Homosexuel, Heterosexuel ve Judith Butler

 Çetin Gürer - 21/05/2007 12:29:10 (1679 okunma)


Homosexuel, Heterosexuel ve Judith Butler


Berkeley Üniversitesi profosörlerinden, Feminizm, Toplumsal Cinsiyet (Gender) ve Query teori alanlarında uluslararası üne sahip filozof, düşünür Butler`ın 18 Mayıs Cuma günü Hamburg Üniversitesi`nde verdiği bir konferans vesilesiyle feminizm, gay, lezbiyen teori ve sorunlarına ilişkin anlatımları bende izlenimler bıraktı ve toplumsal cinsiyet ve toplumun verili cinsellik kategorilerine ilişkin yeniden bir sorgulama yapmamızın gereğini gösterdi. Bu konferans erkek egemen toplumun erkek bir üyesi olarak bana (çoğu kişi için de eminim öyledir) normal, doğal bir durum gibi gelen kimi cinsiyet kategorilerinin hiçte kendi doğasından kaynaklı bir normaliteye sahip olmadığını gösterip, ‘normalliği’ normal kılanın belirli bir tarihsel- toplumsal formasyon olduğu epistemolojisi, homosexuelliğin ve heterosexüelliğin modern ideolojik inşası üzerine kurulu olduğu fikrini sağlamlaştırdı. Ve böylece egemen ideolojik anlayışın dışında kalmanın göründüğü kadar kolay olmadığını görme fırsatım oldu. 

Butler, teorilerinde cinsiyet ayrımının ve bundan doğan sorunların aşılmasının egemen cinsiyetçi ideolojiye basitçe bir karşı duruşla ortadan kalkamayacağını, bu sorunların verili toplumsal sistem ve yapıyla ilişkisi bağlamında ele alınmasıyla anlam kazanacağına ilişkin ısrarlı vurgusu, kadın sorununda da sadece ‘kadın’ varlığını salt bir kategori olarak değil, tersine alt kategorileriyle (göçmen kadın, lezbiyen kadın, işsiz kadın, müslüman kadın vs...) ele alınması gerektiği düşüncesi ve bu konularda vermiş olduğu politik mücadelesi onu Feminist hareket ve teori içinde radikal ve devrimci bir konuma yükseltmiştir. Butler bu teorik çerçeveden hareketle konferanstaki konuşmasında, Batı modernliğinin, sekülerizmin, aydınlanmanın, kısaca batı uygarlığının tutucu, otoriter ve intolerant olmasına karşın, cinsiyet politikaları üzerinden işkenceyi, savaşı, sömürüyü vb. meşru bir kategoriye nasıl çıkardığının örneklerini güncel gelişmeler üzerinden açıkladı. Iraklı esirlerin Amerikalı askerlerce kafalarına çuval geçirilip çırıl çıplak soyulması ve cinsel ilişkiye zorlanmasının, batının (sekülerizmin, modernizmin) Homoseksüelliğe sözde hoş görülü baktığı ispatının bir sonucu ve islamın ise bu hoşgörü ve anlayıştan yoksun, gerici, bağnaz ve bu bakımdan da modernleştirilmesi (?) gerekli bir “yamyamlık” olarak savaşı ve işkenceyi meşrulaştırıcı bir fonksiyonunu yerine getirdiğinin altını çizdi. Bu oryantalist anlayışa sahip sekülerler, modernler homoseksüelliğe karşı baskıcı, intolerant hatta yıkıcı olan islam`a homoseksüelliğin normal, doğal olduğunu kendi otoriter, baskıcı metodlarıyla gösterirken işkenceyi, savaşı, işgali meşru kılmaya çalışmıştır; ve aynı modernitenin peşinde koşan pek çok batı ülkesinde, başka türden yöntemlerle Heteroseksüellik geçerli ve normal bir değer olarak toplumdaki yerini korumaktadır. Bunu göçmenlerin vatandaşlık müracatlarında uygulanan “vatandaşlık testlerinde” sorulan soruların, yapılan uygulamaların iç mantığında görüyoruz. Hetoroseküellik bu testlerde ‘müslüman olmayanlara’ ‘normal’ yada ‘doğal’ ön koşullu olarak kabul edilen bir kadın ve erkeğin öpüştüğü resimlerin gösterilmesi ve bunlara verilecek cevaplara göre yeniden üretiliyor. Kadın ve erkeğin öpüşmesi avrupa kültüründen olmayan biri için normalse, ahlak dışı vb. değilse, o zaman bu kişi modern bir anlayışa sahip ve avrupalı bir ülkenin vatandaşı olma kriterini yerine getirmiş oluyor ve bu ‘hakkı’ elde ediyor. Heteroseküelliğin bu biçimde yeniden üretildiği ve normal kabul edildiği örnekler bu yüzden Butler için Batının, Modernliğin, Sekülarizmin ne kadar ırkçı ve gerici olduğunun izlerini taşımaktadır. Butler`a göre Heteroseküelliğin doğal değil, toplumsal bir belirlenimcilik olduğunu kabul etmeyen tüm politik ve toplumsal sistemler, ister dinci, ister seküler aynı ölçüde barbardır, aynı ölçüde otoriterdir, aynı ölçüde anti demokratiktir. Buna göreButler, islami yönetim biçimleri altında uygulanan politikalar, özellikle cinsiyet politikaları, nasıl eleştiriliyorsa, modern kapitalist toplumlarda uygulanan, gerici olan ama homoseksüelliği ‘normalmiş’ gibi gösterip kullanan politikalarda aynı ölçüde feminist, gay ve lezbiyenlerin teorik ve politik gündemlerine dahil olmalıdır der.

