Barış da kirlendi



Barış da Kirlendi

Tüm renkler hızla kirleniyordu
Birinciliği Beyaza verdiler.


Bu şiir dizesini şöyle de değiştirmek mümkün “tüm söylemler hızla kirleniyordu birinciliği barışa verdiler.” Suriye ile ilgili hükümet tezkere çıkardı, sonra da meydanlar çiçek açtı. İlginç bir koalisyon vardı orada, haklı savaş diyerek PKK’nın savaşına destek veren devrimci sosyalistler, kahraman ordularına her fırsatta medhiye düzen ama kağıttan kaplan olunca da küstüm çiçeğine dönen kemalistler, savaş kışkırtıcılığının dik alasını yapan darbeci faşist İP, Kemalistler ile kucak kucağa olan adı kominist olan sahtekar TKP, Hükümet Oslo’da barışla ilgili müzakereler yürüttü diye MHP’ye göz kırpan CHP, Suriyede kazanılan mevziye dönük olacağı için TSK’ya ve AKP’ye yetki veren savaşa karşı olan BDP ve gerçekten samimi savaş karşıtları olan anarşistler, anti militaristler ve yeşiller, feministler. 

Dediğim gibi burada gerçekten samimi olan tek savaş karşıtı olanlar en son saydıklarım. Diğerlerinin savaş karşıtlığı ile de barışperverlikle de en ufak bir ilgisi yok. Onlar hükümete muhalafet olacak hiç bir fırsatı, topluma azıcık hoş gelen ne varsa yağmalayıp içini boşlatmakta mahir siyasak oportunistten başka bir şey değiller ve barışı da kendi mantıksız ve aptalca muhalefet biçimlerine dolgu yapmaktan başka da bir amaçları yok.

Gerçek barış koalisyonu ya da hareketi Yeşil-Sol Kahverengi blog (EDP+Yeşiller yani) Anti Miltaristler, Feministler ve Anarşistler. Çünkü onlar için haklı savaş, haksız savaş ayrımı yok, onlar orduların lağvedileceği bir geleceği bugünden kurmak için vicdani red tavrı ile gerçek barış yanında tavırlarını koymuş durumdalar. Kahverengi blog savaşa karşı çünkü onlar insanın doğa ile uyumlu olacağı harmonik bir evren tahayyülünü kendi siyasal ideolojilerinin tepesine koymuş durumdalar, anti-miltaristler ve anarşistler savaşa karşı çünkü onlar devlet denen kurumun, ordu denen saf şiddet aygıtının lağvedilmesini, kimsenin askeri olmamayı hiç bir devlet ya da devletimsi için ölmemeyi siyasal ideolojilerinin merkezine koymuş haldeler. Feministler savaşa karşı çünkü öncelikle hergün erkek egemenliği ile egemen erkeklerin kadınlara karşı savaşına karşı direnişi varoluş nedeni saymaktalar, savaşların erkeklerin kendi egolarının tatmiminden başka bir şey olmadığını ama onların ego savaşları nedeni ile cephe gerisindeki kadınlar ve çocukların öldüğünü bilerek kimin olursa olsun savaşa karşılar ve haklı savaş haksız savaş gibi bir ayrıma hiç ama hiç yüz vermiyorlar. Sözünü ettiklerimin ortak bileşeni de bu haklı haksız savaş ayrımı yapmamaları, askerliğin bizzatihi kendisine karşı olmaları ve orduların feshini arzu etmeleri. 

Barış Karikatürleri

Diğerleri için ise böyle bir şey yok hatta ortak bileşenleri haklı savaş haksız savaş ayrımı yaparak kendi çıkarlarına denk düşen savaşların yanında olmaları. CHP,BDP, Kemalistler,Kemalist Sol ve Devrimci Sosyalistlerin bir ortak bileşenleri daha var Esad yanlısı olmaları, diğerlerinin de ortak bileşenleri ise ne esadı ne de özgür suriye ordusu denen katiller sürüsünün desteklememeleri ve ABD’nin kirli çıkarları için buralarda olmasına karşı çıkmalaarı, ama diğerlerinden farklı olarak onlar Suriye halkının Esad diktasını devirmesini ve özgür olmalarını destekliyorlar, sadece selefi katillerden oluşan ÖSO’yu desteklemiyorlar o kadar.

