16 Nisan 2017 Anayasa Referandumu sonuçları meşru mu?

 

 

16 Nisan 2017 Anayasa Referandumunda İstanbul Sarıyer’in bir mahallesinde altı seçim sandık bulunan bir ilkokulunda bir sandıkta sandık başkanı olarak görevliydim. Saatler boyu ayakta dürüst bir oy kullanma işleminin gerçekleşmesi için çaba gösterdim. Dürüst ve tarafsız davrandığıma inanmış olmalılar ki kimse sayım sonuçlarına bir itirazda bulunmadığı gibi, iktidar ve ana muhalefet parti temsilcileri sayım torbasını sayım merkezine giderken birlikte gitme ısrarıma rağmen, “hocam sen götür” diyerek benimle gelmediler. Okuldaki diğer bir sandığın sorumlusu ve onun sayım torbası ile birlikte bir polis memuru eşliğinde bize tahsis edilen araçla Bahçeköy yolundaki büyük Spor Salonunda kurulmuş İlçe Sayım Merkezine gittik. Saat 20.30 sıralarıydı. Salona girdiğimizde tribünlerde resmi, sivil polis memurları ile tahminimce en az 1.500-2000 kişilik bir kalabalık vardı. Sandık görevlileri Sayım sonuçlarını teslim etmek üzere anons edilen sıra numaralarını bekliyorlardı. Torbamı teslim  edip salon dışına çıktığımda saat 21.30’u bulmuştu. Tribünlerde sırasını bekleyen binlerce sandık görevlisi mevcuttu. Yanımda aynı okulda başka bir seçim bölgesinde görevli olan iki CHP’li genç kadınla yine onların da yakından tanıştığı bir AKP’li erkek sandık görevlisi vardı. Oturduğumuz mahalleye birlikte aynı araçla döndük. Yolda AKP’nin Referandumu kazandığını anlatılıyorlardı. Özellikle İç Anadolu ve Karadeniz bölgesinde alınan oylarla Referandum kazanılmıştı(!). Benim tepkim, “İç Anadolu ve Karadenizle ülke yönetilemez” oldu.

Peki daha bu saatte, 21.30’da bu Referandum nasıl öylesine birden sonuçlanıverdi. Hadi diyelim ki ülkenin doğusundaki illerde oy kullanma işlemi saat 16.00’da sona eriyordu. O illerdeki sayım sonuçları daha erken sonuçlanmış olabilirdi. Ama bu Türkiye’nin bütününün ne kadarını temsil edebilirdi. Daha önemlisi oralarda nasıl, hangi şartlarda oy kullanma işlemi gerçekleşmişti. Adil, şeffaf, tarafsız bir oy verme ve sayım işlemi yapılabilmiş miydi? Soruları uzatmak mümkün.

Sandık ve seçmen analiz raporları ne diyor?

Ama  27 Nisan 2017 tarihinde referandumun kesin sonuçlarını açıklayan Yüksek Seçim Kurulu (YSK) anayasa değişikliğinin 23 milyon 779 bin 141 oy alan 'hayır' oyuna karşılık 25 milyon 157 bin 463 oy alan 'evet' oyuyla kabul edildiğini, 862 bin 251 oyun geçersiz sayıldığını duyurmuştu. 'Evet'in 1 milyon 378 bin 322 oy farkla kabul edilmesi, 14 Şubat'ta yayımladığı genelgede "EVET" yazılı mühürlerin yanı sıra mühürsüz oy pusulaları ve zarfların geçersiz sayılacağını duyuran YSK'nın bu kararını 61 gün sonra, 16 Nisan'da oy kullanımı sürerken bozması tartışmaya neden olmuştu. (İnan Ketenciler, T24, 01.05.2017)

Türkiye'nin saygın kamuoyu araştırması kurumu KONDA'nın yüzde 48,59'luk 'hayır' oyuna karşılık yüzde 51,41'le 'evet' oyuyla 'cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi'nin kabul edildiği referanduma ilişkin sandık ve seçmen analizinde şu görüşlere yer veriliyor:

