Sen neymişsin be Osman Kavala!

 

“Gezi ayaklanması”nı o örgütlemiş.

17/25 Aralık kumpasını o kurmuş.

15 Temmuz’da darbe girişimde bulunanların başında o geliyor.

FETÖ, PKK, DHKP-C, MLKP gibi terör örgütlerinin eylemlerinde yönetici ve organizatör olarak görev alan yine o.

Dün yayınlanan “çirkef havuzu” medyanın kanalizasyonu yine patlamıştı; manşetlerinden, birinci sayfalarından bu iğrenç yalanlar akıyordu Osman Kavala’yla ilgili…

Hani biraz daha yaşı tutsa “12 Eylül’ü de, 12 Mart’ı da Osman Kavala yaptı, 27 Mayıs’ın baş organizatörüydü” diyecekler.
Bazıları hızını alamayıp “Sultan Vahdettin’le birlikte İngiliz zırhlısına binip yurtdışına kaçtı” dememek için zor tutuyor kendini belli ki.

Hatta iki tüyo da biz verelim.

Kendisi kentsel dönüşüm projesi çerçevesinde Roma’yı da yakmıştır ve dahi AB’den fon alarak İsa’nın çarmıha gerilmesini organize etmiştir!

Soruşturmayı yürüten savcıya göre “Fon muslukları”nı açık unuttuğu için Nuh Tufanı’na sebep olmuşluğu da vardır!

Şaka bir yana, sanmayın ki bu sadece “çirkef havuzu” medyanın yalaka gazetecileri tarafından yapılıyor.

Bu çarpık, iftiracı, karalayıcı, tezgahçı mantığın asıl sahibi AKP iktidarı, Saray ve dalkavukları.

Ancak hiç yaratıcı değiller; hep aynı tezgahı kuruyorlar, ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar, sonra da hiçbir günah işlememiş gibi büyük bir yüzsüzlükle yollarına devam ediyorlar. Osman Kavala’nın tutuklanmasına giden süreçte de, sonrasında da aynı oyunu sahneye koydular.

Önce yandaş bir kuruluş ile onun yayın organı bir elektronik gazete, Kavala’nın gözaltına alınmasından yaklaşık bir ay önce karalama kampanyasını başlattı.

“Osman Kavala’nın sivil şebekesi”, “Osman Kavala’nın merak uyandıran hikayesi” yayınlarıyla “haysiyet cellatlığı”na başladı.

Ardından Kavala gözaltına alındı.

Bu kez yandaş medya aldı sazı eline; “Terör fonunun kilit ismi”, “Yerli Soros gözaltında”, “Kızıl Soros’a şok” başlıklarıyla.

Sıra Erdoğan’a gelmişti. Çıktı partisinin grup toplantısında, esas tezgah sahibinin kendisi olduğunu ele verircesine suçladı gözaltındaki Kavala’yı:

“FETÖ ile irtibatı sebebiyle birisini gözaltına alıyorsunuz. ‘STK temsilcisiydi, medya mensubuydu, güzel vatandaştı’ gibi güzellemelerle hedef saptırmaya çalışılıyor. O STK mensubu dedikleri, Türkiye’nin Soros’u denilen kişinin havası çıktı meydana, bağlantıları çıktı ortaya. Siz kime neyi yutturmaya çalışıyorsunuz?”

Hem de daha yeni başbakan olduğunda, 2003 yılında Davos’ta Soros ile buluşup “Türkiye’nin açık toplumu biziz. Bizi destekleyin” talebinde bulunan kendisi değilmiş gibi… (Neyse ki Cumhurbaşkanı Gül’ün eski danışmanı, gazeteci dostumuz Ahmet Sever bu gerçeği t24.com.tr’de yazdı da unutanlar hatırladı, bilmeyenler öğrendi.) Şimdi bir daha bakalım sıralamaya:

Saray’a yakın medya önce hedef gösteriyor. Sonra gözaltına alınıyor. Yandaş medya daha gözaltındayken haysiyet cellatlığına başlıyor, gözaltı sürerken Erdoğan yandaş medyaya verilen malzemeyle kürsüden suçlama yapıyor, kesin talimatı alan savcı tutuklama talep ediyor, hakim de tutukluyor.

Her seferinde aynı sıralamayla kuruluyor bu tezgah.

En son hatırlayın Büyükada’da gözaltına alınan sekiz insan hakları aktivistinin başına gelenleri…

Daha önce yapılacağı duyurulan teknik bir toplantıyı polis basıp ikisi başka ülkelerin yurttaşı sekiz insan hakları savunucusunu gözaltına almıştı.

Yandaş medya daha sorguları sürerken “haysiyet cellatlığı”na başladı.

Ne casusluğu ne ajanlığı kaldı hak savunucularının. Türkiye’de “kaos çıkartacaklardı”, “Masalarında ihanet haritası var”dı.

“Havuz medyası”, insanlar daha gözaltındayken azılı birer suçlu olduklarını ilan ettikten sonra her zaman olduğu gibi sıra Erdoğan’a gelmişti. “Kesin tutuklayın” talimatı niteliğindeki “Bunlar ajan provokatör” demecini kürsüden vermişti.

“Büyükada’da gözaltına alınanlar 15 Temmuz’un devamı niyetinde bir toplantı için bir araya gelmişlerdi.”

Ne olduysa, ellerinde Türkiye’yi bölecek “ihanet haritası” olanlar, “PKK’lının mesajını cep’inde” gezdirenler, ülkede kaos çıkartacak olanlar çıkarıldıkları ilk duruşmada serbest bırakıldılar.

Gariptir ki, her tahliye edilene yurtdışı yasağı konulurken, tahliye edilen Almanya ve İsveç uyruklu hak savunucularına ülkeye giriş yasağı konulmuştu. İnsanların gelip burada yargılama süreçlerinin tamamlanmasına, büyük bir ihtimalle aklanmalarına bile fırsat verilmemişti. Görüldüğü gibi tezgah, aynı tezgah.

Osman Kavala’nın tutuklanması için nöbetçi hakimliğe gönderilen yazı da “çirkef havuzu” medyanın Saray bülteni gibi:

“Hükümeti ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye yönelik bir ayaklanma olan ve tüm terör örgütlerinin (FETÖ/PYD, PKK/KCK, DHKP/C, MLKP) aktif olarak katıldığı ve destek verdikleri kamuoyunda ‘Gezi olayları’ olarak bilinen eylemlerin yöneticisi ve organizatörü olduğu…”

Buradan anlaşılan o ki FETÖ’den PKK’ye, DHKP-C’den MLKP’ye bütün bu örgütlerin yaptığı eylemlerin yöneticisi ve organizatörüymüş.

Sen neymişsin be Osman Kavala!

Eminim tekerleği de sen icat etmiş, ateşi de sen bulmuşsundur!