Yemek veya araba, işte sorun bu!... (Enerji kavgası v.)

 Ataman Aksoyek - 03/07/2008 10:50:30 (437 okunma)


Yemek veya araba, işte sorun bu!...

(Enerji kavgası v.)

Daha evvel “enerji” konusunda yazdığım bir yazıda, petrolün fiyatının 100 doları aşacağını yazmıştım. (http://www.sansursuz.com/haberler/templates/sansursuz-yazar.asp?articleid=51302&zoneid=7&y=43) Hasis davranmışım. Petrol’ün fiyatı 200 dolar sınırına gitmekte. Petrolün fiyatının sınır tanımaz yükselişi ve belli bir zaman sonra tükeneceği söylentileri, beklenen krizi tetikledi. OPEP ve petrol üreten ülkelerin sorumluları, petrolün tükenmesinin söylendiği kadar yakın olmadığını, fiyatının yükselmesinin üretimle ilişkili olmadığını, aracı ve tüketen ülkelerin körüklediğini, aracı ve tüketici kuruluşlarının kârlarının, üreticilerin üç misli olduğunu, üretici fiyatlarının uzun zamandan bu yana, büyük oynamalar göstermediğini söylüyorlar.

Petrol fiyatlarının hızla artması, yeni enerji kaynaklarına yönelmeyi getirdi. Tarımsal Yakıt Ürünleri – TYÜ (agrocarburants) gündeme girdiğinde, pek çok kez olduğu gibi, “enerji sorunu çözüldü” sarhoşluğuna düşüldü. Kaliforniya Valisi, Avusturya kökenli, adale paketi Arnold Schwarzenegger arabasının deposunu TYÜ ile dolduruyordu. Ucuz uçuşlarıyla tanınan Virgin Havayolları’nın sahibi Sir Richard Charles Nicholas Branson uçaklarının TYÜ ile uçacağını söylüyordu, Başkan (oğul) Bush, Ortadoğu petrolüne bağımlılıklarının bittiğini vurguluyordu.

Tarım maddelerinden enerji elde edilmesi iyi bir fikir olarak görülüyordu. İklim değişiminin önü alınacak, fosil yakıtları yerine tarım maddelerinden elde edilen temiz enerji kullanılacaktı. Evvela, TYÜ kullanımı, tarım sektöründe “kendi enerjini kendin üret” şekliyle, küçük ve dağınık haliyle başladı ve büyük yatırımcıların dikkatini çekti. Enerji, kimya ve otomobil alanındaki, VW, BASF, Syngenda vs gibi, çok uluslular TYÜ’e yöneldiler. Gerekli idari ve hukuki önlemler düzenlendi.

Olay, “altına hücum” olarak başladı. Yine olduğu gibi, bu alanda da, üretenler değil, aracılar, yatırımcılar kazanan oldu.

Krizden çıkış yolları aranırken, öneriler yeni bir krizi getirdi. Geleneksel olarak gıda maddesi olarak kullanılan tarım ürünleri, TYÜ için kullanılmaya, yiyecek tarımı için gerekli topraklar, TYÜ üretimi için kullanılmaya başladı. Gündeme “açlıkla kriz”i geldi. Bu konuyu bir evvelki yazımda anlatmaya çalıştım (http://www.sansursuz.com/haberler/templates/sansursuz-yazar.asp?articleid=65566&zoneid=7&y=43 )

Mısır, buğday, kolza, şeker kamışıdan elde edilecek yakıt, mazot veya benzin’e karıştırılarak yakıttan tasarruf edileceği gibi, doğa da daha az kirletilecekti. Başkan Bush, 2007 yılının Ocak ayında yaptığı bir konuşmaya göre, o yıl içinde, Amerika’daki motorlu araçlar % 15 oranında TYÜ kullanacaklardı. Bir yıl sonra bu oran bir misli artacak ve ABD’de kullanılan petrolün % 7’sinin (35 milyar galon / 1 ABD galonu = 3,785 litre) yerini alacaktı. AB komisyonu daha mütevazı davranıyor, önüne % 7’lık bir hedef koyarken, 2010 yılından evvel bu oranın % 20’ye da çıkabileceğini ön görüyordu.

