Elitlerin iktidarı ve halk


 Burhan Aydınalp - 14/09/2010 12:51:24 (400 okunma)


Elitlerin iktidarı ve halk


Anayasa değişikliği paketi referandumda kabul edildi. Halkın yüzde 58’i evet oyu kullandı.

Paketle ilgili politik tartışma esas olarak iki konuda yoğunlaştı: 12 Eylül’ü gerçekleştirenlerin dokunulmazlıklarının kaldırılması ve Yüksek Yargıda yeniden yapılanmanın yolunun açılması.

Doğrusu “Hayır”cıların başta CHP ve Lideri Kılıçdaroğlu olmak üzere var güçleriyle çalıştıklarını belirtmeliyim. En az üç “hayırcı dost” aradı beni, gözümü açmak için.

Hayırcıların öne sürdükleri argümanları referandum sürecinde medyadan yeterince öğrendik. Ben daha çok bu argümanların arkasındaki zihniyetüzerinde duracağım.

Hayırcılar ağırlıklı olarak “Cumhuriyetin değerlerine sahip çıkanlar” -laik duyarlılığı olanlar-ile AKP ile aynı safta olmak istemeyen solcular.

Söylemleri farklı olsa da sonuçta demokrasiye, parlamentoya, halka, halkın oyuna derin bir güvensizlik duymaktalar.

Hep “ama”ları var.12 Eylül anayasasına egemen olan “ama”ları hatırlatıyor bana. 

“Özgürlük,…ama” demokrasi… ama, halkoyu… ama, parlamento… ama;

Cumhuriyetçilere fazla sözüm yok, samimiler; cumhuriyet değerleri dedikleri ide’lere, Cumhuriyetin kuruluş felsefesine saf bir inanış içindeler; Onların varlığı bu ülke için gerekli;

Elbette, Cumhuriyet tarihimizi yapan önemli yapı taşı; ama tarihimizi, geleceğimizi kilitleyen bir barikat da olmamalı bence;

Cumhuriyet bürokrasisi konusunda -yüksek bürokrasi- aynı şeyleri söyleyemeyeceğim; Onların çoğunluğu için cumhuriyet ayrıcalık, devlet erki, statüko demek.

Ayrıcalık, koruma, kollama, bu amaçla topluma normlar koyma; yani hukukun üstünde olmak demektir.

Ulusun ve devletin derin bekası onlardan sorulur. Onlar karar vericidir. Kural koyucudur. Kurallara uyan iyi vatandaş; uymayan kötü vatandaştır.Onlar Vatandaşlık normlarını belirler. Politikanın, parlamentonun sınırlarını çizerler.

Peki solcularımıza ne demeli? Üstelik 12 Eylül üzerinden silindir gibi geçti.

Onlar toptancıdır; ya hep ya hiççi’dir; hem cumhuriyetçi, hem laik ama teorik olarak “halkın çıkarlarının bilincinde olmadığına” ve parlamentonun da fazla da işe yaramayacağına inanırlar. Kafaları karışıktır.

Utangaçtırlar aynı zamanda AKP ile aynı safta görünmekten sıkılırlar. Devrimciliklerinin, duruşlarının bozulmasını istemezler.

Üstelik 1960 darbesi ile algıları bozulmuştur. 1960 anayasasının özgürlükçü içeriği, ardından TİP deneyimi garip bir nostalji yaratmıştır.

1960 darbesi bu topluma yapılmış büyük kötülüktür. Parlamento aşağılanmış, genel oy küçümsemiş, vatandaş hizaya getirmiştir. Seçilmiş başbakan ve iki bakan idam edilmiştir.

Başbakanını idam eden bir rejimin daha sonra 1971 de üç genci asmasına neden şaşırmalıyız ki!

Yüksek yargı en kötü sınavını Yassıada duruşmalarında vermiştir.

Böyle bir darbe sonucunda gelen demokrasinin kalıcı olabileceğini düşünmek gibi bir safdillik içine düştük yıllarca.Vatandaş iyi biliyordu bunu -göbeğini kaşıyan vatandaş-; 1950’nin anısına hep sahip çıktı; darbe sonrası AP 12 eylül sonrası ANAP ve 1998 sonrası AKP yi tercih ederek;

Bence halka çıkarlarını öğretmekten vazgeçmeliyiz. Onun adına, neyin iyi neyin doğru olduğuna biz karar vermeyiz.

Biz sözümüzü söyleriz, o da varsa tabi; Bizim sol olarak sözümüz yok, bu gün.

Son bir şey, bir köşe yazarı milliyetten Güngör Uras “demek ki halkın ekonomik durumu iyi; AKP’ye evet oyu verdiğine göre” diyor.

Bu referandum halk için de bir referandum; AKP ye güven oyu değil bence; bunu iyi algılamalıyız;

AKP için zor günler yeni başlıyor; Halk ekonomik durumundan memnun değil; ama özgürlüğüyle değiştirmek istemiyor. Kürt sorununu ekonomik sorun olarak görenlerin de anlamadıkları bu.

1950, 1963, 1973, 1987, 1998, 2010 halk özgürlüğü, adam yerine konulmayı tercih etti. 

Ve muhalefetin özellikle CHP’nin bir an önce “AKP’yi köşeye sıkıştırma” politikasından vazgeçmesi, başta Kürt sorunu olmak üzere özgürlükler konusunda kolları sıvaması gerekiyor. Halk CHP’den görev bekliyor. AKP bu süreci tek başına taşıyamaz. 

Bu ülke hepimizin.