Nicelik mi nitelik mi; sol ve yenilik

 Dilaver Demirag - 11/08/2009 22:22:54 (831 okunma)


Nicelik mi nitelik mi; sol ve yenilik

Uzun bir ara verdim bu esnada bir kitabın yazımına giriştim, iş koşullarım değişti vb tüm bunlar zihinsel performansımı da etkileyince yazma konusunda biraz tembellik oluştu.

Elbette benim sizlerle olmadığım süreçte dünya dönmeye devam etti, ülkemizde de bir yığın şey oldu. Bu esnada geçmişte kendisine sol adına çokça umut bağlanan ve ilk çıkışı ile de gerçekten güzel rüzgârlar estiren ÖDP, Ufuk Uras’ın özellikle darbe girişimleri ve Ergenekon konusunda Birgün de ortaya çıkan ve ne yazık ki “aman bu işe bulaşmayalım” biçiminde anlaşılmasına neden olan eğilimin tersine, net pozisyon takınması ve o çevrelerde AKP yandaşları olarak görülen kesimlerle de birlikte hareket etmekten imtina etmemesi gibi nedenlerden dolayı olduğunu sandığım ayrışma rüzgârları sonucu, ÖSP (Özgürlükçü Sol Platform) ayrılarak yeni bir siyasal oluşumun zeminini yoklamaya başladı.

Bilebildiğim ve görebildiğim kadarı ile ÖSP yoğurdu üfleyerek yeme gibi tavır içinde. Son derece dikkatli, olabildiğince geniş bir toplumsal muhalefet dinamikleri blogu ile bu süreci oluşturma çabalarındalar. Kürtler, aleviler, sol sosyal demokratlar, cinsel azınlık grupları, kadın hareketi gibi kesimler yanında, sol da bambaşka bir siyasal hareket olan yeşilleri de bu yapının içinde görmek isteyen bir tavra sahipler.
ÖSP “Daha Beyaz mı Yıkayacak?

Ancak bilebildiğim kadarı ile ÖSP sürecinde başörtüsü mağduriyetini yaşayan kadınlar yok, bu kesimin en özgürlükçü platformu olan henüz özgür olmadık grubu ile temas sağlanmış, bu kesimin bana göre hayli sol diyeceğim (onlar bu sıfatı kabul etmiyorlar ama, ben bu platform içinde tanıdıklarımın sol duyarlık diyeceğim bir tavır içinde olduğu kanısındayım, bunun nedenlerini ayrı bir yazıda ele alacağım) belli isimleri (mesela ÖSP’ nin organik olmasa bile zihnen haber sitesi olarak gördüğüm, değerli Yalçın Ergündoğan’ın editörü olduğu sesonlinde yazan Neslihan Akbulut ile temasa sağlanıp onun bu platforma dâhil olması söz konusu oldu mu tam bilgi sahibi değilim, ama sanırım böyle bir temas olmadı) platforma davet etmediler. 
Bu da solda gerçekten özel bir yeri olduğunu düşündüğüm ÖSP ve Ufuk Uras’ın ne yazık ki solda egemen olan beyaz ya da bir başka deyimle modernleştirmeci küçük burjuva solculuğunun ufkunu aşamadığı izlenimi veriyor bana.

Oysaki sol, modernleşmenin soğurucu olay ufkunu aşmadıkça, sol bu ülkenin yerli dinamikleri ile temas kurarak bunca yıldır siyasette marjinal olmaktan kurtulamamasına neden olan kurtulma yoluna girebilmeliydi.

Bunun ötesinde ÖSP’nin bilebildiğimce-bu ifadeyi sık kullanıyorum, çünkü bu hareketin neler yaptığı, şu ana kadar kimlerle temas kurdukları yönünde elimde sağlam bilgiler mevcut değil, o yüzden tahmini olmaktan öteye gitmeyen kimi değerlendirmeler için kayıt düşüyorum-Latin Amerika deneyiminden çıkarılmış dersler ekseninde, toplumsal derinliği olan hareket tarzı bir partileşme dinamiği için de ciddi denecek girişimleri yok sanırım.

Yine ÖSP’nin mesela bana göre sistemin omurgasına basan ve sistemin hiç de hazzetmediği anti militaristlerden vicdani reddi nedeni ile mağdur olmuş isimlerini bu platforma katmak, onların da sinerjisinden faydalanmak yönünde bir girişiminin olduğu yönünde haberler de almış değilim.