Dünyanın 2004 yılında tükettiği TYÜ’nün, petrol karşılığı olarak, alternatif değerinin 15,5 milyon ton olduğu düşünülürse, 2030 yılında 146,7 ton olacağı tahmin ediliyor.

Askeri konularda uzmanlaşmış olan “Jane’s Intellgence Review”, TYÜ’nün dünya güvenliği için bir tehdit oluşturduğunu, sosyal karmaşaya sebep olacağını, TYÜ yetiştirilen topraklara bağlı olarak uzmanlaşmazlıklar çıkabileceğini, askeri çözümler aranabileceğine işaret ediyor.

Soruna daha geniş bakmaya çalışalım. Özellikle tahıl ürünlerinin ve bunlara bağlı maddelerin bir kriz içine girdiği her yerde ve çevrede ısrarla vurgulanıp felaket uyarılarının yapıldığı görülüyor. Bu bilinçsiz, kâra bağlı sürecin frenlenmeyeceği tam aksine hızlanacağı, yakıt ve yiyecek arasında bir rekabeti getireceği, bunun insanlık için felakete giden bir yol olduğu işaret edilen bir başka gerçek. Bunun sebepleri de değişik kurumların ve uzmanların raporlarında veya konuşmalarında sıralanıyor.

Gıda için kullanılan tarım maddelerinin önemli bir kısmı yakıt üretmek için kullanılmakta. Birleşmiş Milletlerin 2007 “Yiyecek Maddelerine Bakış(Perspectives de l’alimentation) raporu, zaten bir rekor yıl olan 2007 göre, yiyecek mallarının ithalatındaki toplan artışın sayı olarak 400 milyar doları aşacağından ve bu eğilimin devam etmesinden, nebati yakıta dönük tarım maddelerinin fiyatlarının da ikiye katlanacağından duyduğu endişeyi dile getiriyor.

Bunun dışında, TYU elde etmek için gıdaya ayrılmış tarımın alanlarının “bioéthanol” ve yakıt üretmeye yönelik tarıma yöneldiğini sayılar ve istatistiklerle gösterilmekte. Gıda’ya yönelik tarım alanları azalırken TYU üretimine ayrılan alanlar artmakta. 

Somut bir fikir için şu örnek verilmekte ; arabanıza 50 litre bitkiden elde edilmiş yakıt koymanız için 250 kg mısır gerekli. 250 kg mısır ise, bir insanın bir yılda tükettiği ortalama mısıra eşit. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, dünyada altı insandan birisi (854 milyon) gerekli besini alamamakta. Yine aynı rapora göre ; Dünya’da her 5 saniyede bir, 10 yaşın altında bir coçuk, her dört saniyede reşit bir insan “A” vitamini eksikliğinde ölmekte.

Evvela gelişmiş ülkelerdeki ve örnek olarak, bir tarım ülkesi olarak Fransa’daki duruma bakalım.

Fransa Tarım Bakanlığı’nın 2007 yılında yaptığı bir açıklamaya göre, o yıl yiyecek ürünlere ayrılmış, ekilebilen 700 000 hektar arazinin, Fransa’nın 2010 yılı için ön gördüğü TYÜ hedefine varılabilmesi için, TYÜ elde edilecek ürünlere tahsis edilmesi gerekecektir.