" Geçersiz oyların en düşük olduğu iller genellikle batı illeriyken, en yüksek geçersiz oyun olduğu illerin tümü ‘hayır’ oylarının ağırlıklı olduğu Kürtlerin çoğunlukta olduğu illerde görülmektedir. Bu illerdeki geçersiz oy yüksekliğinin ne kadarının bilinçli bir protesto sonucu olduğu ne kadarının sandık kurullarının inisiyatifleriyle oluştuğunu kestirmek güç olsa da özel olarak odaklanılması gereken sandıkların olduğu iller olduğu da açıktır. Orta Anadolu/Karadeniz’de bir coğrafyanın tüm ilçelerinde geçersiz oy oranlarının ülke ortalamasının en altında olduğu görülmektedir. Bu ilçelerde ‘evet’ oyları çok büyük çoğunlukla baskındır ve açıklayamadığımız bir durum ortaya çıkmaktadır. Doğu ve Güneydoğu’daki ilçelerin büyük çoğunluğunda ise geçersiz oy oranları ülke ortalamasından yüksek seviyededir ve bu ilçelerde de ‘hayır’ oyları ağırlıktadır.”

1 Kasım 2015 Genel Seçimi ile 16 Nisan 2017 Anayasa Referandumu sonuçlarını karşılaştırdığımızda Türkiye genelinde şöyle önemli bir tablo ortaya çıkıyor:

Siyasi

küme          Ak Parti+MHP    EVET         Fark CHP+HDP+Diğer        HAYIR       Fark

1                 81,2          71,1  -10,1                   18,7                 28,9       10,2

2                 75,5          66,5    -9,0                   24,4                33,5       9,1

3                 76,4            57,7  -18,7                    23,6                42,3       18,7

4                 64,0          54,7    -9,3                    36                   45,3       9,3

5                 54,7          42,1  -12,6                    45,2                57,9       12,7

6                 30,8            42,3   11,5          69,2                57,7       -11,5

( KONDA – 16 Nisan Sandık ve Seçmen Analizi, s. 32, 1 Mayıs 2017 )

Yukarıdaki tablo AKP ve MHP’nin 1 Kasım 2015 Genel Seçimi ile 16 Nisan 2017 Anayasa Referandumunda aldıkları oy toplamlarını esas alarak, 1 Kasım seçimlerindeki siyasi tabloyu bir kümeleme analizine tabi tutulduğunda birbirlerinden oy yoğunlukları açısından ayrışan 6 il

kümesi ortaya çıkıyor. Tabloya baktığımızda -6. Bölge- “ Doğu ve Güneydoğuda yer alan14 ilde  ( Şırnak, Hakkari, Diyarbakır, Mardin, Batman, Ağrı, Van, Muş, Siirt, Tunceli, Iğdır, Bitlis, Kars, Bingöl ) 1 Kasım’a kıyasla HDP’nin potansiyel oyundan 322 bin daha az ‘hayır’ oyu çıktığı, Ak Parti’nin potansiyel oyundan 417 bin daha fazla ‘evet’ oyu çıktığı ve 116 bin oyun da geçersiz olduğu sonucu çıkıyor. Ak Parti’nin potansiyel oyunun üzerindeki 417 bin ek ‘evet’ oyu halkoylamasındaki geçerli oyların içinde binde 8 oya karşılık geliyor.” ( KONDA – 16 Nisan Sandık ve Seçmen Analizi, s. 33, 1 Mayıs 2017 )

Bu tablodaki verilere göre AKP ve MHP’nin oy toplamları Doğu ve Güneydoğu’daki 6. Bölgede sıralanan 14 ilin dışındaki 67 ilde yüzde 9’la yüzde 18,7 arasında değişen oranlarda azalmış, ama 14 ilde yüzde 11,5 artmış! 

“HDP ve DBP’nin kazandığı ve son aylarda kayyum atanan iller ve ilçelerde daha önceki bölümlerde not ettiğimiz gibi aynı zamanda katılım düşmüş ve geçersiz oylar artmıştır.

