ARAP DÜNYASI : Cevap Var Ama Soru Yok!

 enginerkiner - 02/02/2011 18:48:31 (356 okunma)


ARAP DÜNYASI : Cevap Var Ama Soru Yok!

Bu yazının amacı, Tunus’tan Mısır’a, Ürdün’den Suriye’ye kadar Arap dünyasındaki gelişmelerin muhtemel sonuçlarını ele almak değildir. Bunun yerine, gelişmelerin belirli bir teorik çerçeveye oturtulmasına ve elektronik medyayla ilgili bazı abartmaların açıklanmasına çalışılacaktır.

Ortada giderek daha fazla şekillenen cevaplar bulunmakla birlikte, bu cevaplara uygun sorular yoktur.

DEVRİM Mİ OLUYOR?

Önce devrimden ne anlaşıldığını belirtmek gerekir.
Lenin, politik devrimi, siyasal iktidarın sınıfsal yapısının değişmesi olarak tanımlar. 

Lenin söylediği için değil, ama değişik politik devrim deneyimlerine uyduğu için, bu tanımı benimsiyorum.
Tunus, Mısır ve muhtemelen başka Arap ülkelerinde de burjuvazinin bir fraksiyonu yerine başka bir fraksiyonu iktidara gelecek gibi görünüyor. Burjuvazinin yıllardan beri iktidarda olan fraksiyonu ile bütünleşmiş bürokrasi de bir oranda tasfiye olacak…

Bu durumda, Arap ülkelerinde olup bitecek olanları devrim olarak adlandırmak zordur. 

Tunus ve Mısır’da ABD ve İsrail karşıtı söylem ya hiç yoktu ya da zor duyulacak kadar azdı. Önemli bir bölümünü işsiz gençlerin oluşturduğu halk öncelikle yolsuzluklara, keyfi yönetime, ekonomik sıkıntılara ve baskılara karşıydı.

Arap ülkelerinin tümünde nüfusun önemli bir bölümü gençtir. Gençler arasında işsizlik yüksektir. Ülkede yolsuzluk had safhadadır ve sözde serbest seçimlerin yapıldığı ülkelerde bile, Türkiye’deki demokrasi neredeyse Batı demokrasisi ayarında görülmektedir. 

Arap ülkeleri için Türkiye, “Batı” sayılmaktadır. Sadece buradan bile bakarak Arap ülkelerindeki keyfi yönetimin derecesi anlaşılabilir.

Arap halkı başka bir kapitalizm istiyor.

Daha demokratik, yolsuzluğun bu kadar fazla olmadığı, halkın daha fazla söz sahibi olduğu bir kapitalizm…

Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mubarak, gösteriler üzerine yerine oğlu Camal’ın geçmesinden vazgeçti.

Suriye’de bir süredir devlet başkanı olan Beşar Esad, önceki Devlet Başkanı Hafız Esad’ın oğludur.

Bu ülkelerde –sakat bile işlese- parlamenter demokrasi mi, yoksa bir çeşit saltanat mı var? diye sorulabilir.

Arap ülkelerinde bir çeşit kültür devriminin gerçekleşmeye başladığını söylemek mümkündür. Devrimin derecesi ülkelere göre değişmekle birlikte, Mısır’daki olayların Arap dünyasının genelini etkileyeceği söylenebilir.

Kültür devriminden kastedilen; politik iktidarın sınıfsal yapısının değişmemesine karşın, toplumsal yaşamın hemen her alanında önemli bir demokratikleşme yaşanmasıdır. 

Bu tür devrimin klasik örneği 1968’in Batı ülkelerinde yol açtığı değişimdir. 

İktidardaki sınıfsal yapı değişmemiş olmakla birlikte fabrikalardan üniversitelere kadar tabanın alınan kararlara katılımı artmış, kadın hakları önemli oranda genişlemiş; Almanya gibi ülkelerde Nazi dönemiyle açık hesaplaşma 68 hareketiyle başlamıştır. Bu toplumlarda barış hareketi, feminist hareket, atom enerjisi kullanımına karşı hareketin gelişmesinde 68’in önemli payı vardır.

Arap ülkelerindeki değişimin de –aynı kapsamda olmasa bile- bu çerçevede kalacağını söylemek mümkündür. 
Yine kapitalizm ama daha demokratik…

DİKKAT DIŞARIDA, SÖMÜRÜ İÇERİDE…

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, “artık reform zamanı geldiğini” belirttikten sonra, Suriye halkı ABD’ye ve İsrail’e karşı olduğu için, bu ülkede Tunus ve Mısır’dakine benzer olaylar beklenemeyeceğini, söylemiş.

ABD ve İsrail’e karşı olmak; yıllardır içerdeki yoğun baskıyı, yolsuzlukların her yana yayılmasını, işsizliği ve sefaleti gizlemenin yolu olarak kullanılıyor. 

Bölgede “anti emperyalist” olarak bilinen bu ülke, Mısır’dan daha anti demokratiktir.

En başta ülkede yaşayan yaklaşık iki milyon Kürdün 300 bin kadarı ülke vatandaşı sayılmıyor. Bir ülkede doğup büyüyen insanları, halen o ülkede yaşarlarken vatandaşlıktan atmak, bizdeki 12 Eylül yönetiminin bile akıl edemediği bir uygulamadır. 
Resmi anti emperyalizmin dikkatleri içerdeki yoğun baskı ve sömürüden uzaklaştırmak gibi işlevleri de bulunuyor…

FACEBOOK DEVRİMİ Mİ?

ABD yönetimi, başka ülkelerdeki özgürlüğün ölçüsünü internetin ne oranda serbest olmasına bakarak ölçüyor. 

Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, modern iletişim teknolojisinin yasaksız kullanımının çeşitli toplumlarda değişime yol açacağı görüşünde. Bu görüş her yerde ve her zaman bulunabilecek çeşitli profesörler tarafından da destekleniyor. Hatta Tunus ve Mısır’da halkın harekete geçmesinde özellikleFacebook ve Twitter’in önemli rol oynadığı belirtiliyor.

Mısır ve Suriye yönetimleri birkaç günden beri ülkelerindeki internet bağlantısını devreden çıkardılar. Bu önlemin pek yarar sağladığı söylenemez.

Olayların görünümüne göre teori üretmeyen yorumcular ise, Facebook ve Twitter üzerinden kurulan bağlantıların, klasik yüz yüze bağlantının yerini tutamayacağını, elektronik medyada haber çıkmasının kitlenin harekete geçmesi için yeterli olmayacağını belirtiyorlar.

Genel olarak internet, halkın iktidara karşı harekete geçmesini sağlamaz. Bu harekete geçmenin koşulları zaten varsa ve kıpırdanma da başlamışsa, bunun daha hızlı yayılmasını sağlar…
Bu görüşlerin kökeni Nisan 2009’da İran’da seçimlerde hile yapılması üzerine çıkan olaylara dayanır. Rejime karşı kitle eyleminin Twitter sayesinde başlayıp yayıldığının teorisi yapılmış ve Twitter için “despotların yeni korkulu rüyası” denilmiştir.
Bunun gerçekle ilgisi yoktur. Eylemlerden bir yıl kadar sonra yapılan araştırmalar, olaylar sırasında Tahran’dan sadece 60 Twitter’den mesaj geçildiğini ortaya çıkardı. 

İnsanlar arasındaki sağlam bağlantılar, sanal alemdeki şekilsiz bağlantılar değil, eskiden olduğu gibi şimdi de büyük kitle eylemlerinin temelini oluşturmaktadır.