CHP’nin Baasçılığı anlaşılabilir, çünkü Baasçılık Arap Kemalizmdir, bu yüzden Esad onların ideolojik olarak yoldaşlarıdırlar, bakmayın kamuoyundaki Esad karşıtlığından dolayı sıkıştıkları için sahtekarca ve oportunist bir eda ile Esadın canı cehenneme demelerine, gerçekte onlar Esad’la aynı kumaştan dokundular. İktidardaki oğul Esad baba Esad’dan farklı olarak tıpkı şu anki Kılıçdaroğlu CHP’si gibi yenilikçi ve aslında Post-Baasçı, Kılıçdaroğlu CHP’si de Light Kemalist bir konumda ve Post Kemalist ve Popülist. Ancak özünde değişmez bir olgu var Kılıçdaroğlu CHP’si ile Post-Baasçılık seçkinciler ve seçkinler demokrasisinin sürmesinden yanalar. 

BDP’nin mahçup Esad yanlılığı anlaşılabilir Kuzey Suriyedeki Özerklik Esadın zımni desteği ile oluşmuş durumda. Ancak bu grubun içinde ki en pragmatik yapılanma da onlar. Çünkü onların tek bir amaçları var Kürdistan. Esad’ın sağladığı geçici özerklik halinin kalıcı olmayacağını çok iyi biliyorlar, ama Özgür Suriye Ordusu adını taşıyan katiller sürüsünün ve selefi despotların es kaza iktidar olursa kendilerini Esaddan bile daha zalimane bir biçimde katledeceklerinden en ufak bir şüpheleri yok. O yüzden onlar bu savaşın sürmesinden ve dengeyi ÖSO’dan yana bozacak en ufak müdahalenin sonuna kadar karşısındalar. Suriyedeki Kürtler ÖSO’dan ise daha demokratlaşmış bir Esad’dı bin kez yeğlerler. 

Baasçı İslamofobiklik

Sol kemalistler, stalinist Devrimci Sosyalistler, PKK hinterlandı ya da bileşeni konumundaki sosyalistler de Baasçılar. Türkiyedeki sosyalistler ile Baasçıların kumaşı aynı modernist ve laikçi ipliklerle dokunmuştur, ama onların Esad yanlısı olmalarında bir neden daha var kendi üçüncü dünyacılıklarının bir ürünü olan Anti-Emperyalizm tasavvurlarından neşvu neva bulan anti ABD’cilikleri. Sol kemalistlerden devrimci sosyalistlere dek bu sahte barışçı koalisyonun ortak bileşeni Anti-ABD’ci olmaları. Normal koşullarda bu koalisyonun gönülsüz birleşeni olan bütün anti-militarsitler DSİP’in darbe karşıtı koalisyonu gibi bir koalisyonda olmayı daha çok yeğlerler. Ama bütün bu birbirine benzemezlerin ne yazık ki ortak bir bileşeni var, içselleştirilmiş oryantalizm tarafından beslenen bir çekinik islamofobiklik. Feministlerden Anarşistlere yeşillerin ana bileşenlerine dek tüm bu yapılar modern batı zihniyet dünyasının ya da Fransız devriminin ürünüler bu nedenle güçlü bir anti teistik duruşa sahipler. Böyle oldukları içindirki son tahlilde hepsi CHP kanatları altında bir arada durabilirler, daha doğrusu AKP iktidarına CHP iktidarını yeğlerler. Mevcut dinci İktidar karşısında kendilerine en yakın güç laikçi CHP’dir, buna Yeşiller de diğer sol bileşenler de dahildir. İçlerinde sadece EDP bu konuda dönüşme çabasında. Ancak nasıl Yeşillerdeki üst yönetim ile parti üyelerinin çoğu aslında benzer düşünmüyor ve liberal demokratik bir anlayışla kendilerine yakın müslüman cenahla birlikte olmaya çabalayan Yeşiller MYK’sından tamamı ile farklı olmalarına rağmen, bu konuda açık bir red ile davranmıyor ise, EDP’nin de ana gövdesi CHP’yi yeğleyecek bir anti sünni duruş içindeler. Bunun anlaşılabilir bir yanı olduğunu söyleyebilirim, bireysel özgürlüğe dayalı yaşam tarzı noktasında sünni islamın muhafazakarlığının tecessümü olan AKP’nin disipliner ve otokrat gündelik yaşam algısı, modern karnavelesk yaşam biçimine karşıt konumda. CHP ile diğerlerinin anti sünni duruşları tam da bu nedenle ortak. Ve şunu da diyeyim son tahlilde liberaller de benzer bir duruşu taşıdığından onlar da mahçup CHP’li sayılabilirler. Eğer Kılıçdaroğlu CHP’si Baykal tarafından dönüştürülmüş CHP tabanından doğan engellere takılmasa Taraf gazetesindeki ideolojik duruşa epey yakın bir konum alabilir. Ama CHP ana gövdesi buna uygun değil, o yüzden de Kıllıçdaroğlu ve onun bir uzlaşım olan ekibinin tutarsız çıkışlarının arka planında bu taban sorunu yatıyor.

