Çözümlen(e)meyen Kürt (Türk) Sorunu

Cemil Fuat Hendek - 14/08/2009 1:30:53 (712 okunma)


Çözümlen(e)meyen Kürt (Türk) Sorunu

Konuyla ilgili olarak yıllardır birçok “kafa”lardan sayısız ses çıktı, hala da çıkıyor. Derken, Türkiye halkı bir süre de ne olduğu ve ne olacağı belirsiz ve bir türlü açılamayan “açılımlar”la oyalanmaya başladı. Bir zamanlar, Devlet bakanı Cemil Çicek"terörün bize bu güne kadarki maliyeti bir trilyon dolar. Bu parayla 10 tane GAP yapar, 4 milyon işsize iş imkanı yaratırdık" demiş ve Beyefendi ardından da çok haklı olarak “Bu ülkenin emekçilerinin vergileri tanka, topa, tüfeğe değil, yol, su, elektriğe harcansın.” buyurmuştu. (Popülist demagojiye de bakınız!)

Şimdi bir an için, tüm demagojileri, milliyetçi duygusal safsataları bir yana bırakıp, olaya bir başka köşeden bakalım. Ve şu soruya yanıt arayalım.Kürt-Türk sorununun çözüme ulaşmasını asıl kim istemiyor? Sorunun sürekli olarak çözüme yaklaşıp uzaklaşmasının ardında yatan asıl sebep nedir?

Türkiye’nin silahlanma yarışında Almanya 

1962 - 95 yılları arasında, Türkiye ve Yunanistan’a NATO yardımlarının gerçekleştirilmesi görevini, Federal Almanya yüklenmiş bulunuyordu. Helikopterler, silah, cephane, kurşun geçirmez yelekler ve polis araçları içeren ilk anlaşmayı, “yardım” kisvesi altında her yıl arttırılan ve değişik bütçelerle gerçekleştirilen silah, cephane ve mühimmat ihracatı izledi. Silah yardımı anlaşmasının bittiği 1995 yılından itibaren de, özel firmaların çabalarıyla, bu etkinlikler daha da arttırıldı. F. Almanya şirketleri, Türkiye’ye sadece ihracat yapmakla yetinmediler. Aynı zamanda, silah fabrikalarının modernleştirilmesi, know-how aktarımı ve örneğin “Kaan Savaş Uçakları” gibi projelere baş aktör olarak katıldılar ve bu etkinliklerini arttırarak sürdürüyorlar.

Artık bu konular üzerine tartışmalar, sürekli olarak, “emperyalist devletlerin sömürü düzeni” üzerine bir ezberin tekrarı haline dönüştü. Bu alışverişten elde edilen diplomatik ve politik karlar tabii ki, devletlerin hanesine yazılmaktadır. Ama bu arada milyarlarca Avro tutarında kârlar söz konusudur. Bunlar kimlerin kasalarına akmaktadır? Bu, sözümona “ülke savunması” ya da “terörizmle savaş” kisvesi altında gerçekleştirilen telaşlı silahlanmanın kârı nerelere akmaktadır? Örneğin, Almanya’da bu sürecin devamını ve hatta daha da yükselmesini ve hızlanmasını isteyen çevreler kimlerdir? Hükümet çevrelerine ve bürokratlara açık rüşvete varan çeşitlilikteki yöntemlerle birçok ülke gibi, Türkiye’nin de silahlanmasına katkıda bulunanlar hangi sermaye gruplarıdır? Gayet basit. Bir çırpıda saymaya çalışayım: Siemens, Thyssen, Volkswagen, Dornier, Eurometall, Kraus-Maffei, AEG, Krupp, M.A.N., Fritz Werner, Heckler & Koch, Rheinmetall, MBB, Diel, HDW Kiel, Thyssen’e ait bir tersane olan Howaldtswerke Deutsche Werft AG, bir Alman-Fransız konsorsiumu olan Eurocopter ve bilmediğim başka bir dizi Firma!