Butler`ın teorilerinde vurguladığı diğer bir nokta ise tarihsel ve toplumsal belirlenmemiş bir momentin/alanın bulunmadığı, her şeyin belirli bir toplumsal tarihsel pardigma içinde belirlenip buna uygun yorumlandığı ‘normalleştirildiği’ ve algılandığıdır. Buttler`a göre “toplumdan bağımsız bir doğallık, normallik” yada toplumdan bağımsız bir insan doğası yoktur. Buna en iyi örnek Heteroseksüelliktir: Heteroseksüellik modern toplumlarla birlikte bir normalite kazanmış ve buna karşılık homoseksüellik ise hastalık, anormal, patolojik olarak damgalanmıştır. Oysa insanın cinsel güdülerini tatmin etmesinde tercihin karşı cinsten biri olması gibi bir ‘zorunluluk’ yada ‘determinizm’ yoktur ve bu anlayışın modern toplumlara özgü olduğunu söyler. Geleneksel feminist teori homoseksüelliğin de toplum tarafından ‘normal’, ‘doğal’ olarak görülmesini isterken, Butler bu ‘doğalcı’ görüşe karşı çıkarak Heteroseksüelliğin yada Homeseksüelliğin doğallığının olmadığını, bilakis toplumsal olduğunu vurgular ve bu toplumsal doğal belirlenimci anlatımı eleştirir. Butler`ın teorisinin temel eleştiri noktası işte bu toplumsal belirlemeciliğin kendisidir, bu paradigmayla/çerçeveyle/gözlükle dünyayı ‘doğal’ veya ‘normal’ kılanlardır eleştirinin konusu. Bu yüzden Butler için ‘insan doğası’ diye bir şey söz konusu değil, toplumsal tarih, toplumsal belirlemecilik vardır. Burada şöyle bir soru anlam kazanıyor: Eğer herşey toplum tarihsel olarak belirleniyorsa başka bir toplum biçiminde ortaya çıkan toplumsal paradigma(lar) da sorun olmaz mı? Buna ilişkin olarak Buttler, Adorno`nun Negatif Diyalektik kavramı veEleştirel Teorinin Hegel`den aldığı “Oluş” kavramına dayanır ve her toplumsal belirlemeciliğin veya determinizmin kaçınılmaz olduğunu, elbette sorun(lar) yaratacağını vurgulayıp, önemli olanın var olan hakim ve sorunlu toplumsal yapıdan kurtulmaktır der ve ekler: Belirli tüm sorunları ortadan kaldırmış bir toplumun ulaşılmış belli bir ‘anı’ yoktur, çünkü toplum negatif bir diyalektik oluşla her zaman o anda verili olan toplumsal biçiminide aşacak potansiyeli içinde taşır. Butler için önemli olan şu andaki, verili toplumsal biçimin aşılmasıdır, insanların toplumun verdiği ‘gözlükleri’ çıkarıp başka bir gözlükle dünyaya bakmalarıdır. Buradan şu sonucu çıkarabilmek mümkündür: Eğer bu bakış açısı da sorunlar dolu bir dünya ve toplum yaratıyorsa o zaman bu da değiştirilmelidir, eleştirilmelidir ve daha iyi ve akli olan aranmalıdır.

