AFGANİSTAN, SURİYE VE BARIŞ HAREKETİ

Gönderen enginerkiner - 22/03/2012 13:51:32 (178 okunma)

AFGANİSTAN, SURİYE VE BARIŞ HAREKETİ


Bizde her şey olduğu gibi barış hareketi de bir garip…
Toplum büyük bir dezinfarmasyonla birlikte yaşayınca, bu durum, kaçınılmaz olarak her tarafa yansıyor. Bilinçli dezinformasyon nerede bitiyor ve artık yerleşmiş çarpık bilgi verme anlayışı nerede başlıyor, ayırmak zorlaşıyor. 

Afganistan’da ölen 12 Türk askeri bize, çoğumuzun haberinin bile olmadığı bir savaşı hatırlattı. Bu ülkede NATO çerçevesinde 1800 kadar Türk askeri bulunuyor. 

Haberin veriliş tarzı daha baştan çarpıtmayla yüklü:
Afganistan’da bulunan Türk askerleri operasyonlara katılmıyor, sadece devriye görevi yapıyormuş. 

Böyle denilince, Afganistan’da işgalci orduların bünyesinde yer almak haklılık kazanıyor sanki…

Bir ordu sadece silahlı çatışmaya giren güçten ibaret değildir. Keşif, nöbet, istihbarat ve yan hizmetler olmadan ordu olmaz. Bu saydıklarım olmazsa, silahlı güç etkinliğini büyük oranda kaybeder. 

Afganistan’daki Türk askerlerinin operasyonlara katılmaması, onların bu ülkedeki işgalci askeri birliklerin bir parçası oldukları gerçeğini değiştirmez. 

Kaldı ki, Türkiye’nin Afganistan’daki misyonu devriye gezmekten ibaret de değildir.

Eğitim yoluyla işgalin ideolojisini yaymak işini de Türkiye Cumhuriyeti devleti ve AKP hükümeti üstlenmiştir. Türkiye de Müslüman bir ülke olduğu için bu iş için uygun görülmüştür.
Türkiye, Afganistan’da barışı mı koruyor?
Bir iddiaya göre böyledir. 
Afganistan’da yıllardan beri barış mı var?

Hemen her gün ABD askerlerinin öldürüldüğü bir ülkede hangi barıştan söz ediyorsunuz?

Taliban ve Afgan halkının kayıplarını bilmiyoruz, ama bunların sayısının ABD’nin kayıplarından hayli fazla olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek…

Afganistan’daki işgal güçlerinin on yıldır bu ülkenin kalkınmasına nasıl katkı yaptıkları geçenlerde yürürlüğe giren bir yasayla iyice ortaya çıktı: Afganistan’da erkekler eşlerini dövebilirler. 

Böyle bir yasa olmasa da gerçeklik böyle, ama artık yasayla da güvenceye alınmış durumda…

Afganistan’a müdahalenin ilk yıllarında ABD yönetiminin gerekçelerinden birisi şöyleydi: “Afgan kadınını kurtaracağız!”
İşgalci güçler hep aynı örnekleri sergiliyor: 1950’li yıllarda Fransız sömürgeciliği de Cezayir’de aynı yola başvurmuştu. “Arap kadını eziliyor, onu erkeğin sultasından kurtaracağız” kampanyası açılmış ve ilk adım olarak da kadınların peçesiz gezmesi teşvik edilmişti. 
Başka koşullarda fena bir amaç sayılmayabilir, ama sömürgecilik koşullarında peçe, Cezayir Ulusal Kurtuluş Hareketi’yle Fransız sömürgeciliği arasındaki savaşın simgelerinden birisi olur.
Kim istiyor, ne için istiyor, ne zaman istiyor?

Bu soruları sormadan hareket ettiğinizde, kendinizi, iradeniz dışında bile olsa, garip bir yerde bulmanız işten bile değildir. 

Afganistan’da savaşın kazanılmasının mümkün olmadığını başta ABD ve İngiltere görüyor. Uygun şekilde nasıl geri çekilebileceklerini bilemiyorlar, değişik yollar deniyorlar. Bu yollardan bir tanesi, kısa süre öncesine kadar terörist denilen Taliban ile yürütülen görüşmelerdir. Burada amaç, Taliban’ın ılımlı denilen kanadıyla öteki kanadının arasını açmaktır. 

Savaş kaybedilmiştir ve artık bütün mesele uygun biçimde geri çekilebilmektir.

NATO kuvvetleri geri çekilince Türkiye de çekilecek ve hiç şüpheniz olmasın, bu yenilgi sanki zafer kazanılmış gibi yansıtılacaktır.
Benim kuşağım Kore’de Kunuri kahramanlık destanıyla büyüdü. Yıllar sonra aslında orada yenildiğimizi ve verilen büyük kaybın da pek işe yaramadığını öğrenecektik. 

Dönem o dönem değil… Haberleşme araçları karşılaştırılamayacak kadar gelişmiş durumda ve olup biteni saklamak artık neredeyse mümkün değil. 

Eskiden haberin kendisi çarpıtılırdı, örneğin yenilgi zafer gibi gösterilirdi. Şimdi ise haberin yorumu çarpıtılıyor. 

Buna karşı bizim kavramları dikkatli kullanan bir yol izlememiz gerek…
Örneğin geçenlerde bir barış girişimi Taksim’de “Suriye halklarıyla dayanışma mitingi” yaptı. Mitingin adı bile dezinformasyon…
Suriye’de halklar var ve bu halklardan bir bölümü (örneğin Hıristiyanlar) rejim yanlısı, başka bir bölümü ise (örneğin Müslüman Kardeşler’in temsil ettiği geniş bir Sünni kesim) Beşir Esat rejimine karşı…
Bu durumda iki tarafla birden nasıl dayanışılabilir, bilen varsa söylesin!
“Halklarla dayanışma” kulağa hoş geliyor, ama gerçek değil…

Oldukça zayıf olan Afganistan barış hareketi, işgalin sona erdirilmesini ve bu ülkeye Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerlerinin gönderilmesini istiyor.

Taliban tek örgüt değil, çelişkileri olan örgütler birliği…
İşgalin ardından iç savaş başlayacak ya da bir savaş bir başka savaşa dönüşmüş olacak…

Rejime karşı isyanın bir yılı geride bıraktığı Suriye’deki durum da bu yönde ilerliyor.

Bu ülkedeki durumdan bir şey anlaşılmadığı, “halklarla dayanışma” anlayışından belli oluyor.

Anlamak için umarım çok geç olmamıştır.
















 

Kimseden yasaları çiğnemesini beklemiyorum, buna gerek de yok.
 
Kendinizi dinletirsiniz ve ilgili makamları harekete de geçirirsiniz.
Bütün mesele ısrar etmek, işin peşine düşmek, değişik biçimlerdeki protestoyu sonuç alınıncaya kadar sürdürmektir.
Yok, olmadı…

Hükümet Madımak davasındaki karardan sonra utanmalıdır
Yargı utanmalıdır
Peki ya Aleviler…
Onların payına da biraz olsun utanmak düşmüyor mu?