İlk akla gelen soru, TYÜ üretimin hedefine varabilmek için 220 000 hektar buğday, mısır ve şeker pancarı ekilen arazinin yakıt’a tahsis edilmesi gerekecek. SCEES (Service central des Enquêtes et Études statistiques (ministère de l'Agriculture, de l'Alimentation, de la Pêche et des Affaires rurales ) istatistiklerine göre, kolza için gereksenen arazi genişliği, 1,8 milyon hektar. Böylece, kolza üretimi için ayrılan arazi, 2006 yılına göre, 1.1 milyon hektar arttırılmış olacak. Tarıma sokulacak bu arazi, Fransa’nın nadasa bırakılmış olan toplam 17 milyon hektar araziden alınacak. Fransa tarım Bakanlığı’nın ön gördüğü nadasa bırakılmış toprakların kolza üretimi için ayrılacak alanının ancak 430 000 hektarı bu işe ayrılabilir. Bulunan çözüm, halen, her yıl yiyecek üretimine ayrılmış topraklardan 700 000 hektarının, enerji elde edilen ürünlere tahsis edilmesi.

TYÜ üreten ülkelerin, üretim maliyetleri ve kullandıkları ham maddeler de çok değişik. (Litre – cent olarak)

o Brezilya (şeker kamışı) – 15 cent
o Tayland (şeker kamışı) – 20 cent
o Avustralya (şeker kamışı) – 25 cent
o ABD (mısır) – 30 cent
o Çin (mısır) – 40 Cent
o AB (buğday ve şeker pancarı) – 50 Cent

Uluslar Arası Enerji Ajansı Direktörü Claude Mandil, genel olarak AB ve ABD, TYÜ temini için, kendi topraklarını kullanma yerine, büyük sübvansiyonlarla gereki maddeyi Brezilya’dan ve Hindistan’dan satın almayı tercih edeceklerini söylüyor.

Tribun gazetesinde çıkan bir yazıya göre, gittikçe pahalılaşan petrole göre bir alternatif olarak görülen “etanol” üç üründen elde edilmekte ; şeker pancarı (Fransa’da), mısır ( ABD ve AB), şeker kamışı ( Brezilya ve Hindistan). Bunlardan en az uygun olanı şeker pancarı ve mısır. 

Claude Mandil, yakında ABD’nin Hindistan ve Brezilya’dan ithale dönebileceğine işaret ederken, yazıda, Hindistan ve Brezilya’dan yapılacak ithalatın ancak devamlı desteklerle (örneğin ; vergi indirimi) ilginç olabileceğini söylüyor. Yazı, politika dünyasının TYÜ henüz tarım politikası adına mı, yoksa enerji politikası adına mı desteklendiğine, hangisinin daha yararlı olduğuna karar vermediğine işaret ederek bitiriliyor.

Food First  İnstitute for food and Devolopment Policy Genel Müdürü Eric Holtz-Gimenez TYÜ geniş bir tarihsel geçmişini yapmış. 1975’den, ilk petrol şokundan bu yana Brezilya şeker kamışından elde edilen yakıtı (metanol), karıştırarak veya saf kullanmaktaymış. 2007’de Brezilya’yı ziyaret eden George W. Bush, Brezilya’nın başkanı Luiz İnàcio Lula da Silva’ya bir TYÜ OPEP’i önermiş. ABD ve Brezilya dünyada TYÜ’nin % 72’sini üretmekteymişler. Dünya’nın enerji üretimi konusundaki alışkınlıklarını değiştirmesini önermişler. Gösterdikleri gerekçeler ; çevrenin korunması. Orta Doğu veya Hugo Chàvez (Bolivya) gibi dost olmayan kaynaklardan kurtulmakmış.

Belli bir süre sonra tükenecek olan kaynakların yerine, daimi olacak kaynaklara yönelmek, kalkınmakta olan ülkelerin tarımının desteklenecek olması, Avrupa’da kullanılamaz toprakların kullanılabilir hale gelebilecek olması TYÜ adına artı olarak gösterilen noktalarmış.