Bugüne dek emperyalizmin çıkarlarından, ülkedeki sömürü mekanizmalarından v.b. yeterince konuşuldu, hala da konuşuluyor. Ne var ki, edilen laflar çoğunlukla hiç bir somut veriye ve isme dayanmadığından, bir süre sonra soyut iddialar haline dönüşüyor. “Emperyalizmin sömürüsü” soyut ve teorik bir iddiadır ama yukarıda sayılan isimler, somut olarak varolan, borsada işlem gören, kimi Türkiye’de temsilcilikler açan, bunları yönetecek yerli işbirlikçi teknokratlar ve menajerler çalıştıran, meclislerde lobiler kuran ve sonuçta milyarlarca Avroluk anlaşmalarla Türkiye Cumhuriyeti’nin kaynaklarını sömüren somut firmalardır. 

Silah endüstrisinde yerli yatırımcılar

Yukarıda, işin yurtdışı kanadının sadece Almanya ile sınırlı bölümünden isimler verdim. İş tabii ki, bundan ibaret değildir. Türkiye’ye en çok silah satan ABD şirketlerinin yanı sıra İsrailli, İngiliz, Fransız ve Rus şirketlerini de saymak gerekir. Daha henüz 29 Haziran’da Güney Kore ile 500 milyon ABD doları tutarında bir MTB tipi tank projesi imzalandı. Ne var ki, bu işlerin tek başına uluslarüstü tekeller tarafından yürütüldüğünü, daha da kötüsü sadece devletler arasındagerçekleştirildiğini sananlara “saf” demekten başka yapacak şey yoktur. Bunlar, hatta kendi ülkelerindeki bazı yasalar ve düzenlemeler gereği, yerli firmalarla iş anlaşmaları yaparak bu işleri yürütmek zorundadırlar. Dolayısıyla bu sömürüden yerli sermayedarlara da pay vermektedirler. Pekiyi, kimdir bu sermayedarlar? Yerli ve yabancı ortakları kimlerdir? Firmalarının adları nedir? Bu firmaların merkezleri nerelerdedirler? Yöneticileri kimlerdir? 

In 1996 yılında başlanan orduyu modernleştirme projelerinde, ilk sekiz yılda yaklaşık 30 milyar ABD doları harcama öngörülüyordu. 30 yıl içinde bu tutarın 150 milyar ABD dolarına çıkması bekleniyor? Bunca paraya kimin ağzının suyu akmaz ki? Sadece ithalatçılar, aracılar, komisyoncular mı? 2006’da yerli silah sanayinin cirosu bir milyar yediyüz milyon ABD dolarına ulaşmış bulunuyordu. Bu rakam 2007’de iki milyar ABD doları sınırını aştı. Aynı yıl, “savunma” gereksinimlerinin yüzde ellisinin yerli firmalar tarafından karşılandığı söylendi. Örneğin, 2005 yılında, 12-17 Şubat tarihlerinde Abu Dhabi’deki Savunma Teknolojisi Fuarı IDEX’de gururla iki adet Cobra tankı sergileyen, Türk “savunma” sanayinin baş aktörlerinden OTOKAR’da kimlerin ortaklığı vardır? Ingiliz-İtalyan ortaklığı Augusta Westland’la birlikte 1912’ye kadar doksan adet saldırı helikopteri (A 129 Mangusta int.) üretme anlaşması yapmış olan TUSAS’ın arkasında kimler vardır? Mütahitlik ve inşaat işleri v.b. bir çok alanlardaki faaliyetlerinin yanı sıra orduya zırhlı konteynerler üreten Öztürk Container Ltd. kime aittir? 2016’ya dek gerçekleştirileceği ve kısmen TÜBİTAK tarafından finanse edileceği söylenen 61 proje mevcutmuş. Bu arada “savunma” alanında 41 araştırma ve geliştirme projesi de AR-GE’nin hakkına düşüyormuş. BU projeler nelerdir? Bunlar kaça mal olacak ve karları hangi şirketlerin kasalarına akacaktır? Türk Silahlı Kuvvetler Vakfı’nın kontrolündeki 1984’de kurulmuş olan Türk Havacılık Sanayi (uluslarası dilde “TAI”), askersel amaçlı uçakların, helikopterlerin, pilotsuz uçakların, uyduların uyumlaştırılması, araştırılması, geliştirilmesi ve üretimi üzerine çalışmaktadır. Burada, 190 bin metrekaresi kapalı alan haline getirilmiş 5 milyon metrekare arazi üstünde hangi bütçelerle iş yapılmaktadır? Fransız Alman, İspanyol ve İngiliz ortak sermayelerine dayalı Airbus Military’nin yanısıra, İspanyol EADS ve Belçikalı FLABEL’le yakın ilişkide olan bu kuruluş tarafından, başka hangi yabancı/yerli şirketlere projeler verilmekte, kimlere danışmanlık ücretleri ödenmektedir? Turk Savunma Sanayi Holding A.S.’nde kimlerin ne kadar hisseleri bulunmaktadır?

