Tarihsel bireyin köksüzlüğü: Modernizs tin kültür


Gönderen Burhan Aydınalp - 19/08/2010 18:46:10 (449 okunma)


Tarihsel bireyin köksüzlüğü: Modernizs tin kültür 



Adorno’nun Heidegger eleştirisi tarihsellikle ontoloji-ilksellik- arasına sıkışan modern bireyin yazgısını dile getiriyordu;

Her şeye karşın özgürlüğe de otoriterliğe de açıktı Heidegger’in ontolojisi; tarihi askıya alsa da. 

Adorno “Umut ilkesini” korumak için mi diyalektiğe sarılıyordu -negatif bir diyalektik de olsa- entelektüelin -filozofun- işlevi için mi? (1)

Her halükarda eleştiri olarak felsefenin sonunu temsil etmektedir, Sol-Hegelci -Marks dahil- düşünce geleneğinin Adorno, Horkheimer, Marcuse’la anılan Frankfurt Okulu;

Hegel’in diyalektiği, yalnız olan düşünsemenin ilişkisini kendini bilen bireylerin ilişkisi lehine aşar. Özbilinç deneyimi artık kaynakta sayılmaz .Hegel için bu deneyim daha çok, kendimi öteki öznenin gözleriyle gördüğüm etkileşim deneyiminden çıkar…Özbilinç ancak karşılıklı kabul edilme temelinde oluşur. Hegel benin özdeşliğinin kaynağı sorusunu …tin teorisi ile yapar. 

Tin özbilinçteki kendinin öznelliğinin temelinde yatan köken değil, içinde bir benin öteki benle iletişim kurduğu ve iki öznenin de dönüşümlü olarak kendilerini ancak mutlak bir dolayım olarak ondan oluşturdukları aracıdır. Bilinç, öznelerin karşılaştıkları bir orta olarak mevcuttur.
” (2)

Tin-tarih; tin-kültür, Hegelin mutlak-sekülarizmi; Habermas’ın dediği gibi artık, “tarihselcilik tin bilimlerinin pozivitizmi haline gelecektir.

Hegel’e dönmeden önce, eleştiri olarak felsefenin sonu konusunda bir şey söyleyeceğim: Eleştiri sonrası felsefe dil felsefesi olacaktı kuşkusuz; Heidegger dilini çıkartmıştı bir kere ve Einstein’dan çok önce; 

Dil ve yapısalcılık yapı-söküm yada; ve Heidegger’in düşünmeye çağrısı: ontolojik itaat mı yoksa! ya da özgürlük !

Kant’ta ontoloji, ontolojik değinme belki, numen öngörülemez olan; epistemenin tüm alanı fenomen.

Kant, felsefesinde neye yer açıyordu aslında ? Tanrıya mı? Özgürlüğe mi? Etik, ahlaksal; “kategorik buyruk”tan söz edebilir miydi böyle bir kutupsallık var olmadan?

Gramsci, “Hapisane Defterleri”nde Kant’a dönmeye değinir belli belirsiz, özellikle de numen ve fenomenine Kant’ın, saf bir kutupsallık .

Öyle ya Hegel aştı tarihle ve Kierkegaard’ın deyimiyle mantığa hareket atfederek; bir tarih köprüsü “gökyüzü krallığına” uzanan- ya da bir“mahşer günü sözü” Marksçı, Blochçu, hatta Benjaminci bu dünya da.

Adorno ihtiyatlıdır yine de, “tarihte olanlar tarihte kaldı.” (3)

Tarihe, -tin olarak tarihe- mutlak’lık atfetmek onu bireyin özünü oluşturan mutlak bir dolayım olarak görmek, modern rasyonalizmin, bütüncül ve itaatkar ontolojisini oluşturmaktadır. Bu tarih ancak yazgının, özgürlüğün uysal ellerine teslim edilmesiyle –Hegelci “özgürlük zorunluluğun bilincine varmaktır” önermesiyle- sonuçlanabilirdi.