Bu gelişmeye karşı Latin Amerika’dan yükselen ses, Fidel Castro’dan geldi. 2007 yılı başında, Granma’da çıkan yazısında Castro, (http://www.granma.cu/frances/) tarımın insanları doyurmak veya arabaları yürütmek için mi olacağına karar verilmesi gerektiğini söylüyor ve sayılarla istatistiklerle üretilen tarım ürünlerinin her ikisine yetmeyeceğini, gelişmiş olan ülkelerin TYÜ üretimine ayıracakları yeterli toprakları olmadığını, gelişmekte olan ülkelerin topraklarını kullanacaklarını ve bunun bu ülkeler için felaket olacağını, fiyatların çok çabuk ve hızla artacağını gösteriyordu.

Birleşmiş Milletler’in yayınladığı (09.05.2007) “Sustainable energy : A framework for decision makers” başlıklı bir dokümanda “bu yeni teknolojinin yoksulluğu önleyebileceğini, enerji sıkıntısının önünü alabileceğini, kır kesiminin kalkınmasına yardımcı olabileceğini söylüyor, fakat, TYÜ’nün, getireceği ekonomik, sosyal sonuçların düşülmesinin, bu alanda uygulanılacak teknolojinin, üretilecek politikaların, stratejinin ve yatırımların çok dikkatli düşünülmesinin gerektiğini” söylüyordu.

Altına Hücum”un başlamasıyla, ülkeler, yukarıda belirttiğim, çok iddialı kullanım hedefleri belirlemeye başladılar. 

Üretici ülkeler de bu dalgadan nasıl yararlanabilecekleri hesaplarını yapmaya başladılar. Endonezya ve Malezya palmiye plantasyonlarının yüzölçümünü, Avrupa pazarının % 20’sini (biyodizel olarak) karşılamaya hazırlandılar. Brezilya, mümbit, İngiltere, Hollanda, Belçika ve Lüksembourg’un toplamı kadar arazisini TYÜ elde etmek için ayırdı. Brezilya hükümeti, her yıl bu araziyi beş misli arttırarak şeker kamışı üretmeye ve 2025 yılında dünya tüketiminin % 10’unu karşılamayı planlamakta.

Spekülatif, özellikle özel sermeyenin TYÜ alanına kayış hızı baş döndürücü. Son üç yılda bu alana yatırım yapan sermeye sekiz misli artmış bulunmakta. Yatırım yapan kuruluşlar arasında ; BP, Chevron gibi büyük petrol kuruluşları, tarım tekelleri, VW, Toyoto gibi otomotiv endüstrisinin devleri, DuPont, Monsando, Archer Daniel Midland Company gibi çok uluslu şirketler var. Bu alana, özel sermeye, kamu kuruluşlarını (özellikle araştırma yapan) da hızla satın alarak girmekte. Yatırılan sermeyenin yarım milyar doları aştığı tahmin ediliyor.

Tarım alanına yerleşmiş kimya devlerinin gübre ve tarım ilaçlarının fiyatlarını arttırmaları da üretim maliyetlerinin sıçramasında rol oynamakta. ABD Tarım bakanlığının verilerine göre, 2007 - 2008 Nisan ayları arasında maliyetlerde artışlar şöyle olmuş.

o Gübre ; % 65
o Yakıt ; % 43
o Ekim işlemi ; % 30
o Hayvancılık ; % 27
o Makine ; % 6,9
o Diğer kimyevi maddeler ; % 3,8

Yukarıdaki sayılardan da görüleceği gibi, tarım işletmelerinde görülen maliyet artışlarının başında, gübre fiyatlarında büyük bir artış var.

Tarım üreticileri gübre fiyatlarının artışı için, kimyevi gübre yapımında temel maddeler olan, potasyum, fosfat üretimini elinde tutan büyük tarım-kimya kartellerini (ABD – Kanada – Rus) suçlamaktalar. Cargill’in bir yan kuruluşu olan, Mossaic’in Genel Müdür Yardımcısı Micheal R. Rahm, fiyatların artmasına gerekçe olarak, talebin arttığını ve kendilerinin buna hazırlıklı olmadığını söylüyor. Hollandalı Rabobank’ın TarımEkonomisti Steve Jesse, talepte, arzın karşılayamayacağı büyük bir sıçramanın olmadığını ifade ediyor.

