Hep Aynı Terane

 Cemil Fuat Hendek - 20/07/2011 16:21:24 (399 okunma)


Hep Aynı Terane

Yirmi yılı a
șkındır ufukları giderek kararan ve korkunçlașan, tek kutuplu hale getirilmekte olan bir dünyada yașıyoruz: Biri bitmeden diğeri bașlayan savașlar ve içsavașlar... Çığ gibi büyüyen ișsizlik ve ona bağlı olarak artan sömürü ve baskı... Kimi ülkelerde milyonlarca yoksulu tehdit eden açlık, sefalet ve salgın hastalıklar... Bunlar yetmiyormușçasına birbiri ardına gelen doğal felaketler ve bu felaketlerde canını, tüm varını yoğunu yitiren sayısı belirsiz insan. Dahasını saymaya insanın dili varmıyor...

Sanki ufuktaki kara bulutlar en ufak bir umut belirtisine bile izin vermiyor: Ve i
șin en vahim yanı da, bunların çoğuna son vereceğine inandığımız bir düzenin, Sosyalizm’in savunucularından bazılarının global bir yenilginin ezikliği içinde ne yapacaklarını bilemez hale gelmiș olmaları. Güvendikleri dağlara kar yağmıș. Sosyalizm’in anayurdu Sovyetler Birliği çökertilmiș ve dağıtımıș. Doğu Avrupa’daki tüm sosyalist ülkeler de bu çöküntüyü izleyerek kapitalist blokta yerlerini almıșlar. Kimisi çoktan Emperyalizmin önemli bir kalesi olan Avrupa Birliği’ne katılmıș. Kimisi sırada bekliyor. Bir zamanların güçlü komünist partileri ya parçalanmıș, ya küçülüp sesini duyuramaz hale gelmiș, ya da hepten likide edilmiș. Onlara karșı denge olușturmak zorunda oldukları için, sınırlı da olsa hak ve özgürlüklerin savunucusu görünümünde olan Sosyal Demokrat partiler de hepten profillerini yitirmișler. Sendikaların sesi kısılmıș, üyeleri dağılmıș. Bir zamanlar meydanları dolduran barıș hareketi, emperyalizmin artan silahlı müdahalelerine ve bölgesel savașlara karșın sönmüș. Bu paragrafa da aynı sözcüklerle son vereyim: Dahasını saymaya insanın dili varmıyor.
Sanki ufuktaki kara bulutlar en ufak bir umut belirtisine bile izin vermiyor: Uluslarüstü sermaye tarihin hiçbir döneminde olmadığınca dünyayı kıskacına almı
ș.. (“Globalizm” dedikleri iște asıl bu olsa gerek.) Bir yandan üretimin ve tüketimin tüm alanlarında ekonomik hakimiyetini pekiștirirken, diğer yanda da tüm dünyaya Neo-Liberal politikaları dikte ediyor. Devlet aygıtına toplumsal hizmet alanlarının hemen tümünden el çektirip, bunların özelleștirilmesini, her türden hizmetin satılacak mal haline getirilmesini sağlıyor. Devlete sadece ordusu ve polisiyle kapitalizmin bekçiliği ve gerektiğinde ülkenin tüm olanaklarını seferber ederek batık spekülatörlerin, bankaların yağmalanmıș kasalarını yeni baștan doldurma görevini bırakıyor.
Ülkeler birbiri ardına iflasın e
șiğine geliyor. Bu ödenemez borçların alacaklıları kimlerdir?

Bunları kim ya da hangi güçler iflasa sürüklüyor. Bu soruyu sormaya da yanıtlamaya izin verilmiyor. Uluslarüstü sermaye, tabii bütün bunların yanısıra hükümetleri, partileri ve medyadan ba
șlayarak, elinin altındaki tüm araçları kullanarak milyarlarca insana kendi ideolojilerini yayıyor. Dahasını saymaya insanın dili varmıyor.

