Türkiye'nin İlk Eko-Feminist Kitabı Kadınlar Ekolojik Dönüşümde Çıktı!*

 Emet Değirmenci - 25/11/2010 11:14:21 (424 okunma)



Türkiye'nin İlk Eko-Feminist Kitabı Kadınlar Ekolojik Dönüşümde Çıktı!*

And dağlarındaki Bolivyalı yerli kadının bitkilerle iyileştirmesinden, Anadolu’da sandığında tohum saklayan ninelerimizden öğreneceklerimize kadar çok sesli ve çok kültürlü bir kadın ve ekoloji kitabı çıktı! Yeni İnsan Yayınevi tarafından Haziran 2010’da yayınlan Kadınlar Ekolojik Dönüşümde Türkiye'nin ilk ekofeminist kitabı olarak anılmaya başlandı. 

Bu kitapta ekofeminist teori değil, Türkiyeli kadının ekolojik dönüşümdeki çabası dahil Avustralya, Bolivya, Hindistan, Aotearoa/Yeni Zelanda, Afrika ve Güney Asya dahil olmak üzere kadınların ekolojik uğraşları ve düşünceleri var. Çünkü doğrudan söz paylaşımının bizlere çok şeyler katacağına inandık. Ekolojik dönüşümğn kapsamını yalnızca çiçek, böcek ve kelebekten ibaret görmediğimiz için aktivist kadınların yanı sıra çizgi ve düşünce üretenlere de yer verdik. Kadının insan haklarından ekososyalist feminizme, antropolojik ve biyolojik olarak kadının duruşuna kadar uzanıyoruz. Kitaba katkı sağlayanlar arasında ekolojik harekete yıllardır emek verenler olduğu kadar feminizmin 'f' siyle bu kitapla tanışanlarımız var. Bunu özellikle böyle istedik. 

Neden ekofeminizm

Erkek egemen toplum ile endüstriyel kapitalizm arasında doğrudan bir bağlantı olduğuna inanıyoruz. Doğaya tahakküm edip onu 'uysallaştıran' patriyarkal bakış açısı kadının da (Avustralyalı feminist yayınevi yöneticilerinden Susan Hawtorn'un kitabımızda değindiği gibi) 'vahşi doğasını' ıslah etme yoluna gitti. Doğayı bir kaynak deposu olarak gören kapitalizm ve erkek egemen toplum aynı zamanda doğanın da 'ırzına geçti'. Oysa avcı-derleyici toplumdan itibaren kadının bitkiler, toprak ve tohuma ilişkin biriktirdiği bilgelik kuşaktan kuşağa geçecek kadar önemli. Tarımda kadın emeğinin yüzde 70-80 arasında olduğu düşünülürse küresel kapitalizmin bu deneyim ve bilgi birikimini hiçe saydığı açıktır. Daha önce kendine yeten geleneksel tarım işletmeciliğiyle geçinip giden kırsal kesim bugün tüm dünyada yok ediliyor. Yine kitabımızda yer verdiğimiz gibi Güney Asyalı kadınlar tarımı bir işletmecilik (agribusiness) şeklinde gören küresel kapitalizme 2008 yılı Dünya Kadınlar Günü’nde yayınladıkları deklarasyonla meydan okuyorlar. 

Endüstriyalizm yiyeceklerimizi pazara sunduğu kimyasal tarım ilaçlarıyla 1930’lardan bu yana zehirlemeye devam ediyor. Eğer kadın; tarım arazilerinin ve asırlık yağmur ormanlarının yok edilmesini durdurmak için kendini buldozerin önüne korkusuzca atabiliyor ve yurdumuzda olduğu gibi derelerin ve nehirlerin özelleştirilmesine karşı aylarca su nöbeti tutuyorsa bunun bir nedeni olmalı. Çünkü o değerler yok edildiğinde ekmek teknesinin boş kalacağını biliyor. 

Kitabın genel içeriğinde 'kadın doğası gereği doğaldır ve doğaya daha yakındır' gibi saptamalardan kaçındık. Çünkü biyolojik determinizmin bizi bir yere götürmeyeceğini biliyoruz. Kadın-erkek iş bölümü nasıl toplum tarafından şekillendirildiyse doğanın ve kadının özgürleşmesi de toplumsal bir içerik taşıyor. 

Kitap hangi gereksinimden doğdu?