FAO’nun 2008 yılı Şubat ayında yayınladığı bir raporda ; gübre yapımında kullanılan / tüketilen (azot, fosfat, potasyum) miktarın 2007 – 2008 yılları arasında 206,5 tondan 241 milyon tona yükseldiğini, buna karşı talebin 197 milyon tondan 216 milyon tona çıktığına ve üretimin rahatlıkla talebi karşılayabileceğine işaret ediyor.

Gren Markets dergisi, Canpotex’in yan kuruluşu olan Kanadalı Potash Corp.’un net kârının, üç ay içinde, bir önceki senenin aynı dönemine göre, 566 milyon dolar (üç kat). Mossaic’in, aynı dönem için, 520,8 milyon dolar (12 kat) arttığını yazıyor. Geçen yıl 365 dolar olan bir ton fosfat’ın satış fiyatının 1000 dolara, potasyumun 230 dolar olan fiyatının 700 dolara çıktığını not ediyor.

TYÜ üretimi emek pazarını da alt üst etmektedir ; Sâo Paule’de yayınlanan “İstoé” dergisinde yayınlanan bir makalenin Fransızca çevirisinde, Çalışma Bakanlığı uzmanlarından Maria Cristiana Gonzaga, “şeker kamışı kamplarına girdiğinizde, kendinizi esir kamplarına girdiğinizi, 17. yüzyıla geri döndüğünüz kanısına kapılıyorsunuz, kadın ve erkekler hayvanlar gibi, günde 12 saat çalışıyorlar, açlıktan ve yorgunlukta ölüyorlar” diyor. Maria Cristiana Gonzaga’e göre ; son beş yıl içinde bu iş yerlerinde (“çalışma kampı” demek daha doğru olur) 1 383 kişi hayatını kaybetmiş.

Tarım İşçileri Sendikası başkanı Miguel Ferreira, buralarda çalışma koşullarını şöyle anlatıyor ; “Her işçiden günde en az altı ton şeker kamışı toplaması isteniyor.” Sâo Carlos Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre ; günde altı ton üretim yapan bir işçinin dokuz km yürümesi, 73 260 defa, kamışı kesmek için nacağını savurması, 36 000 adım atması, 800 defa, 15 kiloluk bir kamış demetini 3 metrelik bir hedefe taşıması gerekmektedir. Bu işçilerin günlük ücretleri ortalama dokuz €’dur.

TYÜ gerçekten doğa dostu bir üretim mi ?

The Guardian gazetesinde, Ian MacKinnon konuyu şöyle anlatıyor ; “15 yıl sonra Endonezya’nın ve Malezya’nın yağmur ormanları, bu ormanlarda yaşayan insan ve hayvanlar bir anı olarak kalacak” Bu katliama gerekçe olarak, TYÜ üretmek için kesilen palmiye ağaçlarını gösteriyor. Kesilen altı milyon hektar alan yerine, 250 000 hektar ağaç dikildiğini söylüyor.

Pek sözü edilmeyen bir başka konu da, yok edilen yeşilliklerin, doğaya atılan karbon gazını yok eden fotosentez işlemindeki olumsuz etkisi. Dünyanın akciğerleri olan ormanların yok edilmesi sonu doğanın temizlenmesi işlemi gerilemekte.