Kendi uçağını kendin yap” saf vatandaşa gurur veren bir belgidir ama onlar bu uçaklarla tatil beldelerine uçamayacaklarını, aksine belki bir gün, bunlardan kendi hayatlarını da zindan edecek bombalar yağabileceğini düşünememektedirler.

Anlayacağınız, yerli sermaye de, kimi yerde yabancı sermayeyle ortak da olsa, silah sanayiinde söz sahibi olmaya soyunmaktadır. MİLSOFT’un kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Başyiğit, “yabancı firmalar artık savunma sanayi pazarına araştırma ve geliştirme temelinde ancak yerli firmalarla ortaklık kurarak girebilirler” demek cesaretini gösterebiliyor.

Yani kısaca söylemek gerekirse:
Artık, atılan her kurşunda kar payı olan, dolayısıyla atılan her kurşuna sevinen yerli üreticiler, sermayedarlar da bulunmaktadır.

Kapitalist Askerler 

Ordunun tepesindeki generaller, 1960 devirmesinden sonra, sadece asker olarak kalmadılar, aynı zamanda zengin burjuvalar haline geldiler. Yalnız OYAK’ın değil, başka şirketlerin de ortakları oldular. Yatırımcıya dönüştüler. Sayın generaller emekli olduktan sonra pofuduk terliklerle şöminelerinin başında mı oturmaktadırlar? Hayır! İzlemek gerekir. Bunlar, devletin emirlerine verdiği korumalarla, makam arabalarıyla, özel uçuş olanaklarıyla, havaalanlarının VIP salonlarında karşılandıktan sonra hangi şirketlerin yönetim kurullarında yer almakta, ya da kimlere danışmanlık yapmaktadırlar? Hangi sermaye gurupları için nerelerde lobi faaliyetleri yürütmektedirler?

Şu anda, yıllardan beri T.C. bütçelerinin büyük bir bölümünü yutan bir ordudan bahsediyoruz. Fransa ve İngiltere ordularının toplamında daha da büyük olan bir ordu! Yarım milyonu aşkın mevcutlu, dört yüz bine yakın yedekte bekleyen askeriyle NATO’nun ikinci, dünyanın sekizinci büyük ordusudur T.C. ordusu. Üstelik sadece asker sayısı bakımından değil, aynı zamanda teknik donanımı açısından da, hiç de yabana atılamayacak bir askersel güçtür. Örneğin, ABD’den sonra dünyanın en çok F-16 savaş uçağına sahip bulunmaktadır.

Maliyeti anladık da ticareti kim yapıyor?

