“Tanrı korkusu”


 Burhan Aydınalp - 17/06/2011 14:03:33 (505 okunma)



“Tanrı korkusu”

Tanrı Öldü” dedi Nietzsche; “O’nu siz öldürdünüz”; “causa prima”nız; bu arsızca bilme isteği;
Bütün bir batı kültürünü lanetleyen “tevarüs edilmiş günah” değil, bilme olarak güç istenci, doğaya efendilik;

Nietsczhe’den sadece bir “Hıristiyan eleştirisi” çıkartmak Nietsczhe’yi hiç anlamamak olacaktır. O modern bilimlerin arka planında “causa prima”yı görüyordu. “Ethik eleştirisi”olarak Hıristiyanlık eleştirisi, bir ethik açıklık, sahilik, kendilik eleştirisidir.

Grek Ethikinin içtenliğini, düşünülmüşlüğünü, tutarlığını över O; modern insanın yüzüne bir ayna tutar, yüz yüze gelmeye çağırır onu; öyle ki, Nietszche’den bir “Negatif Tanrı” çıkartmak mümkün değildir. 

“Copernicus-Newton evreni” cozmosun yerini aldığında Tanrı -yaşlı-yorgun-bilge- dinlenmeye çekiliyordu sonsuza dek; ve seyretmeye insanın yazgısıyla nasıl baş edeceğini;

Ve Kierkegaard aynı samimiyetle “karar vermecilik” olarak, yani salt inanç olarak, yani özgürlük olarak ele alıyordu problemi; İnancın konusu bilme değildir. 

“İbrahim–Tanrı-kurban meselinde” O, “karar vermeyi” görür tüm trajedisiyle; “ya/ ya da” inancın ve ethik’in otolojik bir temellendirilmesidir; vicdanla yüz yüze getirir ethik felsefeyi; Ya da ethikin tam ortasına bırakır meseleyi. 

Kierkegaard alışılmış inancın, uysal inancın sahibi değildir.

Bu ikisi -Nietzsche ve Kierkergard -de “aynı uçuruma” baktılar; insanın yazgısı uçurumuna: tarih bir uçurumdur onlar için;

“İnancın ve Özgürlüğün Tanrısı”; 

İnanmak ve özgürlük! bu ikisi bir araya gelemiyor aydınlanmadan buyana; araya tarih girdi; “özgürlüğün tarihi”; 

Ya inanma?

Tarihi yoktur inanmanın o “şimdidedir” her zaman yaşayan bir insanın inanmasıdır.İnancı ölülere havale ettik biz bu gün; “Bilgi ve dua” işte bizim dünyamız;

Tanrıyı bilmek; bilme konusu olarak Tanrı; Ve inanma; 

Klasik İslam Aydınlanması, arka planda İbni Sina, Thomas Aquinas rasyonalizmi; sahnede Modernizmin Türk Adaptasyonu ; Kutsal kitabın epistemik okumaları; Gazali haklı mıydı yoksa, Gayb vurgulaması;

İslam’ın moderniteyle yüzleşe-me-mesi ki, esas sorun da bu; bir İbn-i Sina, Farabi “kültürel-tarihsel bütünleşmecilik” hayali;

Özgürlük ve İnanma. O kadar yakınlar ki birbirine; Ütopya inanmadan mümkün mü? “Bilimseli de var” diyoruz! İnanç, doxa; bilme, episteme ayrımı Platon-Aristotales geleneği; Teknik diyor basitçe Heidegger teknik sorunu sadece, Teknik bizim tüm hakikatimiz mi? 

