ALMANYA'DA GENEL SEÇİM (1)



ALMANYA'DA GENEL SEÇİM (1)

Avrupa’nın en önemli ülkesinde ve dünyanın da önemli ülkelerinden birisinde genel seçim yapıldı. İki bölümlük bu yazıda ilk olarak genel seçimin sürprizli sonucunu ve bu sonuca götüren gelişmeleri inceleyeceğim. İkinci bölümde ise, Kürtlerin daha öncekilerde görülmedik biçimde seçim kampanyasına katılmasını ve beklentilerinin ne kadar gerçekçi olduğunu incelemeye çalışacağım.
Seçimin beklenen sonucu CDU/CSU’nun güçlenmesiydi ve nitekim de öyle oldu. Sadece oy oranlarını yüzde 40’ın üzerine çıkarabilecekleri beklenmiyordu, ama yaptılar. 
FDP, Liberal Demokrat Parti, yüzde 5 barajını aşamayarak Federal Parlamento’ya giremedi.
Yeşiller beklediklerinin oldukça gerisinde oy alarak yüzde 8,4’te kaldılar.
Sol Parti –beklenildiği gibi- yüzde üç kadar oy kaybederek yüzde 8,6’ya ulaştı. 
FDP’nin Federal Meclis’e girememesi sürpriz olmakla birlikte beklenmiyor da değildi.
Kısa süre önce yapılan Bavyera eyalet meclisi seçimlerinde sadece bu eyalette örgütlü olan kardeş parti CSU tek başına iktidara gelmiş, FDP eyalet parlamentosuna girememişti. Bu sonucun ardından CDU/CSU tek başına iktidarı hedefledi. FDP ise başına gelecekleri sezerek panikledi ve CDU seçmeninden oy istedi. CDU yönetimi de, kimseye hediye edecek oyumuz yok, açıklaması yaparak bu isteği reddetti.
Sonuçta FDP, önceki genel seçime göre yaklaşık yüzde 10 oy kaybederek Meclis’e giremedi.
Gerçekte FDP’nin kaybı daha azdır çünkü önceki genel seçimdeki sonuç, yüzde 14, bu partinin gerçek gücünü göstermiyordu. CDU/CSU özellikle FDP ile anlaşır ve onunla koalisyon yapmak ister. Bu partinin yüzde beş barajının altında olduğu durumlarda CDU seçmeninin bir bölümü FDP’ye oy vererek bu partinin barajı aşmasını sağlar ve sonra da onunla koalisyon yapar. 
Bu durum CDU seçmeninin bilinçli ve disiplinli olduğunu da gösterir. 
Ne ki, FDP, geçtiğimiz dört yılda, CDU’nun kendisine sağlamış olduğu gölgeyi kendi gölgesi sanmaya başladı ve koalisyonda sürekli sorun yarattı. Sözüm ona bağımsız bir parti olduklarını göstermeye çalışıyorlardı ama onları farklı kılan belirgin olarak ayrı bir görüşleri de yoktu. Sonunda CDU şartların uygun olduğunu görünce FDP’yi dışladı ve tek başına iktidarı hedefleyerek seçime girdi. Büyük oy artışı sağladı ve tek başına iktidar için sadece iki eksik milletvekili kaldı. 
Zorunlu olarak koalisyon yapacaklar ama Almanya’da en büyük parti olma konumlarını açık farkla korumuş oldular ve bu durum da koalisyon görüşmelerine yansıyacaktır.
Yeşiller iki yıl önce Baden Württemberg eyalet parlamentosu seçimlerinden birinci parti olarak çıkmışlar ve bu eyaletteki CDU yönetimine son vermişlerdi. Japonya’da nükleer kaza Fukushima vardı ve bu durum bu eyaletteki seçimi doğrudan etkilemişti. 
Yeşiller’in yıllardan beri en büyük talebi nükleer enerji üretiminden çıkılmasıydı. İktidardaki CDU/CSU-FDP koalisyonu bunu yaptı. Almanya nükleer santralları aşamalı olarak kapatmaya karar verdi. Yeşiller’in yapabileceği ise “daha çabuk kapatın” demekten başka bir şey değildi. Bu adımın Yeşiller’in tabanını sarsmaması mümkün değildi ve nitekim de öyle oldu.
Almanya’da elektrikli otomobil üretimi başladı ve hükümet üretim için teşvik yapmaya karar verdi. Hava kirliliğinin bir numaralı kaynağı olan arabalardan çıkan gazlar konusunda da –şimdiye kadar yapılmış olanların yanı sıra- önemli bir adım daha atılmış oldu. 
Yeşiller’in elinde malzeme kalmadı.
Göçmen kökenlilere yönelik tutum derseniz, göçmen kökenli (Türkiye) ilk eyalet bakanı (Niedersachsen eyaleti) CDU’lu oldu. CDU göçmenlere açıldı. 