Evet, ufkumuz, hiçbir umut belirtisine izin vermeyen, ilerde de vermeyecekmi
ș görünen karanlık ve korkunç bulutlarla kaplı. Ve ben șimdi bir kez daha derin bir nefes alarak șu soruları haykırmak istiyorum:

”Kapitalizm dünya çapında sonul zaferini mi kazandı?. Böylece, tüm insanlığın toplumsal ya
șamının ve her türden ekonomik etkinliğinin düzeni önümüzdeki sonsuz zamanlar için değișmez biçimde belirlenmiș mi oldu?”
“İnsanlığı sömürüden, her türlü baskıdan, açlık ve sefaletten nihai kurtulu
șa götürecek olan Sosyalizm ve dahası Komünizm böylece tarihin çöplüğüne mi atıldı?”

Sadece ben mi? Bir zamanlar insanlığın kurtulu
șunun Sosyalizmde olduğunu görmüș olan niceleri bu soruyu hem kendi kendilerine, hem de olanakları elverdiği ölçüde bașkalarına soruyor ve kendince yanıtlamaya çalıșıyor. Ne var ki, bunca yenik düșș insanlar, onları umutsuzluğun batağına sürükleyecek bir ortamda, insanlığın kaderiyle ilgili böylesine önemli sorulara soğukkanlılıkla yanıt arayabilir mi? Bu konuda derin șüphelerim ve bu șüphelerimi doğrulayacak bir dizi gösterge var.

Geçen gün, bir eski yolda
șım ABD Komünist Partisi Bașkanı Sam Webb’in 2 Șubat 2011’de Parti’nin Internet sayfasında yayınlanmıș bir yazısını gönderdi. “21. Yüzyılda Sosyalizmin Partisi: Nasıl görünür, ne söyler ve ne yapar” bașlıklı yazıyı, tüylerim diken diken olarak sabaha dek iki kez okudum. Anlașılan, ABD gibi anti-Komünizmin kalesi olan bir ülkede yıllardır varolmayı ve kahramanca direnmeyi bașarmıș bir savașkan partinin bașkanı da bu umutsuzluk hastalığına yakalanmıș. (Korkarım Sam Webb tek bașına değil, Parti içindeki bir akımın sözcülüğünü yapıyor.)

Aslına bakılırsa, “Garp Cephesi”nde yeni bir
șey yok! Sam Webb’in savlarına benzer söylemleri Avrupa’da da, Türkiye’de de defalarca duyduk, okuduk. Demek ki, umutsuzların söylemleri -dünyanın neresinde olursa olsun- aynı noktalarda birleșiyor. Bunlar -nasıl ve hangi kavramlarla ifade ederlerse etsinler- aynı “çözüm önerileri”ni üretiyorlar ve aynı konuma geliyorlar.

Biri geçenlerde “Aklın yolu birdir.” dedi. Ben de hemen düzelttim: 

Marksizm’den sapanın yolu birdir!” Sanırım süreç sırasıyla
șöyle ișliyor:

- Ba
șarısızlığın ve yenikliğin șașkınlığı ve ezikliği.
- Çaresizliğin, çözüm üretememenin ve tükenmi
șliğin yılgınlığı.
- Bu sonucu yaratan -kendisinin dı
șında- bir “suçlu” arama çabası.
- İçine dü
ștüğü ruhsal durumun kaçınılmaz sonucu olarak,
önce vazgeçi
ș sonra da ihanet!

Çünkü, Sam Webb ve benzerleri fikirlerini savunurken, insanlığın acil olarak Sosyalizme gereksindiğini gösteren bir dizi somut olguyu dile getiriyorlar. Buraya kadar gözleri de görüyor, mantıkları da çalı
șıyor. Derken araya yarım doğrular, tam tarif edilmemiș, hangi araștırmaya dayandığı belli olmayan saptamalar ve yorumlar girmeye bașlıyor. Gözler miyoplașıyor, akıl ve mantık bulanmaya bașlıyor. Ve iș asıl can alıcı noktalara geldiğinde gözlerinin feri hepten kaçıyor, mantıklar tersyüz oluyor. Kimi doğruları, yarım doğrularla ve yanlıșlarla karıștırarak yanlıșa varıyorlar. Vardıkları bu sonuçlarla, yaptıkları önerilerle ve bunlara uygun etkinlikleriyle de ihanete düșüyorlar.