Yine de KONDA Barometrelerinin 7 yıllık serisi içinden bakıldığında daha sağlıklı bir gözlem imkanı vardır. 7 yıllık serinin bulgularına siyasi tercihi konusunda kararsız olanlar

dağıtılarak bakıldığında 2010’da Kürtlerin, yani etnik kimliğini Kürt olarak belirtenlerin yarıdan fazlası Ak Parti’ye ve üçte biri BDP’ye eğilim gösterirken, 2013’ten ve özellikle 2014’den itibaren tercihleri ağırlıklı olarak HDP’ye dönüşmüştür. Çatışmaların ve terörün başlamasıyla beraber bir miktar hareket olsa da ana örüntü hâlâ korunmaktadır.” ( KONDA – 16 Nisan Sandık ve Seçmen Analizi, s. 33, 1 Mayıs 2017 )

Kürtler                 AK Parti     BDP/ HDP                    Diğer

Nisan 2010                       54                  33                             13

Nisan 2011                       52                  35                              13

Nisan 2012                       47                  38                              15

Nisan 2013                       46                  44                              10

Nisan 2014                       48                  43                              10

Nisan 2015                       28                  60                              11

Nisan 2016                       32                  54                              14

Nisan 2017                       33                  58                                8

( KONDA – 16 Nisan Sandık ve Seçmen Analizi, s. 34, 1 Mayıs 2017 )

“OHAL şartları, son iki yılda terör ve çatışma ortamının ürettiği psikoloji, HDP yönetim

kadrolarındaki tutuklanmalar ve bunun yarattığı kampanya zafiyeti gibi birçok özel

durum dikkate alındığında bölgenin ve Kürtlerin siyasi tercihlerinde kayda değer bir

değişimden söz etmek çok da doğru değildir.” ( KONDA – 16 Nisan Sandık ve Seçmen Analizi, s.33, 1 Mayıs 2017)

Bilim insanları ne diyor?

Aralarında Viyana Tıp Üniversitesi, Kompleks Sistemler Bölümünden Peter Klimek  ve Abraham Hinteregger, Madrit 3. Carlos Üniversitesi, İstatistik Bölümü’nden  Ra´ul Jim´enez , Madrit 3. Carlos Üniversitesi, Toplumsal  Bilimler Bölümü’nden  Manuel Hidalgo ,  Viyana Tıp Üniversitesi, Kompleks Sistemler Bölümü , ABD Santa Fe Institute ve Avusturya IIASA’dan  Stefan Thurner isimli beş bilim insanının birlikte ürettikleri 3 Temmuz 2017 tarihli bilimsel makale 2017 Türk anayasa referandumunun adli tıp açısından analizi başlığını taşıyor. (1)

Makalenin özetindeki genel değerlendirme şöyle:

“2017 Anayasa Referandumunda 'Evet' oyların çoğunlukta çıkmasıyla Türkiye demokrasiden otokrasiye geçişi sürdürüyor. Türk halkının iradesine göre, bu referandum pratik olarak tüm yürütme gücünü cumhurbaşkanı Erdoğan'a devretti. Bununla birlikte, referanduma, 'hayır' destekçilerinin devlet tarafından zorlanması ve mühürsüz oyların tartışmalı geçerliliğine kadar değişen, birçok seçim usulsüzlükleri iddiaları ile karşı karşıya kaldı. Bu notta, 2017 referandumunun adli tıp açısından analizinin sonuçlarını, bu oy verme usulsüzlüğünün ne derece olduğunu ve bunun referandum sonucunu etkileyip etkilemeyeceğini açıklığa kavuşturmak için rapor veriyoruz. Özellikle seçim yolsuzluğunun spesifik doğasını daha iyi tanımlamak için yeni istatistiksel adli tıp testleri uyguluyoruz. Özellikle, verilerin, oy pusulası doldurma (oy boyunca kişi başına birden fazla oy pusulası gönderme) ve seçmen usulsüzlüğü (seçmenlerin zorlanması ve yıldırılması) için işaretler içerip içerdiğini test ediyoruz. Ayrıca, seçim sonuçlarında sayısal anormallikleri belirlemek için testler gerçekleştiriyoruz. Hem oy pusulası doldurma hem de seçmen usulsüzlüğü mevcudiyeti için sistematik ve son derece önemli destek buluyoruz. Mahallelerin %6'sında, %0.15 hata oranı ile (yani oy pusulası doldurma olmadan istatistiksel dalgalanma ile açıklanma olasılığı %0.15) ile oy pusulası doldurma işaretleri buluyoruz (3 sigma olay). Bu oy çarpıtmalarının etkisi, genel sonuçta dengeyi 'Evet' oylarının çoğunluğundan ‘Hayır’  oylarının çoğunluğuna çevirmeye yetecek kadar büyüktü. (abç)”

