12 EYLÜL'DE KENDİMİZLE HESAPLAŞMAK (1)

enginerkiner - 08/09/2010 3:01:19 (267 okunma)


12 EYLÜL'DE KENDİMİZLE HESAPLAŞMAK (1)


Bu yıl 12 Eylül 1980 darbesinin 30. yıldönümü… Ne var ki, Anayasa Referandumu ile aynı tarihe rastladığından, 30. yıldönümübiraz güme gidecek gibi görünüyor. 

Geçtiğimiz yıllarda 12 Eylül’lerde konuşulanlara baktığımızda, bu yıl da önemli bir değişiklik görünmüyor denilebilir. İşkenceler, sürgünler, ölümler, idamlar, yasaklar ve her çeşit kanunsuzluk…

Bunlar bu yıl daha kapsamlı konuşuluyor. 

Asıl konuşmamız gereken ise bir kere daha erteleniyor…

12 Eylül 1980 sonrasında sosyalist hareketin çok kötü yenilgisinin nedenleri nedir?

Yenilgi kelimesine itiraz olabilir. Denilebilir ki, “biz savaşmadık ki yenilelim. Yenilmeyi bile beceremedik.

Doğru! Tarihindeki en büyük kitleselliğe ulaşmış olan sosyalist hareket, 12 Eylül’den sonra doğru dürüst bir direniş sergileyemedi. Direnişler münferit ve birbirinden kopuk oldu. Bu nedenle de bastırılmaları zor olmadı.

Yıllarca “neden böyle oldu?” sorusuna, “12 Eylül’den sonra örgütler direnmeye karar veremediler” cevabı verildi.

Yeni yeni başka bir görüş de belirtilmeye başlandı:
12 Eylül sonrasını anlamak için öncesine bakmak gerekir. Bu sol mu direnecekti?”

Ek olarak, 12 Eylül darbesinin halktan, en azından sesini çıkarmamak ve izlemek kapsamında destek bulduğunu da biliyoruz.

Bu desteğin en önemli nedeni, halkın kör şiddetten bıkmış olmasıdır.

Sol içi şiddet, 1974-1980 döneminde solun belirleyici özelliklerinden birisidir. 

Kimisi az, kimisi çok, kimisi hiç bulaşmamıştır ama sonuçta sol içi şiddet dikkati çekecek kadar yaygın olmuştur.

Yıllardan beri “sol kendisiyle hesaplaşmalıdır” deniliyor.

Aradan 30 yıl geçmiş olmasına karşın bir türlü yapılamıyor.

Bunun iki nedeni vardır:

Birincisi: Sol kendisiyle nasıl hesaplaşacak? Neyin yapılacağını ve bunun yöntemini belirlemeden sadece istemek herhangi bir şey ifade etmez. 

Diyelim ki, sol içi şiddetle hesaplaşılacak…

Nasıl hesaplaşılacak?

Sol içi şiddetin örnekleri teker teker ortaya konulup –bunların çoğu zaten biliniyor- yapılanların yanlış olduğu mu belirtilecek?

Bu şekilde hiçbir yere gidilemez.

Sol içi şiddetin doğru olduğunu savunan zaten yok…

Herkes kınıyor ama sonuçta yoğun olarak yaşandı ve dahası belirli oranda bugün bile yaşanıyor.

Herkesin bildiği konuları tekrarlamayı “hesaplaşma” adına sunmanın anlamı yoktur.

Hesaplaşma, olup bitenin nedenlerini bulmak ve ortadan kaldırma yolları üzerinde kafa yormakla mümkündür.

Solda bu denli yaygın yaşanmış şiddetin nedeni nedir?

Nedeni araştırmadan kayda değer hiçbir çözümleme yapamazsınız.

Bu nedeni, örgüt yöneticilerinin niyetlerine bağlamak son derece yetersiz bir çözüm olur.

Çok sayıda sol örgüt militanı yöneticisine sormadan öteki sol örgütlere karşı şiddete yönelmiştir. Bu kadar yaygın bir olay sadece belirli insanların niyet ve iradesiyle açıklanamaz. Toplumsal temellerinin olması gerekir.

Burada önemli ve hiç hatırlamadığımız bir noktaya geliyoruz:

Her sol içinden çıktığı topluma benzer.

Sol, kitleselleştiği oranda içinden çıktığı topluma daha fazla benzeyecektir.

Bir şiddet toplumundan çıkan solun, bu şiddeti değişik oranlarda kendi bünyesine almaması mümkün değildir.

Kişilerin niyetleri, örgütsel özellikler de bunun üzerine gelir.

Dar rekabetçilik sadece solda mı var?

Toplumun her alanında bunu görmüyor muyuz?

Bizim sosyalistliğimizin en eksik yanı, toplumu değiştirme konusunda yeterince kafa yormamış olmamızdır. Hatta bazı örgütler topluma iyice benzemeyi marifet bile zannettiler. 

Sosyalistler toplumu değiştirirken kendilerini de değiştirirler.
Toplumu değiştirmeyi düşünmeyen ya da bunun sadece genel teorik görüşlerle olacağını zannedenler, kendilerini de değiştiremezler.

Sonuçta hayret verici bir durum ortaya çıktı.

Ortalama bir sosyalist ile ortalama bir MHP’li arasında, sahip oldukları birbirinden çok farklı dünya görüşleri dışında, insan olarak ne fark vardır? diye sorarsanız, kayda değer bir fark bulamazsınız. 
Dünya görüşü insanların üzerindeki ceket gibi olmuştur. İçindeki insan ise büyük oranda aynıdır.

Anne babasıyla ilişkisi, eşiyle ilişkisi, çocuğuyla ilişkisi, başka konulardaki davranışları büyük oranda aynıdır. 

Bunu ilk fark ettiğimde çok şaşırmıştım. Halbuki mücadele içindeki insan değişmeyince, değişmeyi kendisine dert etmeyince, başka bir sonucun ortaya çıkması şaşırtıcı olurdu.

12 Eylül sonrasında çok sayıda sosyalist, bu nedenle, her şeyden bu kadar kolayca uzaklaşabildi. Bambaşka bir hayata zorluk çekmeden uyum sağlayabildi.

Toplumu ve dolayısıyla da kendinizi ilk adımdan başlayarak hedeflemezseniz, toplumun özelliklerine teslim olursunuz. 

Sürecek…