Şimdi tekrar sormadan geçmek istemiyorum. En basitinden başlayayım: Örneğin, Doğu Anadolu’da tam teçhizat, sözüm ona terörizme karşı savaşan on binlerce askerin mataralarını kim dolduruyor? Donlarından, fanilalarından, çoraplarından başlayarak üniformalarını, kar kıyafetlerini v.b. hangi şirketler dokuyor ve dikiyor? Postallarını, palaskalarını hangi şirketler sağlıyor? Kurşun geçirmez yeleklerin satın alınmasında kimler aracılık ediyor? Taretli ya da tekerlekli zırhlı araçların, savaş helikopterlerinin, savaş uçaklarının yakıtlarını hangi şirketler temin ediyor? Şimdi geldik cephaneye. Propaganda filmlerinde dağı, taşı döven izli mermilerin tanesi kaç TL? Füzeler, havan mermileri, uzaktan kumandalı roketler?... (Bu sorulara ilgilenenler devam etsinler.) 

Ne yazık ki, tartışmaya açmaya çalıştığım konunun yarısı tabularla kuşatma altına alınmış ve yanıcı madde haline getirilmiş bulunmaktadır. Diğer yarısı da duygusal laf salatalarıyla gözlerden gizlenmektedir. Asıl tartışılması ve açığa çıkarılması gereken öz, bir pus perdesinin ardına saklanmaktadır. Bir yanda “hepimiz Türküz” avazları; toprağa verilen şehitlere düzenlenen törenler, şehitleri anma toplantıları v.b. duygu sömürüleri; uyduruk manevra filmlerini harekat belgeseli diye yutturmaya çalışan ve güç gösterisi yaparak kendini alkışlatmaya çalışan, geçmişteki darbelerden suçlu ve gelecekteki olası darbelerle şaibeli bir ordu. Diğer yanda da, kendisine bir ulusal kimlik oluşturmaya çalışan, kimi zaman öfkeli gösteriler yapan, dağa çıkan, kimi zaman da ulusal duygusallıklara başvurarak ulusal/demokratik hak arayışında ilerlemeye çabalayan Kürtler… İşin en temelinde yatan nedenlere değinen araştırma ve tezler ne yazık ki, pek az (belki vardır da ben bilmiyorum diye “pek az” dedim).

Böylesine tatlı kârların söz konusu olduğu bir ülkede, bu kârları tümüyle ortadan kaldırmasa bile, azaltacak önlemlere, politik kararlara kim imza atar? Sorun, ne “ne mutlu Türküm diyene” sorunudur, ne de “vatanın bölünmezliği”. Kapalı kapılar arkasında yankılanan belgileri duyar gibi oluyorum: “Ne mutlu çekilen tetiklere, atılan mermilere, yapılan harcamalara!” Bu arada birkaç Mehmetçik, birkaç da Kürt peşmerge ölmüş, çocuklar tutuklanmış, birileri hapse düşmüş, işkence görmüş filan... Amerikalılar buna “colateral” zarar diyor!

ABD’de geçerli olan Türkiye’de de geçerlidir

“ABD iç ve dış politikasını belirlemede silah tekellerinin büyük payı” olduğunu temcit pilavı gibi söylemekten bıkmayanlar, madalyonun bir de bu yüzünü görmeye ve göstermeye çalışmalıdırlar. ABD’de geçerli olan kural Türkiye’de geçerliğini yitiriyor mu? Sanırım bir gözümüz hala kör. Ergenekon’u anladık. Ama iktidar hesaplarının, sözde teröre karşı mücadelenin “vatan, millet, Sakarya” avazlarında değil, bilmem hangi bankalardaki, hangi hesap numaralarında yattığını hala anlayamadık!


NOT: Bu yazıda “savunma” sözcüğü her yerde tırnak içine alınmıştır. Çünkü, “savunma”dan çok “saldırı” mahiyetindeki eylemleri ifade eden bu kavram, insanları aldatmakta, manipule etmekte, işin aslını örtbas etmektedir. Bu nedenle “savunma harcamaları”, “savunma sanayi” v.b. kavramların kullanımında daha dikkatli olunmasını öneriyorum.