Her ton etanol’un, üretilmesi sürecinde üretilen karbon gazı, petrol’ün kullanılmasından çıkan karbon gazına eşit veya daha fazla olduğunu uzmanların raporlarından öğreniyoruz. (The Guardian, 27.03.2007) Tropikal Ormanlarda üretilen Şeker Kamışı’ndan üretilen etanol ise aynı miktardaki benzin’in kullanılması ve üretilmesi sürecindeki çıkan karbon gazının yarısı kadar. (The Washington Post, 23.03.2007)

Greenpeace’in bilimsel sorumlularından Doug Parr, “Kullanılan yakıtın % 5’inin yerine TYÜ koymamız için yok edilecek, temel ormanların eksisi, karbon gazına karşı verilecek doğa mücadelesinin kayıp olmasını getirecektir” diyor.

TYÜ yanlıları ekolojik olarak, tarımda kullanılma niteliğini yitirmiş toprakların değerlendirileceğini savunuyorlar ve çevreye kazandırılacağını ileri sürüyorlar. Büyük olasılıkla bunun için ki, Brezilya Hükümeti 200 milyon hektar kurumuş orman, çayır ve bataklığı tarım için kullanılamaz arazi olarak ilan etti. Uzmanlar, gerçekte bu alanlarda, değişik biyokültürlerin var olduğu, değişik yerli kabilelerin, fakir köylülerin yaşadıklarını, kocabaş hayvanların yetiştirildiğini (Mata Atlàntica, Centrado ve Pantanal bölgeleri) söylüyorlar. Doğal olarak bu bölgelerde yaşamakta olanlar başka bölgelere göçe itilecektir. Brezilyanın ürettiği TYÜ’nün % 40’ı Soya’dan elde edilmektedir. TYÜ’nin fiyatı tırmandığı oranda, ormanlar yok olacak, Soya üretilen arazinin yüz ölçümü artacaktır. NASA’nın verdiği bilgilere göre (Nationale Aeronotics and Spece Administration) günümüzde, her yıl 325 bin hektar orman yok edilmektedir.

Endonezya’da da aynı orman tahribi görülmektedir. Endonezya, 1997 mali krizinden buyana büyük bir dış borç ve bu borçtan doğan baskı altındadır. Endonezya, umutlarını önemli oranda, palmiye ağaçlarından üretilen biyodizel’e bağlamış bulunmaktadır. Biyodizel’in üretildiği Palmiye ağaçları tahrip edilen eski ormanlık alanlara dikilmektedir. Devasa “Sinar Mas Agro Resources and Technology – SMART” biyodizel üretecek üç yeni fabrika kurmaya hazırlanmaktadır. Ekonomik kriz döneminde 2,26 milyar borçlanmış olan, 160 000 hektar ormanı kontrol eden, RGM Asian Agri firması da aynı alana yönelmektedir. Bu alana yatırım yapan bir başka dev de Asia Pulp and Paper’dir. (Asian Times Online) 2020 yılında günümüzdekinden üç misli, 16,6 milyon hektar arazi TYÜ üretilen bitkilere tahsisi edilecektir. Bu arazi İngiltere’nin yüzölçümüne eşittir. Böylece Endonezya, her yıl ormanlarının % 7’sini yitirecektir. (The Ecologist, Mayıs 2007).

Dünyanın en önde gelen palmiye yağı üretcisi Malezya, halen ormanlarının % 87’sini kaybetmiş bulunmaktadır. (The Ecologist, Mayıs 2007).

Dünya çapında, serpme yoluyla kullanılan ve petrolden elde edilen, yılda 45 milyon ton tüketilen suni gübre, doğada var olan azot miktarını bir misli arttıracaktır. Bu işlemin sonunda oluşacak amonyum oksit’in doğa ısınmasına olumsuz etkisi, CO2’den üç yüz defa daha fazladır. Önümüzdeki dönemde, TYÜ üretiminin toplanacağı tropikal bölgelerde gübre kullanılmasının 10 – 100 defa artacağından, ve bu gübre kullanımının doğa ısınmasını hızlandıracağına kesin gözüyle bakabiliriz. (www.foodfirst.org – The ecological and Social tragedy of biofuels).

