ABD ve Suriye


ABD ve Suriye

Bir konuyu yazmaktan artık sıkılmak gibi bir duyguya kapıldınız mı?

Ben kapıldım.

Herkes yazıyor, yazsın; ama asgari gözlem ve bilgi olmadan yazılınca, o yazılanı insan ne okumak ne de tartışmak istiyor.

ABD ve Suriye ilişkisi de böyle bir konu…

Aslında konu daha geriden, Arap Baharı’ndan başlıyor.

Hatırlarsınız, Arap Baharı adı verilen gelişmeler Tunus’ta başlayıp oradan da Mısır’a geçtiğinde bunun bir devrim olduğundan söz edilmiş ve hatta bazı Marksistler “Arap devrimini selamlamışlardı”.

Olup bitenin bir halk hareketi olduğu, henüz devrim olmadığı, gelişmelerin devrime varıp varmayacağını zamanın göstereceğini ve “Arap devrimini selamlamanın” gerçekte kişinin kendi özlemini yansıtmak demek olduğunu, “biz yapamadık, onlar yapsın” özlemini yansıttığını belirtmiştim.

“Arap devrimi” saptamasının yerini, beklentiler gerçekleşmeyince bu kez, “ABD Ortadoğu’yu yeniden düzene sokuyor” değerlendirmesi aldı.

Buna göre Tunus, Mısır, Libya, Suriye ve öteki Arap ülkelerinde olup bitenlerin tümünün ardında ABD vardı. ABD bu ülkelerde karışıklık çıkararak, iktidarları değiştirerek bölgeyi yeniden düzenliyordu.

Dengesizlik dediğiniz de ancak bu kadar olur!

Devrimin yerini “ABD oyunu” almıştı!

Mısır’daki Mübarek rejimiyle ABD’nin nasıl bir çelişkisi vardı acaba?

Mısır, Arap dünyasının en önemli ülkesiydi ve yıllardır gerek ABD gerekse de İsrail ile herhangi bir sorunu yoktu.

Mübarek rejiminin devrilmesinin ardından toplumun en örgütlü gücü Müslüman Kardeşler politikaya ağırlıklarını koydular ve ülkenin İsrail ile arası eskisi kadar iyi olmaktan çıktı.

İsrail ile savaşan Filistin Hamas’ı (Mısır’daki Müslüman Kardeşlerin Filistin’deki kardeş örgütüdür) örgüt merkezini Şam’dan Kahire’ye taşıdı.

Bu nasıl bir “yeni Ortadoğu planı”dır, anlayabilen var mı?

Yıllardır sorun yaşamadığınız Arap dünyasının en önemli ülkesi Mısır’da iktidarı devireceksiniz ve yerine sizin için daha sorunlu bir yönetimin gelmesini sağlayarak bölgeyi yeniden düzenleyeceksiniz?

Böylesi gerçek dışı senaryolar yerine şöyle düşünmek daha doğru olmaz mı?

Arap ülkelerinde yıllardır süren hayat pahalılığı, işsizlik, büyük boyutlara varmış yolsuzluk ve anti demokratik yönetimler var. Halk patladı, harekete geçti ve örgütsüz bütün halkların varabileceği yerin ilerisine gidemedi: rakibin bu kez daha geniş biçimde oluşturduğu çemberin içinde kalmak, onun etki ve egemenlik alanından çıkamamak…

İstediği gibi olmasa bile anlaşabileceği bir politik gücün yönetimde ağırlığının olması, ABD için kötünün iyisidir. Müslüman Kardeşler iktidarı için durum budur. İmkan olsaydı ABD, Mübarek yönetiminin sürmesini isterdi, ama bu artık mümkün değildir.

Buradan ABD’nin Suriye’deki iç savaşa neden aktif olarak müdahale etmediği konusuna geçelim.

Başbakan Erdoğan, yeniden ABD Devlet Başkanı olarak seçilen Obama’dan Suriye konusunda daha açık ve kararlı olmasını istedi.

Basında da benzeri talebi işleyen değişik yazılar yayınlanıyor.

Hayır! ABD, Suriye konusunda bugüne kadar izlediği politikada önemli değişiklik yapmayacaktır.

Arap ülkelerindeki halk hareketlerini biraz gözlemlemek bu saptamayı yapmak için yeterlidir.

Arap ülkelerindeki halk hareketlerinde, geçmişte olanların aksine, ABD ve İsrail aleyhinde sloganlar duyulmadı. ABD ve İsrail de bölgede kendilerine karşı var olan potansiyeli kışkırtmamak için sürekli olarak geri planda kaldılar.

Libya konusunda bile askeri müdahalede İngiltere ve Fransa ön plana geçti, ABD geride kaldı.

Suriye konusunda da aynısı olacaktır.

Beşar Esad’ın babası olan Hafız Esad zamanında da Suriye yönetimleri, ABD ve İsrail karşıtlıklarını dikkati iç sorunlardan uzaklaştırmak için kullanırlardı. Beşar Esad yönetiminin en fazla istediği şey doğrudan ABD müdahalesidir ve tabii ki ABD de bunu yapmayacak, Suriye’ye müdahaleyi Türkiye üzerinden yürütmeye çalışacaktır.

Türkiye’nin yerini başka bir ülke, örneğin Mısır alabilir, ama her durumda ABD ön plana geçmeyecektir.

Arap Baharı’nın gelişmesini ve Arap dünyasındaki önceki halk hareketlerinin özelliklerini biraz gözlemleyip de ABD’nin politikasını anlamamak mümkün değildir.

Basınımız öyle bir duruma geldi ki, bunu anlamadan da dış politika yazısı yazmak mümkün duruma geldi.

Geçtiğimiz günlerde Taraf’taki bir yazar, ABD’nin Suriye konusunda aktif olmadığını yazdı. Başbakan Erdoğan da aynı saptamayı tekrarladı.

ABD, “21. yüzyılın Birinci Dünya Savaşı” da denilebilecek Suriye’deki iç savaş konusunda oldukça ihtiyatlı hareket ediyor.

Beşar Esad yönetiminin arkasında Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, İran ve Lübnan’ın bir bölümü bulunuyor. Filistin’deki Hamas eski müttefikinden uzaklaştı.

Büyük güçlerin tümü Suriye’deki iç savaşta taraf durumundadır; kimisi açık kimisi ise örtülü olarak taraftır.

Böyle bir durumda amaca yavaş ve ihtiyatlı adımlarla ilerlemeye yönelmek yerine, soruna balıklama atlamak, politikadaki acemilikten başkasını göstermez.

Amacınız şu veya bu olabilir; burada söz konusu olan amaç değildir. Büyük güçlerin de yer aldığı bir çatışmanın içinden geçerek amaca doğru nasıl ilerlenebileceğidir?

Erdoğan hükümeti dış politikadaki acemiliğini açık olarak göstermiştir ve bunu da sürdürmektedir.

“Komşularla sıfır sorun”dan “herkesle sorunlu” duruma gelmek herhalde beceri olmasa gerektir ve aynı “beceri” Suriye politikasında da sergilenmektedir.