Barışa giden yol

cetin gurer - 23/05/2009 13:14:59 (557 okunma)


Barışa giden yol 

Kürt sorununun çözümünde ‘yeni bir dönem’ ya da ‘tarihi fırsat’ olarak görülen bir dönemde ‘sorunun ne olduğu’, ‘çözüme ilişkin öneriler’ ve ‘eylem planları’ da dolayısıyla birlikte tartışılıyor. Bu süreçte Kürdistan İşçi Partisinin çözüme ilişkin görüşlerinin, ne istediklerinin, nasıl değiştiklerinin, kısaca düşüncelerinin bir şekilde kamuoyunda yer bulması farklı türden bir diyaloğa işarettir ve diğer yandan Kürt Sorunun çözümünün ilk safası olarak düşündüğüm ‘çatışmasızlığın’ sağlanabilmesi adına olumlu emarelerdir. 

Bunlar elbette çatışmaların çözüm sürecine ilişkin olumlu gelişmelerdir. Ancak Kürt Sorunun Çözümü konusunda somut adımlar gereklidir. Atılabilecek en somut adım, en iyi başlangıç ne olabilir diye düşünüp duruyor ve atılacak somut adımın, diyalog sürecinin başlayabilmesi için gerekli ‘çatışmasızlık’ ortamının doğmasında etkili, bir ilk adım olması gerektiğini düşünüyorum. 

Elbette böyle bir somut adım da sorunun gerçekten çözülmesinde en temel unsur olan ‘niyetin’ olup olmadığına çok sıkı bağlıdır. Niyet, aynı zamanda kararlılığın göstergesidir. Böyle bir niyet henüz oluşmamışsa elbette söylenecek sözün, yapılacak önerinin hiç bir kıymeti bulunmaz. 

Bir an, AKP`nin Kürt Sorununu çözmek için bu niyete ve kararlılığa gerçekten sahip olduğunu, sorunun çözümünü gerçekten istediğini, ancak bu niyetin engellendiğini, pratiğe geçirmede engellendiğini farz edelim. Bu durumda iyi niyet, ‘tarihi fırsatın’ kullanılmasında yetersiz kalacak ve diğer pek çok fırsat gibi bu son fırsat da ‘tarih’ olacak ve mevcut ‘savaş hali’ devam edecektir. 

Öyle görünüyor ki iyi niyet, bu sorunun çözümünde gerekli ama yeterli bir koşul değildir. Bu koşulu yeterli kılacak, iyi bir başlangıç sağlayacak, somut bir adımın gerekliliğidir: Bu ise, ‘parlamentonun artık Kürt Sorunun Çözümünde siyasi iradeyi eline almasını sağlayacak düzenlemeler yapmasıdır’. Öyle ki bu düzenlemeler, hem çatışmaların durdurulmasında etkili olmalı hem de Kürt Sorununun çözümünde siyasi iradenin parlamentonun eline geçmesini sağlamalıdır. Ancak somut adımlar, bir ‘niyetin’ gerçekten olup olmadığını belli eder. Bugün hâlâ çatışmaların devam ediyor olmasında parlamentonun siyasi iradeyi eline geçirememiş olması en önemli faktördür. Peki bunu parlamento düzeyinde nasıl bir düzenleme başarabilir?

Hem siyasi iradenin parlamentonun eline geçmesi hem ‘çatışmasızlık’ ortamının sağlanması hem de dolayısıyla demokratik bir Türkiye`nin tesisi için atılacak en önemli adım: ülke içi askeri operasyonları da meclis kararına bağlayacak yasal bir düzenleme olabilir. Bilindiği gibi, jandarma dışındaki askeri birlikler, ülke içinde operasyon yapmak için sadece Valilerden izin alıyor. Ya da tersten söylersek: Valilikler operasyonlara izin veren kurumlar.

Böyle bir düzenleme şunları başarabilir: a) ülke içindeki askeri operasyonlar için gerekli izin meclise bağlanmış olur, b) bu da ‘askeri gücü’ denetlenebilir kılar, c) ordunun eylem serbestliği kısmi bir kısıtlamaya tabi tutulur, d) tek taraflı ateşkes dönemleri dahil keyfi çatışmaların yaşanması engellenir, e) son yıllarda her fırsatta kendisinin Kürt Sorununda bir taraf olduğunu ve bu nedenle siyasi bir çözüm üretemeyeceğini dile getiren Türk Silahlı Kuvvetlerinin zımni bir anlamda ‘çatışmadan yana taraf olma’ kabiliyeti, barıştan yana bir kabiliyete dönüştürülebilir. 

