Adalet de, özgürlük de yoktu, artık can güvenliği de yok!

 

Hitler’in iktidarı ele geçirme sürecindeki en büyük destekçilerinden biri de “Kahverengi Gömlekliler”di, diğer adıyla SA’lar.

İleride kendisine tehdit olacağını düşündüğü SA’ları kanlı bir kıyımdan geçirdi.

Hitler’in bu katliamında yüzden fazla kişi ölmüş, binden fazlası tutuklanmıştı.

Operasyon gecesi Hitler kendisini dinleyen Almanlara, eski ortağı SA’yı “dünya tarihindeki en büyük ihanet” diye tanımlıyordu.

Nazilerin propagandistleri “SA’nın darbe hazırlığında olduğunu” yayıyordu halka.

Size çok tanıdık geldi değil mi? Neyse...

Naziler’e bağlı paramiliter grupların cinayetlerini meşru müdafa kapsamına almak için tek cümlelik bir kararname yayımlamıştı Hitler:

“Vatan hainliğindeki saldırıları önlemek için 30 Haziran, 1 Temmuz ve 2 Eylül 1934’te alınan tedbirler, hukuk devletinin kendini savunması olacaktır.”

Buyrun size Hitler’in kendini savunan “hukuk devleti”ni...

Ancak Hitler mitler ama en azından adam tarih vermiş; 30 Haziiran, 1 Temmuz, 2 Eylül... (Kaynak: sendika62.org)

Tarihçi Ayşe Hür, AKP’nin çıkarttığı son kararnameyi değerlendirirken “1930 (Ağrı) Kanunu aynen  696 Sayılı KHK’de olduğu gibi “biçimsel hukuk”un yerini ‘barbarlığın’ alışıydı” diyordu.

Ayşe Hür’ün anımsattığı gibi 1930’a doğru Ağrı’da başlayan isyanı bastırmak için Cumhuriyet gazetesine göre 15 bin kişi, çeşitli tarihçilere göre 45-50 bin köylü, kadın, çocuk, yaşlı demeden katledilmişti.

Bakın ne diyordu tek parti diktatörlüğünde çıkartılan kanun:

“Erciş, Zilan, Ağrıdağ havalisinde vuku bulan isyanla (...) yapılan takip ve tedip hareketleri münasebetleri ile 20 Haziran 1930’dan 1 Kanunuevvel (Aralık) 1930 tarihine kadar askeri kuvvetler ve devlet memurları ve bunlarla birlikte hareket eden bekçi, korucu, milis ve ahali tarafından isyanın ve bu isyanla alakadar vak’aların tenkili emrinde gerek müstakillen ve gerek müştereken işlenmiş ef’al (fiiller) ve harekat suç sayılmaz.” (Kaynak: Gazete Karınca)

Tek parti diktatörlüğü falan ama adamlar yer vermişler, tarih vermişler, “20 Haziran 1930’dan 1 Aralık 1930’a kadar” demişler.

Gelelim AKP’nin hem Hitler’e hem de 1930’lu yıllarda Türkiye’deki tek parti diktatörlüğüne rahmet okutacak kararnamesine...

Bu “iç savaş” kararnamesiyle AKP “Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbbsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler”in cezai sorumluluğunu ortadan kaldırıyor.

Hitler’in Almanyası, tek parti diktatörlüğünün Türkiyesi bile AKP’nin yarattığı bu Türkiye’den daha masum kalmıştır.

Çünkü onlar eli kanlı canilere yasayla, kararnameyle “af” getirirken hiç değilse hangi tarihte işlenen suçlar olduğunu titizlikle belirtmişlerdir.

Yani AKP; Hitler’den, tek parti diktatörlüğünden daha beceriksiz de bu yüzden affa sokulan suçların tarihini onlar gibi belirtme maharetini mi gösterememiştir? Hiç de öyle değil.

Baksanıza kararnamenin ifadesine:

“15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması...”

Yani sadece 15 Temmuz darbe girişimi sırasında yaşananları değil, yarın öbürgün yapılacak saldırılar, katliamlar 15 Temmuz’un devamı sayılarak “affa” sokulacak.

Bir de kalkmış AKP sözcüsü diyor ki, “Burada kastedilen 15 Temmuz ve 16 Temmuz sabahına kadar yaşanan olaylardır”.

Nereden belli?

En azından Hitler kadar, tek parti diktatörlüğü kadar doğru düzgün bir kanun ya da kararname yazma becerisine sahip değil misiniz? Yoksa aklımızla mı alay ediyorsunuz.

AKP değil geçmişe dönük tarih vermek, eli kanlı çetelere “af” çıkartırken gelecekte işlenecek suçları da “af” kapsamına sokmuş, en azından “af” umudu vermiştir.

Ayrıca bu kararnameyle AKP sadece kendi muhaliflerinin değil, Türkiye’deki tüm yurttaşların can güvenliğini ortadan kaldırmıştır.

Sadece AKP’ye karşı, hakkını aramak için masum bir basın açıklaması yapan muhalifler, bir katliamı protesto için en barışçıl yürüyüşü yapanlar bile palalı, tabancalı, tüfekli çetelerin saldırısına uğrayabilir, sonra eli kanlı saldırganlar kendilerini “15 Temmuz darbesini savunuyorlardı”, “AKP iktidarını düşürmek için terör eylemi yapıyorlardı” diye savunacaklar.

İş bununla sınırlı kalmayacak elbette.

Kiracısına kızan ev sahibi, ortağına kızan müteahhit, siyasi rakibini bertaraf etmek isteyen politikacı, mahallede aynı kadına göz koyan magandalar işledikleri cinayetleri işte bu KHK’nın arkasına saklanarak kendilerini savunacaklar; “Teröristti vurdum”, “FETÖ’cüydü öldürdüm”.

Bu kararnameyle AKP sivil çetelere, eli palalı iktidar bekçilerine, şan, şöhret, para peşinde koşan yeni Mehmet Ali Ağcalara, Ogün Samastlara, Halk Özel Hareket’e, Osmanlı Ocakları’na yeni cinayetler işlemeleri için yol vermiştir.

Kararname çıktığından bu yana gösterilen bütün tepkilere bakın sağcısından solcusuna, iktidara utangaç destek verenlerden AKP karşıtlarına kadar herkesin buluştuğu ortak bir nokta var; bu “iç savaş” çağrısıdır...

Yani AKP, Türkiye’yi “iç savaş” atmosferinin solunduğu bir ülke haline getirmiştir.

Artık bu ülkede zincirsiz Guantanamo var, tek tip elbiseli darbe mahkemeleri var, muhalifleri linç etmenin OHAL kararnamesiyle sağlanmış alt yapısı var, hatta potansiyel bir “iç savaş” tehdidi var.

Bu ülkede özgürlük de yoktu, adalet de yoktu. Şimdi artık can güvenliği de yok.

Herkes tetikte olsun!