Bir litre etanol üretimi için üç – beş litre sulama suyu kullanmak gerekmektedir. Süreç sonunda on üç litre civarında kirli su oluşmaktadır. Bu kirli suyun temizlenmesi ve doğaya iade edilmesi için gerekli olan enerji yüz otuz litre doğal gaza eşittir. (The Ecologist, Mayıs 2007).

TYÜ üretiminin (özellikle Soya’nın) arttırılmasının (ABD’de yılda ve hektar başına 6,5 ton, 12 ton Arjantin ve Brezilya’da), erozyonu da hızlandıracağı söylenmektedir. 

Tropik bölgelerde 100 hektarlık geleneksel bir aile tarım işletmesi 35 kişilik iş gücünü yaratmaktadır. Palmiye ve Şeker Kamışı üretimi aynı alan için 10, Okaliptüs iki, Soya yaklaşık 1,5. Gelişmeler bu düzenin bozulmakta olduğunu göstermektedir. 

Son döneme kadar, TYÜ küçük işletmeler tarafından üretiliyor, üretici tarafından, çevrede veya bölgede kullanılıyordu. ABD’de etanol üreticileri mütevazı kuruluşlardı. TYÜ’nün patlamasıyla büyük sermeyeler devreye girdiler, devasa yatırımlar, merkezi dağıtım başladı. Doğal olarak küçük ve orta üreticiler silindiler. Devreye girenler sadece enerji devleri değildi. Amazon ormanlarını gayri meşru bir şekilde tahrip etmesiyle çevrecilerin baş hedefi, geçen yıl cirosunu 70 milyara çıkaran Cargill, mısır üretimini dünya çapında kontrol eden ve kârını % 37 arttıran Monsando, son dönemde kârını % 40 arttıran Syngenta, ADM, Bayer-Cropscience, Limagrini gibi, tarımla ilgili kimya endüstrisi devleri de bu yarışa katıldılar. (http://organicconsumers.org/fair-trade/cocoa072005.cfm

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü – FAO’nun verilerine göre, dünyamızda yaşayan her kişiyi günde yeteri olan, 2 200 kaloriyle besleyecek meyve, kuru meyve, sebze, süt mamulleri, et olarak besin malzemesi var. ( Konuyla ilgili olarak bir evvelki yazıya bakabilirsiniz ;http://www.sansursuz.com/haberler/templates/sansursuz-yazar.asp?articleid=65566&zoneid=7&y=43 ) Ancak 824 milyon insan, fakir olduklarından, gerekli besini satın alamadıklarından, açlık sınırının altında yaşıyor.

Yiyecek için kullanılan tarım ürünlerinin enerji üretmek için kullanılmaya başlaması hem yiyecek maddelerinde bir kıtlık, hem de pahalılaşma getirdi. (Ki, bu kıtlığın su ve başka kaynaklara da yayılacağı ısrarla söylenmekte) Örneğin ; NAFTA ( North American Free Trade Agreement ; Kanada, ABD ve Meksika arasında 1994 yılında serbest Pazar anlaşması) Anlaşması’ndan yararlanarak Meksika, gümrük barajı kaldırıldığından, mısır gereksiniminin % 30’unu, ABD’ye ithal etmekte. Yakıt yapılmak için kullanılmaya başlamasından sonra, Meksika’nın temek yiyecek maddesi (Tortilla) olan mısır büyük bir fiyat sıçraması yaptı ve ayaklanmalara sebep oldu.