Ha keza ÖSP, Kürt Kadın hareketi ile de güçlü bağları olan farklı bir feminist çevre olduğunu düşündüğüm Amargi çevresi ile ciddi bir temas kurdu mu bunu da bilmiyorum.

Ancak ÖSP bu ülkede gerçekten sol duyarlıkların önemli bir bölümünün bir araya gelerek önemli bir sinerji oluşturacak bir siyasal yapı olacaksa, bildik unsurlardan çok farklı dinamikleri bir araya toplamalı ve bu konuda da dengeci değil cesur olmalı, olabilmeli. 

Bunu başaran bir sol hareket niceliksel değil niteliksel bir dönüşüm yaratacağından gerçekten ezilenlerin umudu olur. Yine ÖSP anarşist çevreler ile de yakınsak dostane ilişkiler kurarak yeni solun asıl temsilcisi olan bu hareketle de temas kurarak hem zihni, hem siyasal sinerjisi ile umut olur.

Oysaki bana göre Türkiye de ki sol hareket için bunlar elzem olan şeyler. Solun bu ülkede kara halkın solu yerine beyaz türk orta sınıfın steril solculuğunun ötesine geçebilmesi solun ciddi bir zihinsel dönüşüm yaşamasına, sınıfsal tabanını gerçekten ezilenlerden yana kurması gerekiyor.

Muhafazakârlardan Uzaklar

Kuşkusuz ÖSP, Leninist sol ve TKP gibi üçüncü dünya milliyetçisi geleneksel solculuğu ile kıyaslandığında çok daha sivil ve bana göre çok daha sol denecek bir tavra sahip olduğu, dünyada sol düşüncede yaşanan zihinsel değişimden en çok etkilenen ve bu anlamda kendini yenilemiş olan bir kanadı olarak takdir edilecek bir siyasi hareket. Kendi adıma ÖSP’yi sol adına önemli bir adım olarak görüyorum. 
Ama açık söylemem gerekirse çok da umutlanamıyorum çünkü solun modernist mantıkla, bu modernist duyarlıkla güçlü bir zihinsel ilişki içinde olan orta sınıflara dayalı siyasal geleneği ÖSP’nin cesur bulduğum girişimcilerinin ileri adımlar atıp, bu ülkede solu halka yaklaştırma girişimlerine engel oluşturacaktır. ÖSP muhafazakâr olmasa bile temas içinde olduğu toplumsal siyasal taban son derece tutucu.

Dolayısıyla bu ülkede solun maküs talihini yenerek ezilenlerin umudu olması daha uzun bir süre zor gözüküyor, çünkü sol AKP tabanına açılacak yerde CHP tabanının sığ sularında kulaç attıkça sınıfsal olarak söylem düzeyinde sol olsa da fiilen sağda durmaya devam edecektir. 
Kendi görüşümü ilan etmekten de çekinmeyerek şunu söylemiş olayım. Bu ülkede yeni bir sol dinamik ÖSP’nin toplumsal tabanında akmıyor, henüzözgürolmadık grubu (bu gruba dönük fikirlerimi bir başka yazıda yazacağım) gibi, Müslüman Sol gibi şu an geleneksel İslami tabanda bir azınlık gibi dursalar bile fikri düzeyde geleceğe oynayan siyasal dinamiklerde ve belli bir takım kısıtlarını aşma başarısı gösterirse çokça umut bağlanması gerektiğini düşündüğüm Yeşillerde saklı. Bu dinamikler bundan 20 yıl sonrasının sol manifestosunu yazıyorlar.

Bu grupların durumu Ho Chi Minh’in şu ünlü sözünde gizli “bugün bir pire filin karnını tekmeliyor, yarın o filin bağırsakları dökülecek”, ben umutluyum eninde sonunda bu ülkede solun cılız bir dereden gürül gürül akan bir nehre dönüştüğüne tanık olacağız.


Beraber büyümek… 

Her konuşmanın sonu dönüp dolaşıp
 onların amacı başka ya dayanıyor. Amaçları toprak almak!

Toprak talebinden
 niye korkuyoruz? Kim ne taleb ederse etsin! 

Bize ne!
 