Karşı taraftakilerin malzemeleri artan oranda ellerinden alınınca ister istemez ne yapacaklarını şaşırdılar. FDP Meclis’e giremedi. Yeşiller beklentilerinin hayli gerisinde kaldılar. SPD oyunu artırdı ama beklediği kadar değil… 
Sol Parti için ise hem iç sürtüşmeler ve hem de diğer bütün ülkeleri ekonomik kriz içinde olan Avrupa Birliği ülkelerinde sağlam durabilen Almanya’daki iktidar partisi karşısında yapılabilecek fazla bir şey yoktu. 
En büyük eleştiri CDU’nun savaş politikası oldu, bu kadar.
Sosyal politika alanındaki eleştiriler de etkili oldu ama beklenildiği kadar değil…
Seçim analizlerine göre CDU, önceki seçimde Sol Parti’yi seçen seçmenden bile bir miktar oy almıştır.
CDU’nun içinden izlenilen politikaya itirazlar geldi. Partinin bir kanadı eski muhafazakar özelliklerini kaybetmeye başladıklarını, partinin sola kaydığını açıkladı. 
Evet, CDU, sağın solu durumundaydı ve bu durum solu iyice sıkıştırdı.
Başbakan Angela Merkel için, yeni durumlara uyma konusunda uzmandır, denilir. 
Demokratik Almanya Cumhuriyeti (DAC) kökenlidir. Oradaki partinin gençlik örgütü olan FDAJ’un yönetim kademesindeyken DAC yıkılır. Önce bu ülkede kurulan CDU’ya yönelir ve CDU kadındaki yeteneği hemen anlar, yükselme yolunu açar. 
Sorun sadece yetenek değil tabii, iyi bir eğitim almış olmak da gereklidir. Merkel üniversitede fizik bölümünü bitirmiş ve bu alanda doktora yapmıştır. 
CDU’da hızla yükselir. Merkel’in DAC geçmişini anlatan kitap seçimden kısa süre önce yayınlandı ve hiç yankı yaratmadı. CDU’da kimse sesini bile çıkarmadı. Kadın başarılı, ne diyeceklerdi ki!
Tabii güçlü bir ekiple birlikte başarılı ama kişisel faktör de az değil.
Almanya’da bir kadının “Mutter der Nation” (ulusun annesi) olarak anılması yeterince açıklayıcıdır.
Merkel, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinin söz konusu olamayacağını açık bir dille ifade etmişti. Bunun üzerine AB Bakanı Egemen Bağış da Merkel’in yakında iktidarı kaybedeceği ve balık tutmaya gideceği kehanetinde bulunmuştu!
Normaldir, bu insanlardan akıllıca bir öngörü beklenemez zaten…
Seçimde kötü sonuç alanların yaptıkları ise Almanya’daki geçerli politik kültürün yansımasıydı.
FDP Başkanı istifa etti, yakında partinin bütün yönetim kurulu istifasını verecek…
Yeşiller ise yönetim kurulunu öne alınan kongrelerinde yeniden seçecekler…
“Kaybettik, yeniden başlamamız gerek” saptamasını yapmak ve bunun için de daha gerideki insanlara görev vermek ve ayağa kalkarak güçlenmeye çalışmak…
Bu bir siyasi kültür meselesidir ve hangi parti seçimi kaybederse bunu yapar. 
Kaybeden yönetim gider, yerine yenisi gelir. 
Kaybeden dışlanmaz ama bir daha ön plana geçmeleri artık zordur.
Türkiye’den çok farklı bir kültür değil mi?
Bir ülkede sol ve sağ partilerin yönetim kültürleri arasında önemli fark yoktur.
Bu durum Almanya’da da böyledir, Türkiye’de de böyledir.
Seçimi kaybedince kendi isteğiyle çekilmek pek görülen bir durum değildir.
Yenilgiye kırk çeşit gerekçe bulunur, hatta “emperyalizmin oyunu” bile denilebilir!
Önemli olan hiç düşmemek değil, düştükten sonra ayağa kalkabilmektir.
Bizde bir düşen bir daha kalkamadığı için düştüklerini bir türlü kabul etmezler.
Hatalarını görüp, onları düzeltip, yeniden başlayacak ne çap ne de cesaret vardır.
Sonuçta varılan yer de çürümeden başka bir şey olamaz.
CDU/CSU büyük ihtimalle SPD ile koalisyon yapacak…
Şöyle bir sorun da var: Merkel başbakanlığındaki hükümette kim koalisyon ortağı olursa kaybediyor.
2005 yılında SPD ile koalisyon hükümeti vardı, sonraki seçimde SPD büyük oy kaybına uğradı.
2009’da FDP ile koalisyon yapıldı, dört yıl sonra FDP Meclis’e bile giremedi. 
Bakalım bu kez ne olur?