Dikkatinizi “Mahallelerin %6'sında, %0.15 hata oranı ile (yani oy pusulası doldurma olmadan istatistiksel dalgalanma ile açıklanma olasılığı %0.15) ile oy pusulası doldurma işaretleri buluyoruz (3 sigma olay). Bu oy çarpıtmalarının etkisi, genel sonuçta dengeyi 'Evet' oylarının çoğunluğundan ‘Hayır’  oylarının çoğunluğuna çevirmeye yetecek kadar büyüktü.”

Bu değerlendirmenin Türkçesi, yüzde 6 civarında oy çarpıtması demek. Evetlerin oy oranının yüzde 51’lerden yüzde 45-46’lara inmesi, Hayırların oy oranının da yüzde 48’lerden yüzde 54’lere yükselmesi anlamına gelir.

Referandum sonucu halkın gerçek iradesini yansıtıyor mu?

Söz konusu makalenin sonuç bölümünde de şu görüşlere yer veriliyor:

Bu notta, 2017'deki Türk anayasa referandumunun adli analiz sonuçlarını bildirdik. Sırasıyla, oy pusulası doldurma ve seçmen usulsüzlüğü yoluyla seçim dolandırıcılığına yönelik temel ve düşük teknolojili mekanizmaları test etmek için yakın zamanda önerilen istatistiksel testleri uyguladık. Her ikisi için de verilerde sistematik ve istatistiksel açıdan önemli belirtiler bulabilirsiniz. Özellikle analizimiz, sandık mahallerinin yaklaşık % 6'sında oy pusulası doldurma usulsüzlüğünün varlığını ve seçmen usulsüzlüğü ile birlikte düşünüldüğünde referandumun sonucunu 'Hayır' dan 'Evet' olarak değiştirecek kadar büyük bir etki olduğunu düşündürmektedir.(abç) Seçim gözlemcilerinin resmi raporu [2], (i) seçim sırasında mühürsüz ve doğrulanmamış oyların geçerliliğini ve (ii) sandık mahallerine girişte seçmen kimliklerini kontrol etmek için polis varlığını eleştirdi. Doğrulanmamış oy pusulalarının büyük çaplı eklenmesi, oy pusulası doldurma usulsüzlüğü için pozitif bir test sonucuna neden olurken, sandık mahallerinde seçmenlere gözdağı verilmesi seçmen usulsüzlüğünde pozitif bir test sonucu olarak ortaya çıkıyor. Bu bağlamda, bu tür seçim yolsuzluklarının Türk referandumunda bulunması, yalnızca kendi başına yeni bir sonuç değildir. Bununla birlikte, analizimiz, bu usulsüzlüklerin seçim sonucuna etkisinin Türkiye'nin yönetimsel başkanlığa dönüştürülmesinde belirleyici nitelikte olduğunu nicel ve veri temelli bir şekilde ilk kez gösteriyor.”

Altını çizdiğim vargılar yeterince açık değil mi?

Yine aralarında Ankara Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, KTH Royal Institute of Technology, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi, Valdosta State University’nde görevli 32 öğretim üyesinin bulunduğu bir akademik heyetin, 16 Nisan referandumuyla ilgili hazırladığı bilimsel raporun sonucunda da şöyle deniyor:

“1. Referandum sonrasında ilan edilen sayıların gerçekliği kanıtlanamamaktadır.
  2. Sayımın mevcut oy pusulaları üzerinden yeniden yapılması anlamsızdır.
  3. Yeniden oy toplanmadıkça, oylamaya sunulan anayasa değişikliğini halkın ne kadarının onayladığı konusunda hiçbir vargı türetilemez.
Referandum sonrasında oluşan durumun belirsizliğinin kamuoyuna bu açıklıkta yansıtılmadığını gözlemliyoruz. YSK tarafından ilan edilen referandum sonucunun halkın gerçek iradesini yansıttığını söylemenin bilimsel açıdan olanaksız olduğunu kamuoyunun bilgisine sunarız.(abç)”
(Gazete Duvar, 4 Haziran 2017) 

Sanırım varılan bu sonuçlarla ilgili de yoruma gerek yok.