* * *
Sam Webb 21. Yüzyılın sorunlarına değinerek, bu yüzyıla uygun bir parti önermi
ș. Yeni çağın yeni çözümler gerektirdiğini iddia etmiș, ama -ișin asıl ilginç yanı da burada- söylemleri ve önerileri yüz yıldır hep yeni baștan tekrarlanmıș olanların bir adım ötesine geçememiș. Webb, bu tezleri yazmadan önce bir dizi kitabı yeni baștan okuduğunu söylüyor. Neymiș bu kitaplar? Marks, Engels, Lenin (özellikle “Sosyal Demokrasinin İki Taktiği”, “Sol Komünizm - Bir Çocukluk Hastalığı”, Komünist İnternasyonal’deki konușmaları ve son makaleleri) Antonio Gramsci, Georgi Dimitrov, Rosa Luxemburg, Palmiro Togliatti ve bașkaları... Ve okuduklarından yola çıkarak șu sonuca varıyor: “Teorik yapımız (Marksizm-Leninizm) çok hareketsizdi ve formüllerden ibaretti, tahlillerimiz tartıșmalı varsayımlarla doluydu, metodumuz diyalektikten çok uzaktı, yapımız çok merkezciydi ve politikamız politik gerçekliklerden uzaklaștı.” Yani Webb, Marksist literatürün tüm klasiklerini okuduktan sonra, kendisini sorgulamak yerine suçu ideolojiye yüklüyor; kendisine yol gösteren bu ilham kaynaklarını da diğer yoldașlarına ve Parti’sine yasaklamaktan geri durmuyor. Aslında, “Biz Marksizm-Leninizm’in temel yasallıklarına, öngörülerine ve deneylerine dayalı bir reel politika gerçekleștirmekte bașarılı olamadık.” demesi gerekirken, 21 Yüzyılda Sosyalizm için mücadele eden bir partinin “kendisini Leninizm’den arıtması” gerektiği sonucuna varıyor.

Sam Webb, tezlerinin ba
șında 21. Yüzyılın dünyasını tarif ederken, “emek ve doğanın sömürüsü için gerekli koșulların yeniden üretiminin açıkça sınırlarına gelinmiș bir toplumsal sistem”de yașadığımızı iddia etmiș. (Bu sınırı nereden belirlediği belli olmadığı gibi, bu sınırdan sonrasının ne olacağına da değinmiyor. Sanki, “sömürü koșullarının yeniden üretiminin sınırı”nda daha çok ama çok uzun bir süre kalınacakmıș gibi davranıyor.) Sanki Komünistlerin varolan kapitalist düzen içinde, bașta ișçi sınıfı ve emekçi yığınlar olmak üzere toplumun en geniș kesimlerinin sırtındaki yükleri (sömürü ve baskıyı, her türden ayırımcılığı vb.) azaltacak değișimler için de mücadeleden geri durmadıklarını, bunun için mücadelede çok çeșitli bağlașıklara ve eylem birliklerine kapılarını açık tuttuklarını unutmuș gibi. Çünkü, çoğu maddede, “21. Yüzyılda Sosyalizmi amaçlayan bir partinin yığınların bunlara bağlı bağlașıklar politikası için bazı önerileri öylesine
formüle ediyor ki, Komünistlerin bunlara bugüne dek önem vermediği, hatta kar
șı durduğu sonucu çıkıyor.

Kapitalist sistemin ürünü olan krizlere, a
șırı sömürüye, ișsizliğe, en bașta ișçi sınıfı olmak üzere giderek yoksullașan yığınlara, salgın hastalıklara, büyük savaș tehditlerine, doğanın insanlık tarihi boyunca olmadığınca yağmalanarak hızla yok edilmesine vb. bir sürü soruna ișaret edilen tüm maddeleri okurken, ben ișçi sınıfının bağlașıklarının objektif olarak arttığını görerek seviniyorum. Ama Sam Webb bütün bunlardan bașka bir sonuç çıkarıyor.

