Sokakları Geri İstemek


Sokakları Geri İstemek

Gönderen Emet Değirmenci - 06/01/2006 23:50:12 (784 okunma)

Ekonomik küreselleşmenin hüküm sürdüğü günümüzde buna direnen insanlar değişik fikirler geliştiriyorlar. 
İnsanın günden güne yalnızlığa itildiği günümüzde "Sokakları Geri İstemek" hareketinden bahsetmek istiyorum. 

Birçoğumuz henüz evimize varmadan önce sokağımıza girdiğimizde bir aidiyet duygusu hissederiz. Ya da birine evimizi tarif ederken de "Hah iste orası benim sokağım" deriz. Sokakların bizim yaşamımızda kültürümüzün gelişmesinde önemli payı vardır.

Belki ilk belki ayak üstü sokak sohbetlerinin sıcaklığını duyduğumuz yer, belki de çocukluğumuzda oyunlar kurduğumuz alanlar, erkek/kız arkadaşımızla tanıştığımız yer, belki gençliğimizde grup arkadaşlığının tadını çıkardığımız yerler. Kısacası, yabancılaşmayı en az hissettiğimiz alandır sokağımız.

Her sokağın kendine özgü bir dili, rengi, kokusu ve melodileri vardır. Arka plandaki çocuk cıvıltıları, bahçelerden çıkan yasemen kokuları, herkesin kapı önüne diktiği çiçeklerin rengi, evlerinin farklı renklere boyanması belki ke ayrı dillerde radyolardan dinlenen haberler, müzikler... 

Özellikle Türkiye'li toplum için sokakların önemi ne kadar fazla biliriz. Aksama doğru olan kapı önü muhabbetlerinin sıcaklığını (eğer çevremizde paylaşabileceğimiz kişiler varsa) belki burada da yaşatmaya çalışıyoruz. Tüm bu güzel paylaşma değerleri sıcak bir toplum ruhu yaratır. 

Bir bakarsınız sohbeti koyulaştırmışsınız. Belki de hala anilarinizda yaşattığınız duygular vardır. Sohbetiniz koyulaşmış taaa ülke meselelerine, dünya meselelerine sosyal, politik konulara dalıp gitmişsiniz. (Her ne kadara tam anlamiyla yaşayamasa daç...) Arkadaşımızın kolundan tutup hadi şu köy meydanındaki çınarın altındaki tahta iskemleli kahvede bir bardak çay içelim dersiniz. 

Kapitalist küreselleşmenin değerleri ise bizleri yüksek duvarlar arkasında birbirinden yalıtılmış insan yaşamlarına mahkum ediyor. Erkenden evlere tıkılmayı, perdelerini kapatıp kapılarını bir kez değil, katmerli kilitlemeyi öngörüyor. 

Birçoğumuz Avustralya da bile duymuşuzdur; "Eskiden biz kapılarımızı kilitlemezdik ne hırsızlık olurdu ne başka bir yaramazlık, komşumuz evde yoksa evine göz kulak olurduk..." vb sözleri. Şimdi ise kat kat kilitliyoruz ama, hala kendimizi güvenlikte hissediyor muyuz? Özellikle büyük kentlerde sokağımızda gördüğümüz kaç kişiye merhaba diyoruz? Kaçımızın çocuğu sokaktaki diğer çocuklarla saklambaç oynuyor? Hatta çocuklarımıza "sağa sola bakmadan hızlıca git gel. Sakın tanımadığın insanlarla konuşma" diye öğütler vermiyor muyuz? Özellikle terörizm tehditinin sıkça dillendirildiği, insanların korkutularak komşusudan bile terörist olabileceği üzerine kuşku yaratılan şu 2000'li yıllarda yalnız sokaklar değil meydanlar bile boş kalmıyor mu?

Kamusal alanlar gittikçe özelleştiriliyor. Sokaklarda insanları insanlar yerine otomobiller istila etmiş durumda. Hatta yaşadığımız yerin toplumsal değerlerin bile alınıp satılacak nesneler haline getirilmeye çalışılıyor.. 

Kapitalist-endüstriyalist toplum gereksinmelerimizi gidereceğimiz yerleri birbirinden ayırarak yaşamımızı adeta dilimlere bölüyor. Bir yerde devasa bir alışveriş merkezi, diğer yerde eğitim merkezi, çalışma yerimiz ise diğer uzak bir yerde. Oralara hep otomobille ulaşmak zorundasınız. Biz ise tüm bunları yaparken pasif birer tüketiciler haine dönüştürülüyoruz.

