Düşünme modernite ve Şerif Mardin


Burhan Aydınalp - 29/06/2008 12:18:35 (929 okunma)


Düşünme modernite ve Şerif Mardin


Düşünme” der Heidegger, " aslı ele alıştır.”….”çünkü,insanın özü düşünme yoluyla varlığı koruyarak varlığın özünün başında duran bekçi olmasıdır.İnsan ancak varlığın çobanı olarak varlığın hakikatinin başında beklediği zaman kuru bir bilme isteğine kapılmaksızın varlığın yazgısının sahneye çıkmasını umabilir.”(1)

Geç-modernite” (eleştirisi) dönemini yaşıyoruz.”Modernite eleştirisi” ile de daha çok politik ve toplumsal eleştiri (Frankfurt okulu: Adorno, Horkheimer, Benjamin, Marcus ve Habermas) yoluyla tanıştık;ya da tarihçilik;önemsediğimiz alanlar bunlar.Ve düşünmeyi ( varlığı ) tarihe sıkıştırdığımız ölçüde politik düşüneceğiz. Bilinen Marksist terminolojiyle “praksis”in alanında.

Ekonomik toplumsal planda tartışılır olsa da biz hala kendimizi gelişmekte olan ülke entelektüelleri olarak algılıyoruz.Misyon sahibi: Misyon “tarih”den geliyor; gecikmiş , ivedi görevlerimiz var;eşitsiz gelişme ,sömürü,kolaniyalizm vb. Tarihi ikmal etmemiz gerekiyor.tamamlamamız yani.

Bunun aracı da politika (daha çok da iktidar ) ve “kültür”dür (daha çok da eğitim).

Bu ülkenin entelektüeli,varlığını,”varlığının anlamını” tarihte arıyor;güncelde kuşkusuz ;ama “şimdi ve burada” değil;kurtarıcılar olduğuna göre , kurtuluşu, kurtarılmayı bekleyenler, beklemeseler,istemeseler bile kurtarılmaları lazım gelenler var;mesajın şimdi hemen (devrim) ya da tedrici aşamalı (demokrasi) iletilmesi gerek.

Hal böyle iken muhafazakar müslümanlar Avrupa Birliği’ne “açıklar”;Tarihçi Kemalist ve Marksçılar “açık değiller”.Tarihçi - ideolojik mevzilerden dünya anlaşılamıyor doğal olarak ; nerede muhafazakar ya da “ılımlı” İslam’ı anlamak.

Soru sorulmayan yerde yanıt çok olur.

Hangi Avrupa birliği : Hıristiyan ? Modernite sonrası ?

Modernite eleştirisini “pozivitizm eleştirisi” olarak kavrayınca “modernite” yi de yeterince anlayamadığımız açığa çıkıyor.

Prof. Şerif Mardin bir kavram attı ortaya .”Mahalle baskısı”;sosyolojik bir kavram denemesi,Türkiye toplumunu tanıma,araştırmada;”İmam öğretmeni yendi mi yenmedi mi ? tartışmasına dönüştü anında basında.

Havadis kültürü” var bizde,Soruyu (sorunu) irdeleyen yok;ya da pek az.Kaç tane böyle kavram atıldı düşün tarihimizde soran yok.Hatırladığım rahmetli İdris Küçükömer ‘in “merkez – çevre” kavramı.;Kavram bir kaldıraç oluyor mu olmuyor mu;? üzerinde durulmaz; Bu arada 1980’li yıllarda Prof.Yalçın Küçük’ün “Tercüme Odası aydınlarından” söz ettiğini hatırlıyorum.

Ne alaka Şerif Mardin : “Said-i Nursi incelemesi”,yok tarikatçılık.

Bu yakınlarda Paradigma yayınları tarafından yayınlanan ABD’li iki profesörün “Metaforlar Hayat Anlam ve Dil” adlı incelemesini okudum. Metaforların, yaşam deneyimlerimize dayanarak “anlam” oluşturmada ki önemini (örneğin :teori için, bina - inşa benzetmesi) ;”dil”imizdeki yani kavram oluşturma ,düşünme ve eylemede ki önemini irdeliyorlardı.

Tartışmayı” savaş kavramına göre algıladığımız örneği üzerinde duruyorlar .”Argümanlarını yerle bir ettim” vb.gibi.

Mutlak objektivizm” dedikleri bilimcilik anlayışını eleştiriyorlar.Özün, anlamın ,kavramın “şey”le, eşyayla ilişkisine son derece değişik bir açıdan yaklaşıyorlar; ontolojik metaforların dış dünyaya ilişkin tecrübelerimizden kaynaklandığı, ama “dil”sel olduğu ; eşyanın içinde mühürlü ,mahfuz olmadığını iddia ediyorlar,yani “mütekabiliyeti reddediyorlar. (2)

Dil ve anlama ilişkin Walter Benjamin de geliyor aklıma;eski ahit’ten yola çıkarak (Tekvin I) adlandırma yaratma üzerine şairane bir makalesi var.Makaleyi tersinden okursak tabi;varlık sorusuyla bağlamı içinde ve fenomenolojik.(3)

Kısaca tartışma, savaş formunda kavranınca hele işin içinde imam ve cumhuriyetin temsilcisi muallim, (öğretmen) olunca ve imam muallimi yenince -aslında yalnızca öğretmenin (cumhuriyetin) “metafizik değer” üretemediğinden söz ediyor Sayın Ş.Mardin -ama sorun “rövenşeta” olunca,bir çok aydınımız komplo teorileri üretmeye başlıyor.Ya da Özdemir İnce örneğinde olduğu gibi “Said-i Nursi uzmanı ve hayranı” olarak itham ediliyor Sayın Mardin.(4