Çevresine bunca yanda
ș toplama olanağı olan ișçi sınıfının, tarifi yapılmamıș, daha doğrusu kapitalizmi iyileștirmeye yarayacak bir “halk” hareketinin önüne geçmesini değil, peșine takılmasını öneriyor.
Aslında Sam Webb’in yapmak istediği, Komünistleri ana hedeflerinden uzakla
ștırmak, yığınlara asıl kurtuluș hedefini (Sosyalizm) göstermelerini önlemek ve varolan sistemi iyileștirme mücadelesinde eriyip gitmelerini sağlamak. Onun için, bunu bașarmasının önünde duran en can alıcı engellere saldırıyor. “21. Yüzyılda Sosyalizm için çalıșan bir Parti”ye yaptığı öneriler iște bu engelleri ortadan kaldırmaktan bașka bir amaca hizmet etmiyor. Nedir bu engeller?

- Parti’nin adından “Komünizm” sözcüğünü kaldırıp atmak!
- Partiyi ideolojik olarak Marksist-Leninist devrim teorilerinden uzakla
ștırmak ve ucu bucağı belirsiz bir “Reformlar Partisi” haline getirmek!
- Özellikle Kapitalizm ko
șullarında Komünistlerin etkin mücadelesinin
olmazsa olmaz ko
șulu olan Demokratik-Santralizm ilkelerinden
vazgeçmek. Partiyi bir “yardımseverler kulübü” gibi herkese açmak.

(Bunun dahası da var: Parti’yi likide ederek, demokrasiye açık olduğunu dü
șündüğü bir burjuva partisinin içinde bir kanat haline getirmek.)

Webb’in kaleme aldığı 29 madde içinde göze çarpan geçmi
șe yönelik eleștiriler, çağın içinde bulunduğu duruma yönelik saptamalar ve “Internet’in olanaklarından yararlanmak” gibi geleceğe yönelik önerilerin, kısacası bu taslağın temelinde yatan sonul hedefler sadece ve sadece yukarıda saydıklarımdır.

Burada dikkatle üzerinde durulması gereken nokta da budur. Çünkü, Komünistlerin Sosyalizm için mücadelesindeki “yumu
șak karın” asıl bunlardan ibarettir. Ve bugüne dek (yüz yılı așkındır), burjuva ideologlarının, politologlarının, tarihçilerinin, sosyologlarının ve militan siyasetçilerinin elbirliğiyle saldırdıkları hedefler hep bunlar olmuștur.
“Marksizm’in tarihin çöplüğüne atıldığı”nı, “Leninizm’in darbecilikten ba
șka bir șey olmadığı”nı, “Demokratik Santralizmin Partide bir yönetici sultası olușturmaktan bașka ișe yaramadığı”nı okumaktan bıkmadık mı? Tabii, düșman kendisi için en büyük tehlike olușturan noktaları iyi biliyor. Onun için de hep bunlara saldırıyor. Yorgunların, pișmanların ve mücadeleden vazgeçenlerin söylemlerine gelince... Onlar da bu seslere katılınca koro tamamlanıyor. Hep bir ağızdan kanon halinde aynı nakaratları tekrarlıyorlar. Birisi “Marksizm eskidi!” diyor, diğeri “Marksizmden kurtulalım!”diye bağırıyor...

Biri “Lenin darbeciydi!” diyor, diğeri “Reformlarla ilerlenecek!” diye haykırıyor... Biri “Komünist Partisi liderler sultasından ba
șka bir șey değildir!” diyor, diğeri “Demokratik-Santralizm’den kurtulalım!” diye yakarıyor... Ve hakim sınıflar bu kakafoniyi ellerindeki tüm olanakları seferber ederek yığınlar arasında yaygınlaștırmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlar. Lenin’in, burjuva bilimcilerinin ve felsefecilerinin her seferinde heyecanla“çürütüldüğünü ve yok edildiğini” ilan ettiği, fakat “modern toplumun en ilerici sınıfının aydınlanmasına ve örgütlenmesine hizmet eden, bu sınıfın görevlerini gösteren ve (...) bugünkü düzeni bir yenisiyle değiștirmesini öneren” Marksizm’in “her yok edilișten sonra daha güçlü, çelikleșmiș ve yașam gücüyle dolu olarak ortaya çıktığı” nı yazdığı “Marksizm ve Revizyonizm” bașlıklı makalesinin Nisan 1908’de yayınlanmasından bu yana tam 103 yıl, 3 ay geçti. (Bk: V. I. Lenin, Almanca Toplu Eserler, C. 15, S. 17-28)
Șimdi birileri ayağa fırlayıp, Lenin’den alıntı verdim diye beni topa tutacak, “beton kafalılık”la suçlayacak. Umurumda değil! Onlar önce kendi söylemlerinin eskiliğine, değișmezliğine ve yukarıda değindiğim kakafoninin köhneliğine baksınlar.