Kürdistan İşçi Partisinin, çatışmalara, barışa, savaşa ilişkin görüşleri geçen haftalarda kamuoyunda yer aldı. Gerçekten bu görüşlerin samimiyetinde bir şüphe yoksa, yani ‘teröristlerin dediğine inanılmaz’ denilmeyecekse, artık savaşın anlamını yitirdiğini, silahı bırakmak istediklerini ve ilan ettikleri ateşkes çağrılarının artık bir karşılık bulmasını istediklerini açıkça dile getirdiler. Şimdi önümüzde böyle bir ‘tarihi fırsat’ varsa, çünkü Kürdistan İşçi Partisi savaşın anlamsız olduğunu hiç bir dönemde bu kadar net bir dille ifade etmemişti, buna parlamento düzeyinde yapılacak düzenlemelerle bir karşılık bulmak gerekmektedir. Bu karşılığın, siyasi iradeyi sağlayacak nitelikteki ‘askeri operasyonları da meclis kararına bağlayacak bir düzenlemeyle’ bulunabileceğini düşünüyorum. 

Türkiye`de ancak Meclis iradesini mümkün kılacak nitelikte bir düzenleme yapıldıktan sonra Kürt Sorununun Çözümü tartışılabilir hale gelir. Bugün hem Kürt Sorunun Çözümü hem de onun bir parçası olan ‘Şiddet’ sorunu aynı anda konuşulmaktadır. Şiddet bu sorunun en önemli bir parçası olmakla birlikte, sorunun siyasi, kültürel, iktisadi ve toplumsal boyutlarına dönük çözümleri aşan, bunlardan farklı olarak ‘çatışmaların sona erdirilmesine’ yönelik düzenlemeleri gerektirir. Bu açıdan Kürt Sorununda şiddet meselesinin çözümü, farklı uygulama ve düzenlemeler gerektiren bir ön aşamadır. Bunun çözümüyle birlikte ‘Kürt Sorunun Çözümü’ gerçekten tartışılabilir hale gelir. Böyle bir ayrımın yapılmaması, örneğin de facto savaşın sona ermesiyle, ‘Kürt Sorunun’ artık çözüldüğü ve barışın sağlandığı yanılgısını güçlendirir ya da tersi biçimde, bir takım siyasi, kültürel ve iktisadi düzenlemelerin hayata geçirilmesiyle bu sorunun artık çözüldüğü ancak devam eden savaşın sorundan bağımsız olarak‘Ordu’ ve ‘Teröristler’ arasında yaşanan çatışmalar olduğu yanılsamasını doğurabilir. Oysa ki, Türkiye`de yaşanan ‘Kürt Sorunu’, ‘pozitif ve negatif barışın’ sağlanmasıyla ya da diğer deyişle ‘yapısal ve fiziki şiddetin’ ortadan kalkmasıyla çözülebilir bir sorundur.

Türkiye`de yıllardır Kürt Sorunun Çözümü bir savaş atmosferi içinde konuşulmaya çalışıldığından, her konuşma, savaşın, şiddetin ve çatışmaların popüler ve pornografik boyutunun hakim olduğu ‘kavgalarla’ sonuçlanmıştır. Ve Türkiye`de yıllarca ‘Kürt Sorunun Çözümü’ savaş ve şiddetin daha ön planda olması nedeniyle gerçek anlamda tartışılmamıştır bile. Bugün hâlâ, ‘Kürtler ne istiyor’, ‘sorunu nasıl tanımlamalıyız’, ‘sorunun nedenleri neler’ gibi sorular soruluyorsa, ne ‘Kürt Sorunu’, ne de ‘Kürt Sorunun Çözümü’ gerçek bir anlamda tatışılmıştır. Diğer yandan da bir şeyin hâlâ tartışılıyor olması ‘o şeyi var eden nedenin, o şeyin özünün’ bilinmemesinden kaynaklı değil, ‘o şeye ait gerçeğin ortaya çıkmamasında’ideolojik söylem ve yaklaşımların ve de cehalet ve korkunun hakim olmasından kaynaklıdır.