Batıcılığın Açmazları

Tüm bu siyasi güçlerin temel sorunu Kemalizmin ideolojik alt yapısı olan batıcılıktan kopamamaları, batı hâlâ onların ideolojik beslenme merkezi. Oysa batı artık dünyaya verecek bir şeyi kalmamış, ideolojik olarak himmete muhtaç dede konumunda. Lakin bizim batıcılar batının bokunda boncuk bulacaklarını sanıyorlar, batının çoktan iflas ettiğini vwe giderek bir tekno-bürokratik kapitalist bir faşizme sürüklendiğni görmüyorlar daha doğrusu bunun modern batı siyasal düşüncesinin doğal sonucu olduğunu. Oysa bu toprakların ruhundan beslenilse batıdaki muhalif hareketler doğucu olacaklar-ki batıdaki samimi muhaliflerin çoğu ciddi doğucu yanlar, tınılar taşımaktalar.

Mesela İbni Arabiden beslenen ve bacıyan-ı rumun bu çağdaki tecessümü olan bir kadın hareketi olsaydı, bu ülkede erkek egemen ve buradan beslenen light islamcı AKP kadınlardan bu kadar güçlü destek alabilirmiydi? Alevi Bektaşi geleneğinin tasavvuf kültüründen feyzini alan bir anarşist ve marksizan sol olsaydı, Osmanlı sünniliğini kendisinin de bir tür heteredoksi olduğunu bilselerdi bu ülkede CHP sol adına siyasi alanı kapatan bir yapı olabilir miydi. Bu ülkede tasavvuf kültüründen beslenen bir islami derin ekoloji üzerine oturmuş Yeşiller Hareketi olsaydı Yeşiller Hareketi’nin oy oranı MHP’den az olmazdı.

Bu ülkedeki siyasal muhalefetin temel sorunu yerlilik. Bediuzamandan Samiha Ayverdiye uzanan düşünümsel muhafazakârlıkla irtibat halinde olan, oradan besinini alan ama onlardaki sağcılığa yüz vermeyen, Hikmet Kıvılcımlıdan, Nurettin Topçudan-onun faşizan cemaatçiliğini dönüştürmüş- Osmanlı Sosyalistlerinden ve Proudhona göz kırpan bir Cemil Meriçten etkileşmiş sol, yeşil ya da anarşist hareket olsaydı AKP’den yansıyan otokratik, çoğunluk despotizmine dayanan yer yer faşizan bir siyasal iklim bu ülkedeki atmosfer olur muydu. Onu bırakın, ülkemizde süregelen bu kanlı boğuşma olur muydu. Bu ülkedeki sol, yeşil, feminist, anarşist muhalefetin sorunu sorunu Yerli olamayışı. Yerli olamadıkları için batıdaki muhalif siyasal kültürle de gerçek bir irtibat kuramıyor, kökleri Asyadaki bütün kadim kültürlere kadar giden Anadolu tasavvuf kültürü ve onların bir uzanımı olan Osmanlı kültürü, medeniyet ruhu ile batının gnostik köklere sahip sol birikiminin sentezi gerçekleşemediğinden olan şey bavul ticareti oluyor. 

Mesela ana tanrıça kültüründen beslenen sybilian kültürün gnostikliğine dayanan bir batı kadın hareketi var, post feminizmle, sabbat ayinlerinden feyz alan Gimbustanın feminist tarih yaklaşımından beslenen eko feminizm, manevi feminizmler var , daha ötesi moderniteyle hesaplaşmış bir post feminizm, ama bu ülkedeki feminizmlere bakıyoruz hepside Fransız devriminin ürünü olan modernist feminist hareketler. Böyle oldukları için Arap dünyasındak islami kadın hareketi ile buluşamıyorlar ve bu ikisinin sentezi bir yerli feminist tahayyül ortaya çıkamıyor. 