Türkiye
 1915 olaylarında Osmanlı Ermenilerinin topraklarını zapt etmedi ki. Kendi topraklarında yaşandı her şey. Zaptedilmis bir toprak yok ki toprak iadesi söz konusu olsun. 

Kendi topraklarında, kendi vatandaşlarıydı Ermeniler. Her ne sebeple olursa olsun binlerce insan, çocuk, kadın, yaşlı, ölüme yürütüldü. Onlarca değil yüz binlerce insan öldü. Savaşta değil, yollarda öldüler. Karşılarındaki düşman değildi.
 O topraklara geri gelecekleri vaat edilmiş o toprakların öz ve öz vatandaşlarıydı. Aynı senin gibi!

Hepsi mi hain di?

Bunu tartışmaya çalışıyoruz son yıllarda. Nereden cıktı bu mesele diye soran sorunun ardında hala yok sayma var. Bir yerden çıkmadı, hep ordaydı, konuşulamıyordu, yok sayılıyordu çünkü.
 

Ama şimdi konuşulmaya başlandı. Bundan niye rahatsız olalım. Biz kendi kendimize bir şeyleri sorgulayamayacak mıyız? Hep arkasında
 başka güçlermi aramak gerekiyor? İçimizden çıkan insanlar hep başkaları için mi çalışıyor? 

Diyelim ki
 Avrupa Birliği dayatıyor. Bu daha da utandırıcı değil mi?

Madımak'ta
 33 insan diri diri yakıldı. Yakanlar mı suçluydu, yananlar mı? Böyle bir tartışmayla mı bakacağız Türkiye’nin yarınlarına? Bir daha 2 Temmuzlar olmasın diye unutulmalı mı, hatırlanmalı mı?

Nasıl hatırlanmalı, nefretle mi? Yok sayılarak mı?

Maraş’ta yüzlerce insan katledildi. Hamile kadınların karınları yarıldı, bebekler bacaklarından ikiye ayrıldı. Tecavüzlerle, işkencelerle öldürüldü yüzlerce insan. Bizim insanımız!

Koray Kaya Madımak’ta inanç adına, bir tek kişi değil, yüzlerce insan tarafından, kendinden geçerek tekbir çığlıklarıyla diri diri yakıldı, kül oldu.
 

Koray
 12 yasındaydı. Ablası Menekşe 14. Yanmış cesetleri birbirine sarılmış bulundu.

Madımak
 otelinin olduğu yerde birbirine sarılarak can veren Koray ve Menekşe’nin heykelini düşünün. Tam bulunduklarındaki gibi birbirine sarılan heykellerini.

Bir tek saniye bütün bildiğiniz doğruları unutun. İçinde gerçek Tanrı sevgisi olan insanlar biliyorum ki lanet okuyor bu içi dışı nefret ve kötülük dolu insan nüshalarına!
 

Buna inanmak istiyorum. Başka çarem yok!
 

Ama bu bile yanan ateşi söndüremiyor! Ateş çok büyük!

Biz bu güzelim topraklarda birbirimizi yakıyoruz, öldürüyoruz, nefret ediyoruz.
 

Bunu din adına, millet adına, vatanseverlik adına yapıyoruz. Bu ne ilk, ne de son maalesef.
 

Sivas’ta
 Madımak’ta 2 Temmuz ‘da yitirdiğimiz kim? 

Biziz!
 

Yüreğimiz!
 

Bir insan kalbi olmadan yaşayabilir mi?

Koray ve Menekşe size bakıyor, heykel olmuş Madımak'ta!

Put mu sanırsınız? Tapar mısınız?
 

Bir damla gözyaşıyla bu meydanda insanlar seni inanç adına üstüne benzin döküp yaktılar yavrum, bir damla gözyaşım bu koca alevleri söndürsün mü derdiniz?

Türkiye tarihiyle yüzleşmeli.

Çorum’la,
 Maraş’la, Sivas’la yüzleşmeli. O kadar çok şey var ki yüzleşilmesi gereken. Hepsiyle yüzleşmeli… Hiç korkmadan hem de… 

Sadece Türkler değil. Onurlu yaşamayı düşleyen bütün milletler.

