AKP, 12 Eylül Rejimi’ni Sarmısaklasa da mı Saklasa…?

Bilge Azgın - 20/04/2008 13:08:37 (699 okunma)


AKP, 12 Eylül Rejimi’ni Sarmısaklasa da mı Saklasa…?

Yargıtay Başsavcılığı’nın AKP’nin kapatılması istemiyle hazırladığı iddianame Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilmesiyle birlikte artık ok yaydan çıkmış oldu. 
Parlamenter sisteminin özüne aykırı bir şekilde yasama ve yargı erklerinin otonom gücünün zayıflatılıp iki başlıklı yürütme erkine bağımlı kılındığı 12 Eylül Rejimi çatısı altında; kuvvetler ayrılığı, bağımsız yargı, hukukun üstünlüğü gibi demokrasinin olmazsa olmaz normlarının tecelli etmesini beklemek safdillik olur. Yürütme erkinin başında bulunan Cumhurbaşkanı’nın, 11 asli üyeden oluşan Anayasa Mahkemsi’nin 3 üyesini kendi insiyatifiyle doğrudan, geriye kalan diğer 8 üyeyi de Yüksek Mahkemelerin ve Yükseköğretim Kurulu’nun belirleyeceği üçer aday arasından (kendisine göre “kesmece” olanını) seçip ataması; yürütme erkinin 12 Eylül anayasasında sahip olduğu vesayetçi-merkeziyetçiliğe sadece bir örnektir. 
28 Şubat süreciyle zorunlu bir evrime uğrayan Siyasal İslam’ın 2002 seçim zaferinin ardından AB’ye yönelmesiyle birlikte ortaya çıkan yeni durumun top yekün reddine dayanan ve Annan Planı döneminde uç veren Kızıl-Elma Koalisyonu şimdilerde ‘yargı darbesi’ arayışı içerisinde. AKP’nin kapatılması istemiyle hazırlanan iddianame, Kızıl-Elma’nın zihin dünyasına ait. Öyle ki; Başsavcı, “Büyük Orta Doğu Projesi” ve “Ilımlı İslam” gibi kavramları iddianamesine eklemeden edememiş…Dolayısıyla; bu süreç, Cumhuriyet Mitingleri’yle birlikte ‘laik kesimin’ kitlesel desteğini arkasına almaya çalışan Kızıl Elma’nın kukuk yoluyla amaçladığı darbe girişimlerinden sadece bir tanesidir. 

Fakat en az yargı darbesi süreci kadar üzerinde durulması ve sorgulanması gereken bir konu daha var. Neden AKP seçim beyannamesinde söz verdiği ve kaç aydır elinin altında hazır tuttuğu sivil ve liberal anayasayı siyasi projeye dönüştürmüyor? Cumhrubaşkanı’nın olağanüstü atama yetkilerine haiz olduğu bu vesayetçi sistemden, Cumhrubaşkanı yetkilerinin tamamıyla kısıtlandığı parlamenter sistemi öngören yeni Anayasa niye derin dondurucuda bekletiliyor? AKP’nin 301. Madde’yi Köşk’ün onayına devretmesi, Prof Özbudun ve arkadaşlarının hazırladığı yeni Anayasa’nın uzunca bir süre daha derin dondurucuda muhafaza edileceği anlamına gelmiyor mu? 
Anlaşılan odur ki AKP, “oligarşik azınlıklar tarafından yaratılan vesayetçi sistemin kurum ve kurallarından ne kadar fazla ve uzun süre nemalanırsak, o kadar sevaba gireriz” mentalitesine teslim olmuş durumda. Dolayısıyla, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı makamına oturmasıyla birlikte ele geçirilen “vesayetci imtiyazlar”ın parlamenter-liberal Anayasa ile bertaraf edilmesine gönüller pek razı gelmiyor. Maliye Bakanı Unakıtan gibi ‘kıt demokratların’, Cumhurbaşkanı Gül’ün atadığı yeni YÖK Başkanı hakkında “sıkarsa istediğimiz gibi konuşmasın” yorumunu yapması, yukarıda bahsi geçen ‘gönül elvermemesi’ durumunun belki de en açık göstergesi. 

AKP’nin vesayetçi sistemin bahşettiği imtiyazlardan yakın bir zamanda yararlanacağı bir diğer kritik nokta da Anayasa Mahkemesine yargıç atanmasında olacak. Zira, Ahmet Necdet Sezer tarafından Anayasa Mahkemesine atanan 5 Yargıç’ın görev süresi 2 sene sonra sona eriyor. Cumhurbaşkanı Gül’ün görev süreleri dolan yargıçların yerine atayacağı yargıçlar da (en iyi ihtimalle) şeriatı açıkca dillendiren ve şiddet çağrışımı yapan Refah Partisi’nin dahi kapatılmasına karşı oy kullanan Haşim Kılıç ve Sacit Akalı çizgisinde olacak. Yani, “Kızıl Elma” ağacı baltalanıp “Cennet Hurması” ağacı sulanacak. 

2005’e kadar AB üyeliği yolunda yapılan reformlar, 12 Eylül Rejiminin demokrasinin önüne kalın tuğlalarla set çektiği “vesayet duvarı”nda (küçük de olsa) yer yer delikler açmasını sağladı. AKP, AB reformlarına sarılıp mevcut delikleri büyütmeye ve duvarı tümüyle yıkma gayretinde bulunacağına; öncelik verdiği türbanı dar deliklerden ite kaka geçirmeye çalıştı. Vesayet polisiyle başı belaya giren AKP, üç yıl aradan sonra yeniden AB’ye sarılıyor. Fakat, AKP bugüne kadar yaptığı gibi bundan sonra da AB’ye sarılarak kendi siyasi çıkar ve projesi ekseninde “vesayet duvarı”nın belirli bölümlerini oyup diğer bölümlerini de (yine kendi siyasi çıkar ve projesi ekseninde) muhafaza ederse Türkiye’yi darbe bataklığından çıkartamaz. 
Türkiye’nin yakın geçmişi bir taraftan gıdım gıdım demokratikleşme tarihi diğer taraftan da başarıya ulaşamamış darbe girişimlerinin tarihinden oluşuyor. AKP kurmayları, demokratikleşme sürecini “12 Eylül Rejimi’ni sarmısaklasak da mı saklasak yoksa sarmısaklamasak da mı saklasak?”kurnazlıkları üzerinden yapılandırdıkları sürece; Türkiye’de demokrasi yolunda geri dönüşü olmayan adımların atılabilmesi çok zor olacaktır.