Bıkkınlık Veren Senaryo Artık Değişmeli (*)

Cemil Fuat Hendek - 24/05/2010 23:35:00 (499 okunma)



Bıkkınlık Veren Senaryo Artık Değişmeli (*)

Marksistlerin bir kesiminin yıllardır hep yeni baştan sahnelediği bir senaryo var. 12 Mart faşist darbesinden ve Sosyalist sistemin dağılmasından bu yana, sürekli olarak bu senaryonun oynandığını izleyip durduk:

Maksist: (Heyecanla konuşmaya başlar) İşçi ve emekçi yığınların kurtuluşu…

Sol’un sağı: (Sözünü keserek) Aman çok fazla Sol söylemlere girmeyelim, aşırılıktan kaçınalım!

Maksist: İyi, kaçınalım. Ne yapalım? 

Sol’un sağı: Mesela, “Maksist” sözcüğünü kullanmayalım.

Maksist: Olur kullanmayalım. “Sosyalist” diyelim.

Sol’un sağı: Sosyalizm hedefi de uzak hedeftir.

Maksist: Onu da kabul ettik. Yakın hedef ne?

Sol’un sağı: Ulusal çapta demokrasi.

Maksist: Ama demokrasi dediğin, ulusun bazı sınıf ve tabakaları için zaten var.

Onun için kime demokrasi ve özgürlük istediğimizin adını da koyalım.

Sol’un sağı: Seni tanıyorum. Hep Sol’dan gidersin. “İşçi sınıfı” diyerek hedef kitleyi daraltırsın.

Maksist: İyi, daraltmayalım. Ne diyelim?

Sol’un sağı: “Halk” filan diyelim. Sınıfsal ayırım yapmayalım.

Maksist: Olur yapmayalım. O zaman “halkın partisi”, yani “Halk Partisi” olalım.

Sol’un sağı: Asıl isteğim, en geniş ulusal kesimlere seslenmek.

Maksist: Olur. Önce sen seslen bakalım.

Sol’un sağı: Ey, Türk ulusu!

Maksist: ?!...

(Öykü burada biter ve yeni baştan başlar.)

Bu oyunda Marksistlerin bir kesiminin anlayamadığı şey şuydu: içlerindeki Sağ, onları bu korkularla kuşattığı sürece, üç şeyden kurtulamayacaklardı:Birincisi, diğerlerinden farkları kalmayacak, alternatif olmaktan çıkacaklardı. İkincisi, diğerleriyle aralarında fark kalmadığı için kimse onlara gelmeyecekti. Üçüncüsü, bu arada sürekli Sol adına konuştukları için, gerçek bir Sol seçeneğin ortaya çıkmasını engellemektelerdi. 

Ve Marksistlerin bir kesimi içlerindeki bu Sağ’a kulak verdikleri için, ne kendi başlarını kaldırabildiler, ne de başkalarının başını kaldırması için ortam hazırlayabildiler.

* * *

Birkaç gün önce yine kaç maden işçisi yeraltına gömüldü. Balıkesir, Bursa derken bu kaçıncı kaza? Daha kaç tanesi yolda? Toprağa gömülmeyen işçiler tersanede suya gömüldü. Toprak üstündeki işçiler de tekstil fabrikalarında, altın madenlerinde, eloksal fırınlarının başında, çimento fabrikalarında (saymakla bitmez) yavaş yavaş zehirledikten ya da sakatladıktan sonra gömüldü. O da olmazsa, kimlerin çıkarına hizmet ettiği belirsiz bir savaşta “şehit” diye toprağa verildi (bugüne dek, işçi, köylü ve yoksul aileden gelmeyenine rastlamadım). Sendikaya giren, hak mücadelesinde göze batan işçiler işten kovuldu, işsizliğe mahkum edildi, daha da yoksullaştırıldı. Yıllarca fabrikalarda çalışmış işçilerin hakları, işyerlerinin özel sektöre peşkeş çekilmesiyle bir anda yok edildi.

Bu tür uygulamalar saymakla bitmez. Dolayısıyla bu insanların sayısı azalmadı. Aksine gittikçe çoğaldı ve her geçen gün çoğalmaya devam ediyor. Yani aslında şu bahsi geçen Sağ’ın “ulus” dediği, “halk” falan diye sulandırdığı insanların en büyük bölümü ya “işçiler”, ya “köylüler”, ya da “emekçiler” ve onların eşleri, çocukları. Hepsi “yoksul” olan bu insanların sayısı on milyonlarla ölçülüyor. Hayret! Sol’un Sağ’ına bu on milyonlar yetmedi. Ve bu Sağ “halkımız”, ulusumuz falan diye işi sulandırdıkça ve doğrudan onlara seslenilmesine engel oldukça, bu iş böyle sürüp gitti, bugünlere geldik.

Derken beklenmedik bir anda, ortaya bir Sosyal Demokrat çıktı. Son otuz yıl içinde gittikçe daha sağa kaymış olan Avrupa Sosyal Demokratlarının bile aralarından atmaya hazırlandığı CHP’nin kurultayında tüm ezberleri bozdu:

İşçilere, köylülere, emekçilere, dar gelirli memurlara, emeklilere, küçük esnaf ve zenaatkarlara, işsizlere, yoksullara seslendi. Komünist bir şairden alıntılar yaptı. “Faşizme geçit yok” dedi. 

Ve böylece, Markistlerin bir kesiminin, içlerindeki Sağ’ın ikircikli yaklaşımları ve Neo Liberallerin etkileriyle uzun süredir yapmaya cesaret edemediği bir işi yapmış oldu: Doğrudan toplumun en geniş kesimlerine seslendi! 

* * *
Bu söylem, Türkiye’nin çölleşen politik arenasında son derecede olumlu bir gelişime başlangıç olabilir. Aslında bu başlangıcı yapmış olmaları gerekenMarksistler, şimdi ister istemez, şapkalarını önlerine koyup, bir kez daha düşünecekler. Onlar düşünürken bir hatırlatma yapmak istiyorum:

Sosyal Demokrasinin konumunu artık kendisi değil, sağında ve solunda yer alan güçler belirlemektedir. Marksist Sol ne denli güçlü olursa, Sosyal Demokratların politikası da ona göre emekten yana ağırlık kazanır. Aksi durumda olacaklar sır değildir.

Şimdi Marksist Sol’a düşen görev, bir an önce, “işçi sınıfının tarihsel görevi sona ermiştir”, “sınıflar ortadan kalkmaktadır” vb. safsatalardan silkinmektir. Marksizmin öngörüleri doğrultusunda sarsılmaz ve ilkeli bir politikayı oluşturmak ve yükseltmektir.

Sosyal Demokrasi’nin Türkiye’de yaşayan işçilerin, emekçilerin, köylülerin, dar gelirli memurların, emeklilerin, işsizlerin, tüm yoksulların (yani halkın en geniş kesimlerinin) çıkarları doğrultusunda bir politika izlemesini sağlamanın tek yolu da buradan geçer.

(*) Bu yazı, sadece KÜYEREL sitesinden yayımlanmak üzere hazırlanmış ve sadece bu siteye gönderilmiştir. Yazının bütünü ya da bir bölümü ancak kaynak göstermek koşuluyla başka bir yerde yayınlanabilir.