Ağrı’da, Erzurum’da da Türklere yapılan vahşetle Ermeniler de yüzleşmeli. Onlarda kendi şehirlerine Erzurum’u, Van’ı, Ağrı’yı unutmamak için, insanlık adına, onurlu insan olma adına yüzleşmeli;
 Asala’nın katlettiği Türk diplomatlarının katillerini lanetlemeli! Hiç bir sebep göstermeden; kayıtsız şartsız lanetlemeli!

Önce kim? Niye biz? Bu sorular sadece bizi olduğumuz yerde saydırır. Bir adım insanlık adına ilerlemenin hesabı olmaz.
 

Bize kimsenin ahlak dersi vermesine ihtiyacımız yok. Biz bunları kendi içimizde aşabiliriz.

İnsanlık adına bu topraklarda kim zulüm gördüyse, hatırlanmalı.

Hem de meydanlara dikilen barış heykelleriyle, parklarla, sokak isimleriyle, okullarda okutulan derslerle, seminerlerle, festivallerle, konserlerle, şiirlerle, şarkılarla, kitaplarla..
 

Birbirimizi iliklerimize kadar tanıyıncaya kadar hem de.

Bütün bunlar erdemdir. Bizi birbirimize kenetler. Başımıza istedikleri kadar çorap örsünler, ördükleri çorabı yaz sıcağında kendileri giyerler.

Bu gün Türkiye sınırlarından Ermenistan’a, bir karış toprak gündeme gelse önce karşılarında bu topraklarda yaşayan Ermenileri bulurlar. O talep ortalığı karıştırmak isteyenlerin talebi! Özür dileyenlerin değil.

O çorabı örenler ,
 “Ermeniler toprak istiyor “ diyor. Birbirimizi tanımamızı, anlamamızı, dinlememizi istemiyorlar. Birbirimizi seversek, sarılıp gözyaşı dökersek, biz yapmadık ama yapılanlar doğru değildi, bir daha olmasın dersek diye korkuyorlar. 

Bunun bilincinde olan ve hain damgasına rağmen taviz vermeyen aydınlarımız var. Her şeye rağmen var.

Biz ise hala o insanların kime satıldığını, aydın olup olmadığını tartışıyoruz.

İnsanlar fikirlerinde özgürdür. Kimse zorla başka birine özür diletemez, üzgünüm de dedirtemez. Ama bunu söyleyenlerin hakkını niye gasp ediyoruz.

Ne adına?

Hangi hakla?

Çünkü onlar hain! Çünkü onlar satılmış! Çünkü onlar toprak istiyor!

Murathan Mungan, Komet, Canan Tolon..

Bütün umudumu yitiriyorum bazen. Çağdaş bir insan olma adına…

Toprakmış!

Toprak nedir?

Bir avuç toprağı al savur başka topraklara!
 

Seninle yaşamadığım toprağı neyleyim!

Bu topraklarda her ne sebeple olursa olsun, dini, milleti, amacı… Bir insanlık dramı yaşanmış ise, bununla yüzleşmek bizi küçültmez, yüceltir.
 

Yaşananlara tek bir suçlu aramayın, bulamazsınız.
 

Suçlu değiliz çünkü!
 

Acı duyuyoruz, bir daha olmasın diye hatırlamak ve unutmamak istiyoruz.
 

Koray’ı ben mi yaktım?
 

Menekşe’ yi sen mi yaktın?

Bunun ne önemi var, Koray’ın küllerinin savrulduğu bu topraklarda bunun ne önemi var?

Koray yok artik! Menekşe yok artık!
 


Madımak’ta yolda yürürken size sevgiyle 12 yaşında bir heykel çocuk çiçek verse, korkar mıydınız?

Onu yakanların mı bu heykeli dikmesini beklerdiniz?


Kısacık yaşamını bir nehir kenarında yitiren tunçtan, bronzdan, cansız, elinde bebeği ile heykel Ermeni küçük kız, nehire bakıyor. Kırmızı akan nehire.

Ayni şey değil, senin çocukluğun sayılmaz mı derdiniz?

Seni ben mi boğdum derdiniz?
 

Burada durma, git buradan mı derdiniz?

Şimdi sırası değil mi derdiniz?

Sen bizden değilsin mi derdiniz?

Bizim çocuklarımız da mı oldu derdiniz?

Çocuk, ölürken de çocuk gibi ölür, masum ve çaresiz!
 

Niye maziye yeniliyoruz, kazanmak bu kadar kolayken.
 



Nevin Hirik,
Melbourne