadaşlarımızın pek çoğu bizler gibi ülkelerine gidemiyorlardı. Daha sonra sol politik temelli olan Türkiyeli göçmen örgütleri yavaş yavaş eriyip sahneden çekildiler. Tunus’ta direniş hareketi devam ediyordu. Ülkelerindeki demokratik mücadeleye omuz veren Tunuslu dostlarımızla özel ilişkilerimiz devam etti. Bu yazıyı yazmaya karar verdiğim zaman, yardım istediğim bu dostlar bana haber akıttılar. Hepsine teşekkür borçluyum.

Tunus’un fakir ama eğitim düzeyi yüksek bir halkı vardır. Kadınları arasında üniversite okumuşluk oranı % 55’tir. Fransızcaya hakimlerdir. Dış dünya’yı rahatlıkla takip edebilmektedirler. Direnişi bu orta katmanlar ve genç kuşak başlattı ve devam ettirdi.

HUZURSUZLUK BASLIYOR

17 Aralık 2010 günü seyyar satıcı olan Mohamed el Bouzazi’nin polis tarafından tutuklanması, eşyalarına el konması ve kendini yakması ile ayaklanmanın ilk işaretleri görüldü. ”Sidi Bouzid” oturanları seyyar satıcıya destek vermek için ayaklandılar. Ayaklanma civara ve oradan başkente atladı. Ayaklanmaya evvela ülkenin tek sendikal örgütü UGTT (L'Union generale des travailleurs tunisiens - http://www.ugtt.org.tn/actualitees.php) destek verdi. Kurulusun yönetim kurulu 10 Ocak günü toplandı, sendikanın başkanı 11 Ocak günü Cumhurbaşkanı ile konutsu, 13 Ocak
günü özgürlüklere vurgu yapan bir açıklama ile 14 Ocak için iki saatlik bir genel grev ilan etti. Bu çağrıya pek çok yığın ve meslek örgütü de katıldı. 

Genç seyyar satıcının evine giderek durumu kontrol altına almaya çalışan Cumhurbaşkanı, aynı akşam televizyonda bir konumsa ve bu konuşmada bir yanlış yaptı; göstericileri “aşırı”, “ajitatör”, olarak niteledi, onları suçladı, aşağıladı karşı güç kullanacağını ilan etti. Kaynaşmaları yatıştırmaktan uzak olan bu konuşma ulusal gösterileri ulusal ayaklanmaya dönüştürdü. Artık Tunus halkı sosyal hak, adalet değil politik hak istiyordu. Bu gelişme bana şahidi olduğum Fransa’daki 68 hareketlerini hatırlattı. İlk günlerdeki talepler, öğrencilerin talepleriydi. Süre içinde politik istemlere dönüşmüştü. Tunus’ta da aynı şeyi gördük. Sosyal ve ekonomik talepler süre içinde politik istemlere dönüştü.

Tunus’taki ayaklanma Batı’nın beklemediği bir olaydı. Hazırlıksız yakalandılar. Düne kadar her şeyiyle destekledikleri Ben Ali’nin duruma hakim olamayacağını fark den ABD devreye girmek
zorunda kaldı. Yakın Doğu işlerinden sorumlu Devlet Bakanı Jeffrey Feltman ile Orta Doğudan sorumlu Savunma Bakanı Yardımcısı Colin Kahl’ın katıldığı bir “Ulusal Güvenlik Konseyi” toplantısında, Ben Ali’nin terk edilmesine, bir şekilde yerinin doldurulmasına, ve ayaklanmanın gerçek bir devrim halini almasını önlemeye karar verdi.

Yukarıda işaret ettiğim gibi Kuzey Afrika’da ABD, dikkatini daha çok Cezayir üzerine toplamıştı. ABD Ekonomi, enerji ve ticaret Bakan yardımcısı Jose W. Fernandez, ABD’nin Kuzey Afrika’ya yönelik yol planının Cezayir üzerinden geçtiğini söylemişti. Tunus’ta alınan tavır yol haritasında son anda yapılan bir değişikliği gösteriyordu. Fransız Dışişleri Bakanı Michele Alliot-Marie, basına da yansıyan açıklamalarında, “….Amerikalıların inisiyatifi ele aldıklarını, rejimi güç kullanarak devam ettirmenin olanaksız olduğunu anladıklarını, bunu yapmalarının İslamcıların elini güçlendireceğini….” söyledi ve “….. ABD askerleri Tunuslu askerlerle konuştuklarını, Ben Ali’ye, zaman kaybetmeden, ülkeden gitmesi gerektiğini ….” anlattıklarını ekledi. Fransız bakan, Amerikalıların bunlardan kendilerini haberdar etmedikleri şikayetini de dile getirdi. ABD’nin bu tavır değişikliği Fransızlar için bir sürpriz oldu. Fransız yönetimi ve Cumhur Başkanı Sarkozy Bunu beklemiyordu. Yine 12 Ocak tarihli Fransızca basından öğrendiğimize göre, Fransız Dışişleri Bakanlığı bunu beklemiyor, Ben Ali’ye yardım için danışmanlar ve malzeme yollamaya, rejimi gürültüsüz bir şekilde kurtarmaya hazırlanmakta idi. Hatta, Ben Ali’nin kaçtı haberi geldiğinde, bu plan için hazırlanmış bir kargo uçağı beklemekte imiş.