Ha keza İbni Arabiden beslenemeyen ve batıdaki derin ekoloji ile irtibatlanmamış bir yeşil hareket var, oysaki bu ikisinden beslenen Topçu’nun Anadolu sosyalizmindeki medeniyet eleştirilerine, Tanpınar’ın müslüman saati makalesinde ortaya konan doğal döngülerle hareket eden ekolojik zaman algısının üzerinde düşünmemiş Osmanlının-modernleşme zamanlarına dek- hayat tasavvurundaki ekolojik kavrayışı hiç düşünmemiş, kopya çeken ithalatçı yeşil hareket, böyle olduğu için de batılı yeşillerle ideolojik anlamda bir ast üst ilişkisi söz konusu. Oysaki batıdaki derin ekolojiyle vahdet-i vücutçu tasavvufla irtibatlanmış bir yeşil düşünce ast olmaz eşit özne olur ve etkileşimin de öznesi olur.
Benzeri bir durum sol ortağı için de geçerli batıdaki post marksizmin kimlik siyasetinden beslenen post modern bir sol kavrayışları var, ama hakkını teslim etmek gerek bu toprakların sesine Yeşillerden çok daha fazla açıklar. Umarım yanılmıyorum ama EDP hareketi yerli bir sol tasavvur üretme şansına Yeşillerden çok daha fazla müsait. Eğer bu dönüşümü gerçekleştirebilirse bu ülkede bambaşka bir sol tahayyül hayat bulabilir. Ve uzun vadede bu sol hareket kitle desteğine de kavuşur. 

Ve Anarşistler ana gövde hâlâ batıdan kopya çekmeye devam etse de, başka anarşist seslere kulaklarını açan anarşistler ve anarşist sempatizanları da var, onlar zaman içinde geliştikçe, düşünsel duruşları daha çok bu toprakların ruhu ile hemhal oldukça, bu oluş uzun vadede bu kopya anarşizmi dönüştürecektir. Üstelik aranan karnaval ruhu da bu yerli anarşist duruş içinde mevcut.

Çıkın O Karnede

Başa dönersek bugün dışarda ya da içeride süregelen barış hareketi aslında barış sözcüğündeki sekine halini, oradaki dinginliği ve sukûn bulmuş nefs kavramının içerdiği barışı bilmeden, batıdaki savaş karşıtlığını kopya etmekle meşgul. Oysa batıdaki savaş karşıtı hareket bugün ne denli sekülerize olursa olsun, feyzini Hz. İsa’nın barış ruhundan, onun gnostik tahayyülerinden alıyor. Tam da bu nedenle oradaki barış hareketi bir kitle desteğine sahip, çünkü içinde yaşadıkları toprakların ruhu ile bütünleşik, o ruhla irtibat halinde. Bizdeki ise kendi topraklarındaki kültürel birikimden alabildiğine uzak bir hologram olarak belirdiği için, toplum tarafından anlaşılabilmiş değiller. Tam da bu yüzden düşünümsel olarak savaşa gerçek manada karşı olanlar, savaşa karşı filan olmayan kemalistler ile, modernist mahçup kemalist sosyalistlerle aynı safta bir araya gelerek barış sözcüğünün değerinin pul olmasına, bu sözcüğün kirlenmesine, içi boş bir şey haline gelerek Baas iktidarına destek vermek anlamına gelen bir sürece dolgu malzemesi olmaktan uzak duramıyorlar. Oysa bugün bu ülkede bir barış hareketi öyle elzem, öyle gerekli ki ve toplum böyle harekete güçlü bir biçimde destek vermeye öyle hazır ki bu potansiyelin farkına varan ve toplumun değerleri içinden tanımı yapılabilmiş bir barış tasavvuru ile güçlenmiş bir barış hareketi, süreç içinde bu topraklardaki en güçlü siyasal muhalefet haline gelerek mevcut siyasal iktidarı sarsabilir. Lâkin bunu yapamadığınız sürece, olsa olsa CHP’nin dolgu malzemesi olur, bundan istemeseniz bile kurtulamazsınız. O yüzden barış hareketinin ana çekirdeğini oluşturan kemalistler dışındaki siyasal gruplar bir an önce CHP ile aynı resimde yer alacak, TKP,İP ve iki yüzlü sosyalistler ile bir karede yer alacak görüntülerin içinde yer almayarak, kendi bağımsız siyasal yapılarını ouşturacak farklı bir koalisyon içinde olmalılar. Böyle bir koalsiyonun söz konusu ortak kareden inanın bin kez daha fazla meşruiyeti olacaktır ve uzun vadede toplumsal destek de alacaktır. TKP, İP ve CHP’nin olduğu bir kare ise sizi çirkinleştireceği gibi, faşizan bir kitle ruhu ile ters bir yere savuracaktır. Zaten BDP’nin kürtlere iliklerine kadar nefretle yüklü CHP tabanı ile bir arada olması da fazlası ile oprtunist bir tavır geliyor bana, çünkü BDP’nin amaçları ile CHP kitlesi birbirinin olsa olsa düşmanı olur.

Hasılı bu topraklardaki siyasal muhalefet ya Attar’ın dizesindeki güneşe dönüp oradaki rahatlığını anlayacak, ya da zerreleri kaybolup darmadağınık olacak. Seçim sizin.