Ana muhalefet açısından Referandum sonucunun meşruiyeti

 Genel gidişat ve Referandum sonucuna ilk büyük toplumsal itiraz CHP Genel Başkanı’nın inisiyatif almasıyla başlattığı Adalet Yürüyüşle başladı diyebiliriz. “Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü ve Maltepe mitingi nereden bakılırsa bakılsın Türkiye siyasi tarihinin önemli bir kilometre taşıdır. AKP her zamanki gibi manipülasyonlarla, medyası da başını kuma gömerek veya Erdoğan’ın geçen seneki Yenikapı mitingi konuşmasını yayınlayarak bu eylemi görünmez kılmaya çalışsa da, yürüyüş herkesin görebileceği kadar uzun, mitinge katılım ise kimsenin gözardı edemeyeceği kadar büyüktü.

“Kılıçdaroğlu’nun Maltepe’de ilan ettiği 10 madde, kendisi açısından da bir taahhütname olarak kabul edilmeli. Zaten gerek Kürt hareketi gerekse demokratik sol muhalefet ve Maltepe’de buluşan milyonlar, Kılıçdaroğlu’nun kendi ağzından telaffuz ettiği 10 maddenin izini sürüp sürmediğinin sıkı denetleyicisi olacak.” (İrfan Aktan, Gazete Duvar, 10.07.2017)

Kılıçdaroğlu’nun Maltepe’de ilan ettiği 10 maddelik Deklarasyonun yazımızın konusu açısından en önemli maddesi olan 7. Maddesinde Kılıçdaroğlu şöyle diyordu: “OHAL koşullarında, serbest tartışmanın yapılamadığı bir ortamda ve üstelik ‘devletin bütün imkânları seferber edilerek’ gerçekleştirilen Anayasa değişikliği gayrimeşrudur. Toplumun ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlayan anayasa yerine, bir kişinin beklentilerine yanıt veren bir Anayasa değişikliği Yüksek Seçim Kurulu’nun yasadışı kararıyla yürürlüğe konulmuştur. Bu bir ‘mühürsüz seçimdir.’ Türkiye gayrimeşru bir anayasa ile yönetilemez, yönetilmemelidir.”

 27 Nisan 2017 tarihlerinde Yüksek Seçim Kurulunun açıkladığı 2017 Anayasa Referandumu kesin sonuçlarına göre toplam 48 milyon 936 bin 604 geçerli geçerli oyun yüzde 51,41’i Evet, yüzde 48.59’u Hayır’dır. Aradaki fark yüzde 2,82’dir. Geçersiz sayılan oylarla ilgili sorunu dikkate almaksızın, geçerli oyların yüzde 1,51’i yani 739 bin oy bir tercihten diğer tercihe kaydırıldığında bu kez yüzde 50,1 Hayır, yüzde 49,9 Evet oy oranına ulaşılmaktadır. Burada söz konusu geçerli oyların yüzde 1.51’ine tekabül eden 739 bin oyun ne kadar yaşamsal olduğu belli değil mi?

Yukarıda aktardığım bilim insanlarının araştırma sonuçların yansıtan raporlarda dile getirilen gerçekler karşısında “Referandum sonucunun halkın gerçek iradesin yansıttığını” söylemek mümkün mü?

Sonuç

Kanaatimce, yukarıda açıklamaya çalıştığım nedenlerle 16 Nisan 2017 tarihli Anayasa Referandumum sonuçlarının siyasi, hukuki ve toplumsal meşruiyeti yoktur.