Türkiye’de ekolojik ve yeşil hareketin yaklaşık 25 yıllık bir geçmişi var. Kadınlar tüm bu oluşumlara aktif katkı sağlıyor ve birçoğuna liderlik ediyor.Siyanürlü altından nükleere, genetiği değiştirilmiş organizmalardan (GDO) suyun özelleştirilmesine karşı çıkışa kadar kadınlar hep ön planda. Ancak ne kadar kendi kimlikleriyle bu hareketler içinde oldukları tartışılır. Dünya geneline bakarsak tüketim toplumunun yarattığı küresel ısınma, iklim adaleti hareketini ön plana çıkarıyor. Bu ve benzeri küresel hareketler içinde de kadınlar hep aktif ve birçok risk alarak en önde. Tüm bunlar kadınların bir ekolojik tarih yaratmakta olduğunu gösteriyor. O halde bunları kayda geçirmek gerekir diye düşündük. 

Doğada nasıl çeşitlilik varsa bizim kitabımız da öyle olmalıydı. Doğrudan deneyim ve görüş paylaşmanın insanı zenginleştireceğine inandık. Kendi öykülerini paylaşan insanların dünyayı değiştireceğine inandığımız gibi... Bu deneyimleri okuyucularla paylaşmanın ve tepkilerini almanın daha da önemli olacağı heyecanıyla bu kitap çıktı. 

Aynı zamanda istedik ki, eylem yaparken düşünce üretelim, düşünce üretirken de eylem içinde olalım. Bu aşa herkes tuzunu değişik şekilde koydu ve hamurunu farklı kardı. Ne feminist olmadan ekofeminist olunmaz ne de ekofeminist olmadan feminist olunmaz dedik. Çeşitlilikten dinamizm doğar dedik. Homojenlik gözetmedik, kendini yeşil, çevreci ve ekolojist olarak tanımlayan kadınların da bu kitapta kendilerini bulmalarını önemsedik. 

Katkı verenlerin kendini tanıttığımız bölümde kendimize ve doğaya ilişkin çabamızı yansıttık. Doğal çevrenin korunması için sokaklara nasıl çıktığımızı, kar kış demeden kampanya yürüttüğümüz günleri, bazılarımız ise yabancı ülkelerde aş ve iş bulmaya çalışırken hakim kültür tarafından ötekileştirilenlerden olduğumuzu paylaştık. Ancak öykülerimiz, deneyimlerimiz ve gözlemlerimiz Avrupa Merkezcilikten ve beyaz adamın aç gözlülüğünden uzakta-Maori kadınlarla olan deneyime yer verdiğimiz bölümde olduğu gibi. 

Kitabımız ekolojist, çevreci ve yeşil çevreden daha ötesine sesleniyor. Çünkü patriyarkanın sarsılması yalnızca bu çevrelerden ibaret değil. Yaptığımız bir dizi imza gününde tanık olduğumuz gibi kitabın ekolojik dönüşüm adını sempatik bulup kadın odaklı doğrultusunu tedirginlikle karşılayan erkekler oluyor. Oysa bu kitap aynı zamanda erkekler iöin de...

Kısacası; ekolojik ve toplumsal bir gelecek istiyorsak endüstriyel kapitalizme karşı kadın ve ekoloji penceresinden direnişte umut var diyoruz. Yerel, kültürel ve ekolojik çeşitliliği korumada, hiyerarşisiz bir toplum oluşturmada ekolojik feminizme gereksinim var. Anadolu’da ve dünyanın başka coğrafyalarında binlerce bitki çeşitliliğinin kayda geçirilmesinin ve onları barış ve savaş ortamında yok edenlerin deşifre edilmesinin gerekliliğine inanıyoruz. Küresel kapitalizmin (organik endüstri dahil) arazi çevirmeleri gelecekte kadın ve ekoloji hareketini daha da ön plana çıkaracak. 500 yıllık Latin Amerikalı çiftçi örgütü La Via Campesinalı kızkardeşlerimizin Mali Kadınların Yiyecek Bağımsızlığı Deklarasyonu’nda vurguladığı gibi cinsler arası eşitlik olmadan yeryüzü demokrasisi olamaz! 

----
*
Emet Değirmenci bu kitap projesinin yaratıcısı, editorü ve aynı zamanda katılımcısıdır. Kendisi son 13 yıldır genellikle yurt dışında yaşıyor olup toplumsal ekolojik ve feminist serüvenine Avustralya’dan başlayıp Aotearoa/Yeni Zelanda’dan sonra ABD'nin Seattle kenti odaklı devam etmektedir. 

Emet Değirmenci - 10/07/2008 12:32:27 (854 okunma)