BİR KARİKATÜRÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ (1)

 Cemil Fuat Hendek - 17/07/2009 22:59:46 (545 okunma)


BİR KARİKATÜRÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ (1)
Marksizmi uyumlaştırma

Geçen gün bir kitapçıda bulduğum, “Karikatürlerde Marks” adlı bir kitapta gördüğüm bir karikatürü ve bana düşündürdüklerini sizlerle paylaşmak istedim: Peter Dietrich adlı sanatçıya ait olan karikatür, Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde Eulenspiegel Yayınevi tarafından 1979 yılında yayınlanmış. ( Karikatür Ekli Dosyada) 

Marks Anıtı:

Onu belki daha çok 
uyumlaştırmalıydık: 
Cambridge’de bir kürsü, 
Nobel ödülü ve
şu lanetlik
Kapital’inin de
toplumsal triller
olarak geniş
ekranda, renkli
bir filmini yaparak.”


Sanırım yarım saati aşkın, üzüntüyle bu karikatüre baktım. Sermayenin, sınıf savaşında, içinden geçilen tarihsel dönemlere, güçler dengelerine, değişik gurupların çıkarlarına v.d. göre uyguladığı çok çeşitli yol ve yöntemlerinin mevcut olduğunu hepimiz biliyoruz. Tarih boyunca bunların değişik ülkelerdeki uygulamalarını okuyup öğrenmeye çalıştık. En ağır, baskıcı ve kanlı olanlarını da Türkiye’de yaşadık, yaşıyoruz. “Hapis, kan zindan” ve buna rağmen mücadele üzerine çok şey yazılıp çiziliyor. Ne var ki, bu yöntemlerin en tehlikelisinden, en derinden yaralayıcı ve yok edici etkisi olanından çok az konuşuluyor. İşte ona da bu karikatür işaret ediyor.

Yayınlandığından 30 yıl sonra, yukarıdaki sözleri herkes, günlük tartışmalar ışığında bir kez daha düşünmelidir. Kendini Marksist kabul edenler, çoktan beridir kendi gündemlerini belirleme işini hakim sınıflara bırakmış olduklarının farkında mıdırlar acaba? Neyin tartışılacağına, hangi sınırlar içinde tartışılacağına kim karar veriyor dersiniz? (Yoksa ben yanılıyor muyum?)

Neyin tartışılacağı bir yana… Haydi, gündemden uzak kalmamak adına, bunu kabul edelim. Pekiyi, hangi kavramlar üzerine tartışılacağı ve bu kavramlardan neyin anlaşılacağı konusunu ne yapacağız?

Burjuvazinin ideolojik savaşı iki paralel çizgide ilerliyor: Birincisi, toptan inkar! Kötülemek, karalamak, karşı tezler oluşturmak, kendi tezlerini revize etmek, yeni baştan yazmak, eski çekmecelerden tozlanmış teorileri yeni baştan piyasaya sürmek. Bu da bana o kadar önemli gelmiyor. Daha ölümcül çizgi, Marksizm’in kavramlarını alıp, yıllar içinde yavaş yavaş içine yeni renkler enjekte ederek onları asıl anlamlarından uzaklaştırmak; hatta giderek bu kavramları Sağ’ın kendi tezlerinde de kullanmaya başlayarak, kendi “malı” haline getirmesi.

Bunun için burjuvazinin ideologları ter döküyor. Hiç de başarısız oldukları söylenemez. Ne var ki, asıl inandırıcı olanlar ve bu gayeye hizmet edenler, karşı saflarda değil! Marksist olduğu savıyla yazan, çizen, kavramları sürekli olarak tartışmaya koyan, onları çağın koşullarına uyarlama, ya da bulundukları ülkenin özgünlüklerini göz önünde bulundurarak, ona uygun hale getirme iddiası taşıyan ve bu çabalar içinde, asıl özü gözden kaçıranlar.

Adım gibi biliyorum, şimdi biri çıkacak, “Amma da beton kafalı” diyecek, “pekiyi hiç tartışmayacak mıyız? Hep temcit pilavı gibi eskiyi mi tekrarlayacağız?” HAYIR, tabii tartışılacak! Hatta belki, ne yazık ki, yeterince TARTIŞILMIYOR!

Tartışılıp da ne tartışılıyor? Kısa makalelerdeki değinmelere, polemik yazılarına (tekrar ediyorum: burjuvazinin saptadığı gündem içinde) tartışma mı diyeceğiz? Ergenekon davasında, iki taraftan birinden olma suçlamalarına ya da AKP’ye “helal olsun, dik duruş sergiliyor” alkışlarına tartışma mı diyeceğiz? “Kürt sorunu”nun bir yanda burjuvazi, diğer yandan PKK tarafından el birliğiyle hapsedildiği “ulusal temel”li tartışmalarla mı yetineceğiz? Kapitalimin içine düştüğü son bunalımla ilgili olarak, bu bunalımın Türkiye’ye teğet geçmediğini söylemek yetecek mi? Köylerin boşaldığı, hızla artan işsizler ordusunun kentleri kuşatan lumpen sürüleri yarattığı bir ülkede sınıf ve tabakaların konumunu, bunların hangi ideolojik ve politik çizgilerin tabanını oluşturduğunu nasıl bileceğiz? Bunların tümüne popülist bir toptancılıkla “emekçi yığınlar” deyip geçen kısa yazılarla aydınlanmayı mı bekleyeceğiz? Yukarda değindiğim, her yandan gelen ideolojik saldırılara karşı mücadeleyi nasıl yürüteceğiz? Gerisini siz saymaya devam edin…

Yoksa, ülkeyi yakan bir çok konuda derinlemesine araştırmalara, somut sayılara, gerçek olaylara ve süreçlere dayanarak yapılan derin Marksist analizler var da, ben izleyemiyor muyum?

Her durumda bir kez daha öneriyorum: Bu karikatüre iyi bakalım. Sonra hep birlikte, alt yazıları üzerine bir kez daha düşünelim.