Türkiye bu Referandumun meşru olmayan sonucuna dayanılarak yapılan uygulamaların ve yaşama geçirilmeye çalışılan anti-demokratik, özgürlüklere aykırı politikaların toplumumuza siyasi ve toplumsal daha büyük acılar ve maliyetler getirmeden önlenmesinden daha yaşamsal bir durum söz konusu olamaz. Zira İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı Direktörü Yrd. Doç. Dr. Murat Paker’in işaret ettiği gibi: "....., bugün Türkiye’de hukuk sistemi yerli yerindedir ve düzgün bir şekilde işlemektedir gibi bir iddiayı kimse yapabilir mi ya da yapsa da kimse bu kişiye inanır mı? Sanmıyorum. Güç rejimi var şu anda, hukuk rejimi değil. Adalet ve hakikat duygusu çok çok zedelendi, bu da düşmanlık duygusunu körüklüyor. Dahası, düşmanlık duygusu bunları daha da bozuyor, birbirlerini besleyen süreçler bunlar. Adalet ve hakikatin bu kadar zedelenmiş olması bir toplum için olabilecek en büyük melanet. Bu o kadar kötü bir şey ki, diyelim ki bir mucize oldu ve yarın çok düzgün bir şekilde ülkemizi yeniden kurabileceğiz. Hangi siyasi grup ya da eğilim iktidara gelirse gelsin, hangi yetkiler elinde olursa olsun, bu ülkeyi toparlaması çok çok zor olacak, o derece ağır bir yıkım var şu anda Türkiye’de, özellikle de sosyo-psikolojik alanda. Yani basitçe iktidar değişimiyle düzelecek durumda değiliz artık. (T24, 12.06.2017)

Aydınlığa çıkabilmemiz için önümüzdeki süreçte izlenmesi gereken yolu yine ülkemizin ve uluslararası hukuk camiasının yakından tanıdığı saygın hukukçularımızdan sayın Rıza Türmen öneriyor: Referandumda, yürüyüşte, Maltepe Adalet Mitingi’nde halkla siyasal partiler arasında bir kaynaşma doğdu. Şimdi bu beraberliğin somuta dönüşmesi, kurumsallaşması gerekir. Bu amaçla, mevcut hegemonik düzeni reddeden siyasal partiler ve sivil toplum örgütlerinin katıldığı bir kurultayın toplanması yararlı olabilir. Bu kurultayda ortaklar arasında nasıl bir bağlantı kurulacağına karar verilir. Siyasal parti ve sivil toplum temsilcilerinden oluşan bir yürütme kurulu oluşturulabilir. Bu kurul ortak çalışma stratejisini belirler. Örneğin, demokrasi ve insan haklarının önündeki en önemli engellerden biri OHAL KHK’leri. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne açıkça aykırı olan bu KHK’lerle yüz binlerce insan mağdur edildi. O zaman OHAL’in kalkması için nasıl bir kampanya yürütmeliyiz? Kurulda bu ve buna benzer birçok konu tartışılabilir. Böyle bir ortaklık projesi benimsendiği takdirde, sadece mücadele yöntemleri değil, demokrasiyi inşa edecek ortak projeler üzerinde de çalışılabilir. Örneğin, yeni bir anayasanın dayanacağı temel ilkeler üzerinde ortak bir çalışma yapılabilir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü bir dönüm noktası oldu. Bir toplumsal diriliş yarattı. Bu diriliş demokrasi mücadelesinin başarıya ulaşmasında en önemli etken. Şimdi bu diriliş rüzgârını arkamıza alarak, ortak bir amaç, ortak bir heyecan, ortak bir çaba çevresinde birleşmeliyiz. Bu yol tüm demokrasi, özgürlük ve barış yanlılarınca yaşama geçirilebilirse büyük bir felaketten toplumca en az hasarla çıkabiliriz. Bundan dolayı tüm barış, demokrasi ve özgürlük güçlerini; inancı ne olursa olsun, ülkemizin hukuk devletine, hukukun üstünlüğüne, adalete inanan tüm vicdan sahibi vatandaşlarını önümüzdeki süreçte tarihi bir sorumluluk ve görev bekliyor.

[1] Election forensic analysis of the Turkish Constitutional Referendum 2017; arXiv:1706.09839v2 [stat.AP] 3 Jul 2017

[2] “Republic of Turkey Constitutional Referendum 16 April 2017. OSCE/ODIHR Limited Referendum Observation Mission Final Report”. OSCE/ODIHR 22 June 2017, Warsaw, Poland.