“HAKİKAT” ÜZERİNE NOTLAR:


Burhan Aydınalp - 23/04/2010 15:15:09 (464 okunma)


“HAKİKAT” ÜZERİNE NOTLAR:


“Temsilin ve varlığın sürekliliği, hiçliğin yokluğu biçiminde negatif olarak tanımlanmış bir varlıkbilim, varlığın genel bir temsil edilebilirliği ve temsilin mevcudiyeti tarafından dışa vurulan varlık, bütün bunlar klasik epistemenin içinde yer almaktadır.”1

Foucault’a göre, tüm varlığımız, hiçliğin yokluğu üzerine kurulmuş; ama bunun, pek öyle saf bir kabullenme olmadığını da Heidegger dile getirmekte;

“Bu dünyadaki insanın” –dasein- yazgısı bu dünyada olmaktır; bu hem zorunluluk, hem de imkandır; ölümüne var olmaktır bu, dünyaya tutunmaktır, bireysel yazgı olarak buna tutunabilmek diyorum,ben.

Var-olmak demek tanınmak demektir diğer insanlarca, kabul görmektir, onaylanmaktır; Selam barış demektir İslamiyet’te; 

Selam vermek der” O.Y.Gasset, ilkellerde, seni tanıyorum demektir; varlığını onaylıyorum senin; seninle sulh içindeyim.2

Var-olmak tanık bırakmaktır arkamızda yaşadığımıza dair; hatırlanmaktır; onun için resim, müzik albüm vb. izler biriktirir; düşünsel, duygusal hafızalar oluştururuz, yazılı, görsel;

Eski zamanlarda ise ağıtlar vardı, türküler, sözler; 


Antikite’de Tarih yoktur, yazgı vardır; tragedya, çatışkı-içinde -var-oluşunu anlatır insanın, türsel yazgısını;
Özgürlüğe yer yoktur orada, özgürlük tarihle başladı.

Hegel’de tarih, bireyin tarihe girişi demektir. Ve bu tanınmakla başlar; prestijdir tarihin devindirici gücü, ölümüne prestij; köleyi köle, efendiyi efendi yapan;

Nietzsche, tarihi -Batı-Hıristiyan tarih - kölelerin tarihi olarak görmekte; Antikitenin soylu güç isteminin, güç isteyenin-efendinin yok edildiğini; Hıristiyan erdemlerin kölelerin erdemleri olduğunu ileri sürmekte;O’na göre tarih, sürünün -ahlakının- tarihidir. “Üst- insan” tarih ötesidir bu anlamda;


Antikite, İnsanı “bilgi-erdem-mutluluk” -etik-kendi- üzerinden tanımlıyordu.Tanrının şahitliğine bırakıldı daha sonra, “yaşamlarımız”. 

Modern çağ büyük varlık bunalımıdır, insanın. Modern insanın varoluşu, parçalanmış kimliktir, “nelik”in parçalanması;ve bu Aristoteles’te insanın doğası, doğa sorunudur, nelik sorunu; 

Natürmorttur, “ölü doğa” Romantizmde;Yaşamdır -organik yaşam- 19.yüz yılda, modern biyolojide;Ve genetiği bozulmuş organik üründür teknolojik çağda; 

Oysa, Genesis, “soy” diye başlardı, “kadim-metinler” ; Şimdi tüm “geniş zamanımız” sanal bir dünya.

Dokunma vardı eskiden insanlar arasında; temas da denirdi;iletişim diyoruz artık;ve sanal dokunuyoruz şimdilerde, üstelik kokluyoruz da; Bir duyu yitimi çağımız. 

Bu “teknik dünyadan” çok farklı bir şey, sanal bir dünya; İnsanın doğası kaça parçalandı? Natürel-tabii doğa; teknik doğa, sanal doğa; doğası kaldı mı acaba? Tek’in, tek başına anlam araması çağımız; bir anlam çoğullaşması dünya;


Tutunabilmek derken kadından söz edecektim aslında; Nietzsche’deki kadın olumsuzlamasına bir anlam veremedim şimdiye kadar; Güç istemi, yaşam ve kadın; ne kadar bitişik, yan yana; Güç istemi, bu denli eril-mi olmak zorunda; 

Modern zamanlara ilişkin bir sorun var galiba burada; giderek erkekle benzeşiyor kadınlar; Belki de son ümidimizdi onlar; Tutunabilenler idiler; doğuran, kök salan; ev, mesken tutan, romantizmin iki ana teması: doğa ve kadın.

O.Y.Gasset “kadının ruhu, bedenidir” der. Decart’çı düalizm kadına bir türlü ilişemedi;

Kadının vücudu, bedeni, dili, ruhu, olabildiğince iç içe diye düşünüyorum;

Kadının bedeni dilidir: Kadın konuşur bir şey söylemez. Kadın sustuğunda söyler çoğu kez ve her erkek -en aptalı bile- anlar bunu. Ayrılacak kadın susar örneğin ve seven kadın.

Kadınların konuşmalarından korkmam ben, susmalarından korkarım.

Erkek konuşur, kadın dinlemez. Dil oyundur onun için, diğer oyunlar gibi, süslenmek, kur yapmak; Oyun oynar kadınlar. Birer aktristirler; ve hep seyredildiklerini bilirler.

Erkek her şeyi “ciddiye” alır, bir ölüm kalım mücadelesi, bir yarıştır hayat;Kadın oyun oynar hayatla, erkeklerle; 

Yalnız evlenme, doğum ve ölümü ciddiye alır kadınlar; ve her seferinde ağlarlar.

Kırılgan değildir aslında kadınlar. Kırıldıkları zaman arkalarına bakmazlar.

Erkeğin hakikatleri vardır: güç, prestij, iktidar; Kadının hakikati olmaz; Hakikatin kendisidir kadın.


1.M.Faucault,Kelimeler ve şeyler M.A.Kılıçbay Çev.İmge Y.3.B.

2.İnsan ve Herkes O.Y.Gasset,