Bir Karşı-Faust’tur Hegel; bilmenin doğasını değiştirir; yaşamla bağını kopartır; “Hakikat-tin”; Bir Tarih Tanrısı; bir Tanrı-Mantık’tır sözünü edilen; 

Faust, bilmek adına demonik olanla, yaşamla uzlaşır; Hegel’in kamusal-tini ne demona inanır ne de Tanrıya; 

Ritüeller -kamusal aklın irrasyonalitesi- toplumsal beden her tür metafizikten arındırılır; kamusal alan -siyasal, hukuksal- ve özel alan ikiciliği; dinin özel hayata sıkıştırılması, atomik bireylerin ebedi döngüsü;

Modern rasyonalizm, totalitarizmdir. Özgürlük ile aklın ,teknik ile politik olanın sinsi ve kararlı bir bağlamını sunmaktadır; kör bir perspektifler prizmasıdır; Kör çünkü, böbürlenmesine karşın önünü göremez. Ne de olsa artık kendi gözlerimizle bakmıyoruz, seyir etmiyoruz yıldızları.

Adorno “araçsal akıl” diyordu yine de aklı sakınarak , teknik olandan söz ediyordu; 

Heidegger çok önceleri dile getirmişti “tekniğin özü, asla teknik bir şey değildir.

Ne zaman ki teknik, maddi üretimin kapsayıcı biçimi olur, o zaman tüm kültürü yeniden biçimlendirir.Tarihsel bir bütünsellik ve bir evren tasarlar.” demekte Marcuse.


Tin’den yola çıkmıştık, tarih içindeki tinden, “tarihte yol alan tinden”, “tarihin kendisi olan tinden”, kültürden teknikten;

Dil’den ne kadar uzaklaştık oysa tin ne idi başlangıçta: ruh, geist.

Heidegger geriye “ilksellere” dönerken dile dönüyordu aslında; teknik yunanca tekhne: yapım bilgisi;. 

Elimizde dil var yalnızca. Dil düşünme ise, “dil varlığın evi”,anlamı ise ; tekniğin özü dil ise ve asıl tehlike buradan geliyorsa !

Modern bilişim teknolojisi bunun saf örneği değil mi? Dil, bilişim, semiyotik kodlama teknikleri, göstergelerin teknik dünyası, bizim dünyamız; 

Saf dil olan dünyamızı, saf teknik olan bir dünyaya çevirdik artık söylemin sonuna geldik, anlatacak hikayemiz kalmadı ve asıl tehlike bu bence;

Heidegger ilksellere dönmekten söz ediyordu; bu dünyada, bu dünya ile ve diğer insanlarla bir arada -bir ölümlü olarak- yaşamak; Ve Angelus Silesius’un dizeleriyle sesleniyordu bize: 

gül niçin’ sizdir; çiçek açar çünkü çiçek açar,
kendini umursamaz görülme arzusu da yoktu
r.” (4)

Gülün çiçek açması onun yegane olanağı; ama yaşam da bu; 

Heidegger fazlaca askıya aldı tarihi, toplumu; 


“Tarihsel insan” köksüzdür. Tarih içinde kaybolmuştur ; yolunu bulamaz ; kimi zaman geçmişi abartır kimi zaman geleceği; Postmodern zamanımızda ise şimdiyi.

Her halükarda lineer bir zaman söz konusu; 

Nietzsche’nin şimdisi, Greklerin eski zamanı - döngüsel şimdi - bu değildi; felsefi düşünmenin ve yunan estetiğinin zamanı; 

Onun için klasiktir yapıtlar; “Bengi dönüş” içindedirler.

Modern düşünce ve estetik onun için tüketilir nesnelerdir. Yeninin tüketilmesidir modern zamanlar.

Kaynak:

1. J.Ranciere Filozof ve Yoksulları, A.Ufuk Kılıç Çev.Metis Y. 2009

2. J.Habermas, İdeoloji Olarak Teknik ve Bilim, M.Tüzel Çev. YKY.7.B.2010

3. J.Habernas, Doğalcılık Ve Din Arasında, Felsefi Denemeler, A.Nalbant Çev.YKY.2009

4. F.D.Towarnıckı, Martin Heidegger, Anılar ve Günlükler, Z.Durukal Çev. YKY.2001