ABD’nin tutumunu belli etmesiyle beraber Tunuslu ve yabancı medyanın açık bir tavır aldığını, Ben Ali rejiminin şimdiye kadar farkına varmadıkları yanlarını görmeye başladıklarını görüyoruz. Ateşi 30 Aralık 2010 günü başlatan, Tarık Ben Ammar’ın Fransızca yayın yapan BFM TV (http://www.bfmtv.com/ ) kanalı oldu. Bunu, Silvio Berlusconi’nin ortak olduğu, Fransız Endüstri Bakanı Eric Besson ile akraba olan bir İtalyan-Tunus ortaklığı olan Nessma TV (http://www.nessma.tv/ ) takip etti. Bu yeni ses, tam karar verememiş olanlar için de yeşil ışık oldu ve bu sonun başlangıcıydı. Bu sıraladıklarımdan, Tunus’taki baskıcı rejimin tamamen dış desteğe bağlı olduğu izlenimini çıkarmak yanlış olur. Yönetimin dayandığı yerli bir grubun da olduğunu söylemekte yarar var. Ayaklanma hareketinin de dış kaynaklı olduğunu düşünmemek gerek. Başlayış Tunus kaynaklıydı ama, olası karsı direnişi, ABD ve ortakları önledi.

Değişik Arap Internet siteleri, bu günlerde, CIA ile çalışan, “Albert Einstein Institution de Gene Sharp” ın “Alacalı Devrim”lerde uzmanlaşmış ABD ve Sırp uzmanların da Tunus’a geldiğini, Söylüyorlar. Yine bu Arap Internet sitelerinde, dağıtılan, hazırlanan bildirilerde bunu gösteren pek çok afis ve el ilanı örnekleri yayınlandı. Yine Mağrip sitelerinde yazıldığına göre Ben Ali’nin kaçışı tamamen ABD’nin koruması altında yapılmış. Diktatör bir helikopter ile evvela Malta’ya, oradan da Suudi Arabistan Başbakanlığına ait bir uçakla, o güne kadar yakın dostları olan Washington, Paris, Riyad ve Roma’nın kendisine vize vermemesi üzerine, Dubai’ye götürülmüş Giderken de Tunus hazinesine ait, götürebildiği, 1. Ton altını beraber almış.

Ayaklanmanın yumuşak şekilde bastırılıp gelişmelerin kontrol altına alınması için ABD’nin danışmanları Tunus’a gelip gündeme girmiş olduğu yazılıp söylenmekte. Bazı konuları uzmanların dikkatlerinden kaçmakta olan bir olaya parmak basılıyor; Tunus’ta hakim yabancı dil Fransızcadır. Ancak ne hikmettir ki, hareketin adı İngilizce konmuştur. ; “Jasmine Revolution”. CIA aynı ismi,1987 yılında Tunus’u Fransa sömürgesi olmaktan kurtaran hareketin liderliğini yapan, Habib Burgiba’yı deviren, Ben Ali’yi iktidara taşıyan CIA destekli darbenin de adıydı.
Ben Ali’siz “Benalicilik” olacak olan “Muhammed Ghaanouchi”nin “Ulusal Birlik Hükümeti” denemesi tutmadı. Nessma TV’nin patronu “Tarak Ben Amar”ın Kültür Bakanı, “National Enddowment for Democracy”nin yetistirmesi “Ahmed Nejip Chebbi”nin Bölgesel Kalkınma Bakanı, Albert Einstein Institut’un maaslı adamı “Slim Amanou”nun Genclik ve Spor Devlet Bakanı olması oynan oyunun rahatlıkla anlaşılmasını sağladı.

ABD büyükelçiliğin, Tunus Komünist Partisi’nin “Ulusal Birlik Hükümeti”ne girmesini, politik alanda resmen boy göstermesini kesinlikle ret etmesi tutulan yolu gösteren başka bir işarettir.

Hazırda tutulan son planın, “Ulusal Birlik Hükümeti“nin tutmaması halinde, Ennehta” (Ronesas) Partisinin, Londra’da politik sığınmacı olarak yaşayan, eski “Slavist”, “Rached Ghannouchi”nin geri dönerek, dostu, eski Marksist, halen sosyal Demokrat “İlerici Demokrat Parti” lideri “Ahmed Nejip Cheppi” ile birlikte sahneye çıkarılması olduğu söyleniyor.

Tunus’taki hareketlilik henüz durulmadı. Mısır’daki ayaklanmanın Tunus’u etkileyeceğini düşünmek Yanlış olmaz. Arap – Müslüman dünyasında taşlar kımıldamaya başladı. Bakalım nerede duracak. Özdere / Ocak-2011


Bu yazı Sansürssüz’de de yayınlanmıştır