Tarihini bulamadığım, Foreign Affaire’de yayınlanan IFPRI’nin (L’International Food Policy Reseach Institute) 2003 yılında yaptığı bir projeksiyona göre, ekonomik ve demografik gelişmenin aynı şekilde devam etmesi halinde, 2025 yılında açlık sınırı altında olan insanların sayısının % 23 azalacağı ön görülmekteydi (625 milyon) 

IFPRI’nin 2008 yılındaki projeksiyonuna göre, fakir halk, aile gelirlerinin % 50 – 80’ini yiyecek için kullanmaktadırlar ve temel yiyecek maddelerinin fiyatlarının 2010 yılına kadar % 20 – 33 ve 2020 yılına kadar % 26 – 135 artacağı tahmin edilmektedir. Uzmanlar tarafından söylenen bir başka gerçek, yiyecek fiyatlarında % 1 artma olduğu zaman 16 milyon insan açlık sınırının altına düşmektedir. Yapılan hesaplara göre 2025 yılında 1,2 milyar insan kronik açlık sınırının altına düşecektir. (Foreign Affaire / How biofuel could starv the poor / mai – Juin) Açlık bu aşamaya geldiği zaman uluslararası yardım da yetişmeyeceği gibi, yiyecek ürünleri de yakıt olarak kullanıldığından bulunamayacaktır.

TYÜ üreten ülkelerin hemen hemen hepsi, vatandaşların vergileri ile desteklemektedirler. Tarım politikalarında TYÜ’ne önemli yer vermeye başlamışlardır. Sokaktaki adam ise, verdiği vergilerle kendi yiyeceğini yok eden veya pahalılaştıran dev kuruluşlara uzaktan, anlamadan bakmaktadır.

2002 yılında, “Internationale Assessment of Agricultural Science and Technology for Develoment – IAASTD çerçevesinde, 400’ün üzerinde tarım uzmanının katılmasıyla, toplana panel sonunda yayınlanan rapor/projede şu noktalara parmak basılmaktaydı ;

o Tarımın endüstrileştirilmesi, yoksulların çıkarına olmamıştır.
o Gündemin ön maddesi olarak beslenme alınmalıdır.
o Hedef sadece ekonomik olmamalı, sosyali ve çevre korumasını da gözetmelidir.

Konuyla ilgili uzun bir yorum yapan The Guardian, IAASTD’nin, TYÜ’nin, kötü beslenmeye yol açacağını işaret ederek de dikkatleri çektiğini söylüyor. 

2007 yılında, genetik konusunda çalışan kuruluşlar IAASTD’den ayrıldıkları gibi, ABD, Kanada, Avustralya ve İngiltere, final rapor/proje’yi ret ettiler.

Yine aynı grubun çalışmalarına atıfta bulunan Independent, Kansas Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmayı kaynak göstererek, Monsanto tarafından genetik değişmelerle üretilmiş soya’nın geleneksel yöntemle üretilmiş soyadan % 10 düşük randıman verdiği söylüyor.

IAASTD rapor/projesi, tarımda sorunlara, bölgesel ve yerel koşulları dikkate alarak değişik çözümlerle yaklaşılmasını öneriyor.

Çevre bilimci George Monbiot “eğer hükümetler insanları doyurmak istiyorsa, devasa tarım işletmelerinde vazgeçmeli, toprağı küçük işletmecilere devretmeli, onları maddi ve teknik olarak desteklemelidir” diyor. 1998’ Nobel Mükafatı’nı kazanmış, konuyla ilgili onlarca araştırmaya imza atmış olan Amartya Sen, “bir çiftliğin küçük olduğu oranda rantabl olduğunu” söylüyor.

İsviçre’de yayınlanan Le Temps gazetesi, Monbiot’a atfen (kaynak göstermemiş, yıl söylememiş) Türkiye’de yapılan bir araştırmada bir hektarın altında olan çiftliklerin, 10 hektardan daha büyük çiftliklerden 20 defa daha verimli olduğunu söylüyor.

Tarım uzmanları, Uzak Doğu’da tarım krizine en dayanıklı çıkan Vietnam’ın bu direncini, toprak reformu sürecinde, toprağın, küçük işletmelere verilmesinde buluyorlar.



Bu yazı Sansürsüz Sitesi’nde de yayınlanmıştır.
.