"Sokakları Geri İsteme Hareketi"; kaybettiğimiz kamusal alanların geri kazanılması, var olanların korunması ve sokakların otomobil istilasından kurtarılması için geliştirilmeye çalışılıyor. 

İnsanların yaşadıkları yerde bir topluluk ruhu oluşturmalarına işaret ediliyor. Her yıl insanların hiç değilse bir gün sokaklarını trafiğe kapatarak festivaller düzenlemeleri çağrısı yapılıyor. Bisikletleriyle katılanlar otomobile bağlı bir yaşamın ekolojik ve toplumsal değerleri ne kadar tahrip ettiğine işaret ediyorlar. 

Otoyolların yapımı için tahrip edilen ekosistemler, tarihi alanlar, motorlu taşıtlardan çıkan egzoz gazlarının atmosferdeki ozon tabakasına zararına dikkat çekiliyor. Bunun yanında petrol için yapılan savaşlar... Kısacası; palyaçolar, yerel müzikler, danslar ve çeşitli oyunlarla sokakların kapatılması toplumsal ruhun geri kazanılması içindir.

Kapitalizmin darmadağın ettiği bunca değerden sonra kolay mı onları geri kazanmak demeyin. Sokakları geri isteme hareketine siz de katılıp katkı koyabilirsiniz.

Hatta her birimiz sokağımızda biz de böylesi şeyler düzenleyebiliriz. Örneğin, Türk kahvemizin mis gibi kokusuyla, halaylarımızla müziklerimizle sokağımızda böylesi bir etkinliğe destek versek ne güzel olur değil mi? Unutmayalım; birçok şeyi değiştirmek bizim elimizde. Birşeyleri kaybettiğimizin farkındaysak yakınmak yeterli değil!. Onları kazanmak ve geliştirmek için harerekete geçmeliyiz. Bir Afrika atasözünün dediği istediğimiz ve özlediğimiz değişim ve dönüşüm için bugünden küçük adımlar atmak gerek

 

yerlerQ�uap h alışarak esintiler yaratmaktadirlar. http://www.rawa.org

Gönderen Emet Değirmenci - 06/01/2006 23:50:12 (784 okunma)

Ekonomik küreselleşmenin hüküm sürdüğü günümüzde buna direnen insanlar değişik fikirler geliştiriyorlar. 
İnsanın günden güne yalnızlığa itildiği günümüzde "Sokakları Geri İstemek" hareketinden bahsetmek istiyorum. 

Birçoğumuz henüz evimize varmadan önce sokağımıza girdiğimizde bir aidiyet duygusu hissederiz. Ya da birine evimizi tarif ederken de "Hah iste orası benim sokağım" deriz. Sokakların bizim yaşamımızda kültürümüzün gelişmesinde önemli payı vardır.

Belki ilk belki ayak üstü sokak sohbetlerinin sıcaklığını duyduğumuz yer, belki de çocukluğumuzda oyunlar kurduğumuz alanlar, erkek/kız arkadaşımızla tanıştığımız yer, belki gençliğimizde grup arkadaşlığının tadını çıkardığımız yerler. Kısacası, yabancılaşmayı en az hissettiğimiz alandır sokağımız.

Her sokağın kendine özgü bir dili, rengi, kokusu ve melodileri vardır. Arka plandaki çocuk cıvıltıları, bahçelerden çıkan yasemen kokuları, herkesin kapı önüne diktiği çiçeklerin rengi, evlerinin farklı renklere boyanması belki ke ayrı dillerde radyolardan dinlenen haberler, müzikler... 

Özellikle Türkiye'li toplum için sokakların önemi ne kadar fazla biliriz. Aksama doğru olan kapı önü muhabbetlerinin sıcaklığını (eğer çevremizde paylaşabileceğimiz kişiler varsa) belki burada da yaşatmaya çalışıyoruz. Tüm bu güzel paylaşma değerleri sıcak bir toplum ruhu yaratır. 

