ELEŞTİRİNİN SINIRLARI



 ELEŞTİRİNİN SINIRLARI

Halil Berktay’ın 1 Mayıs 1977 ile ilgili değerlendirmeleri solun tahammülsüzlüğünü gözler önüne serdi.

Kendini eleştirel düşünce üzerinden kuran bir düşünce geleneğinden söz etmekteyiz. Paradigma bozan, yapı söküm yapan, deşifre eden sol eleştirel düşünce, kendisinden söz edildiğinde ne denli hoş görüşüz olabileceğini ortaya koydu. Gizli, açık, doğrudan ya da ima yoluyla nelerle suçlandı Hoca.

Eleştirel düşüncenin Descatres’çı kökeni, öznenin her şeyden şüphe etmesiyle başlar.Kant’ da bilginin imkanı ile ilgili bir sorgulamaya dönüşür bu; daha önemlisi etik bilginin mahiyeti ve etik öznenin özerkliği ele alınır. 

Ve sonra Hegel’de TarihinMarx’ta metanın ve ideolojinin deşifresi olarak devam eder. Bu ikinci (tarihçi) çizgi öznenin özerkliği sorununu ihmal etse de; eleştirel düşüncenin kökeni budur.

Sosyalizmin uygulaması da, paradigması da iflas etti. “Eleştirel düşüncenin kendisi, Özne-insan düşüncesi tükendi, Adarno bunu gönülsüzce de olsa görüyordu. Ve Faucault "Bilginin Arkeolojisi"nde kendini kendisi üzerine kuran büyük özne düşüncesininyerini hazırlamıştı.

Hegel’den miras alınan Marksçı“yanlış bilinç” kavramı son derece tahakkümcü. Çıkarlarının bilincinde olmayan sınıfa bilinç aşılama edimi, tipik aydınlanmacı, eğitici, disipline edici mirastır.

Kendisi sorunlu (felsefe Tarihi açısından) hakikat kavramından epistemik-ontolojik bir varsayım çıkarmak; Eski Yunandan beri bilgi –değer içerikli, var olma, yaşama tarzı, varlığın apaçıklığı, yerini bilgi hakikat yanılsama tiranlığına bırakmaktaydı.

Tarihte zorun rolü, sınıf kini bütün bunlar şiddetin moral kökeni.

Ve etik’in, etik olanın önemi olmayıncageleneksel solda ; çıkar, tarih, “mutlak saf ideal ve İyi” uğuruna yaşam da ıskalanır, samimiyet de, ruhuna sahip çıkmakta; Etik’in normatif ufku değil üzerinde durduğum, daha çok moral boyutu, özerk bireysel karakteri, karar vermeci yönü. İnsanı insan yapan, tek başına da olsa yanlışa karşı çıkaran vicdan diyebiliriz.

Berktay Hoca’ya itirazlar iki ana başlıkta düğümleniyor: Siz kapitalizmi, bu günkü dünyayı eleştirmiyorsunuz; eleştiriden vazgeçtiniz, dünyayla barıştınız; Bu dünya kimin çıkarına? 

Bu dünya yalnızca yaşamın çıkarına, yaşamanın, yaşamdan başka bir çıkarı yok. İkincisi bir ideal, bir ufuk, bir kurtuluş ümidi göstermiyorsunuz insanlara! 

"Biz, Kahin miyiz? " Son derece rafine dinsel bir soru bu aslında. Peygamber miyiz? İnsanların bu dünyada neyi, nasıl yapacaklarına, nasıl yaşayacaklarına bizler mi karar vereceğiz? 

İnsanı kuran (nasıl insan olunacağına dair tarihi-bilimsel bir görüşü olan!) ve “bir filozofun bakış açısında donduran düşüncenin” yaşama dair ne sözü olabilir?