Alt Emperyalizm ve Türkiye

enginerkiner - 15/09/2011 14:17:44 (584 okunma)


Alt Emperyalizm ve Türkiye

1990-2011 arasında bölgesel güç olarak Türkiye, yöneldiği alan, ideolojisi ve yönetici partisi farklı iki ayrı dönem yaşar.

Kandil’e İran ile birlikte operasyon, Güney Kürdistan’ında özellikle inşaat alanında yapılan yoğun yatırımlarla tüketim maddeleri ihracatı, Suriye’nin iç pazarında önemli yer tutmanın yanı sıra bu ülkedeki rejimin geleceğiyle yakından ilgilenme, Libya’ya yönelik tutum, Somali’ye yardım ve Türk şirketlerinin Afrika ülkelerindeki yatırımları…
Listeyi uzatabiliriz. 

On yıl önce bu listede Kafkasya ve

Orta Asya ülkeleri vardı. Bu alandaki asıl rakip Rusya Federasyonu idi. Türkiye, “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar büyük Türk dünyası” söylemiyle ABD ile birlikte bu alanda egemenlik kurmaya çalışıyordu. 
ANAP döneminde bazı adımlar attı, ama istediği başarıyı sağlayamadı.
AKP döneminde ise alan değişti. Eski alan bırakılmamakla birlikte Ortadoğu ve Afrika ülkeleri, özellikle Müslüman ülkeler ön plana çıktı. Söylem Türkçülükten İslamcılığa doğru değişti.

1990-2000 döneminde Türkiye askeri gücü ön planda olan bir ülkeydi. Ekonomik gücü gerideydi.

Son on yılda ise değişik bölge ülkelerine yapılan yatırımlar ve ihracat önemli oranda arttı. 

Türkiye silah sanayisi kurulmasında önemli adımlar attı ve bölge ülkelerine silah ihracatına yöneldi.

2000 yılında yayımlanan Alt Emperyalizm ve Türkiye adlı kitap, SSCB’nin dağılmasından sonraki ilk on yılı incelerken, ikinci on yılda önemli değişimler oldu.

ANAP’ten AKP’ye, Türk kökenlilerden Müslümanlara, salt askeri güçten askeri-ekonomik güce geçildi.

Bu değişimin altındaki çizgi ise aynı kaldı: bölgesel güç, alt emperyalizm.

ALT EMPERYALİZM NEDİR?

1990 öncesinde SSCB ve ABD farklı tarafları desteklediği için bölgesel çatışma kısa sürede küresel karakter kazanırdı. 1990 sonrasında ise, tek kutuplu dünyada yerellik daha büyük önem kazandı. Yerelde güçlü işbirlikçileri olmadan ABD’nin küresel boyuttaki denetimi mümkün değildi.Bölgesel güç, alt emperyalizm kavramları güncellik kazandı. 

Ekonomik ve/veya askeri gücüyle belirli bir bölgeyi emperyalizmle işbirliği içinde denetleyebilen güçlere verilen bu ismin geçmişteki tipik örnekleri Güney Kore ve Brezilya idi. Bu tür ülkeler az gelişmiş ülke statüsüne girmezler, bölgesel güç durumundadırlar. Emperyalizmin bölgesel çıkarlarıyla uyumlu hareket etmelerine karşın, konumları nedeniyle belirli isteklerini pazarlık konusu yapabilirler, emperyalizme dayatabilirler.

Alt emperyalizm, geçmişte de görüldüğü gibi, sürekli değil, geçici bir olgudur. Aynı bölgede bir ülke geri düşebilir, başka bir güç öne çıkabilir.

Alt emperyalizm bölgesel yayılma isteğini de içerir.
Türkiye’nin alt emperyalizminde ilk dönemi ANAP, ikincisini AKP temsil eder.

Bu durum, barış mücadelesinde olduğu kadar, iç politikada da büyük önem taşır. 

“AMA BİZ ROMA’NIN KÖLESİYİZ” 

Bu tür ülkelerde iç ve dış politika arasındaki ayrım küçüktür. Ülke sınırları dışında kazanılan başarı, içerdeki politikayı derinden etkiler. Bu durum, büyük eşitsizlik içinde yaşayan ülkedeki halkın psikolojisini iktidara destek yönünde etkiler. 

Eski Roma’daki kölelerin, başka ülkelerin kölelerine yönelik, “Hepimiz köleyiz, ama biz Roma’nın kölesiyiz” sözü, açıklayıcıdır.
İsrail ile çelişkinin, Suriye’ye yönelik demokrasi söyleminin ve diğer örneklerin iç politikayı nasıl etkilediği ortadadır. Bu durum Kürt halkı ve demokrasiyle ilgili sorunlara farklı bir perspektiften bakılmasını gerektiriyor.

Büyük silah alımlarının yanı sıra silah ihracatı da yapan, silah sanayisinde küçük silah üretme aşamasını geride bırakan, ordusunu hızlı müdahale gücü olarak yeniden örgütlemeye yönelen bir ülke ne oranda barışçı olabilir? 

Yeni silahların ve askeri örgütlenmenin deneneceği ilk yer ise Kürt halkı, gerilla ve Kandil’dir.

KURBAĞA VE GÖKYÜZÜ

1990 sonrasındaki dönem, büyük bilgi birikimine sahip olan ama onu kavramsallaştıramayan, analitik düşünme özelliği kazanmayanların, kolayca şaşırabileceklerini gösteriyor. Olaylar tek tek değil kavramların eşliğinde değerlendirildiklerinde anlam kazanırlar.

Bunların bir bölümü bilinçli şaşırmadır. AKP’yi destekleyenlerle, ülkenin bölgesel hedeflerini, alt emperyalizmini destekleyenler arasındaki örtüşmeye dikkat ediniz.

Benzeri bir şaşırma solda da görülür: “Kahrolsun emperyalizm” denilip, orada durulduğunda, seçenek geliştirilemediğinde, bunun pratikteki anlamı, Kaddafi ve Esad’ı desteklemektir.

Kurbağa gökyüzünü kuyunun ağzı kadar sanır.

Sol gibi görünenin bir bölümünün katılımı sağlanmadan emperyalizmin herhangi bir çeşidinin hayata geçmesi zordur ve tarih 1914’ten beri bunun örnekleriyle doludur.

Barışçılar, daha fazla zaman kaybetmeden, önlerinde açılan geniş alana dikkat etmelidir.