Tüm bilgimiz dünyaya uygun kanaatlerimizdir oysa. Uygulaya, uygulaya; sınaya, sınaya edindiğimiz kanaatler; kesinleşen kanaatler;

Kanaatlerimizi-bilgilerimizi- “uygulama-yorumlama tarzları” ediniriz ardı ardına; sonlu yazgımıza inatla;

Mitologya çağında insanın sonluluğuna, soyun devamına ağıtlar vardı; Özgürlük yoktu eski yunan düşüncesinde, yaşama vardı; Erdemli yaşama, daimon; 

Tarih, Hıristiyan bilinç, -kurtuluş- olarak özgürlüğü taşıdı modern tarihe; Ve bu sosyal tarih oldu, özgürlük oldu;

Hegel’in Geist’i “Hıristiyan Ruh”un içinin boşaltılmasıdır, Ruh’un “Kültürel Tinle” özdeşleştirilmesi; “Bilen Öznenin sefaleti”. Tekil tümel dolayımın mutlaklaştırılmasıdır; “Genelin” totalitesi; ethik’in hukuklaştırılması; “tarihsel-toplumsal- bir töz” olarak bireyin maddiliği; 

Dini inancın -Tanrı huzurunda- insanlar arasında mutlak eşitliği; “şeyler” karşısında üstünlüğü sağlayan özgürleştirici ve fetişsizleştirici kavranışının sarsılması; 

Kant’çı Ehtik’in Hegel’ci eleştirisi”, Hegelin “Geneli tercihi”; “öyle eyle ki!......” diye başlayan Kant’çı önermenin evrenselli- tekilde- yakalayışının eleştirisi; İnsanın Bir Ethik Öznesi olarak kurulamaması; İnsani bireyin, tarihsel –toplumsal-ekonomik bir töz; bir “ihtiyaç–sözleşme-özgürlük” öznesi olarak kurgulanması;

Dinin, ruhun ölümsüzlüğü vurgusu, ezeli ve ebedi muhakeme sorunu; kendi-sonlu- var-oluşunun- farkında-olan bireyin ethik dünyasının oluşumunda vicdan boyutu

Böylece, aşkın olarak varoluşu onaylanmış; aşkın olarak kendini -var-etmiş- onaylamış bireyin hayat bütünlüğü, ancak bu bütünlükle ehtik ahlaki bir sorumluluk- varlık- yüklenilebilir. Kant’ın otonomi anlayışı ve felsefesinde inanca yer açması; düşündürücüdür;

Bir tanrı sorusu- anlam sorusu- bütünlük sorusu var bu gün hala Batı’da ; bizde “Tanrı Korkusu”;

Ya inanırsam, özgürlüğümü kaybedersem? 

İnanma o zaman. Seçim, karar senin. Seçimlerin, kararlarındır seni -yapan ve bunun tüm sorumluluğu sana aittir.
Kimse senin hayatını yaşayamaz ve sen seçtiğinden başka bir hayat yaşayamazsın; Elindeki hayat bir kereliğine verilmiş ve sonsuza dek değiştiremeyeceğin bir hayattır.

İnanma ve Özgürlük!

bizim, özgürlükten anladığımız, yaşam biçimi, davranış, kılık, kıyafet özgürlüğü, ekonomik gelişme, kalkınma, refah, düşünme sorunu olarak ele aldıklarımız bunlar. Düşünmeyi düşünemiyoruz bile.

Descartes’in endişesi “Kartezyen Endişe", Kant’ın Paradoksu yok bizde; Nietzsche’nin, Kierkegaard’ın Uçurumu

Düşünmek bir uçuruma bakmaktır.

Bilmeyi değil düşünmeyi öğrenmeliyiz bence ve mümkünse inanmayı;

İnanmaktan neden korkuyoruz biz ? Nedir bu Tanrı korkusu ?



Kaynaklar:

Ethik’in Kısa Tarihi A.Maclntyre,H.Hünler ve S.Zelyüt Hünler Çev.Paradigma Yayınları 2001
Objektivizmin ve Rölativizmin Ötesi, R.J.Bernstein, F.Yılmaz Çev.Paradigma Yayınları 2009
Eleştiri Norm ve Ütopya,S.Benhabib,İ.Tekerek Çev.İletişim Y.ayınları,2005
Kuyerel 11.06.2011tarihli “İnanç ve Özgürleşme” konulu söyleşi, Doç.Aliye Çınar