Gezi parkı olayları Türk solu Türk baharı


Gezi parkı olayları Türk solu Türk baharı

Taksim Gezi Parkı etrafında tırmanan olaylar günümüz insanının otoriterliğin her türüne karşı alerjisini ortaya koymakta: Keyfiliğe, dayatmacılığa, baskıya; 

Kuşkusuz durumdan vazife çıkartanlar olacaktır: Cumhuriyet Mitinglerini özleyen ulusalcılardan, “Arap-Türk Baharı” peşinde koşan solculara; 

Üst üste iki seçim kazanmış,  Halkın büyük desteğini almış reformcu bir iktidar işbaşında; Barış ve demokrasi yolunda ikircimli de olsa önemli adımlar atmakta, ana doğrultusu vesayet rejimine son vermek olan bir politika izlemekte; 

Otoriter-Agresif bir çizgi izlemesinin nedeni büyük ölçü de Cumhuriyetçi rejiminin statükoyu koruma amaçlı baskı ve dayatmalarının yol açtığı psikolojik koşullar olsa gerek; uzun yıllar MKG, Yüksek Yargı ve Genel Kurmay tarafından hizaya çekilmenin yol açtığı savunma hali.

 Ama esas neden her halde demokrat-muhafazakar gelenekte baskın olan demokrasinin salt, çoğunluğun oyu olarak anlaşılması olgusu. 

Muhafazakarlarımızın  muzdarip olduğu bir diğer husus da “Kalkınmacılık” anlayışı. 

Bir Mega strateji olarak “Kalkınmacılık” sadece geçmişte kalmış bir şey değil aynı zamanda milliyetçi ve devletçi bir stratejidir. Üçüncü dünyacılıktır. Otoritarizmin de nedenidir. Her hangi bir ekolojik kaygısı yoktur. Çevreyi dikkate almaz, çevreden anladığı da ağaçtır. Şu kadar ağaç kestik, bu kadar ağaç diktik örneği. 

Gerçi bu konuda Gezi Parkçı Aktivistlerimizin de sicili pek parlak değil.  Ağaoğlu “kondurur”, “Ben Ağaoğlu. Yaptım oldu” der, sesleri çıkmaz. Semtlerinde gökdelenler yükselir umursamazlar. İstanbul’un doğal ve tarihi çehresi alt üst olur ses yok. Ama Sorun siyasi otorite olunca ortalığı birbirine katarlar. 

Gelelim her protestodan bir devrim, her eylemden bir “Arap-Türk Baharı” çıkartmaya çalışan solcularımıza. Gerçi çoğu Facebook başındadır.  İP’çilerle, İki TKP,  ADD ve CHP Gezi parkında omuz omuza. BDP geri kalır mı Sol’dan.

 Bütün Politika bu: Gezi Parkı direnişi. Ya sonra? Sonrası yok. Ufuk yok. “Gezi parkını teslim etmemek “ olur, olsa olsa. 

İktidarın bir anlayışına karşı çıkmaktan çok AK Parti’yi yıkmaya yöneliyorlar. Ya sonra? 

Bugün barış sürecine yönelik önemli adımlar atılmakta; bir çatışmasızlık durumu var. Kan dökülmüyor. Ülkenin en önemli sorunu, Kürt sorunu sağduyu ile ele alınmak üzere. 

Ak Parti’nin tıpkı şikayet ettiği tek parti rejimi gibi topluma değer dayatan, toplumu hizaya sokmaya çalışan uygulamalarına karşı duralım; ama unutmayalım gündemdeki ana sorunu. 

Modernleşmesini “Kürtlerin ötekileştirilmesi” üzerine inşa etmiş bir devlet geleneği ve bunun 90 yıllık koşullanması bulunmakta. Gerici- dinci- feodal- ilkel diye aşağılanan bir halk; yasaklanmış bir dil-kültür. 

“Beyaz Türk”ün bütün modernleşmesi, vizyonu, mazisi, geleceği bunun üzerine kurulmuş bulunmakta.

  O’nun gözünde “dinci- gerici –iktidar”, Kürtleri bu yurda ortak, dahası Türk’e eşit saymakta. 

Türk olmanın dayanılmaz ağırlığı “ya da Welat Zeydanlıoğlu’nun dediği gibi ”Beyaz Türkün yükü ötekiler: Kürtler”.

 Cumhuriyetin kuruluş paradigması bir ulusal kurtuluş savaşı kahramanlığından çok, bir imparatorluk bakiyesinden bir millet çıkarmaya yani etnik temizlik ve asimilasyona dayanmaktadır. Onun içindir ki Çanakkale zaferinin sembolik anlamı kurtuluş savaşından örneğin bir, “büyük taarruzdan” daha güçlüdür.

 Sorun yalnızca demokrasinin kurumlaşması, rejimin stabilizasyonu, olası vesayetçi müdahalelerden kurtulma da değil; siyasetin normalleşmesi , siyaset yapma tarzının iyileştirilmesi, bütün bir  siyaset kültürünün demokratikleştirilmesidir de.

 Bu bir yönüyle başta normal, medeni -kelimenin anlamıyla sivil- bir anayasanın yapılması ve bu anayasanın etnik vurgudan arındırılmış, demokratik bir anayasa olması; başta siyasal partiler, seçim yasaları ile ceza ve medeni yasalardan anti demokratik, ayrımcı, yasaklayıcı hükümlerin kaldırılması ve Avrupa insan hakları sözleşmesi ile Avrupa yerel yönetimler özerklik şartı ve diğer AB müktesebatına uygun düzenlemelerin yapılması ile olacaktır.

 Diğer yönüyle de Çözüm Sürecine yönelik adımların kararlıkla atılması gerekmektedir. Barış olmadan demokrasi mümkün değildir. 1950’lerden bu yana İki askeri darbe, İki askeri müdahale ile kesintiye uğrayan bir parlamenter demokrasi ve 30 yıl süren bir iç savaş, olağan üstü hal. 

Barış olmadan hiçbir şey olmaz.