Ayaküstü Yiyecekler

Ayaküstü Yiyecekler

Gönderen Emet Değirmenci - 07/12/2005 18:35:58 (1261 okunma)


İngilizce'deki adı "Fast Food" olan ayaküstü yiyecek endüstrisi son yılarda epey tartışılır oldu. Kullanılan yağlar, genetiği değiştirilmiş katkı maddeleri, bağımlılık yapan maddeleri içermeleri vb. nedenlerle değişik sağlık sorunları yaratıyor. Bu yiyeceklerin oluşumunda çalışan işçilerin sosyal güvenliğinin olmaması, çok düşük ücretlerle çalıştırılmaları, çocuk yaşta işçilerin tercih edilmesi, sendikasız olmaları ise tepki duyulan önemli konular arasında. 

Dünyanın birçok ülkesinde her kasabada, her köşebaşında uluslarası tekel haline gelmiş belli başlı hızlı yiyecek firmalarının restoranları bulunuyor. Hatta çocuklara yönelik promosyonlarıyla daha küçücük yaşta yeni yetişenleri kendilerine bağımlı kılmayı başarıyorlar. Promosyonları ilkokullara kadar uzanıyor. Bugün, Fransa'da ve Kuzey Amerika'da bilinçli aileler ise bu tür hızlı yiyecek firmalarının çocuklarının okullarına adım atmasına tepki gösteriyorlar.

Ayaküstü yiyecek endüstrisinde başlıca kırmızı et ve tavuğun temel alındığını düşünürsek öncelikle bu hayvanların nasıl bir ortamda yetiştirildiğini dikkate almamız gerekiyor. Sıkışık alanlarda çok hızlı bir şekilde büyümek için onlarca kimyasal yiyecekle beslenen hayvanların içinde bulundukları gerilimi düşünebiliyor musunuz? Endüstriyel hayvancılıkta, hayvanlara hastalanmasın diye verilen bir dizi antibiyotikler var. Bu konuda araştırma yapan tıp uzmanları insanlar üzerinde antibiyotik tedavilerilerinin bazen yanıt vermediğinden söz ediyorlar. "İnsan ne yerse odur" diye bir söylem var. Dikat edilirse günümüzde insanlar her gün adı bilinmedik bir dizi alerjik hastalıklara yakalanıyorlar. 

Çocukluk yıllarımı hatırlarım. Annanemin bir ineği vardı, adı Sarıkız. Onu sağarken onu beslerken adeta onunla muhabbet ederdi. Kısacası onun bir kimliği vardı ve sanki ailenin bir parçasıydı. Şimdiki endüstriyel hayancılıkta böylesi bir duygusal iletişim var mı? Hayvanlar neredeyse ışık hızıyla büyütülüp pazara verilmeli ki; çok para kazanılabilsin. Kapitalist-Endüstriyalist toplumda canlıların neredeyse canlı olduğu bile unutturulmaya çalışılıyor. Salgın hastalıklar gündeme geldiğinde, hayvanlara şırınga yapıp öldürmeye bile gerek görmeden binlercesi diri diri toprağa gömülüyor. 

Avustralya'da hayvan hakları savunucuları geçen sene sonlarında epey gürültü kopardılar. Binlerce küçük baş hayvan daracık alanlara sıkıştırılmış şekilde aç susuz vaziyette İran ve Arabistan'a gemiyle yapılan uzun yolculuklar sonucu götürülüyordu. Buna tepki gösterildi. Dış ticaretinin büyük bir kısmı endüstriyel hayvan eti ihracatına dayalı bu ülkede elbette hayvanseverlerin bu protestoları bazı çıkar kesimlerinin hoşuna gitmedi. Ama çoğu insanın kafasında yeni bir bilinç ışığı yakılmasında etkili olduğu bir gerçek.

New Scientist dergisinin 2003 Şubat sayısında ayaküstü hazır yiyeceklerin bağımlılık yaratarak beyin kimyasını değiştirdiği belirtiliyor. Özellikle sağlıksız kilo almanın konu edildiği günümüzde bilinç yükselmesi farkedilir düzeyde (türetilen diyet yiyecek endüstrisi ise ayrı bir tartışma konusu). Örneğin, çoğu bölgelerde okul çocuklarına ayaküstü yiyecekler yerine sağlıklı yiyeceklerin tüketilmesi anlatılmaya başlandı. 

Hızlı yiyecek endüstrisinde sendikalar etkisiz kılınıyor. Ya da işçilerin sendikalı olmasına izin verilmiyor. Komşumuz Endonezya'da çeşitli endüstrilerde insanların günlüğü 1 dolar kadar düşük bir ücrete çalıştırıldıklarını duymuşsunuzdur. Ayaküstü yiyecek endüstrisinde durum daha da vahim. Örneğin, 1998'de Endonezya'nin Sürabaya yöresindeki KFC işçileri günlük ücretlerini 30 cent'den 60 cente çıkarılması için grev yaptılar. 1997 yılında Londra'da McDonalds'in reklamları vasıtasıyla çocukları istismar ettiği, hayvanlara zalimce davrandığı ve daha sonraki yıllarda ise yiyeceklerinin kalp hastalıkları vb. yol açtığı gerekçesiyle açılmış bir dizi dava var.

Amerika Çevre Koruma Kuruluşu(EPA) hayvan dışkılarındaki nitrat fazlalığının 22 eyalette 56,000 kilometrelik nehir alanının ve 17 eyalette yeraltı suyunun kirlenmesine neden olduğundan söz ediyor. Bunların etkisiyle yeni doğanlarda sakat oluşumlar gözlendiği belirtiliyor. Yaşadığımız ülke Avustralya'da en önemli çevre sorunu toprağın tuzlanmasıdır. Bunda endüstriyel hayvancılığın payının yüksek olduğu bir gerçek. 

Değişik tatların ve kokuların duyumsandığı ve uluslarası tekellerin neyi yiyeceğimize karışmadığı bir dünya dileğiyle...