Bence, Sam Webb de ba
șta iddia ettiği gibi, bu tezini yazarken Marks, Engel, Lenin’den falan esinlenmiș değil. Onun asıl kaynakları, 1861 yılındaAlmanya Sosyal Demokrat Partisi’nin Erfurt Programı’nın pratik bölümünü kaleme almıș olan Eduard Bernstein’dan, Lenin’in yukarıda değindiğim makalesinde bahsini ettiği bilim insanlarına ve felsefecilere, oradan da ABD üniversitelerindeki sayısı hiç de az olmayan, devlet ya da özel sektör tarafından finanse edilen sözümona “Maksizm uzmanı profesörler”e dek uzanıyor. Bunların tümünün söylemi de, Bernstein’ın 19. Yüzyıl sonlarındaki, “o güne dek, ‘sınıf savașı’ doğrultusundaki olușumların ve ‘kapitalizmin sona erdirilmesinin’ yașam tarafından eskitildiği”iddiasını farklı dillerde, değișik biçimde tekrarlamaktan ileri gitmiyor.

Siz de bu sonu gelmez, bıkkınlık verici tekrarlarda bazen ince bazen kaba, bazen gizli bazen açık bir sinsilik/dü
șmanlık/hainlik sezmiyor musunuz? Neden hep bunlara saldırılıyor diye sormuyor musunuz? Sadece sinsilik/düșmanlık/hainlik değil, dahası da var: KORKU! Burjuvazi korkuyor. Kendisini alașağı edebilecek, insanoğlunun yașamını ve geleceğini karartan bir sistem haline dönüșen Kapitalizme son verecek tek kaynak olduğunu bildiği için Marksizm-Leninizm’den ve bu ideoloji temelinde örgütlenmiș partilerden korkuyor.

Bu nedenle, sadece kendi ideologlarıyla yetinmiyor. Kimi zaman korkutarak ve yıldırarak, kimi zaman satın alarak, kimi zaman da yılgınlığa dü
șürerek, șașırtarak, aklını karıștırarak Sam Webb gibileri de kendi sözcüsü haline getiriyor.

Korkmakta haklı. Çünkü bunun için -hele günümüzde- yeterince neden mevcut. Bu nedenleri merak ediyorsanız Sam Webb’in tezlerinde günümüz dünyasındaki durumla ilgili saptamaları okuyun. Uluslarüstü sermayenin, dünya çapında ekonomiye hakim olan tekellerin emek ve doğayı sömürüsüne ve yağmasına, dünya çapında ülkeleri, devletleri ve hükümetleri soktukları kıskaca, yürüttükleri sava
șlara bakın. Bütün bunların sonucu giderek yok olan ișyerlerini, yoksullașan milyarlarca insanı görün. Hiçbir üretime dayanmaksızın, ülkeden ülkeye sıçrayarak gezinen çapulcu sermayelerin vurgunlarını ve bununla bir avuç insanın servetlerini nasıl milyonları da așırıp, milyarlarca ABD Dolarına tırmandırdığını inceleyin.

Tüm, sayısının azaldığı, öncü rolünün bittiği iddialarına kar
șın, üretim ilișkileri temelinde en devrimci sınıfın hala sadece ișçi sınıfı olabileceğini anlayın. Bu sömürü ve talan düzenine kimlerin, nasıl ve hangi araçlarla son verebileceğini düșünün!
Benden bu kadar. Gerisi size kalmı
ș. 

Cemil Fuat Hendek
Duisburg, 19 Temmuz 2011