Neyse ki, “İmam hatiplerin (okullarının), cumhuriyetle toplumun değerlerinin buluşmasında bir fırsat olabileceğinden””[/b] ….”devletin değer dayatmasının yanlış olduğundan”(5)[/b] söz eden düşün adamlarımız da var.Ve bu tespitler çok çarpıcı :”Cumhuriyetle, toplumun değerlerinin uyuşması” sorunu;”Devletin,değer dayatmasının” yanlışlığı;

İşte üzerinde düşünülmesi fikir üretilmesi gereken çok çarpıcı tespitler.Ama yazar, bu sorunlar üzerinde etraflıca ve yeterince düşünmeyi bir kenara bırakıp;“Oğuz soyunun asaleti ve Kur’an ahlakının yüceliği” gibi eski ve sloganvari bir çözüm önerisiyle işi geçiştiriyor. 

Modernite eleştiri"sini, Nietzsche’siz,,Heidegger’siz, Derida’sız anlamak mümkün mü? Ve “Modernite”yi Dekart’sız, Kant’sız, Leipnız’sız, Hegel’siz anlamak ? Ve Batı düşüncesini, Hıristiyan inanışını (varoluşunu) tanımadan (Kierkegard’sız) anlamak nasıl mümkün olabilir!

Heidegger ,Batı – metafiziği demekte Platon ve Aristotales’ten bu yana süregelen felsefeye,O’na göre Niechzsche son temsilcisi ve K Marx, Batı - metafiziğini ters yüz eden;

Bu,modern dünyada bilimin ,özel olarak da yöntemin,başat olarak da tekniğin -bilimsel -sibernetik -tekniğin,teknolojinin hakimiyetini tesis eden düşünce geleneği demektedir.

İslam düşüncesinin, felsefesinin Gazeli ile kesintiye uğraması savı bir yana ,”Mümin”in (Allah’a teslim olanın varoluşunun ) modernite ile ilişkisi başlı başına bir problem alanı;Edebiyatımızdan bir örnek : A.Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri ayarlama Enstitüsü” isimli eseri geliyor aklıma.”Doğu da zaman” ile “Batıda zaman” nasıl yaşanıyor.En önemlisi Batıda zamanın “planlanmış” olmasının ontik,ontolojik anlamı!

Sayın Şerif Mardin’in eserinde dikkatimi çeken :Said-i Nursi’nin ve bildirisinin pozivitizmle (özel olarak da Osmanlıda 18.asırdan itibaren batı metinlerinin çevirisi sonucu doğa bilimlerine artan ilgi ) ilişkisi: Nursi yeni bir “varlık ilahiyat” yorumu (sentezi) yapmaya, yeni bir “hakikat” yorumuna ulaşmaya çalışıyordu; Ve bence, Sayın Mardin, cumhuriyetin ,cumhuriyet kuşaklarının yada “modernite”nin bu topraklarda tutunabilmesinde (sonuç itibariyle)kayda değer bir rolü olduğundan söz ediyordu Said-i.Nursi’nin.

Pozivitizmin reddiyesi nasıl ki olgu ya da olgusallığı ortadan kaldıramıyorsa,Türk laisizmi”nin ,dini toplumsal yaşantıdan tahliyesi de dini dışarı da bırakmıyor.Ve benim bakış açımdan bu, S.Nursi’yi aziz ya da ermiş yapmıyor, araştırılabilir kılıyor, yalnızca.

Modern tarihimizdeki dil kesintisi,(ki Heidegger’ci terimlerle söylersek) varlığın, varlığımızın evini şiddetle sarsmıştır.Ve Ütopya dan daha metafizik düşünme geleneği bulunmayan Türk entelektüeli, ütopyanın modernitenin bir açılımı olduğu üzerinde akıl yürütme gereğini bile duymamıştır.Ve hatta diyebiliriz ki,modernitenin en totaliter tasarımıdır ütopya.Varlığı (insan varlığını ) tarihe sıkıştırma, presleme ,hizaya getirme,öne çıkarmadır .

Tarih ve özgürlük ! 

Tarih, özgürlüğün -özgürleşmenin- tüm olanağımıdır? Bence Heidegger şunu göstermiştir:Batı metafiziğinin eleştirisi ( ve Modernite eleştirisi) ancak fundemantal olmakla ve varlığın insan varlığının anlamı sorusuna geri götürülmekle mümkündür.İlerlemeye yatkın düşüncemiz bu aykırı bakışı ,nazar’ı ,”görmeyi” pek mümkün kılmamakta;

“Tekniğin özü asla teknik bir şey değildir” (6)der Heidegger;

Ve insan (Dasein) varlığın ortasında varlığın yazgısının açığa çıkmasına hür ( hükümlü!?) olarak durmaktadır.

1.Teknik ve Dönüş,M.Heidegger,N.Aca Çev.Bilim Sanat Y.1998 S.51
2.Metaforlar,hayat anlam ve dil,G.Lakoff,M.Johnson,Paradigma Yayınları.G.Y.Demir çev.2005 1.B
3.Kendi başına dil ve insan dili,W.Benjamin Son bakışta aşk Metis seçki 2006 N.Gürbilek ,2006
4.26 Eylül 2007 tarihli Hürriyet gazetesi
5.Prof.Nevzat Tahran Haber 7 com,26/05/2008 yazısı,
6.Teknik ve Dönüş,M.Heidegger,N.Aca Çev.Bilim Sanat Y.1998