Butler`ın teorisinde önemli noktalardan bir diğeri ise ‘dil’ konusudur. Yani toplumun, toplumsal değerlerin ‘dilsel yeniden kurulumu, aktarımı”. (Habermas`ta toplumların İş, Dil ve Egemenlik üzerinden örgütlendiklerinden yola çıkarak dil ve söylem konusunu işler). Buna göre bir çocuk belirli bir toplumsal formasyon içinde belirli dil kalıplarıyla birlikte o toplumun egemenlik, ideolojik, cinsel vs... kategorilerini de edinir. Buttler buradan hareketle, bir toplum değiştirilmek isteniyorsa der, önce o toplumun dilinin değişmesi, dildeki ayrımcı, ırkçı, şiddet yapılarının sökülüp atılması gerektiğini vurgular. Bu vurgunun geçerli tarafları olmasına karşın toplumsal bir değişime önce dilsel kategorilerin değişmesinin hangi oranda katkı sunabileceği ve bunun ne kadar mümkün olabileceği tartışılabilinir. Buradan hareketle şöyle bir itiraz yükselebilir ve bu haklı bir itirazdır: Öyleyse sömürü, açlık, savaş, işkence vb...kavramlarını dilimizden çıkararak, yada yeni nesillere bunları öğretmeyerek bu türden sorunları da yok edebiliriz? Burada gizli bir metafiziğin kaderci umudunun belirtileri olsada, pratik mücadelelerin yanında bunun da denenmesinde bir sorun yok gibime geliyor. Bu en azından toplumsal cinsiyete (Gender) ilişkin kavramların yeni nesillere öğretilmemesinde bir dereceye kadar mümkün, ama cinsiyet ve diğer toplumsal sorunların ortadan kalkmasında yetersiz gibi görünüyor.

Butler gibi düşünürlerin toplumsal teoriye, daha iyi yaşanılır bir dünyanın yaratılmasına yaptığı katkılar herhangi başka bir filozof yada düşünürden daha az ya da fazla kategorosinde değerlendirilemez. Her düşünür kendi dönemimin, çağının ürünüdür ve o dönem ve çağ içinde anlaşılır. Ancak onu ve diğer feminist görüşleri benimseyen feminist, gay, lezbiyen gruplar bir taraftan önemli kişisel ve toplumsal yaşantılarla ve bunlara bağlı doğan sorunlarla karşı karşıya kalıp toplumsal egemenliğe, dogmatizme karşı mücadele ederken ve eleştirel bir bilinci yüceltirken, diğer taraftan ise hemen her politik, teorik alanda ortaya çıkma ihtimali yüksek olan bir tehlikeyi de taşımaktadır: Bir şeyin kendi zıttına dönüşmesi tehlikesi. Aydınlanmanın mitolojiye, otoriteye dönüşmesi gibi bir tehlike yada potansiyel. Şu iğneleyici örnekler herkesçe bilinir: “dışarda demokrattır ama evinde otoriter, teoride ve söylemde eşitlikçidir ama ev işlerinin kadın işi olduğuna inanır, ırkçılığa karşıdır, yetmiş iki milleti bir sayar ama Çingeneleri, Ermenileri, Kürtleri bir türlü sevemedim der, demokrat, aydınlanmacı, dogmatizme ve dine karşıdır, ancak kendini dogmalıktan kurtaramaz”. Feminist, gay, lezbiyen hareketi de işte bu türden bir tehlikenin potansiyelini taşıyor. Toplumsal verili, yerleşik Kadın-Erkek ideal resimlerinin yıkılmasına karşı mücadele verirken, erkek resmini kendi bedenlerinde yeniden üretmek gibi, toplumsal eleştiriyi kendi özgürleşmeleri için bir yöntem olarak benimserken, kendi içlerinde başka türden tabu ve dogmalar yaratmak veya kendi krallarının çıplak olduğunu söyleyememek gibi... Ancak herşeye ragmen kadın, gay, lezbiyen sorunlarının şimdiye kadar ele alındığından daha derin çelişkilerle yüklü olduğunu bu konferans sayesinde fark ettim; ve bu yüzden artı-değer sömürü meselesi kadar, emperyalizm sorunu kadar, özgürlük meselesi kadar kadın, gay, lezbiyen meselesi de sisteme içkin, yapısal bir sorundur ve kapitalizm eleştirileriyle cinsiyet politikaları eleştirisi birleştirilmelidir.

Çetin Gürer

Hamburg Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü
Sosyoloji, Siyaset ve Eğitim Bilimleri
Hamburg, 20.05.07


cetinguerer@yahoo.de.