Bir bakarsınız sohbeti koyulaştırmışsınız. Belki de hala anilarinizda yaşattığınız duygular vardır. Sohbetiniz koyulaşmış taaa ülke meselelerine, dünya meselelerine sosyal, politik konulara dalıp gitmişsiniz. (Her ne kadara tam anlamiyla yaşayamasa daç...) Arkadaşımızın kolundan tutup hadi şu köy meydanındaki çınarın altındaki tahta iskemleli kahvede bir bardak çay içelim dersiniz. 

Kapitalist küreselleşmenin değerleri ise bizleri yüksek duvarlar arkasında birbirinden yalıtılmış insan yaşamlarına mahkum ediyor. Erkenden evlere tıkılmayı, perdelerini kapatıp kapılarını bir kez değil, katmerli kilitlemeyi öngörüyor. 

Birçoğumuz Avustralya da bile duymuşuzdur; "Eskiden biz kapılarımızı kilitlemezdik ne hırsızlık olurdu ne başka bir yaramazlık, komşumuz evde yoksa evine göz kulak olurduk..." vb sözleri. Şimdi ise kat kat kilitliyoruz ama, hala kendimizi güvenlikte hissediyor muyuz? Özellikle büyük kentlerde sokağımızda gördüğümüz kaç kişiye merhaba diyoruz? Kaçımızın çocuğu sokaktaki diğer çocuklarla saklambaç oynuyor? Hatta çocuklarımıza "sağa sola bakmadan hızlıca git gel. Sakın tanımadığın insanlarla konuşma" diye öğütler vermiyor muyuz? Özellikle terörizm tehditinin sıkça dillendirildiği, insanların korkutularak komşusudan bile terörist olabileceği üzerine kuşku yaratılan şu 2000'li yıllarda yalnız sokaklar değil meydanlar bile boş kalmıyor mu?

Kamusal alanlar gittikçe özelleştiriliyor. Sokaklarda insanları insanlar yerine otomobiller istila etmiş durumda. Hatta yaşadığımız yerin toplumsal değerlerin bile alınıp satılacak nesneler haline getirilmeye çalışılıyor.. 

Kapitalist-endüstriyalist toplum gereksinmelerimizi gidereceğimiz yerleri birbirinden ayırarak yaşamımızı adeta dilimlere bölüyor. Bir yerde devasa bir alışveriş merkezi, diğer yerde eğitim merkezi, çalışma yerimiz ise diğer uzak bir yerde. Oralara hep otomobille ulaşmak zorundasınız. Biz ise tüm bunları yaparken pasif birer tüketiciler haine dönüştürülüyoruz.

"Sokakları Geri İsteme Hareketi"; kaybettiğimiz kamusal alanların geri kazanılması, var olanların korunması ve sokakların otomobil istilasından kurtarılması için geliştirilmeye çalışılıyor. 

İnsanların yaşadıkları yerde bir topluluk ruhu oluşturmalarına işaret ediliyor. Her yıl insanların hiç değilse bir gün sokaklarını trafiğe kapatarak festivaller düzenlemeleri çağrısı yapılıyor. Bisikletleriyle katılanlar otomobile bağlı bir yaşamın ekolojik ve toplumsal değerleri ne kadar tahrip ettiğine işaret ediyorlar. 

Otoyolların yapımı için tahrip edilen ekosistemler, tarihi alanlar, motorlu taşıtlardan çıkan egzoz gazlarının atmosferdeki ozon tabakasına zararına dikkat çekiliyor. Bunun yanında petrol için yapılan savaşlar... Kısacası; palyaçolar, yerel müzikler, danslar ve çeşitli oyunlarla sokakların kapatılması toplumsal ruhun geri kazanılması içindir.

Kapitalizmin darmadağın ettiği bunca değerden sonra kolay mı onları geri kazanmak demeyin. Sokakları geri isteme hareketine siz de katılıp katkı koyabilirsiniz.

Hatta her birimiz sokağımızda biz de böylesi şeyler düzenleyebiliriz. Örneğin, Türk kahvemizin mis gibi kokusuyla, halaylarımızla müziklerimizle sokağımızda böylesi bir etkinliğe destek versek ne güzel olur değil mi? Unutmayalım; birçok şeyi değiştirmek bizim elimizde. Birşeyleri kaybettiğimizin farkındaysak yakınmak yeterli değil!. Onları kazanmak ve geliştirmek için harerekete geçmeliyiz. Bir Afrika atasözünün dediği istediğimiz ve özlediğimiz değişim ve dönüşüm için bugünden küçük adımlar atmak gerek